Emre, askerliğinin ilk gününde koğuşa girdiğinde etrafına sessizce baktı. Herkes bir yerlere yerleşiyor, birbirleriyle tanışıyordu.
Tam yatağının yanına çantasını bırakırken karşısındaki yataktan bir ses geldi.
— Yeni misin?
Emre başını kaldırdı.
— Evet. Emre.
Karşısındaki asker elini uzattı.
— Hasan.
Emre elini sıktı.
— Memnun oldum.
— Ben de.
İlk başta sıradan bir tanışmaydı.
Ama günler geçtikçe Hasan, Emre'nin yanında daha fazla zaman geçirmeye başladı. Birlikte nöbet tutuyor, yemekhanede yan yana oturuyor, geceleri herkes uyuduktan sonra sessizce konuşuyorlardı.
Bir gece Hasan sordu:
— Buraya alışabildin mi?
Emre gülümsedi.
— Sen olmasan alışamazdım galiba.
Hasan bir an sustu.
Emre de sustu.
İkisinin arasında garip bir sessizlik oluştu.
Ama ikisi de o sessizliğin nedenini biliyordu.
Çünkü birbirlerinden hoşlanmaya başlamışlardı.
Ertesi gün Hasan nöbetten dönerken Emre'yi kapının önünde beklerken gördü.
— Beni mi bekliyordun?
Emre hafifçe gülümsedi.
— Belki.
Hasan ona baktı.
— Belki mi?
— Çok konuşma.
Hasan güldü.
O gece ikisi de aynı şeyi düşündü:
Bu sadece arkadaşlık değildi.
Ama askerlik ortamında bu duyguları saklamak zorundaydılar.
Ve ikisinin de bilmediği bir şey vardı:
Bu aşk, koğuşta yaşayacakları en büyük sınav olacaktı.