تخطٍ إلى المحتوى

KORATEŞ

الفصل 45 · قراءة 9 دقيقة

KORATEŞ

الفصل 45

🔥 45

Ne soğuktu ne sıcak, içimde hiçbir çarpışma yoktu. Sadece ateşi hissediyordum, dokunduğu her yerden mideme kayan, yakan, kavuran ve kül eden ateşti. Onun bedenimle olan her teması kıyametti. Yanacağımı bildiğim halde yeniden içine girmek isteyeceğim kadar derin bir ateş kuyusuydu gözleri, yudum yudum içmek istediğim zehirli bir suydu. Kafamdaki bulanık suların arasında açan nilüfer çiçekleri gibiydi. Tezatların ortasında, evreni oluşturan her şeyin birbirinin etrafında dönüp yine birbirine çekilmesi gibi ona çekilmiş, girdabına kapılmıştım. Başlangıçta hislerimin sadece bir inat uğruna kuşanılmış kalkanlar gibi olduğunu düşünsem de ona bakarken bunun tersi olduğunu hissediyordum. Beni kandırmasının imkanı yoktu, bu ateş aldatmaca için fazla büyük ve fazla yakıcıydı. Gözlerinde açık seçik gördüğüm adamın yalan söyleme imkanı yoktu. Bugüne kadar her bakışmamızda beni ince ince yakan o zehirli yeşil gözleri iyice beni kendisine katmıştı. Ona, bir başka isimle seslemek ve onu kaybetme hissini yaşamak aslında içimdeki hislerin ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Ona bir başkasının adıyla seslenmek, kulağa sevimli gelecek lakaplar bile takmak istemiyordum. Defalarca adını mırıldanmak, Saygın diyerek seslenmek istiyordum. Adını bağırmak istiyordum, Korateş diye tezahürat etmek istiyordum. Onu istiyordum. Korateş’i… Saygın Ragıyf’ı istiyordum. Kolu göğsümün altından sarılmış, eli hala bir parmağı eteğimin altında olmak üzere aynı yerdeydik. Gözlerini gözlerime dikmiş, pusuya yatmış ifadesiyle parmakları tenimin üzerinde usul usul kıpırdanırken kollarının arasında kıvranmak, ona daha fazla sokulma arzusuyla yanmak istiyordum. Aynanın karşısında, onun bedeni beni kaplamış bir halde kendime bize bakarken ona daha fazla kapılmak, bana daha fazla dokunmasını dillendirmek istiyordum ancak bunu yapmaya cesaretim yoktu. Erkendi. Ben, biraz kıvılcım çıkarmak istemiştim ancak bunu yaparken nerede olduğuma bakmamıştım. Nasıl olduğumu düşünmemiştim. Kim olduğumu unutmuş, sadece Korateş’in sıcak meltemine kapılıp ateşine doğru süzülmüştüm. Her biri aslında yeterli gibi gelse de yetmiyordu. Duygusal olarak ona daha fazla yaklaşmak, kalbinin derinliklerini görmek istiyordum. Bedeninden önce ruhunu keşfetmek istiyordum. Bu yüzden benim için erkendi. Bacağımın üzerindeki elini kavrarken Saygın bundan cesaret alarak daha da derinlere kaymak, eteğin altında kaybolmak istediğinde kalçalarımı kaçırarak elini tuttum. Belimde, kalçalarımın üzerinde fermuarının altındaki şişkinliği belirgin bir şekilde hissediyordum. Sıra bendeymiş gibi sesli bir şekilde yutkunduğumda gülümsedi. Elini tutup çekerken “Saygın,” dediğimde sesim azarlar bir tondaydı. Kulağını burnumun arkasına sürterken güldü. Bırakmaya, uzaklaşmaya niyeti yoktu. “Uçuşa geç kalacağız,” dedim daha sekiz saat varken. “Lema,” diye fısıldadığında kollarının arasında büküldüm. Kaçmak, onunla aynada göz göze gelmemek için kollarının arasında kıvranırken gülümsemesi daha da genişleyerek dişlerini açığa çıkardı. Dudakları boynumdan omzuma doğru inerken belli belirsiz her temasında ensemdeki tüyler diken diken oluyordu. Parmakları, yırtmacımın açıkta bıraktığı bacağımda parmaklarını açtığında bacağımın yarısını kavramıştı. Genişçe açtığı parmakları arasında etimi sıkıştırırken “Sahiden pamuk gibisin,” diye fısıldadı. Ellerini bedenimden uzaklaştırırken aynadaki aksine bakıyordum. Kendiminkiler de dahil olmak üzere bütün iplere sıkı sıkıya tutunurken “Sen benim o şekilde bakacağım kadınlardan değilsin,” diyerek abartılı bir şekilde onu taklit ettiğimde üzerime gölge gibi çökmüş, gözlerinden aşağısı omzumun ardında kalmış bana ateşle parlayan gözlerini kısarak bana bakıyordu. “Öyle mi?” diye meydan okurken karşısında dikilmiş, kollarımı göğüslerimin altında birleştirdim. “Bu laflar…” derken gözlerimi kısarak ona bakarken yüzümü buruşturmuştum “Sanki biraz altı boş laflar bunlar.” Gözleriyle beni baştan aşağı süzüp göğüslerimde oyalanırken “Yakalandım,” dedi geri çekilirken. Dişlerinin arasından sesli bir nefes alırken ellerini kumaş pantolonunun ceplerine soktu “Ne yapsak bu konuda?” diye sorarken kaşları çatılsa da gözleri yanıyordu. Asla geri adım atmıyordu. Kimseye karşı. Geriye doğru bir adım atarken “Senin ne yapacağını bilmiyorum, ben üzerimi değiştirip geri dönüş yolu için hazırlanacağım,” derken bana gülümsüyordu. Gazel konseri sağlık sorunları nedeniyle tüm ay olarak iptal edilmişti, buna üzülmek istesem de kafam o kadar doluydu ki bu halde konsere gitmediğim için mutlu bile sayılırdım. Kafam dolu halde konserden keyif almayacaktım. Konserin iptal olmasıyla birlikte geri dönüş biletlerimizi bir gün erkene çekmiştik. Kısılmış gözlerini üzerimde gezdirirken “Birkaç planım var,” dediğinde dudaklarındaki kıvrımlar yukarıya doğru kalkmıştı. “Soğuk duş almak ve sakinleşmek gibi mi? Çok mantıklı,” diyerek parmaklarımın ucuyla eteğimi sıkı sıkıya tutarak yatağın ucuna oturduğumda gözleri hala üzerimdeydi. Ona gülümsediğimde sesli bir şekilde kahkaha attı. Ağır adımlarla üzerime doğru yürürken eteğimi bacaklarımın arasında toplamış, tıpkı bir kıskaç gibi ellerimi sıcak bacaklarımın arasına sıkıştırmıştım. Tam karşımda dikilirken bana tepeden, yarı kapalı gözlerle bakıyordu. Ona bakarken istediğim tek şey daha fazlasıydı. Gözlerimi her kırpışımda daha önce hayalini dahi kurmadığım ancak ıslak rüyalarımı daha da tutkulu hale getiren her şeyi onunla yaşamak için arzuluydum. Parmaklarının ucuyla çenemi kavradığında pantolonunun fermuarıyla aynı hizadaydım, kalbim göğsümde çırpınırken gözlerimi kaçırmak istediğimde çenemi tutarak kendisine bakmaya zorladığında direnemedim. Onunla çarpışmadan önce kendi iplerime daha sıkı tutunmak zorundaydım. Başparmağı alt dudağımın üzerinde ağır ağır bir sağa bir sola volta atarken gözleri parmaklarını arkasından takip ediyordu. Her hareketinde, sert parmaklarının dudaklarımdaki yumuşak dokunuşunda kendimi istemeye istemeye geri çekiyor, ben geriye doğru çekildikçe Saygın üzerime eğiliyordu. Bir elimi yatağa yaslayarak bileğini kavradığımda elini elimin yanında yatağa yasladı “Kaçıyor musun, Lema? İstediğin sözleri aldıktan sonra buraya kadar mısın?” diye sorarken yeşil gözlerini gözlerime mühürlemişti. Bana meydan okuyor, benimle alay ediyordu. “Hayır,” diye soludum tüm cesaretimi toplayarak. Gülümsemesi genişledi “Beni biraz daha yakmak varken neden kaçıyorsun?” diye sorarken boğazım kuruydu. Vücudumdaki tüm nem tek bir noktada toplanıyordu. “Benimle yanmak varken, neden kaçıyorsun?” Yanağı yanağıma sürterken nefesi boynumu yalayıp geçiyordu “Bana göre çok hızlı,” dedim. Büyük bir yutkunuşun ardından “Ben… Seni çok uzun zamandır tanımıyorum ve ilk kez seni öptüm. Henüz ne olduğumuzu kestirmeden, sana alışmadan birlikte olamam,” dediğimde yavaşça geriye çekildi. “Bana alışkınsın zaten,” derken bahsettiği şeyin dokunduğum vücudu olduğunu gözlerindeki parıltıdan anlayabiliyordum. “Öpücükten sonra gelecek olan Saygın’a alışkın değilim,” dediğimde dudaklarındaki kıvrımlarla gözleri kısıldı. “Öpücükten sonra gelen Saygın’da hiçbir şey değişmeyecek,” diye mırıldanarak kendini geri çekerken gözleri üzerimde dolaşıyordu. Pes etti “Bu saaten sonra nasıl yavaşlayacaksak…” diye mırıldanırken iyice doğrulmuş, karşımda dikiliyordu. Gözleri yeniden üzerimde dolaştı, yutkunuşuyla adem elması kıpırdanırken başını iki yana sallayarak banyoya yöneldi “Senin istediğin gibi olsun, yavaş gidelim,” dediğinde ona minnetle gülümsedim. Güç bela bir yutkunuşun ardından banyoya girdiğinde su sesini duyana kadar sessizce, oturduğum yerde kıpırdamadan gözlerimi banyo kapısına dikip beklemiştim. Su sesini duyar duymaz üzerime iç çamaşırlarımı geçirip pijamalarımı giymiş ve yorganın altına girip başıma kadar çekmiştim. Bunların hepsi aynı anda olmuştu, öyle ki yanaklarımdaki sıcaklık gün yüzüne çıktığında örtünün altındaydım. Adının hakkını veriyordu, yakıyordu. Bacaklarımı sımsıkı birbirine bastırıp karnıma doğru çekmiştim. Tüm yılanları, kurtları ve ateşi kendimi sıkıştırarak sindirmek istesem de Saygın banyodan çıktığında daha da acı verici bir hale gelmişti. Kıpırdayamaz, hızlı soluyamaz ve biraz taze nefes almak için başımı yorganın içinden çıkaramazdım. Sağımdan soluma bile dönemezdim. Duşu uzun sürmüştü, cehennem gibi geçirdiğim dakikalardan sonra fark ettiğim tek şey buydu. Kıpırtısız yorganın altında yatarken üzerini değiştirdiğini duymuştum. Yanıma, yatağa oturur konum aldığında heyecandan kalbim patlayacak gibiydi. Dokunmasından korkuyordum. Herhangi bir temasında tıpkı bugün olduğu gibi beklenmedik durumlara sebebiyet verebilir, beklenmeyen hatalar yapabilirdim. Bu şekilde olmalıydı, onun bir parçasına tanıklık etmiştim zaten şimdi, bana bu kadar çabuk kollarını açan tarafı keşfetmeliydim. Hislerimin karşılıklı olduğunu biliyordum ancak kendini açık ettikten sonra Saygın’ın kabullenmesi benim için beklenmedikti. Belki de bunlar gerçek duygular değildi. Ve ben işin karanlık yüzünden bakarak annem gibi düşünmeye başlamıştım. İşin karanlık yüzü neydi? Onunla birlikte olmak mıydı? Zaten ona karşı bir şeyler hissediyorken bu yolda üzerinden zaman geçtikten sonra birlikte olmam kadar doğal ne vardı? Artık kendi kararlarımı verebilirdim. Annemin düşücelerini ezbere okumaya gerek yoktu. “Lema,” sesiyle gözlerimi açtığımda uyuyakaldığımı yeni fark ediyordum. En sonunda yorganın altında kafamı çıkarmış, üzerimden atmış ve yatakta rahat bir pozisyon almıştım. Saygın yanımda, dirseğini yatağa yaslamış bana bakarken ona gülümsediğimde belirsiz ifadesi dağılarak gözlerini kısan gülümsemeyle ısındı. “Beni öldürme planları mı yapıyordun?” diye sorduğumda sesli bir şekilde güldü. “Ateşini kontrol ediyordum,” dediğinde ona gözlerimi kısarak baktım. “Asıl senin ateşini kontrol etmek gerek,” dediğimde sesli bir kahkaha attı. Yorganın üzerinden kolunu bana sarıp kendine çekerken “Aynı ateşten bahsetmiyoruz,” dediğinde kenardaki duygularım saniyesinde uyanmış, yanaklarımı sıcak basmaya başlamıştı. Ona sesli bir şekilde gülerek yorganı üzerimden kaldırıp kalktım. Banyoya doğru yürürken gözleriyle beni takip ediyordu. Tamamen konuyu değiştirmek adına “Uçuşa ne kadar var?” diye sordum. “Bir saate Check-in yaptırmamız gerekiyor,” dediğinde başımı banyo kapısından çıkararak ona baktım. “Ne? Ben bir saate nasıl hazırlanayım?” “Sadece üzerini değiştirmeyecek misin? Eğer yetişmeyecekse o konuda yardımcı olabilirim.” Ona sadece gülümseyerek kendimi geri çekip kapıyı arkamdan kapattım. Dişlerimi fırçalarken banyodaki tüm eşyalarımı toplamış, üzerime bej triko elbise geçirip bavulu düzenleme ihtiyacı duymadan kapatıp saçlarımı toplarken gülümsedim. “Hazırım,” dediğimde kocaman açılmış gözlerle beni izleyen Saygın güldü. Ayağa kalkıp üzerindeki tişörtü sıyırırken ona hızlıca sırtımı döndüm ancak aynada onu görebiliyordum. Kaçamak bakışlarla baktığım aynada onunla göz göze geldiğimde hızla camdan dışarıya baktım ancak oradaydı. Bakıyordum. Görüyordum. Aksi mümkün değildi. Aynada yeniden ve yeniden ikimizin birlikte yansımasını görmek birkaç saat öncesini gözlerimin önüne getiriyordu. O anılar yanaklarımı ısıtırken elbiseyi bavuluma koymadığım aklıma geldi, gözlerimi odanın etrafında dolaştırırken boş kutusunu bile göremiyordum. Yatağın yanında dizlerimin üzerine çökmüş yorganı kaldırıp altını kontrol ederken “Elbisemi gördün mü?” diyerek doğruldum. “Hayır,” dedi ve sadece birkaç saniye sonra sessizce hıçkırıkla omuzları sallandı. “Attın mı?” diye sorarken kendimi kötü hissediyordum. Bir kez daha giymeyecek bile olsam o elbise benim için özel ve anlamlıydı. Bükülmüş kaşlarla bana dönerken “Hayır. Böyle güzel bir şeyi nasıl atarım?” derken hıçkırmasını bekledim ancak hıçkırmadı. Doğruyu söylüyordu. “Nerede? Alabilir miyim?” diyerek ayağa kalkarken bana gülümsedi. “Hayır,” derken gülümsemesi alaycılıktan öte hain ve biraz da fırsatçıydı. “Saygın! Belki ben o elbiseyi yeniden giymek isteyeceğim, lütfen yerini söyle,” dediğimde gözlerindeki ateş kıvılcımlar saçarak parlarlarken gülümsemesi fırsatçılığın etkisiyle genişledi. “Elbise bende. Ne zaman giymek istersen bana gelir, elbiseyi giyersin,” dedikten sonra aramızdaki mesafeyi ağır ağır kapatarak parmaklarının ucuyla çenemi kavradı “Sana söyledim, o elbiseyle seni başkasını görmesini istemiyorum,” derken dudaklarını dudaklarıma bastırarak kısa bir öpücük bıraktı. Daha fazlası için hevesli olsam da irademi koruyarak kendimi geri çektim. Oysa istediğim bambaşkaydı; daha fazla ateş, nem ve inleme içeren şeylerdi. “Hangisini daha çok sevdin? Elbiseyi mi rengini mi?” diye sorarken kollarımı göğüslerimin altında birleştirmiş ona dik dik bakıyordum. “Senin üzerindeki kırmızı elbiseyi çok sevdim,” “Açıkça görebiliyorum bunu,” derken gülümsemem daha da genişlemişti. “O elbiseyi yeniden üzerimde görmek istiyorsan telafi et.” “Neyi?” “Her şeyi. Kaba davrandığın, bana bağırdığın o zamanları; bana bakmayacağını söylediğin anları, kapıya vurmadan girdiğin her seferi, her şeyi telafi et,” dediğimde güldü. “Hiçbir şeyi unutmaz mısın?” diye sorduğunda kaşlarımı kaldırarak dilimi şaklatıp “Cık,” sesi çıkardığımda ifadesi saniyeler içinde değişmişti. “Hepsi yalandı.” “Ama hiçbirinde hıçkırmadın,” dediğimde gülümsemesi hayret ifadesiyle onaylar bir halde genişledi. “Demek öğrendin,” “Güç oldu,” “Hıçkırığım beni güvenilir bir adam mı yapıyor?” dediğinde kısmen anlamında başımı salladığımda gülümsedi. Gülümsemesi daha da genişlerken “Yavrum sen bu hıçkırığa çok da güvenme,” dedikten sonra uzanıp dudaklarını dudaklarıma yeniden bastırdı. “Uçuşa geç kalıyoruz,” dediğimde bunu yeni hatırlamış gibi dudaklarını birbirine bastırarak geri çekildiğinde sert ifademi korumaya çalışsam da ona gülümsemeyi kesemiyordum. Başını onaylar anlamda sallarken ikimiz de birbirimize gülümsüyorduk. Kırmamalıydım ama kırmıştım. Kırmıştık. Artık aramızda hiçbir sınır kalmamıştı ve ben ona güveniyordum. Hala daha fazla onu tanımak için merak içindeydim, daha fazla keşfetmek, derinlerine inmek ve onunla orada yeniden varolmak istiyordum. İçindeki ateşi paylaşmak, yanmak, ondan bir parça olmak istiyordum.

نهاية الفصل

5 تعليق