Skip to content

Lâl

Chapter 13 · 4 min read

Lâl

Chapter 13

12.Bölüm

“Doktorun seni muayene ettiği o gün…”

Devam ederken çekinmişti anıların gücünden Asude. Yıkabileceği şeyler gözünü korkutuyordu.

“Bir tek sen vardın Asude benim için. Diğer herkes o adamın yerini almıştı. Kime baksam onu görüyordum. Doktorun beni muayene ettiğini söylediğiniz o gün, öldürmeye çalıştığına yemin edebilirim.”

Hatırlıyordu. Hanzade’nin nasıl çırpınıp durduğunu, ona kendisini kurtarması için yalvardığını, nefesinin nasıl kesildiğini, annesinin izlemeye dayanamayıp odayı terk ettiği anı, babasının çaresizlikle “Yeter!” dediğini ve yardım etmek için yaklaştığında Hanzade’nin çığlıklarının arttığı o an da koca adamın nasıl yerle bir olduğunu hepsini hatırlıyordu.

“Kızıma ne oluyor Hakan? Kızıma ne oluyor?”

Sezgin kulaklarını elleriyle kapatıp sığındığı koltuğun kenarından bu sözleri tekrarlayarak ileri geri sallanıyordu.

Hakan’ın bu defa ne kelimeleri yeterdi anlatmaya ne de gücü… Ölmüştü az önce, odada kızı ondan çıldırmışçasına korkarken.

Yardım edememekte neyin nesiydi?

“Kızıma ne oluyor!” diye aniden avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı Sezgin. Öfkeden, korkudan deliye dönmüştü anne yüreği. Çaresizlikle sınanıyordu. Öyle bir dertti ki bu hiçbir devası yoktu sanki. Ayaklarını sağa sola sallamaya başladı.

Odadan çıkan doktor onu tutana kadar Hakan durumun farkında bile değildi.

Hızla sakinleştirici iğne çıkardı çantasından, Hakan gözlerini kısmış anlamaya çalışıyordu. Baktı. Bir kadın avaz avaz bağırıyordu. Anlayamadı.

Doktor iğneyi teninden geçirdiğinde hissetmedi bile Sezgin.

Hanzade’yi kollarıyla sıkıca sardı Asude. Sıkıca tuttu onu. Hiç bırakmayacağını söyleyerek sarmaladı. Bir daha kimsenin odadan içeri girmesine izin vermeyeceğine söz verdi Asude. Hanzade, ağlıyor ve titriyordu.

Sonunda ilk kendine gelen Hakan oldu ve doktorun yanına gitti. Karısına uzandı eli. Alnına dokundu. Baygın bakıyordu yeşil gözleri… Uzak ve kaybolmuş. Ormanlar saklardı gözlerinde ama bu defa tutuşmuştu toprakları.

“Ne oluyor doktor? Bir şey söyle artık.”

Doktor aslında az çok farkındaydı ne olduğunun ama yine de konuşurken kapıyı açık bırakmaya karar verdi. En azından herkes alışana kadar yirmi yıldır her türlü yanlarında olduğu bu aileye bunu borçlu olduğunu düşündü.

“Lafı uzatmadan basit bir şekilde anlatacağım. Fiziki olarak herkes kadar sağlıklı Hanzade. Fakat zihninde durumlar çok farklı. Bu hastalık psikolojik bir rahatsızlık adı Fregoli Sendromu.”

“O ne demek doktor?”

Kısa bir an duraksadı. En anlaşılır şekilde anlatmak istiyordu.

“Normal koşullarda tanıştığımız ya da gördüğümüz herkesle ilgili kafamızda bir görüntü, ipucu oluşur. Fregoli Sanrısı yaşayanlar ise bunları hatırlarken beyindeki limbik sistem olarak bilinen duyguları kontrol eden bölgeyle kuvvetli bir bağ kurarlar. Bir tanıdıklık ya da yakınlık duyduğu kişilerle iletişim halindeyken bu limbik sistem vücutta bazı değişiklikler yapar. Bunun neticesinde de limbik sistemin vücutta gerçekleştirdiği bu değişiklikler, gördükleri herkese karşı meydana gelmeye başlar. Bu sebeple bir yanılsamaya neden olan beyin herkesi aynı kişi sanır ve 'Böyle hissediyorsam, bu o' algısına yol açar ve sanrı böylece ortaya çıkar.”

Hakan donup kaldı. Doktor anlamadığını düşünerek “Yani Hanzade, ikizini kaçıran adamı baktığı herkesin suratında görüyor. Bu yüzden hepinizi…” düzeltti. “Hepimizi o sanıyor. Asude’ye karşı bir ayrıcalık yapabilir zihni çünkü kendi yüzüyle bire bir aynı. Bu yüzden onu tanıyor.”

Belki de duyulması en ağır gerçeklerden biriydi bu. Biliyordu Hakan ve Sezgin o adamın Hanzade’nin ateşe verdiği adam olduğunu. Derin bir nefes aldı.

“Peki ne olacak?”

“Gerçeklere ne kadar hazırsınız bilmiyorum ama bunu sizden saklayamam. Hanzade’nin gidişi yıllar önceden buna evirilmiş durumda. Sizi suçlamıyorum ama yaşadıkları bir travma etkisi yapmış. Bu zihninde birtakım bozukluklara eninde sonunda sebep olacaktı. Zaten unutması… İkizi hafızasında büyük bir sıkıntı olduğunu söyledi. Hepimiz de biliyoruz ki bu vitamin eksikliklerinden kaynaklanan cinsten değil. Sonuç olarak yaşadığı son olay onu bu noktaya getirdi. Bu olmasa başka bir şey olacaktı. İllaki olacaktı. Yaşanan her şeyin insan bedeninde bir karşılığı vardır.”

“Sonuç…”

“Sonuç dediğiniz şey tedavi mi?”

“Evet. Böyle kalmayacak değil mi? Bu şekilde nasıl yaşar? Bir tedavisi olmalı…”

Doktor yüzünü ifadesiz bir hâl aldı.

“Ne yazık ki bir tedavisi yok. Çoğu psikolojik rahatsızlık gibi. Zaten çok nadir görülen bir hastalıktır. İnanın vakayla benim de ilk tanışmam bu fakat gençliğimde çok dikkatimi çektiğinden araştırmalarım hep bunun üzerineydi. Buraya gelmeden de daha önce vakayla karşılaşmış bir doktor buldum ve iletişime geçtim. İnanın elimden geleni yaptım ama…”

“Ama ne doktor?”

“Kanıtlanmış bir tedavisi yok Hakan Bey.”

“Peki oo doktorun hastası… Ona ne olmuş?”

“Onunkine ne olduğunu bilmek istemezsiniz. Diğer vakalar çıldırma ve ardından…”

Devam edemedi.

“Başka bir sonuç yok mu?”

“Olumlu bir sonuç mu istiyorsunuz?”

“Evet…”

“Üzgünüm. İyileşecek diyemem. Bir vaka Alzheimer olmuştu sonunda. Bir diğeri bu şekilde yaşayıp gitmişti uzun süre, diğerleri içinse dediğim gibi…”

“Bir tedavisi olmalı doktor…”

“Ne yazık ki! Ama illa bir şey olsun derseniz ilaçlar var. Yani işe yaradığı kanıtlanamamış ama denenebilir. Küçükte olsa belki… Lütfen bu umuda kanmayın ama belki yani iyi gelebilir. Şiddetini azaltır.”

O günü hatırlayınca bin türlü isyan geldi geçti üstünden. Doktorun kısık kısık gelen sesini anımsadı. Bir tedavi olmadığını söylediği o an. İyice sarmıştı ikizini. Kollarıyla sıkıca tutup ben ona bakarım demek istemişti. İnanmak istiyordu onu koruyabileceğine ama olmamıştı. Koruyamamıştı.

Ne kendini ne de onu…

End of chapter

8 comments