Acılı yemeği yemek sandığım kadar kolay olmamıştı. Harcadığım peçetelerle Saygın alay etmiş, sonunda yemeği sonuna kadar yiyip yiyemeyeceğim konusunda iddialaşmıştık. İddianın sonunda kazanan ben olduğum için iki yüz lirasını kapmıştım ancak ardından da yarım litre suyu tek seferde içmiştim. Böyle anlarda yoğurt yemeyi özlüyordum, ki denemiştim de ancak sonunda kusacağımı bildiğim için bu sadece istemekle kalmıştı.Kızara suratıma gülerek bakarken Saygın kadehimi benim için doldurdu “İyi misin?” diye sorduğunda başımı salladım.“Çok iyiyim. Kitaplığı kurmaya başlayalım artık,” dediğimde geniş gülümsemesiyle beni onayladı.Kitaplığı kurarken yapacağım çok fazla şey yoktu, bir yandan şarabımı yudumlarken bir yandan da Saygın’ın matkapla takacağı rafları sabit tutuyordum. O kitaplık kurmakla uğraşırken tıpkı benim ona yaptığım gibi o da bana ailemi sormuştu. Babamın şerefsizlikleri dahil olmak üzere her şeyi anlatmıştım. “Çocukluğunda yalnız mıydın?” diye sorduğunda güldüm.“Hayır. Afra ve…-“ ağzımdan kaçırmak üzere olduğum sözlerin farkına vararak dudaklarımı sımsıkı kapattığımda dizlerinin üzerinde, tuttuğum ahşaptan kolunu sabitlemekle uğraşırken yeşil gözlerini yüzüme çevirmişti. “Afra ve abisi her zaman yanımdaydı. Hiç yalnızlık hissetmedim. Annem eczane ile çok ilgilendiği zamanlarda bile onlar yanımdaydı. Kimsenin bilmediği sırlarımı bilir, ben daha anlatmadan yüzümden her şeyi okurlar. Kızdığımda dillendirmeme gerek olmaz ya da bazı şeylerin bahsi geçmeden birbirimizin ne tepki vereceğini bilirdik,”“Afra ile kardeş gibisiniz o zaman,” derken yeniden başını eğmiş, işine odaklanmıştı.“Kardeşten de öte. Herhalde şu hayatta kaybetmekten korktuğum tek insan o olabilir,” dediğimde anormal matkap sesiyle başımı eğdiğimde rafta büyük bir çizik bırakarak gevşekçe tuttuğum diğer raf kaymıştı. “Ne beceriksiz adamsın,” diye homurdandım alayla.Bana çatılmış kaşlarla bakarken “Sıkı tutmazsan kayar tabi,” dediğinde ona abartılı bir alaycılıkla gülümseyerek başımı salladığımda matkabı bana doğrultarak düğmesine bastığında gülerek geri çekildim. “Ya abisi? Adını anmadığına göre çok yakın değilsin,” dediğinde alt dudağımı dişlerimin arasına çekmiştim. Rafı monte edene kadar da sessizliğimi korudum. Ayağa kalkarken “Yoksa çok mu yakınsınız?” diye sordu kurnaz bakışlarıyla.“Bilmem,” diye mırıldandım.Gözleri kısılırken “Onu seviyor musun?” diye sordu.“Bu konuda konuşmak istemiyorum,” diyerek şarap kadehini kafama dikip yenisini doldurmak üzere sehpaya doğru yürürken Saygın ısrar etmemiş, verdiğim cevabı kabullenmişti. Birlikte iki kitaplığı kurduktan sonra merdivenlerin altında uzanan boşluğa yerleştirmiş, raflarına Saygın’ın aldığı ödüllerin her birini dizmiştik. Bir yığın raf olmasına rağmen ödülleri artmış, madalyaları kitaplıkların üzerinden sarkıyordu. Kitaplığın üzerinde yer kalmadığı için önüne de kupalarını dizmiştik.Gözlerimi kocaman açarken “Sanırım bir tane daha kitaplığa ihtiyacın var,” dediğimde bana kibirle gülümsedi.“Sonra bir taneye daha ihtiyacım olacak,” dediğinde sarhoşluğun verdiği rahatlıkla onu kısılmış gözlerle izledim. Derin bir nefes alarak kendini yemek masasının başındaki geniş sandalyeye bırakırken şarap kadehimle birlikte piyanoya doğru yürüdüm. Aklımın bir köşesinde hala telefonum vardı. Tıpkı o Edirne gecesinde olduğu gibi cevapsız çağrıların sonunda Gurur’un buraya geleceğinden, beni bulacağından ve her şeyin daha da mahvolacağından endişe ediyordum lakin bu kez kaybetmekten korktuğum tek kişi Afra yahut Gurur değildi. Onların yanında biri daha vardı…Piyanonun tuşlarını okşarken Saygın “Çalmayı biliyor musun?” diye sordu.“Evet ya sen?”Başını iki yana sallarken “Evi eşyalarıyla birlikte aldım, o kadar çok değişiklik var ki henüz sıra ona gelmedi,” dediğinde dudaklarımı bükerek önümdeki piyanoya döndüm. Uzanıp şarabımı yudumlarken karanlığın içinde başlayan yağmur yavaş yavaş camları dövmeye başlamıştı.“Öğretmemi ister misin?” diye sordum.Uzun ve güçlü parmaklarını havaya kaldırırken “Bu eller piyano çalacak kadar masum değil,” dediğinde başımı geriye atarak gülerken sarhoşluğun etkisiyle biraz fazla geriye doğru kendimi bırakmıştım ki sendeleyerek kendime geldiğimde Saygın sesli bir şekilde gülmüştü.“Gülme,” diye homurdandım.“Sakarsın,” dedi genişleyen gülümsemesiyle birlikte.“Neyse ne,” diye homurdanarak piyano taburesinde kayarak ona yer açtım. Elimle deri koltuğa vururken “Gel, birkaç tuş öğreteyim,” dediğimde bana başını iki yana sallasa da ısrarla piyano taburesine vurmam sonucunda en sonunda pes ederek ayaklanıp yanıma gelmişti. Tabure küçüktü, ikimiz yan yana oturduğumuzda bacaklarımız birbirine değiyordu. Gri eşofmanı eteğin üzerinden çıplak bacaklarıma dokunurken sıcaklığı soğuk vücudumu yeniden ısıtmaya başlamıştı.Parmaklarını başlangıç notaları üzerine koyarken elleri kaskatıydı “Gevşek bırak, kelebek gibi,” dediğimde bana güldü.“Benim kelebekle alakam var mı?”Ona gözlerimi büyüterek bakarken “Muhabbet Ali diyor ya kelebek gibi uç, arı gibi sok,” dediğinde yüksek sesli bir kahkaha attı.“Muhammet Ali,”“Ben ne dedim?”“Muhabbet Ali,”“Dilim sürçtü,”“Eminim öyledir,” dediğinde uzanıp sert kolunu çimdiklediğimde başını geriye atarak mevcut kahkahasını kuvvetlendirdiğinde uzanıp şarap kadehinden bir yudum daha aldım. Ben somurtarak önüme dönerken kahkahasını güçlükle dindirerek dirseğiyle beni dürttü “Hadi, öğret bana. Kelebek olacağım.”“Bok olursun,” dediğimde bana gözlerini büyüterek baktı.“Ne kadar ayıp,” diye homurdandı. Yeniden beni dürterken “Hadi, öğret,” dediğinde dudaklarımı bükerek yeniden önüme döndüm. Ellerini alıp tuşların üzerine koydukta sonra ona teker teker tuşların sayılarını göstermiş, önce tek elle sonra da çift elle pratik yaptırmıştım. Tuşlarda iyice hakimiyet kurduğunda sayılar vererek notaları tarif ettiğimde yine de karıştırmayı başarıyordu.Kolunun üzerinden ellerini düzeltmeye çalışırken başarılı olamayacağımı anladığımda zaten küçük taburenin üzerinde birbirimize fazlasıyla yakındık. Kolunun altına girerek ona iyice sokulduğumda vücudunun gerildiğini hissedebiliyordum. “Korkma, ısırmam seni,” dediğimde güldü.“Sen düşün, küçük kuzu. Kurdun kollarında olan sensin,” dediğinde ona sesli bir şekilde güldüm. Ellerimi sıcak avuçlarının altına yerleştirirken “Parmakların parmaklarımı takip etsin,” diye ona talimat verdim. Ellerim sıcak avuçlarında, güçlü parmaklarının baskısı parmaklarımın üzerindeyken ona sayılar verdiğim notaları önce yavaş sonra da ortadan hızlıya doğru tekrarlayarak gösterirken uslu bir öğrenci gibi bana ayak uyduruyordu. Alkolün etkisinden mi bilinmez onun sıcaklığı hoşuma gitmişti. Saatlerce kolunun altında, bir omzum göğsüne değerken elleri ellerimin üzerinde piyano çalıştırabilirdim. Kadehimi yeniden doldurma bahanesiyle alışkanlık yapmaya meyleden sıcak kollarının arasından çıkarken kendimi durdurmak istiyordum. Birkaç adım uzağımdaki şarap şişesine doğru adımlarken teninin değdiği her yerim üşümeye, sıcak bedenimde onun dokunduğu yerler yoksunluk hissederek titrerken şarap kadehinin dibinde kalan son bir yudumu kadehime dökerek onun tekrar ettiği notaların yağmurla karışmasını dinlerken gözlerim kapıya döndü. Kendimi uzun zaman sonra, Gurur’un olmadığı bir anda iyi hissediyordum ve sanki tam o anda kapı açılacak, tüm iyi anlar aynı anda zehirlenip paramparça olacak gibi hissediyordum.Piyano sesi kesilip de geriye sadece yağmurun cama çarparken çıkardığı gürültü kaldığında gözlerimi kapıdan alarak beyaz piyanonun başında oturan Saygın’a çevirdim. Her haliyle, tercih ettiği renk seçimleriyle bile taban tabana Gurur’un tam tersiydi. Mesleğinin öfkesi, kibirinden arınmıştı. Zehirli olduğu anlar da vardı ancak bana gülümseyerek yaklaştığı her an tenimi ısıtıyordu.Bu tür bir nezaket hissetmeyeli çok uzun zaman olduğu için kendimi tuhaf hissediyordum.Son yudumu içtiğim şarap kadehini sehpaya bırakırken “Ben gitsem iyi olacak,” dedim.Tabureden kalkarken “Yağmur dinene kadar bekle,” dediğinde git gide şiddetini artırmaya meyilli yağmur damlalarına baktım.Başımı iki yana sallarken “Biraz sarhoş oldum, eve gitsem iyi olur,” dediğimde başını sallayarak beni onayladı.“Seni eve bırakayım,” diyerek beni onaylarken başımı iki yana salladığımda bana kaşlarını çattı. “Sarhoş halde seni dışarıya bırakacak kadar aptal değilim,” dediğinde güldüm.Başparmaklarımı havaya kaldırırken “İyiyim ben,” desem de olduğum yerde sendelediğimde Saygın hızlı davranarak dengemi tamamen kaybetmeden beni yakalamıştı. Belime sardığı kolunu serbest bırakmadan portmantoya doğru yürürken “Gerçekten iyiyim, tansiyonum düştü herhalde,” diyerek sendeleyişime bahane bulmaya çalıştığımda alayla gülerek beni onayladı.“Evet, evet. Kesin öyledir,” derken ifadesinden benimle dalga geçtiği açıktı.Silkinerek kolunu altından çıkıp askıdan aldığı çantamı elinden kaptım “İzle beni,” dediğimde gülümseyerek portmantodan anahtarını alıp birlikte evden çıktık. Asansöre doğru yürürken iki kez sendelesem de hızlı davranarak kendimi toparlamış ve asansöre binmiştik.Asansörden inerken ayağım kabinle duvar arasındaki boşluğa takıldığı için sendelemiş ve bu kez gerçekten hazırlıksız yakalanmıştım. Bugüne kadar hiç ayağımın o küçük boşluğa takıldığı olmamıştı. Saygın kolunu belime dolayarak beni yeniden göğsüne çarptığında çarpışmanın etkisiyle sıcak ve sert vücudu, ince triko kumaşın üzerinden tenimde yankılanıyordu. Doğrulmama yardımcı olup kolunu belime dolayarak parmaklarını karnımın üzerinden tenime sabitlerken “Sana söylemiştim,” diye mırıldandı.Toyota’ya doğru yürürken “Tansiyon,” diye mırıldandım.“Eminim öyledir,” diyerek beni arabaya bindirirken çarpma ihtimalime karşılık elini aracın eşiğine koymuştu. O sürücü koltuğuna geçene kadar emniyet kemerini yuvasına bir türlü yerleştiremediğimde benim yerime takmıştı. Yağmur sitenin kapalı otoparkından çıkarken şiddetliydi ancak Saygın’ın evinden uzaklaşıp kendi evime yaklaştıkça azalıp iyice kesilmişti. Yarı uykulu halde gözlerim sürekli kapanıyor ve sürekli başım öne doğru düştüğünde silkinerek doğrulup kendime gelmeye çalışıyor, gözlerimi kocaman açarak uykusuzluğumu dindirmeye çalışırken Saygın’ın bana güldüğünü yakalamış, ona kaşlarımı çatarak bakmıştım.Evin önüne geldiğimizde “Evin önünde kadar gitmemi ister misin?” diye sordu.Başımı iki yana sallarken “Hayır, hayır. Annem çok kızar,” dediğimde bana sadece gülümsemişti. Emniyet kemerimi açtıktan sonra koltuğumda uzanarak ona sarılırken “Teşekkür ederim, bıraktığın için. Görüşürüz,” diyerek arabadan indiğimde Saygın direksiyonda donmuş, arabanın içini aydınlatan ışıkta bana kocaman gözlerle bakıyordu. Ona el salladığımda bana el sallayarak karşılık verdiğinde köşeyi döndüm.Bir saniye? Ben Saygın’a mı sarılmıştım? Görüşeceğimizi söylemiştim!Saygın’a sarılmıştım!Sürekli birisi arabadan inerken yahut ben arabadan inerken geride ya annem ya da Afra’yı bıraktığım için sarılma alışkanlığım vardı. Arabasından inerken Gurur’a da sık sık sarılırken ancak ilk defa bu kadar boş bulunarak Saygın’a sarılmıştım. Yüzündeki şokun sebebi buradan geliyordu.Kim hastasına böyle sarılırdı?Saçlarımı çekiştirme isteğiyle ıslak kaldırımda adımlarken evin önünde park edilmiş Gurur’un arabasını ancak dibine geldiğimde fark edebilmiştim. Çatılmış kaşlarla arabaya bakarak yürürken önüme döndüğümde bahçe kapısının diğer tarafında Afra ve Gurur dikiliyor, ikisi de birbirine çatılmış kaşlarla bakıyordu.Bahçe kapısı gıcırdayarak açılırken “Geldi işte! Lema neredesin sen?” diye homurdanarak Afra bana doğru yürürken omzunun üzerinden gördüğüm Gurur yanaklarını dişlerinin arasına çekmiş bana dik dik bakıyordu.“Ne oldu?” diye sordum Afra’nın kucaklamasına karşılık verirken.Sarhoş olduğumun farkında olarak bana tane tane “Tatil… Hafta sonu…” diyerek kilit kelimeleri verdi.Gurur’un gözleri yüzümde dolaşırken “İçtin mi sen?” diye sordu.Onu duymazlıktan gelerek “Ben gelmeyeceğim, Gurur’un söylemiş olması gerekirdi,” dedim. En azından kavgamızdan bahsetmemiş olsa da böyle büyük bir kavganın ardından onunla bir yere gitmeyeceğimi bilmesi gerekirdi.“Gurur bir şey söylemedi bana,” derken çatılmış kaşlarla en ince ayrıntısına kadar beni inceleyen abisine baktı. “Kavga mı ettiniz yine?” diye sordu.“Sana ne?” diye tersledi Gurur.Gurur’un bakışlarına karşılık verirken “Evet ve ben gelmek istemiyordum,” dedim gözlerimi her kelimeyi vurgulayarak büyütürken.Gurur “Kiminleydin?” diye sordu.Yeniden ona döndüm “Hastamın yanındaydım!” diye çıkıştım.“Ne zamandan bu yana hastalarınla içiyorsun?” diye sorarken kolumu kavrayarak beni kendine doğru çekmişti. “Ne zamandan bu yana hastalarının kokusu üzerine siniyor?”“Abi…”Kolumu parmaklarının arasından sıyırmaya çalışırken “Sana ne? Hastalarımın kokusu ben nereye istersem oraya siner! Sana ne?” diye bağırdığımda beni kendine çekti. Bir eli ensemden açık saçlarımı kavrayıp başımı geriye doğru çekerken boştaki eli parmaklarını triko elbisemin balıkçı yakasına tarak aşağı çektiğinde Afra ikimizin arasına girerek abisinin boynumu kontrol eden elini uzaklaştırdı.Parmakları ensemdeki saçları sıkıca kavrarken bileğini tutan Afra’yı sertçe savurdu “Elimin altından çekil!” diye bağırdı.Ensemdeki parmakları sıkılaştırken “Bu kadarını yapamazsın, Gurur! Onun hayatına bu kadar dahil olamazsın!” diye bağırdı.Kurbanlık gibi parmaklarının arasında sıkıca tuttuğu saçlarımla beni kendi vücuduna çarparken “İstediğim kadar dahil olurum. Bu ne seni ne de başkasını ırgalamaz!” diye bağırdı. Gözlerini yeniden gözlerime çevirirken “Sen, benimsin!” diye tekrarladığında kasılan parmakları nabzımı hızlandırıyor, kolum heyecanla titriyordu.Buse’nin “Gurur, ne yapıyorsun?” seslenişiyle tüm sinirlerim iyice gerilmişti. Birlikte tatilden çıkmaktan, beni sevmekten ve bir eşya gibi onun olmamdan bahsediyor ancak beni sevdiğini itiraf etmekten yoksundu. Korkaktı. Bu beni daha da sinirlendi, avcumun içiyle köşeli suratına vurduğumda başı omzuna doğru savrulmuş, ateş saçan gözleri şokla genişlemişti. Sorguluyordu. Anlamaya çalışıyordu oysa sebebi açıktı. Kalbimin bir köşesinde hala izler olsa da, umudumu bağlayan ince iplerdi. Onunla kopmaktan korksam da bu eskisi kadar canımı yakmıyordu. Ondan vazgeçmeyi göze alabilirdim.O, benim için herhangi bir şeyi göze almıyorsa ben ondan vazgeçebilirdim.Ensemden saçlarımı tutan parmakları gevşerken babam Gurur’u itmiş, onunla birlikte ben de sendelemiştim. Babam, ülke çapında şampiyon olmuş, Korateş’i yenmiş Gurur’u yere serip suratına yumruklar indirirken annem, Afra ve Buse onları ayırmaya çalışıyor, Gurur hiçbir şey yapmadan babama teslim oluyordu.Annem ve Afra babamı kollarında tutarak uzaklaştırırken “Seni bir daha kızımın yanında görürsem öldürürüm seni! Duydun mu beni? Kızıma dokunursan seni öldürürüm, Gurur!” diye bağırıyordu.Tepkisiz kaldım. Gurur gözlerimin içine bir tepki vermemi bekleyerek bakarken hiçbir tepki vermeden, bomboş gözlerle ona baktım. Artık hak ettiği buydu. Ne öfke ne mutluluk. Boşluktan başka hiçbir şey hak etmiyordu.
Chapter 25
🔥 25
