Skip to content

LAVİNİA

Chapter 4 · 8 min read

LAVİNİA

Chapter 4

4.Bölüm

Herkese selamm. Yeni bir bölümle karşınızdayım. Sık sık bölüm atmaya çalışıyorum. İlham işin içine girince biraz zorlaşıyor ama güzel oluyor elimden geldiğince de bölümleri uzun tutmaya çalışıyorum. Ama dediğim gibi ilham işi olunca biraz çaba ve özen istiyor o nedenle güzel bir iş çıkarmak adına bölümleri sakin kafa ve olabildiğince ayrıntılı, özenli yazmaya çalışıyorum. Henüz işin ve yolun en başındayım umarım küçüklükten hayal olan bu durumu gerçeğe dökebilirim. Her ne kadar az okunmam ve takipçi düşüklüğüm olsa da bir gün bende okunan bir yazar olmayı en içten şekilde diliyorum. Ve son olarak okuyan oylayan herkesin eline yüreğine sağlık , ayrıca sizin için bıraktığım şarkıları dinleyin. İyi okumalarrrr. :)

Bana kapıdan seslenen, yıllardır bizimle birlikte çalışan Fatma teyzenin sesiyle, kulağımı tıkamak istercesine yastığıma daha çok sarıldım uyanmak istediğim falan yoktu neden anlamak istemiyorlardı ha bire bana kapının ardından seslenmeleri uykuma kaldığım yerden devam etmeyeceğim anlamına gelmiyordu. Gece zaten geç yatmıştım şimdi de beni erkenden uyandırıyorlardı. Dün yürüyüşten döndükten sonra karşılaştığım yabancıyı düşünüp durmuştum. Elbette ilk görüşte aşk falan değildi bende ki sadece kendisi bana biraz garip gelmişti. Belki de aldığım acı kahve ve odunsu parfüm kokusu ya da bana kızıl demesi dikkatimi çekmişti. Yabancının aklıma gelmesiyle uykumun iyice açıldığını fark edip kocaman bir of çektim. Fatma teyze de ayaklı alarm gibi ha bire kapının arkasından bağırıp duruyordu uykucu olduğumu bildiğinden beni okul günleri her sabah mutlaka o uyandırırdı aksi takdirde okula geç kalıp duruyordum. Bir nevi bağırması işe yarıyordu yani. Daha fazla dayanamayıp ayaklandım uykum iyice açılmıştı.




Bağıran Fatma teyzeyi susturmak adına ;

" Tamam tamam uyandım. Geliyorum Fatma teyze" diye bende karşılık olarak bağırdım. Kapının arkasından gelen kıkırtı ve " ah deli kız" diye söylenme sesiyle bende gülümsedim. Seviyordum bu kadını ya aşırı neşeli ve bir o kadar hamarattı; elinden her iş gelir bütün eve tek başına yetişirdi. Beni evladından ayırmazdı bende onu öz teyzem kadar sever sayardım. Bazen canım sıkkın olduğunda dertleşir bir şekilde beni güldürmeyi başarırdı elinde büyümüştüm Fatma teyzemin bundan ötürü ona minnettardım. Yüzümde ki gülümsemeyle beraber banyoya doğru ilerledim. Tabii ilerlerken günlük rutin haline gelmiş olan, Casper'ın öpücük seansını da unutmamıştım.




Banyodan çıktıktan sonra üstümü giyinip aşağı indim. Kapüşonlu bir crop , altına kargo siyah bir pantolon son olarak da üstüne kot çeket giymiştim.










Evin ısıtması açık olduğundan üşümüyordum. Aşağı inen merdivenlere yöneldim. Adımlarımı kış bahçesine yönlendirmek yerine mutfaktan gelen enfes kokularla tersi istikamete yönlendirdim. Mutfaktan içeri adım attığımda burnuma çarpan peynirli börek kokusuyla adımlarım duraksadı. Gözlerim fırını tararken; ağzımın suyu akmak üzereydi ki beni fark eden Fatma teyzeyle kendime geldim. Beni görünce kocaman gülümseyen kadına aynı şekil karşılık verip yanına adımlayıp kollarımı iki yanından sardım.






" Bu ne güzel bir koku Fatma sultan ağzımın suyu aktı resmen!" Kollarımı gevşetirken Fatma teyze kıkırdıyordu. "Dur deli kız. İlahi Pamir' im boğdun beni" bende gülümseyip kollarımı iyice gevşettim. "Senin için peynirli börek yaptım. Pek bir sever benim deli kızım uzun zamandır yapmıyordum yapayım da güzelce yiyiversin dedim." Fatma teyzeye ellerine sağlık dedikten ve yanağına sulu bir öpücük kondurduktan sonra mutfaktan çıktım. Kış bahçesine doğru yürürken annemle babam çoktan uyanmış ve benim okul işini konuşuyorlardı. Sanırım bugün kaydımı yaptıracaktık ve yarında okula başlayacaktım. Masaya geçerken anneme ve babama günaydın dedim. Ebeveynlerim sohbetlerine kaldıkları yerden devam ederken, ben tabağıma konan böreğe deyim yerindeyse resmen saldırdım. Allah'ım böyle bir tat olamazdı! Fatma teyzem cidden işini biliyordu bu kadının el lezzetti hiç kimse de yoktu, restoran açsa ilk müşterisi ben olurdum.




Kahvaltı da bir güzel karnımı doyurup iyice şiştikten sonra üstüne bir de 2 bardak filtre kahveyi mideye indirmiştim. Daha sonra odama geçmiş biraz müzik dinlemiş biraz da kitaplarla ilgilenmiştim. Kitaplığımı düzenlemiş; saksı karanfillerimi, zambaklarımı, açelya ve nergislerimi de balkonuma sırasıyla özenle dizmiştim. Balkonum camekanlı olduğundan ötürü çiçekler soğuktan zarar görmezdi. Küçük kaktüslerimi ise yatağımın iki yanında duran ve gece lambalarına sahiplik yapan komodinlerin üzerine koydum. Odamın düzeni henüz tam oturmamış olsa da çiçeklerime değer verdiğimden ötürü onları yerleştirmeye üşenmezdim. Geri kalan eşyalarımı ise üşenmediğim bir zaman yerleştirirdim artık. Odam da gözlerimi son kez gezdirdim; artık boydan boya cam duvarım olmasa da camekanlı ve denizi gören bir balkonum vardı. Üstelik böylesi nedensizce bana daha güvenli hissettirmişti. Balkon kapısının tam karşısına denk gelen gri tonlarında dizayn edilmiş kocaman bir kitaplık vardı. Odanın tam ortasında kırık beyaz tonlarında bir nevresim takımı serili iki kişilik bir yatak, iki yanındaysa yine gri tonları hakim olan komodinler vardı. Yatağın karşına denk gelen rengi yine griye çalan tek tarafı boydan camlı tek tarafı ise tahtadan gardrop vardı.




Cam kısmında da altın işlemeli bir kaç figür vardı. Gardrobun yanında ise boy aynası mevcuttu. Odam fena sayılmazdı; her ne kadar cıvıl cıvıl bir insan olsam da bu tonları da sevmiştim. Oda da göz gezdirmem bittikten sonra adımlarım kapıya yöneldi. Babamın "öve öve" bitiremediği okula gidip önden bir inceleme yapacaktık; eğer hepimize uyarsa okula kaydım yapılacaktı. Beni araba da bekleyen ebeveynlerimin yanına adımladım. Arka koltuğa yerleştikten sonra babam gaza bastı, gidip görelim bakalım babamın şu överek bitiremediği okulu.




20 dakikalık bir yolculuğun ardından okulun kapısından giriş yapmıştık. Gerçekten de dendiği kadar vardı; okul resmen devasa bir şeydi. Üzerinde kocaman harflerle yazılı olan okulun ismine baktım. KESKİNAY OKULLARI...




Hep birlikte merdivenleri tırmanıp ,görevli öğrenciye müdürün yerini sorduk. Bize eşlik edip müdürün odasına varınca öğrenci bize bol şans dileyip yanımızdan ayrılmıştı. Kapıyı tıklatıp içeri girdik. Müdürün odası da bir hayli büyüktü; çaktırmadan gözlerimi devirdim oda değil daireydi resmen sanki İngiltere Prensiydi mübarek!




Konuşulanları bir süre sonra dinlemeyi bırakmıştım. Müdür okulu allandıra ballandıra anlatıp , ha bire övüp duruyordu. O nedenle dinlemeyi bırakmış telefona yönelmişti dikkatim. Kulağıma dolan sesle kafamı kaldırdım. Müdür babamla el sıkışıyordu bu da demek oluyordu ki okula kaydım yapılmıştı; düşüncelerimle eş zamanlı olarak müdürün hayırlı olsunları, pişman olmayacaksınız konuşmaları duyulmuştu. Babamla el sıkıştıktan sonra kahverengi gözleri bana döndü. " Okulumuza hoşgeldin küçük hanım. Pişman olmayacaksın sınıfın 12/A eğer yarın geldiğinde bulamazsan görevli öğrenciye danış sana yerini gösterir şimdiden bol şans." Gülümseyip basit bir teşekkür ettikten sonra odadan ayrıldık. Annemler ne kadar okulu gezmemi istese de eve gidip dinlenmek istediğimi söyledim. Hem belki Casper'la yürüyüşe çıkardık; okul maratonu başlamadan önce etrafı biraz gezsem fena olmazdı. Sabahları da okula yürüyerek gidip gelebilirdim eve pek uzak sayılmazdı. 15-20 dakika da arabayla varıyorduk yürüyerek yarım saat anca sürerdi.




Okulun merdivenlerinden inerken etrafa göz gezdirmeyi de ihmal etmiyordum. Geniş koridorları vardı; etraf beyaz fayansla döşenmişti her gün temizlendiği cıncık gibi olmasından belliydi. Sırasıyla dizili sınıflara yakın dolaplar konumlandırılmıştı onlar da mat kırmızıydı bu da okula ferah bir görünüm vermişti. Müdürün bahsettiği kadarıyla voleybol futbol basketbol gibi takım sporlarının düzenlendiği ve öğrencilerin antrenman yaptığı spor salonu, ekstradan bir yüzme havuzu, tüm okulun sığabileceği büyüklükte bir konferans salonu, resim atölyesi,müzik odası, en çok da dikkatimi çeken şeyler de okul da dev bir kütüphane ve isteğe bağlı olarak herkesin girip çıkabileceği bir botanik bahçe olmasıydı. Sanırım bu okulu sevecektim.




Yüzümde oluşan tebessüme engel olamadım. Yeni hayatımın enerjisini şimdiden hissedebiliyordum. Her şey güzel olacaktı; yeni hayat , yeni okul , yeni arkadaşlar. Sonuç olarak yeniliği kim sevmezdi ki değil mi? İçime dolan tarifsiz bir heyecanla sırtımı dikleştirdim. Anne ve babam önde merdivenleri inerken, izleniyormuşum hissi yerime kazık gibi çakılmama neden oldu. İçime dolan heyecanın yerini şimdiyle tarifsiz bir korku aldı. Kalbim hisselerime anında tepki verirken gümbürdemeye başladı. Yerinden çıkacakmış hissi veren kalbimle birlikte başım dönmeye ve midem bulanmaya başlamıştı. Ellerim titremeye başlarken eş zamanlı olarak gözlerim de etrafı taramaya koyulmuştu. Korktuğum başıma gelemezdi değil mi? Hem de ilk günden; eğer yeniden karşıma çıkmaya cesaret ederse bu sefer yemin ederim onu öldürürdüm! Tozlu bir rafa kaldırdığım korkularım yeniden gün yüzüne çıkmamalıydı. Bu sefer dayanamazdım. Gözlerimin üstüne tonlarca ağırlık koymuşsun gibi dayanamayıp usulca kapanan göz kapaklarıma titremesini kesmek adına yumruk haline getirdiğim ellerim eşlik etti.




Etrafı bir şahin misali tarayan gözlerim en nihayetin de kayda değer bir şey bulmuşlardı. Merdivenlerin çaprazında duran bir çift ela gözle çarpıştı gözlerim. Bu halime karşı olsa gerek şaşkınlığa bürünen yüzü; çakışan yeşillerim ve onun elalarıyla keyfi bir hale büründü. Ellerimi çözdüğüm sırada suratına yapıştırdığı sırıtışla bana doğru adımlayan ela göze baktım. İçeri göçen yanakları dikkatimi dağıtmaya yetmişti. Gözlerimi kaçırıp boğazımı temizledim. Ellerini siyah dümdüz saçlarından geçirirken attığı son adımla yanımda durdu. Anın etkisinden çıkıp bende suratına baktım. Dolgun kiraz renginde ki dudaklarını yaladıktan sonra araladı: " bu ne tesadüf! Bak sen şu Allah'ın işine bizi yine karşılaştırdı. Sanırım okula yeni kayıt yaptırdın". Sözleriyle, hala dudaklarında olan bakışlarımı hemen yüzüne çevirdim. Kafamı sallamakla yetindim. Hadi ama! Sesime ne olmuştu benim içime mi kaçmıştı? Olumlu yanıtımla suratına iyice yayılan sırıtışıyla üzerime doğru hafifçe eğildi. Bala çalan ela gözleri beni karış karış arşınlarken dudaklarından çıkan sözlerle beni yine şaşırtmayı başarmıştı; " o halde okulumuza hoş geldin kızıl, emin ol burayı çok seveceksin" dağılan dikkatime bir hançer de mistik odun ve acı kahve kokusu indirmişti. Kirpiklerimi kırpıştırıp bu olanlara bir anlam vermeye çalışırken ela göz bana göz atıp yanımdan geçerek merdivenleri tırmanmaya başladı.




Çatılan kaşlarımla hafif bir açıyla arkamı dönüp ona baktım. Yine gözden kaybolmuştu. Merdivenin sonundan bana seslenen annemle kendime geldim. Adımlarımı aşağı yönlendirirken hala ela gözle karşılaştığıma inanamıyordum. Demekki aynı okuldaydık. Acaba ismi neydi? Bu saçma düşünceleri kafamı sallayarak defetmeye çalıştım. Bana yine kızıl demişti; derin bir nefes verip arabanın arka koltuğuna oturdum. Düşünceler eşliğinde kafamı cama yaslayıp yolu izlemeye koyuldum. Bakalım hayat bu sefer benim için ne hazırlıyordu. Yeni yeni dikiş tutmaya başlamış hayat damarlarım bu kez tamamen kapanacak mıydı yoksa dikmeye çalıştığım yerden acımasızca tamamen kopacaklar mıydı.




Biri kadının hayat damarını kesti,

Kadın damarları acımasızca geri dikti,

Bir kadın hiçliğe karışıp gitti,

Bir başka kadınsa direnmeye devam etti.

End of chapter

4 comments