Skip to content

KORATEŞ

Chapter 28 · 15 min read

KORATEŞ

Chapter 28

🔥 28

Saygın kara bulutlar gibi çöktüğü Buse’nin üzerinden doğrulup ellerini onun teninden çekerken çarpık gülümsemesi yüzündeydi. Nagiş dehşet içinde Saygın’ı izlerken Saygın yavaşça başını sallayarak duyduklarını onaylıyor, başını her sallayışında Buse’nin sözlerini anlıyordu ancak gülümsemesine gözleri söylerini onaylamıyordu. Kahkahasının tınısı sevimli yahut samimi değildi. Sanki Saygın bir kındı ve dudaklarından dökülen her ses birer bıçak gibi çekilip savruluyordu. Kol kolunu hareket ettirmek istediğimde ağrılı kolu sadece birkaç santim hareket etmişti. Saygın’ın kahkahaları ağır ağır çöken sis dalgaları gibi üzerimize sindi. Buse, Saygın’ın elini tutmak için uzanırken “Özür dilerim,” derken sesi titrekti.Parmakları Saygın’ın tenine değdiği anda elektrik çarpmış gibi frenlediği tüm öfkesi saniyeler içinde kükreyen bir aslan gibi gürlerken parmaklarını Buse’nin boğazına sarmış onu kapıdan dışarıya savurmuştu. Nagiş, sanki işe yarayacak gibi onu ağrılı kolunu tutarak çekmeye açlışırken düzelttiğimiz her şeyin nasıl başa sardığını seyrediyordum.“Kimden peydahladıysan onun kapısına git eniğini orada doğur!” diye bağırırken ona doğru sendeleyerek koşup toparlanmaya çalışan Buse’nin kapısına kapıyı çarptığında kapı yumruklarla çalmaya, kapının diğer tarafındaki Buse “Saygın, biraz olsun dinle beni. O geceden bu bebek. Biliyorum, sen de beni unutamadın. Çok pişmanım,” diye sızlanırken Saygın gözlerini hemen yanında hala koluna asılarak onu durduran Nagiş’e çevirmişti. Kadın parmaklarını gevşetip kolu serbest bırakırken “Bir daha ona merhamet edersen, sana merhamet etmemi bekleme. Hatta ne biiyor musun? Şimdi defol git. Bir kez yaptıysan bir kez daha yapacaksın zaten!” diyerek kadını omzundan iterek savururken kadın kocaman açtığı gözlerle Saygın’a bakıyordu. Israr edemedi, ağzını açıp tek kelime dahi söyleyemeden gözleri yerde, mermerlerin üzerinde dolaştı. Varlığım onun için bile bir hayalet halini almıştı.Saygın yanımdan geçerken gölgesiyle başımı kaldırdığımda cehennemden gelme gözleriyle bakıştım. Evet, onu tanımam kolay olmamıştı ancak karşıma dikildiği ilk gün bana bu gözlerle baksaydı onu tanırdım. Son kez Gurur’un yanına gittiğimde, onu bacaklarının arasına almış, kafasındaki korumalıklara rağmen kanatarak yumruklarken de gözlerinde aynı öfke parlıyordu. Öldürmeye meyilli, kontrolsüz, hırslı… Saldırmaya hazır bekleyen kurt gibiydi. Üzerinde eksik olan tek şey ağzından dökülen kanlı salyalardı. Kısa bakışmamızda gözleri tıpkı bir hayalete bakar gibi yanımdan, beni yok sayarak geçip hızlı adımlarla merdivenlere yönelirken gözlerimi yeniden Nagiş’e çevirdim. Omuzları düşmüş bir halde alt kattaki misafir odasına, muhtemelen toplanmaya giderken kapının diğer tarafında ağlayarak seslenen Buse’nin sesini duyabiliyordum. Bir yanım o kapıyı açmak istiyordu.O kapıyı açarsam eğer Buse yavru bir kuzunun annesini bulması gibi doğrudan Saygın’ı bulup onu ikna edebilirdi. Eğer onu ikna ederse yeniden onunla başlar, bir bebeğin etrafında ailesini kurar ve ömür boyu mutluluk garantisiyle olmasa da birlikte yaşarlardı. Gurur’dan uzaklaşır, yaptığı tüm hatalardan geri döner ve Saygın’ın affına sığınırdı.Tek yapmam gereken uzanıp kapıyı açmak, ona destek olmak ve arkasından merdivenleri çıkışını izleyip bağırışları evin içinde yankılanırken gitmek olurdu. Sonsuza dek Saygın’dan kopardım ve Gurur’la aramda ne bir sır olurdu ne de Buse gibi birisi…Geriye doğru adımladığımda mantığım çoktan savaşı kazanmıştı. Saygın’ı Buse’ye teslim etmek kurtuluş değildi. O, Buse’ydi tanımasam bile ona dair bir şeyler görmüştüm ve en azından Saygın’ı da tanıyordum. Eğer benim tanıdığım kadın doğru kadınsa Saygın zaten bunun farkındaydı ve asırlar geçse de hem karakteri hem de Buse’nin davranışlarından dolayı onunla başlamazdı.Merdivenlerin ilk basamağında adımlarım ağırlaştı. Buse beni burada görmüştü, sonra ne yapacaktı? Bu kapıdan istediğini alamazsa ne yapardı? Gurur’a giderdi, bu ihtimallere bile dayanmıyordu. Hamile olduğunu söylemese bile benim burada olduğumu söyleyip onları manipüle ederek Saygın’la ilişkimi açık edebilirdi. Bu, Gurur ve Afra ile aramı gerçek manada bozardı. Buse bunu yapabilir miydi? Beni mahvederken onu sadece seyredip yanına bırakmayacağımı biliyor muydu? Ya Saygın’a söylerse? Saygın ne yapardı?Tüm ihtimaller merdivenlerin ikinci basamağına adımlayarak üst kata doğru tırmanmaya karar verdiğimde bir kumar masasına yatmıştı. Bundan sonra her şey olabilirdi ve bu olacakların sonuçlarıyla birlikte gelen heyelanı tam altında beklemekten başka çarem yoktu. Haykırışı duyduğumda spor salonuna doğru yürüyordum. Aralık kapıdan içeri süzülürken Saygın bir eliyle kum torbasını tutmuş, başı öne eğilmiş, sol elini yumruk yapmaya çalışıyor ancak gevşekçe duruyordu. Sesli bir şekilde nefes aldığında ne yapacağının farkındaydım, yeniden ağrılı sol kolunu olabildiğinde hiddetle kaldırıp kum torbasına vurduğunda kolu sabit bile kalamadan yanına düştü.Bir doktor gibi davranarak kum torbasıyla arasına girdim. Bir elimi çıplak göğsüne yasladığımda parmaklarının altında çırpınan kalbini deri ve kemik katmalarının altında duyabiliyordum. Buse’yi seviyordu. Sevmemek gibi bir ihtimali olamazdı, uzun yıllardır birbirleriyle birliktelerdi. Bunca yıl elinin altında bir taş taşısa bile bu tür bir ilişkide bağlanırdı. Onu banka oturturken gözleri üzerimde, öfkeyle soluklar alırken uzanıp parmaklarımla omzunu kavradım. Kasları gerilmiş ve iyice işlevsiz kalmıştı. Omzuna sürdüğüm kremle birlikte omzunu ovarak kaslarını açmaya çalışırken soğuk parmakları yaptığım her harekette istemsizce ensemi okşuyor ve tüylerimi diken diken ediyordu. “Kolun nasıl?” diye sordum masaj yapmayı sürdürürken.Gözlerini diktiği kum torbasından almadan sadece iyi, anlamına gelecek şekilde başını salladığında bakışlarımı kaçırmadım. Anlamaya çalıştım. Gözlerini kum torbasına dikmiş, dişerini sıkarken aklından ne geçiyordu? Kaybettiği her şeyi geri alacağını saklamıyordu ancak bunlar için neyi göze alırdı? Onurundan vazgeçebilir miydi Gurur gibi? İhanet edebilir miydi? Biraz önce karakterini överek söylediği tüm o sözleri yok sayarak bunu yapmış olabilir miydi? O gün aklıma gelmemişti, parti akşamı Buse’nin karnına laf atmış, geciken adet döngüsü yüzünden şişme ihtimalini duymuş ancak yine onun hamile kalabileceğini düşünmemiş ve belki de düşünmek istememiştim. O an böyle bir ihtimali düşünseydim aklıma gelecek ilk kişi Gurur olurdu çünkü nereden bakılsa yaz başından bu yana ikisi birlikteydi, o vakit Saygın’dan bir hamilelik gerçekleşseydi çoktan karnı şişmiş, doğum için geri sayım yapıyor olurdu.O geceden bu bebek. Biliyorum, sen de beni unutamadın.Bir kadın bebeğin kimden olduğunu bilirdi. Ne olursa olsun bilirdi ve bu bebek eğer aşağı yukarı üç aylık bir bebekse ve Buse bunun için Gurur’a değil de Saygın’a geliyorsa ortada bariz bir ihanet vardı. Erdem timsali Korateş, biraz önce bana mavralar okurken kendisi vazgeçemediği sevgilisine yeniden dönmüştü. Onun yeniden başka adamın kollarına gideceğini bilerek üç maymunu oynayıp onunla bir yahut birden fazla kez birlikte olmuştu. “Erdemli Korateş kendi bebeğini mi reddediyor? Benim gözlerim doğru mu gördü?” derken alaycı görünsem de sözler ağzımdan çıktığı anda çarpıştığım bakışlarıyla buna pişman olmuştum. Ensemde güçsüz bir şekilde duran parmakları hayalet hislerle yoklarken cehennemden birer parça kor taşıyan yeşil gözleri alev alev yanarak üzerime döndü. Ensemi saran parmakları beni kendine çekerken ellerimi çıplak göğsüne koyarak kendimi ondan uzaklaştırmak adına tüm gücümü kullanırken Saygın kolunu gücü üzerindeki otoritesini korumak adına acıdan seğirmesine rağmen ensemi sımsıkı tutup beni kendine çekerek yüzlerimizi hizalamıştı.“Bak bana!” derken doğrudan gözlerine bakıyordum. Krem yüzünden kayganlaşan ellerim göğslerinin üzerinden kayarken aramızdaki mesafe giderek küçülüyordu. “Kime dolu atacağımı bilirim ben!” Hayır, birlikte olmadığını söylemiyordu. Onu hamile bırakmadığını söylüyordu. Kendi sözleriyle çelişmiş, arkasında olduğunu söylediği karakterindeki çatlaklardan Buse’ye olan sevgisi taşmıştı. Onun ikinci kez bitmiş bir defteri açıp sayfalarını karıştıracak türde bir adam olduğunu düşünmezdim ancak herkesin bir vazgeçilmez aşkı vardı. Eline bir ve belki de birkaç kez fırsat geçmiş, iradesine söz geçirememiş ve aşkının baskısına yenik düşerek onunla birlikte olmuştu.Korateş’in aşkı da Buse’ydi.Sessizce teslim oldum. Saygın’a hayranlık duyduğum ne kadar şey varsa toplanıp hepsi yıkılmıştı. Sözlerinin ardında duran, mert, kararlı, sabırlı ve güçlü bir adam olduğunu düşünmüştüm ancak söz konusu olan aşk olduğunda savurduğu tüm sözlere ihanet etmiş, kendi eski sevgilisine dönmüştü. Duyduğum hayranlık hissi saniyeler içinde saman gibi yanıp kül olurken ensemdeki parmakların beni serbest bırakmasıyla masaja ve egzersizlere kaldığım yerden devam ettim. Ben etrafında dolanıp ona egzersizlerinde yardım edip masajla kaslarını gevşetirken gözleri üzerimde dolaşmıştı. Tüm o saatler boyunca ona bakmamak için çabalasam da gözleri gözlerimin üzerinde, kirpiklerimin değdiği yanaklarımda, çözmeye çalışırcasına yüzümde dolaşırken göğsüm sıkışıyordu. Bugün öğrendiklerimi sindirmek için zamana ihtiyacım vardı ancak Saygın’ın bakışları kalbimi parmaklarının arasına alıp sıkıştırırken kendimi sadece soğuk hissediyordum. Sanki soğuk bir denizin ortasında yapayalnız bırakılmış gibiydim. Henüz birkaç saat önce onu arkadaşım gibi görüp kendi dertlerimi anlatırken içimde kıpraşan merak duygusu hayranlığı dürterken kalbim sıcacık olmuştu. Şimdi hepsinden uzaktım.Yeniden onunla göz göze geldiğimde anlamaya çalıştım. Gözleriyle bana ne anlatmaya çalışıyordu? Herkesin bakışları konuşurdu, tanıdıkça çözerdi insan bakışları. Ben, Saygın’ın bakışlarına karşı kördüm. Anlamadığım bir dilde bir şeyler anlatmaya çalışıyor, hiçbirinin anlamını bilmediğim için kendimi hiddetli bir baş ağrısının eşiğinde hissediyordum. Bakışlarına, gözleriyle anlatmak istediği her şeye kördüm ve bu körlüğe rağmen Saygın’ın dili ketum olsa da gözleri açık bir defter gibiydi. Seansın sonunda gitmek için çantamı aldığımda benimle birlikte hareketlendi. Öfkesi hala tüm hiddetiyle etrafımı sararken ne kadar sakin görünürse görünsün tam aksiydi. Kendini düzgünce frenleyebiliyor olsa da etrafına yaydığı enerjiyi kontrol edemiyordu. Arkamdan beni takip ederken ağırlığını üzerimde hissedebiliyordum. Birlikte merdivenleri aşıp biraz önce kızılca kıyametin koptuğu hole indiğimizde sessizdi. Nagiş’in tüm işleri yarıda kalmış, temizlik kovası koridorun ortasındaydı. Yemek kokuları yarıda kesilmiş ve ev, girerken ne kadar sıcaksa şimdi bir o kadar soğuk bir hal almıştı. Ceketimi askıdan alıp giymem için bana uzatırken onu reddetmeden kokusunun kendi parfümümü bastırıp üzerine sindiği ceketimi giydim. Saygın ceketimin yakalarını düzeltirken parmaklarının tersi tenime değiyor, kanımın huzursuzlukla ağrımasına sebep oluyordu. “Yarın kaçta geleceksin?” diye sorduğunda yutkundum. Yarı gelecek miydim? Ya da başka bir gün, yeniden bu eve girecek miydim?Ona dönmeden “Yarın gelemem,” diye mırıldandım. “Ne zaman gelirsin?” diye sorduğunda bu kez boğazımdaki yumruk yutamayacağım kadar büyümüştü. Kapıya doğru yürürken “Bilmiyorum, sana haber veririm,” diyerek beni yolcu etmesine müsaade etmeden kapıyı arkamdan hızla kapatıp asansöre doğru yürüdüm.Kaçmak, vereceğim en doğru karardı. Hayatım boyunca pek çok kez hayal kırıklığına uğramıştım ancak hiçbiri bu kadar hızlı olmamıştı. Sözlerinde haklıydı ve ben, ilk defa birisi tarafından duygusal olarak manipüle edilmeden, kafamın içinde esen taze rüzgarlarla kendi kararımı verebilecek kadar bilincimi yerinde hissederken aslında bu da bambaşka bir türüydü. Bana yalan söylüyordu. Saydığı tüm erdemli özelliklerin tersini yapıyordu.Yolu yarılamıştım ki arabanın ekranında Afra’nın adını görmemle birlikte çok fazla çalmasına müsaade etmeden telefonu açtım. Heyecanla konuşmak için ağzımı açsam da sakince nefes aldım. Öfkeli olabilirdi? Buse onunla konuşmuş olabilirdi?“Neredesin?” diye sorduğunda yutkundum.“Hastamın yanından dönüyorum,” dediğinde kısa bir sessizlik olmuştu. Derin bir nefes aldıktan sonra “Lafı çok uzatmak istemiyorum, Lema. Aslında hepimiz biliyoruz ki son zamanlarda zorlu bir süreçten geçiyoruz. Çok uzun zamandır arkadaşız ve ilk defa bu kadar uzun süredir birbirimizle görüşmüyoruz,” dediğinde sanki beni görebilecek gibi başımı sallıyordum. Dört gün hepimiz için çok uzun bir süreydi. “Gurur’un yaptıkları için özür dilerim, bazen hangimizin daha çok abisi olduğunu karıştırıyor,” dediğinde reddetmek istedim.Benim değil, sadece senin abin, demek istedim.“Bu akşam eğer müsaitsen birlikte yemeğe çıkalım. Sen, ben ve Gurur. Sadece üçümüzün olduğu bir yemek yiyelim. Yüzleşelim. Eğer yüzleşmezsek arkadaşlığımız, bunca yıllık dostluğumuzu bir hiç uğuruna kaybedeceğiz.” Haklıydı ve kesinlikle onları kaybetmek istemiyordum “Tamam, olur,” dediğimde güldü. Zaten bunu biliyordu. Arkadaşlığımız uğuruna her şeyi yapacağımı, kabul edeceğimi bildiği için gülümseyişinde sadece kibir notaları vardı.“Sekiz, senin için de uygun mu?”“Uygun,”Telefonu kapattığımızda ayağımın ucuyla gaza yüklenerek eve doğru daha hızlı bir şekilde yola çıktım. Duş almak ve yeniden saç-makyaj yapmak için vaktim yoktu. Arabayı garaj kapısının önüne part edip eve girdiğimde sessizdi. Annem ya da babam evde değildi. Hızlıca odama çıkıp kıyafet dolabımı açtım. Üzerime omuzlarımı açıkta bırakan bir tulum geçirip makyaj masamın karşısına oturduğumda stresliydim. Yarım saat içinde hazırlanmam gerekiyordu Hızlıca makyajımı kaparken üzerime kapatıcımı düşürdüğüm için kıyafetimi değiştirmem gerekmiş bu yüzden elime ilk gelen siyah elbiseyi üzerime almıştım. Aynada çıplak vücuduma bakarken bugün bu iç çamaşırlarını bana uğur getirmesi için giydiğimi anımsadığımda suratım düştü ancak önemli değildi. Ben uğurlara inanmazdım. Uzun kollu, tüm vücudu saran ve sağ bacağımı sadece dört parmak kapattıktan sonra dizlerime kadar inip bacağımı açıkta bırakan yırtmacı olan bir elbiseyi giyerken Afra arayıp geldiğini söylemişti.Hızlıca ayakkabılarımı, çantamı ve ceketimi alarak evden çıktığımda anahtarı almadan kapıyı üzerime kapatmıştım. Ben dönene kadar onların geleceğini bildiğimden geri dönmeye çalışmadan bahçe kapısına doğru yürüdüm.Bahçeden çıktığımda arabanın önünde Gurur ve Afra bana gülümseyerek dikiliyorlardı. Gurur’un elinde büyük, normalde olması gerekenden daha büyük kırmızı güllerin olduğu buket vardı. Afra, dudaklarını birbirine bastırıp öne doğru bir adım atarken “Bizi özledin mi? Biz seni çok özledik,” dediğinde ona doğru adım atarak kollarımı ona dolamıştım.“Seni çok özledim,” diyerek sırtını sıvazladım.Gurur bana gül buketini uzatırken “Kırdığım kalbinin çeyreğini bile tamir etmeye yetmez ancak sarf ettiğim her kötü söz için bir gül,” dediğinde bana uzattığı bukete baktım. “Bu sadece başlangıç, daha fazla gül getireceğim sana.”Kollarımın arasına ittiği buketi alırken zehirli sarmaşıklar tutuyor gibi hissediyordum. Kollarımın arasında onlarca gül, tatlı bir ağırlık hissettirmesi gerekirken omuzlarımdan beni aşağı çekiyordu. Bunun sebebi bana söylediği her söz için bir gül getirdiği imasıydı. Bu sözleri unutmamıştım ve onlara bakarken bana karşı saldırgan dokunuşları, bağırışları ve ithamları gözümün önüne geliyordu.Beklenti içinde dudaklarını birbirine bastırmış, gamzelerini yarım ortaya çıkarırken ona sarılmamı istiyordu. Çünkü ona sarıldığımda affetmiş olacaktım. Affettiğimde vicdanı rahatlayacaktı. Bugüne kadar hep böyle olmuştu, ona kızdıkça bana gül getirmiş ve kollarımı sıkı sıkı dolayarak onu affetmiştim.Yanından geçerek arabanın arka koltuğuna yerleştiğimde Afra gözlerini büyüterek ön koltuğa oturmuş, hemen arkamızdan bir süre arabanın önünde kalan Gurur direksiyona oturmuştu. Onlara arka koltuktan bakarken yutkundum. Buse risk almamıştı. Onlara bir şey anlatmamıştı.Ben de bir şey anlatmayacaktım.Afra ön koltukta bana doğru dönerken “Ee, neler yapıyorsun?” diye sorduğunda heyecanını korumaya gayret ediyordu.Eski fotoğraflarımıza bakıp ağladım. Daha çok ağladım. Suçu kendimde aradım. Buse’nin Saygın’dan hamile olduğunu öğrenip hayal kırıklığıyla boğuldum. Henüz bunun için ağlamadım ama eve dönünce belki ağlarım.“Aynı… İş arayışı, özel seanslar falan,” diye mırıldadım. Ona ne yaptığını sormak istesem de benim kadar parçalanmış görünmüyordu. İyiydi.“Benimle çalışmaya ne dersin?” diye sordu Gurur dikiz aynasından bana bakarken.“Hayır,” dedim daha işin ne olduğunu anlatmadan. Onunla asla çalışmazdım. Yaralandığında ona yardım eder, maçları öncesi ona masaj yapardım ancak onun dibinde bir fizyoterapist olarak yumruklanmasını, kana bulanmasını izlemeyecektim. Onun yaralarını tamir eden insan olmayacaktım. Bu teklifi daha önce defalarca kez yapmıştı ve defalarca kez olduğu gibi yeniden ve yeniden reddediyordum ve reddetmeye de devam edecektim.Afra “Çok katısın,” diye mırıldandığında hala onlara kızgın olduğumu anlamaları için konuşmayı ortada keserek başımı camdan dışarı çevirip söyledikleri hiçbir şeye katılmadım. Yemek yiyeceğimiz restorana Gurur ve Afra’nın arkasından yavaş yavaş adımladım. Hiçbir şey için acelem olmadığı gibi belki de bu kez aramızı düzeltmek için de acelem yoktu. Gurur’un birkaç kez kapıma geldiğini biliyordum lakin Afra’nın beni hiç aramaması ve şimdi de bu rahat tavrı tuhaf bir rahatsızlık hissettiriyordu. Bir anda değişemezdi ancak bir şey vardı.Gurur bizim için sandalyeleri çektiğinde Afra ile yan yana karşısına oturdum. Tam karşıma yerleşirken Afra “Bünyamin amca bu kez çok kızgındı,” dediğinde kucağıma servis peçetemi açarken doğrudan Gurur’a baktım. “Affetmesi zor olacak.”Konuya dahil olmadan sessizliğimi koruyarak dizlerimin üzerine özenli bir şekilde peçete serme işini sırtlandığımda Afra da konuşmayı sürdürmek için acele etmedi. Ne yiyeceğimize karar verirken birbirimize danışıp öneri aldıktan sonra siparişleri verdiğimizde yeniden sessizdik. Bozmaya niyetim yoktu ancak Afra masanın altından abisinin bacağını dürterken eteği bacağıma çarpmış lakin bunu görmezden gelmiştim. Gurur boğazımı temizleyerek sırtını dikleştirdikten sonra ellerini kucağında birleştirerek başını öne eğdi. “Ne desen haklısın. Bağırmakta, hakaret etmekte… Her şeyde haklısın. Yaptığım şey doğru değildi. Senin hayatına çok fazla dahil oldum. Özür dilerim. Biliyorsun, sinirlendiğimde gözüm hiçbir şey görmüyor ve senin de Saygın’ın oturduğu siteye girip çıktığını, o sitenin şemsiyesiyle geldiğini gördüğümde kendi kafamda parçaları birleştirdiğimi düşündüm,” dediğinde ona dümdüz bir suratla bakıyordum. Doğruydu. O geldiğinde içerideydim. Saygın’la çalışıyordum. Sadece onun oturduğu siteye değil, evine giriyordum.Afra sessizliği bozarken “Abim yaşadığı çarpık ilişkilerden dolayı insanlara olan güvenini kaybetti ama sonuçta… Sen Lema’sın,” derken sıcak parmakları kolumu kavramıştı. Onlardan sır saklayan, Lema’ydım.Ilık suyu yudumlarken “Son zamanlarda çok gerginim. Buse ile iyi gitmiyor, bir şeyler tersine dönmeye başlıyor. Sen de benimle arana mesafe koydukça iyice düzenim bozuldu. Biliyorum hiçbiri bahanem değil ama şu sıralar her şeye çok çabuk sinirleniyorum,” diye savundu kendini Gurur.Afra “Böyle bir şey için kırmayalım birbirimizi, bu yıl hepimiz için zor geçiyor. İlk çatırtıda arkadaşlığımızı bitirirsek dost olmanın ne anlamı var?” diye sorduğunda ona gülümsedim. Bu çatırtı değildi, yıkımdı. Gürültü değildi, kıyametti.Bardağı masaya bırakırken “Önemli değil,” diye mırıldandım. Aslında önemliydi ancak bu arkadaşlığımızdan önemli olamazdı. Asıl problemimiz de bu değildi. Buse bugün konuşmamıştı ancak yarın yahut başka bir gün konuşursa o zaman yıkım olurdu. Şimdi onları onaylıyordum, yeniden birbirimize yakınlaşmamız gerekiyordu. Buse konuştuğunda Saygın’ın geçmişte, mecburiyetten yaptığım bir şey olduğunu hissetmeleri gerekiyordu. Beni tanıyorlardı, yeminlerime ne kadar sadık olduğumun farkındalardı. “Biz dostuz.”Saygın’ı duyduklarında bu kez uzaklaşacak olan onlardı ancak bu kez ben onlara sürpriz yapar, kendimi affettirirdim. Bugüne kadar defalarca affeden taraf olduktan sonra onların beni affetmemesi gibi bir durum söz konusu olamazdı.Biz arkadaş değildik, dosttuk. Yanlış da olsa doğru da olsa bana inanacaklardı.Bugüne kadar ben hep böyle yapmıştım.Afra’nın kocaman açtığı kollarının arasına sığınıp sıkı sıkıya ona sarılırken “Ben sensiz ne yaparım ya,” diye mırıldanıyordu. Kocaman gülümsemesiyle geri çekilirken “Ay, ben sabredemeyeceğim,” diyerek çantasından küçük bir kutu çıkardı. Kuğu ambleminin altından bana mavi, büyük taşlı saati gösterirken “Barışma hediyesi olarak kabul et,” derken gözlerim ince bileğindeki bilekliğe kaydı. Babam döndüğünde bize hediye almak istemiş ve ikimize de aynı bileklikten hediye etmişti. Aynısı ne kadar küs olursak olalım benim bileğimdeydi ancak saate bakarken midem kasılıyordu. Tıpkı Gurur’un gözleri gibi maviydi. Yeniden Afra’ya sarılıp saati kabul ettiğimde tek bileğime kelepçe takmış gibi hissediyordum. Bunun sebebinin ne olduğunu o an keşfedememiştim. Belki de Buse’nin hamileliğini onlardan gizlediğim için kendimi rahatsız hissediyordum. Gurur ayağa kalkarken elinde başka bir kutu vardı, kutuyu açıp içinden taşlarla kaplı kolyeyi çıkarırken “Bu kolyeyi gördüğümde gözlerin aklıma geldi. Gözlerin gibi berrak ve pırıl pırıl,” derken doğrudan yüzüne bakıyordum. Gurur kolyeyi takmak için arkama doğru yürürken Afra tepkisizliğimi rahatsızlığa çevirmeden saçlarımı toplayarak kolyeyi boynuma taktı. Ellerini omuzlarıma koyarak üzerine eğildi, kulağıma “Senin gibi saf, temiz ve masum bir kolye,” dedi. Göğsüme ağırlık hissi çökerken kolyenin boynumdaki varlığı ağırlaşmaya başlamıştı.Prangalanmış gibiydim. Kısıtlanmış, rahatsız ve kendi kafesinde dört dönen bir hayvan gibiydim. Parmaklarım kolyenin üzerinde dolaşırken gülümsemeye gayret ettim lakin koparıp atmak istiyordum. Boğazımı sıkıyordu, nefes almam güçleşiyordu. Saf, masum yahut temiz değildim, sadece Gurur’un elinin altında yaptığım her şeyden haberdar olduğu için böyle düşünüyordu. Kirlensem beni temizliyor, bulansam berraklaştırıyordu. Ancak bu o günlerden biri değildi. Sessizliğim hepimize faydalı olacaktı. Buse ile araları daha da kötüleşecekti. Buse, yeniden Saygın’a dönecekti ve her şey, aramızdaki ilişki bile eskisine dönecekti.“Ben… Ben lavaboya kadar gideceğim,” derken ikisi de cam gibi mavi gözlerini üzerime dikmiş bana bakıyordu. Sert adımlarla masaların arasından yürürken koşmak, daha derin nefesler almak ve bir an önce boynumdaki tasmadan kurtulmak istiyordum.Daha önce defalarca kez hediye almış ve defalarca kez hediyeler vermiştim ancak omuzlarıma binen suçluluk duygusu yüzünden ilk defa kendimi bu kadar rahatsız hissediyordum. İstediğim şey bir an önce kurtulmaktı lakin söylemeye cesaretim yoktu. Ne diyecektim? Saygın’ı tedavi ederken Buse geldi ve ondan hamile olduğunu söyledi. Seni bir yahut iki gece falan aldatmışlar.Hayır. Söyleyemezdim.“Lema,” sesiyle başımı kaldırdığımda lobide karşımdaydı. Sağımda, solumda değil. Tam karşımda, neredeyse çarpma üzere olduğum kadar yakınımdaydı. Boğazımı temizlerken parmaklarımı boynumu saran kolyeden çekip ona baktım. Üzerinde siyah takım elbisesi, yakalarından iki düğmesi açık beyaz gömleğiyle gördüğüm tüm sportif hallerinden farklıydı. Bana doğru adımladığında arkamı kontrol ettim. Benim kiminle olduğumu görmüş müydü?Beni görmüş müydü?

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.