تخطٍ إلى المحتوى

KORATEŞ

الفصل 15 · قراءة 8 دقيقة

KORATEŞ

الفصل 15

🔥 15

Her zaman aldığım bir yerden her zaman aldığım bir şey olmasına rağmen bu kez daha lezzetliydi. Damağımda çikolata hissinin tadının tüm duyularımı uyandırması tatlı bir histi. Bu hissi paylaşmaktan hoşlanmazdım, belki de tek çocuk olduğum için mi bilinmez bazı şeyler, özellikle de yemeğimi paylaşma konusunda kıskanç ve huzursuzdum ancak kutlama fikri nezaketi için küçük bir parça browniyi Saygın'a uzattım.

"Teşekkür ederim, diyetimi bozamam," dediğinde ona omuz silkerek onun için kopardığım parçayı ağzıma atarken bana gözlerini büyüttü.

"Ne?" diye mırıldandım ağzımdaki lokmayı yuttuktan sonra.

"Bir de benim kaba olduğumu söylersin,"

"Israr mı edecektim bir de?"

"Nezaketen, evet,"

"İkinci kez ısrar ettiğimde kabul eder miydin?"

Gülümsemesi yüzünde yayılırken uzun bacaklarını öne doğru uzattı "Nezaketen, evet," dediğinde güldüm.

Hala çıplak üst vücudunu gözlerimle işaret ederken "Yazık olur," dedim ve bir parça daha koparıp ağzıma attım.

Sözlerime karşılık ifadesi donuklaşırken anlamıştım ki yemeğe düşkündü ve diyet konusunda da zorlanıyordu. Ona gülümseyerek bir parça daha browni koparıp ağzıma atarken gözleri parmaklarımın arasındaki parçayı ağzıma atıp çiğneyene kadar izledi. Küçük bir yutkunuşla adem elması oynadı, dudaklarını ıslatıp serbest bırakırken dudaklarında küçük bir gülümseme oluşmuştu.

Geldiğinden bu yana ikimizin de görmezden geldiği bir nokta vardı. Beni aradığı akşam konuşmaların ne kadarını duyduğunu bilmiyorum ancak açık ve net bir şekilde benim Saygın'a karşı nefret çığlığımı duymuş olmalıydı.

"Dün gece için kusura bakmayın," dediğimde hızlıca başını salladı.

"Asıl sen kusura bakma, alelade saatlerde aramam yanlıştı. Kıskanç bir sevgilin olduğunun farkındaydım," derken gözleri hala izleri olan omzumu işaret etti. "Kavga sebebiniz olmak istemezdim."

"Arkadaşımdı, sevgilim değil. Bir şey mi söyleyecektin?"

Başını iki yana sallarken "Önemli bir şey değildi, teşekkür etmek için aramıştım. Uzun zamandır bu yana yatağıma hiç bu kadar rahat girdiğim bir gece olmamıştı," dediğinde ona gülümsedim. "Bir de... Eğer iş bulamadıysan senin için bir iş önerisinde bulunacaktım."

"Teşekkür ederim, özel bir klinikte iş buldum," dediğimde başını hafifçe sallarken bana beklentiyle bakıyordu. "Ama size hangisi olduğunu söylemeyeceğim."

"Önemli değil, zaten bana bir daha çalışmayacağını söylemiştin," dediğinde kendi yalanımı ele verdiğim için olduğum yerde kaskatı kesilmiştim. Gerçi, son günümdü. Bu saatten sonra ne olduğunu bilip bilmemesinin önemi yoktu, bu hastaneye beni bağlayan son bir saat dışında hiçbir şey kalmamıştı. "Neden benden kaçıyorsun?"

Doğruyu söyleyebilirdim ancak bu neye yarardı? Belli ki gerçekten benim Gurur'un yakın arkadaşı olduğumu bilmiyordu. Bunu duyduğunda belki öfkesi körüklenecek, nefreti katlanacak ve kalan dakikalarımızda elimdeki browninin tadını ekşitecek şeyler yapacaktı. Bugün bir kez daha Gurur yüzünde tadımın kaçmasını istemiyordum.

"Hislerim... Hislerim bana senden kaçmamı söylüyor," derken sözlerimde yarı yarıya dürüsttüm.

"Fikirlerini değiştirebilirim ancak hislerine yapacak hiçbir şeyim yok," derken hafifçe gülümsüyordu.

"Sen iyi bir adamsın Saygın Ragıyf, hislerimi uyandıran ve alarma geçmesine sebep olan tarafın Korateş. Öfke dolu, kana susamış, acımasız ve gözü kara tarafın beni korkutuyor. Sanki... Sanki bir gün canımı öyle çok yakacaksın ki bir daha toparlanamayacağım,"

İç geçirdi, telkin edici bir rahatlıkla kelimeleri mırıldanırken "Bizim seninle bir geçmişimiz yok, geleceğimiz de olmayacak, Lema. Sadece şimdiyi yaşıyoruz ve sana şimdi zarar vermem,"

Omuzlarımı kaldırırken "Sadece hisler işte," diye mırıldanarak gülümsedim.

Öne doğru eğilerek dirseklerini dizlerine yasladı, işaret ve orta parmağını avcunun içine doğru kıvırarak beni kendine doğru çağırırken hafifçe öne doğru eğildim "Hislerin sana kazık atıyor, dost tavsiyesi," dediğinde güldüm.

"Benim hislerim de sadıktır, merak etme," dediğimde gülümsedi. Islak mendil paketini alırken "Başlayalım, son seansımızın kıymetini bilmek gerek."

Aslında son seansımın farklı olmasını beklemiştim, özellikle de Saygın'la olduğu için mi bilmem akılda kalıcı bir şey olmasını umut etmiştim ancak bundan öncekiler nasılsa sanki hiç bitmeyecekmiş gibiydi. Saygın'ı gönderdikten sonra bilgisayarımı, hastane telefonunu ve diğer birçok ıvır zıvırımı bilişime teslim edip evraklarımı imzaladıktan sonra insan kaynaklarından hızlı bir çıkış almıştım. On dakika için tüm işlerim bitmiş, yeniden odamdaydım. Son kez odama ve manzarasına bakıp kıyafetlerimi değiştirerek üzerime sabah giydiğim kırmızı elbisemi geçirerek lastikli kollarını omuzlarımı açıkta bırakacak şekilde aşağı indirdim.

Klimayı kapatmak için kumandası çalışmadığında mecburen dibine kadar girmek zorunda kalmıştım. Suratıma vuran buz gibi daha bana daha birkaç saat öncesini hatırlatıyordu.

Beklentilerle kendimi heveslendirmiştim, Gurur'la aramda ne olursa olsun bir sonraki evreye geçmeyeceğini, bizim birlikte olamayacağımızı adım gibi biliyorken bir an kendimi kandırmış ve umutlanmıştım. Sonunda Gurur, kendi çizgisinden çıkmayı reddederek kalbimi paramparça etmişti. O, şu an Buse ile birlikteydi ve ne olursa olsun ona ihanet etmeyeceği açıktı. Onursuz davranarak ona doğru adım atmamın bedeli de ağır bir kalp kırıklığıydı.

Klimayı kapatarak yerine düzgünce bırakırken masanın üzerinde bıraktığım eşyalara göz gedirdim. Saygın'ın mumu yakmak için kullandığı kibrit kutusu gözüme ilişti. Bugünden, buradan bir hatıra kalmasını istiyordum. Bu yüzden kibrit kutusunu çantama atarak arkamda hiçbir şey bırakmadan kucağımda eşyalarımın olduğu kutuyla birlikte odadan çıktım. Tanıdığım hemşirelere, hasta bakıcılara veda ederek merdivenleri indim.

Hastane çıkışına doğru yürürken girişteki güvenlik kulübesinin yanında, ellerini beline koymuş karşısındaki güvenlik görevlisi ile tartışan Gurur'u gördüğümde açıkçası şaşırmış ve Saygın sayesinde ertelediğim o acı his göğsüme oturmuştu. Buse'nin bacaklarının arasından çıkıp gelmişti. Onunla birlikte olurken benim telefonumu açmıştı. Sadece midemi bulandırıyordu.

Ona sırtımı dönerek acile yönelirken "Lema!" diye seslendi arkamdan.

Tartıştığı güvenlik görevlisi "Beyfendi! Zor kullanmak zorunda bırakmayın bizi! Hastaneye giremezsiniz! Doktorlarımızın güvenliğini tehlikeye atıyorsunuz!"

"O benim arkadaşım!"

"Eminim öyledir ancak buna müsaade edemem," derken arkamı döndüğümde güvenlikler Gurur'un önüne dizilmişti. Gurur tehlikesiz olduğunu kanıtlamak istercesine ellerini teslim olurcasına havaya kaldırmış olmasına rağmen yüzünde öfke vardı.

Ona gitmek istemiyordum ancak ayaklarım beni ona doğru çekiyordu. Ondan kaçmak, kurtulmak ve sonsuza dek uzaklaşmam gerekiyordu ancak ben yine kendimi ona doğru yürürken buluyordum.

"Arkadaşım olduğunu söylemiştim," diyerek beni çenesiyle işaret ettiğinde güvenlikler bana döndü.

Orta yaşlarında olan "Lema hanım, bu beyfendi tehlikeli bir adam. Biraz önce hastalarımızdan Saygın bey ile karşılaştı, kendisine saldırdı. Lütfen, arkadaşınız bile olsa güvenliğiniz için uzak durun," dediğinde Gurur yüzünü buruşturdu. Gurur böylesine fevri bir insan değildi, yumruklarının silah niteliği taşıdığının farkındayken Saygın'a mı saldırmıştı?

"Arkadaşım, diyorum. Arkadaşım. Anlama zorun mu var?" derken güvenliğin kastettiği şey açıktı ancak Gurur öylesine sinirliydi ki adamın bahsettiğini anlamıyordu. Güvenlikler benim Saygın'la çalıştığımı biliyordu ve doğal olarak onun rakibinin ona saldırmışken bana da saldırmasından endişe ediyorlardı.

"Sorun yok," dediğimde güvenlik bana kaşlarını kaldırarak bakarken gülümseyerek başımı salladım. "Sonuçta son günüm, artık burada çalışmıyorum," diyerek onlarla vedalaşırken Gurur onlara haklı olduğunun altını çizen bilmiş bakışlar atıyordu.

Onlarla vedalaştıktan sonra çıkışa doğru yürürken Gurur da arkamdan beni takip ediyordu. Dışarı çıkıp açık otoparkta cehennem sıcağında kavrulmuş arabaya doğru yürürken "Erken bitmiş işin, rapor yazacağını söylemiştin," dedi.

"Yazdım."

"O halde yemeğe çıkabiliriz,"

"Annemle plan yaptım,"

"Bir akşamlık bozabilirsin, ben senin için planlarımı bozdum," dediğinde kendi kendime güldüm ancak beklediğimden daha yüksek ve histerik bir kahkahaydı.

"Buse ile sikişmeyi bırakmak mı plan bozmak oluyor? Yemekten sonra kardiyo olarak da yaparsın bunu,"

"Lema," diyerek kolumu tutup beni kendine çevirdiğinde sertçe kendimi çekerek daha kolumu kavrayıp sıkıca tutunmadan kendimi kurtarmıştım.

"Hiçbir şey söyleme, bu yaptığın mide bulandırıcı bir terbiyesizlikti. Sen... Senin hiç mi özelin yok. Nasıl böyle bir şey yapabildin? Midemi bulandırıyorsun," diye homurdandım.

"Ne? Daha önce defalarca kez bu şekilde senin telefonunu açtım, hepsini görmezden geldin de bu mu sorun oldu?" dediğinde gözlerimi hayretler içerisinde açarak ona bakıyordum.

"Sen bunu bana daha önce de mi yaptın?" diye bağırdığımda ağzından çıkanı çok geç kulağının duyduğu ortadaydı. "Değiştiğini fark etmiştim ancak birbirimizden bu kadar uzaklaşacağımızı düşünmemiştim. Yaklaşma bana."

Elimdeki kutuyu arabanın içine alelade fırlatırken "Lema," diye seslendiğinde ona tepki vermeyi reddetim. Biraz olsun irademe sahip çıkabiliyorken ona dönmedim ve beni takip ederken topuklarımı yere vurarak arabanın sürücü koltuğuna doğru ilerlerken adımı tekrarlayarak peşimden beni takip ediyordu.

Arabanın kapısına uzanmış kendime doğru çekerken aynı anda arabanın camından bastırarak kapattığında burnumdan soluyarak ona döndüm. "Ne var?" diye bağırdım.

"Saygın ne zamandan bu yana bu hastanedeydi?" diye sorduğunda omuzlarım gerilmişti.

Sırtımdan aşağı soğuk his tüylerimi diken diken ederek inerken "Bilmiyorum," diye homurdanarak yeniden kapıyı açmaya çalıştım.

Aynı şekilde kapıyı sertçe kapatırken aramızdaki mesafeyi kapatarak bana tepeden bakarken "Bana bir kez daha yalan söylüyorsun, Lema," dediğinde o üzerime adımladıkça geri kaçtığım için kapı kolunu serbest bırakmak zorunda kalmıştım.

"Ne değişecek? Hastaneyi mi yakacaksın onu tedavi etmesinler diye?"

"Gerekiyorsa, evet,"

"Madem bu kadar korkuyorsun öldürseydin o zaman,"

Bileklerimi tutup beni olduğum yerde sabitlerken başını yana yatırarak yüzüme doğru eğildi. Yüzüne indirdiği kurt maskesiyle kana susamış bir halde bana hastalıklı bir gülümsemeyle karşılık verirken "Öldürmedim mi zaten? Elindeki her şeyi aldım, Lema. Sahip olduğu her şey benim. Ter döktüğü kemeri benim vitrinimde, yıllarını kollarının arasında sakladığı sevgilisi benim altımda, gözünden sakındığı arabası benim garajımda. O adam yaşıyor mu sence?" dediğinde ona karşı Korateş'i savunmak için ağzımı açtığımda sertçe kapattım. Korateş yaşıyordu. Hem de sandığından daha büyük bir ateş parçası halinde yaşıyordu.

Bileklerimi elinden kurtarırken "Hani Korateş senin rol modelindi? Bildiğin her şeyi sana o öğretti. Bir öğretmen olarak sen ona karşı saygılıydın. Ne oldu? Bu tavırlar ne? Şu yaptıkların benim tanıdığım Gurur'la öylesine ters düşüyor ki seni tanımakta zorlanıyorum," dediğimde dişlerini göstererek gülümserken her an birinin boğazını parçalamaya hazır canavar gibi görünüyordu.

"Sürünün liderini öldürmeden başa geçemezsin, kurtların kendine has kanunları vardır,"

Sırf doğrudan canını yakmak, ona zarar vermek ve daha fazla onu çileden çıkarıp bana bugün yaşattığı şeyin karşılığında aynı şekilde onu parçalamak için yüzüme en gerçekçi gülümsememi taktım "Ne yaparsan yap, Korateş'in tırnağı bile olamayacaksın," dediğimde ifadesi donuklaşmıştı.

Bu sözleri başkası söylemiş olsaydı umursamazdı ancak benim ağzımdan duyduğu için yaşadığı şok açıkça gözler önündeydi. Onu tanıyordum. Nereden vuracağımı biliyordum. Onu iterek arabaya binip arkamda bırakarak beyaz Toyota'nın arkasından otoparktan çıktım.

Bugün bana yaşattığı acının çeyreği bile olamazdı ancak karşılığını alabilecek en güçlü kozum da buydu.

Özür dilerim, Gurur.

نهاية الفصل

1 تعليق