Skip to content

Katliam

Chapter 5 · 11 min read

Katliam

Chapter 5

5.Bölüm:Amerika

''Tamam hazırsak çıkalım.'' kabul etmiştim. Tamam kötü yanları vardı, yolda yaralanabilirdik ama denemeliydik. Burada kalsak ne olacaktı sanki? Hepimiz ölecektik. Başka bir ülkede bulunmak en iyisiydi.

''Hazırız.'' Bartu'ya döndüm ve başımla onay verdim o da yavaşça kapıyı açtı. Dışarı çıktı ve etrafa baktı. Etraf sakindi çıkabilirdik. Bartu'nun ardından abim ve ben çıktık. Mine ve Selin hemen arkamızda Toprak ise en arkadaydı.

Yavaşça ilerliyorduk. Pek bir şey yoktu etrafta. Ağaçların yaprakları rüzgarla ses çıkarıyordu. Sessizce ilerlersek bir şey olmazdı.

''Bence yaklaşık 2 saat yürüyüp öyle duralım. Buradan hemen uzaklaşmalıyız.''

''O kadar yürüyebilir miyiz?''

''Dayanamazsanız dinleniriz.''

''Tamam.''

...

Yaklaşık iki saat yürümüştük. Garip bir şekilde etrafta yaratık yoktu. Hepimiz bir anda çıkarlar diye korkuyorduk. Ama hiç olmamıştı. Hava alanına yaklaşmıştık. Bulunduğumuz yere çok uzak değildi.

''Çabucak hava alanına varmalıyız biliyorum ama ya bizi almazlarsa? Bu çabalar boşuna ise?''

''Ne demek istiyorsun Mine?''

''Bizi almayabilirler. Nereden biliyoruz alacaklarını?''

''Almayacak olsalardı demezlerdi. Boşuna karamsarlığa kapılmayın. Hadi toparlanın çabucak varalım.''

...

Hava alanına gelmiştik. Çok kısa sürmüştü. Binanın dışında kimse yoktu. İçeride olmalılar.

''Hadi çabucak girelim.''

Hızlıca binaya ilerlemeye başladık. Kapıları açıktı. Hemen girdik ve evet yanılmamıştım. İçeride insanlar vardı uçağa binmeye başlamışlardı bile. Bizde hemen kendimize uygun bir yer bulduk ve uçağa girmek için beklemeye başladık.

''Uçağa girmek için bilet gerekmiyor değil mi?''

''Saçmalama böyle bir durumda ne bileti Mine.'' biz konuşurken bir uçak havalanmıştı bile. Uçak havalanınca bende ayaklandım burada fazla insan vardı ama uçak sayısı azdı. Hemen uçağa binmemiz gerekiyordu. Toprakta benimle aynı düşünmüş olacak ki o da ayaklandı.

''Hadi hızlı olun bir uçağa binelim. Yoksa burada kalacağız.'' bu dediğimle hepsi ayaklanmıştı Selin hariç. Pek telaşlı değildi. Ona baktığımı görünce oflayıp ayaklandı ve yanımıza geldi.

''Biz nereye gidiyorduk?'' Toprağın sorusuyla biraz düşündüm. Ve aklımda kalan bilgilerle ona cevap verdim. ''Amerika'ya galiba... Değil mi Bartu?'' beni başıyla onayladı.

''Evet Amerika'ya.''

Konuşmamızın üzerinden beş dakika bile geçmeden uçaklara çağırıldık. Hemen sıraya girdik ve beklemeye başladık. Bize sıra gelince uçağa girdik ve içimizden iki kişiyi business classa alabileceklerini söylediklerinde Bartu ve Selini göndermiştik. Bartu'yu tek bırakmak istemesem de yapacak bir şey yoktu.

''Yolculuk uzun sürecektir siz uyuyun kızlar. Ben de Toprakla biraz oturduktan sonra uyurum.''

''Tamam abi.'' bu dediğiyle arkama yaslandım ve kulaklıklarımı taktım. Şarkıyı kendim seçmediğimden karışık çalıyordu. Pilot konuşmaya başladığında biraz mayışmıştım. Hafiften uykumda geliyordu. Cam kenarında olduğumdan dışarıyı izlemeye başladım. Uçak havalandı ve ben kendimi karanlığa bıraktım.

...

Sabah uyandığımda farklı bir ülkedeydik. Sonunda yolculuk bitmişti. Arada bir uyanıp etrafa bakıyordum uçaktayken ve bir kere abim ve Toprağı konuşurken gördüm. Uyku sersemi olduğum için hemen unuttum ama kesin emindim ciddi bir şey konuşuyorlardı. Abimin yüzü çok ciddiydi.

''Peki biz nerede kalacağız?'' Konuşan Selindi. Etrafıma bakınca insanların çoktan uzaklaştıklarını fark ettim ve hemen konuşmaya başladım.

''Benim teyzem burada yaşıyor ona gidip kalabiliriz.''

''Kalabalığız. Nasıl sığacağız?''

''Teyzemin evi büyük. Hepimiz için ayrı oda bile vardır emin olun.''

''Tamam hemen gidelim o zaman.''

''Metroya gidelim. Takip edin beni.'' Benim konuşmamla beni takip etmeye başladılar. Beş dakikada metroya varmıştık. Teyzemlerin yanına daha önce çok gelmiştik o yüzden metronun yerini biliyordum. Metroya bindiğimizde fazla kalabalık değildi. Burada henüz bir şey olmadığı için insanlar özel araç çağırmaya devam ediyorlardı. Biz de çağırabilirdik ama parayı boşa harcamak istemiyordum. Salgın buraya gelirse paraya ihtiyacımız olabilirdi.

Teyzemin evine sonunda gelmiştik. Papağanı da almıştık yanımıza. O biraz zor olmuştu uçaklarda yer olmadığı için para teklif etmek zorunda kalmıştık. Hayvanı orada bırakamazdık sonuçta.

Kapıyı çaldım açan olmadı ama içeriden sesler geldi. Bir daha çaldığımda bu sefer kapıyı teyzem açtı. Hemen sarıldı bize.

''Kuzum çok korktum size bir şey olacak diye. İyisiniz değil mi?''

''İyiyiz teyze iyiyiz. Burada kalacağız biraz. Sorun olmaz değil mi?''

''Saçmala Defne elbette kalabilirsiniz. Geçin içeri hadi. Tanıştığıma memnun oldum bu arada ben teyzeleriyim. Adım Mümtaz.''

''Bizde memnun olduk. Ben Toprak bu da kardeşim Selin.''

Tanışmadan sonra hemen içeri geçtik. Herkes kendi odasına girdi. Hemen bir duş aldım ve saçlarımı taradım. Üzerime dizimin bir karış üstünde olan bir şort ve üzerime bir tişört giydim. Aşağı indiğimde teyzem bize yemek hazırlamıştı ve masada herkes vardı. Hemen yanlarına oturdum. Televizyon açıktı ve bir kadın haber sunuyordu. Önüme döneceğim sırada bir okul fotoğrafı ekrana yansıttılar. Bizim okulumuzdu. Ayağa kalktım ve hemen televizyonun sesini açtım. Herkes yaptığımı görünce televizyonu dinlemeye başladılar. Kadın İngilizce konuşuyordu.

''Hepinize merhaba sayın seyirciler. Yeni bir son dakika haberi ile karşınızdayız. Arkamda görmüş olduğunuz okuldan yayılan virüs Türkiye çapında yayılmaya devam ediyor. Ülkenin Akdeniz ve Ege kıyılarını ele geçirmiş durumda. Marmara'da da birkaç gün içerisinde görülmesi bekleniyor. İç Anadolu bölgesine de hafif hafif yayılmaya başladı. Şanslıyız ki bu virüs hava yoluyla yayılmıyor. Yoksa Yunanistan, Arnavutluk, Bulgaristan ve Makedonya ülkelerinde de görülmeye başlayabilirdi. Ama sanmayı ki bu virüs hiç oralara gelmeyecek. En az iki hafta içerisinde bu ülkelerde virüs tehditiyle karşı karşıya kalacak. Yeniden uyarılarda bulunuyorum şehirlerden uzaklaşın...'' Bu duyduklarımız bize yetmişti. Virüs çok hızlı yayılıyordu. Ve biz bunu durduramıyorduk. Tam konuşacağım sırada yeni bir haber başladı. Hepimiz yeniden dinlemeye başladık.

''Evet sayın seyirciler. Size bir duyuru yapmak durumundayız. Biliyorsunuz ki yayılan virüs insanları öldürüyor. Ve biz bunu durduramıyoruz, kimin ölüp kimin yaşadığını bilmiyoruz. Devletler yeni kararlar aldı. Artık virüs yayılan bölgelerde yaşayan insanların telefonuna her gün bildirim gelecek. O bildirimde aynen şu yazacak:'' Hala hayatta mısınız? Güvende misiniz?'' Birinci sorunun tek bir cevabı olacak. Evet. İkinci sorunun iki cevabı olacak. Evet ve hayır. Siz bu sorulara en fazla yarım saat içerinde cevap vermek zorundasınız. Eğer hiç cevap vermezseniz öldüğünüz kabul edilecek ve bir daha bildirim gelmeyecek. Bildirim gelmezse ne olur? Bu sorunun cevabı şu şekilde. Siz cevap vermediğiniz için öldüğünüz kabul edilecek ve ölülerin sayısı artacak. Eğer bulunduğunuz bölgede tekseniz ve yaşıyor bile olsanız öldüğünüz bilindiği için yardım gelmeyecek. Eğer tek değilseniz ve öldüğünüz kabul ediliyorsa yanınızdaki insanlara yardım geldiğinde siz kurtarılmayacaksınız. Bu bildirimler ne zaman başlayacak sorusuna gelirsek. En başta dediğim gibi virüs yayılan bölgede yaşayanlara bildirim gelecek. Diğer bölgede yaşayanlar virüs bulundukları bölgeye geldiğinde bildirim alacak. Her devlet kendisi için saat belirledi. Bildirimler Amerika'da yaşayanlar için Amerika saatiyle saat akşam beşi gösterdiğinde gelecek. Türkiye'de yaşayanlar için Türkiye saatiyle akşam altıda gelecek.Sizden tek bir isteğimiz var. Yaşamaya devam edin.''

Yayın burada bitmişti. Telefonumu elime alıp baktığımda Türkiye saatiyle akşam dörttü. Kafamı kaldırıp diğerlerine baktığımda Mine ile Bartu yemek yemeye devam ediyor, teyzem telefona bakıyor- saati hesaplıyor büyük ihtimalle-, abim ve Toprak konuşuyor Selin ise düz duruyordu. bu haberi duyduktan sonra şaşırmalıydık belki ama normal hayatımıza da devam etmeliydik değil mi?

En azından şimdilik.

...

Yarım saat geçmişti haberden beri. Yemekleri kaldırmıştık teyzemle beraber. Ben odama çıkmış saçımı kuruturken İnstagramda geziniyordum. Karşıma hep virüs hakkında reelsler çıkıyordu. Ben bakmaya devam ederken birisi beni aramaya başladı. Annem. Kahretsin! Annemi nasıl unutabildim? Hemen aramayı cevapladım.

''Anne nasılsın?''

''Defne sen benimle dalgamı geçiyorsun? Ülkede yamyamlar var resmen ve sen bana haber vermiyorsun! İyi misiniz siz?'' Annemle babam Rusya'da oldukları için virüs onları etkilememişti şuan. Ve ben onları tamamen unutmuştum.

''Anne ben unutmuşum ya. Amerika'dayız biz. Teyzemin yanındayız. Bartu falan aramadı mı seni hiç?''

''Aradı ama bana söylemediler. Endişelenmeyim diyeymiş. Biz de geleceğiz oraya bekleyin bir yere gitmeyin tamam mı?''

''Tamam anne ne zaman gelirsiniz?''

''Akşam on birde geleceğiz. Kuzum eminsin değil mi bir şeyiniz yok?'' ben tam cevap verecekken kapı tıklatıldı. İçeri abimle Toprak girdi. Elimle bir dakika işareti yaptım ve konuşmaya devam ettim.

''İyiyiz biz anne. Benim şuan kapatmam gerekiyor. Görüşürüz.''

''Görüşürüz. Dikkat edin kendinize.''

''Tamam anne.''

Ben konuşmayı bitirince abim konuşmaya başladı.

''Defne biz seninle şunu konuşmaya geldik. Tamam güzel Amerika'ya geldik ama biz ne kadar burada kalacağız?''

''Annemler akşam 11'e bilet almış Berk. Yani onlar gelince gideriz diye düşünüyorum. Aslında onun dışında aklıma takılan bir soru var. Toprak alınma ama birbirimizi tanımıyoruz sende biliyorsun. Annemler gelince siz ne yapacaksınız? Yani bizimle kalma diye demiyorum ama ne biliyim bir akrabanız falan yok mu?'' ben bunları söyleyince Toprak derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı.

''Ben de onu söylemeye geldim. Aslında Amerika'da akrabamız yok ama bir arkadaşım burada yaşıyor ona gidebiliriz biz.'' anladım der gibi başımı salladım.

''Evi uzak yarın ancak gidebiliriz. Ve benim size söylemek istediğim bir şey var. Diğerlerine söylemedim çünkü beni dikkatlice dinleyip korkmayacak kişiler sizlersiniz. İyi dinleyin beni tamam mı?'' abimle başımızı salladık ve konuşmasını bekledik.

''Şimdi virüs okuldan yayılmaya başladı ama neden? Bu virüs neden oradan yayıldı ve nasıl ortaya çıktı? Bu virüs eğer durduk yere ortaya çıktıysa burada çıkmayacağı ne malum? İçimizden birinin durduk yere dönüşmeyeceği ne malum?''

Toprak bu dediklerinde çok haklıydı. Bu virüs burada da çıkabilir daha kötüsü içimizden bir olabilirdi.

''Peki Toprak dediklerinde haklısın katılıyorum sana ama dediklerin olursa ne yapacağız? Bunu durduramayız.''

''Ben de farkındayım işte kötü yanı da bu. Hiçbir şey yapamayız. Yapabileceğimiz tek şey kaçıp korunmak olacak.'' gerçeklerle yüzleşmek insanı yoruyordu. Gerçekler bunlar peki biz bu gerçekleri değiştirebilir miyiz?

...

(Bir saat sonra)

Salonda oturmuş televizyon izliyorduk. Bir saat sonra teyzem hariç hepimize bildirim gelecek ve biz evet tuşuna basacaktık. Şuan Amerika'da olsak bile Türkiye'de yaşıyor kabul ediliyoruz. Herkes gergindi bu durum yüzünden. Ya unutursak basmayı? Ne olacak o zaman? Ben bunları düşünürken teyzem ayaklandı.

''Defne, Mine Toprak ve Bartu gelin bakalım yemek hazırlanacak.'' Bunu duyduğumuzda dördümüz ayaklandık ve mutfağa geçtik. Malzemeler hazırdı zaten. Tek yapmamız gereken şey görev dağılımı yapmaktı. Toprak sebzeleri yıkayacak ve dilimleyecek, ben pişireceğim, Mine sos hazırlayacak Bartu ise teyzemle içecek hazırlayacak. Görev dağılımını yapınca hepimiz hazırlamaya başladık. Toprak yıkayıp dilimleyip bana veriyor ben pişiriyorum, ben pişirirken Mine sosları yapıyor Bartu ise limonu katlediyordu. Yemekleri hazırlayıp tabaklara doldurmaya başladık. Yemek hazırlamak yarım saatimizi almıştı. Tabakları taşımaları için diğerlerini çağırdık ve biz içeri geçip oturduk. Televizyonu açtığımda bir komedi şovu vardı. Ben pek komedi sevmediğimden geçmeye karar verdim kanalı değiştirdim.

Keşke değiştirmeseydim.

''Evet sayın seyirciler bir son dakika haberi ile beraberiz. Türkiye'de ortaya çıkan bu virüs şimdi garip bir şekilde birkaç ülkede daha görülmeye başlandı. Daha ülkeden çıkmadan başka ülkelerde görülen virüs insanlarda korku uyandırmaya başladı. Görülen ülkeleri söylersek: Güney ve Kuzey Kore, Suriye, Filipinler Güney Amerika ve Rusya. Görülen ülkelerde neler olacağından bahsedersek. Uçuşlar yasaklanacak, elektrikler beş gün içerisinde kesilecek, sular beş gün içerisinde kesilecek, sıkıyönetim kesin olmasa da çok zorlu durumlar yaşanırsa ilan edilecek. Evet haberleri bu haberle noktalıyoruz. Sizden ricamız hayatta kalın.'' Bu haber bizde çok büyük bir şoka ve üzüntüye neden oldu. Annemler bu akşam geleceklerdi. Şimdi ne yapacaktık? Bizi etkilemedi çok çünkü biz Kuzey Amerika'dayız. Ama annemler ne yapacak?

Artık emin olduğum bir şey vardı.

İçimizden ölenler olacak daha kötüsü kendini kurban edenler olacak.

...

(Yarım saat sonra)

Herkesin telefonu elindeydi. Bildirimleri bekliyorduk. İlk kez yapacağımızdan biraz heyecanlıydık. Bildirimin gelmesine son bir dakika kalmıştı. Bartu tırnaklarını kemiriyor, Selin ve Mine koltukta uzanıyor, Abim teyzemle kol kola girmiş oturuyor, ben de Toprakla beraber masada oturuyordum.

Ve beklenen an gelmişti. Bildirim ilk telefonuma düştüğünde nefesimin kesildiğini hissettim. Böyle bir durumda korkmam normaldi. Önce hala hayatta mısın bildirimi ardında da güvende misin bildirimi gelmişti. Hepimiz başımızı kaldırdık ve birbirimize baktık. Mine derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı.

''Hadi basalım o zaman. Ne bekliyorsunuz?'' Bu dediğiyle sırayla hepimiz evet tuşuna bastık ve bildirim kayboldu. Ardından da ''Hayatta olduğunuza sevindik. Yeriniz tespit edildi. Sizden ricamız yaşamaya devam edin.'' diye bir bildirim geldi. Demek bu kadar kolaydı.

Tuşlara basmak kolay olandı. Asıl zor olan yarım saat içerisinde cevap veremezsek ne yapacaktık?

(İki gün sonra)

''Teyze gidiyoruz biz!''

''Tamam Defne dikkat edin tamam mı?''

''Tamam teyze görüşürüz.'' teyzemin Kuzeyde yaşadığına şükür ederek sokakta ilerlemeye başladık. Hayat burada normal bir şekilde devam ediyordu. Sanki hiç virüs çıkmamış gibi yaşıyordu insanlar. Toprakla Selin arkadaşlarının yanına gitmişti. Konuşmadık dünden beri gerçi konuşacağımızı da düşünmüyorum. Artık yollarımız ayrılmıştı zaten. Virüs her an gelebileceği için biraz erzak almaya çıkmıştık. Kıyafet almamız da gerekiyordu. Gelirken acele ile geldiğimiz için en fazla iki tane almıştık. Gördüğümüz güzel mağazalara girip beğendiğimiz kıyafetleri alıyorduk. Elbise tarzı şeyler değildi aldıklarımız. Her an bir yaratıkla karşılaşabilirdik. Elbiseyle mi kaçacaktık onlardan? Şort, pantolon, eşofman, tişört, gömlek, mont tarzı aldık hepimiz. Kıyafet alışverişi bitince bir eczaneye uğrayıp oradan yara bandı, sargı bezi gibi ilk yardım eşyaları aldık. Herkes kendine bir ilk yardım çantası oluşturdu. Bu işi de halledince markete uğrayıp konserve, paketli gıdalar, krakerler, su gibi doyurucu ve yenmesi kolay şeyler aldık. Daha sonra işleri halledince bir restorana girdik. Bartu ve Mine pizza ben hamburger abim ise taco aldı.

''Yemekleri hızlı bitirin teyzemin yanına dönelim. Kadın merak etmiştir. Daha annemle görüntülü konuşacağız.'' bu dediklerimi başlarıyla onaylayıp yemeye devam ettiler. Virüsün buraya gelmesi uzun zaman alır diye düşünüyordum. O yüzden pek korkmuyorduk ama üzüldüğümüz kesin bir şey vardı. Annemler. Annemler yanımıza gelemeyecekti. Bundan sonra yalnızdık. Bunu kabullenmemiz gerekiyordu.

''Yemekleri bitirdiyseniz hadi eve.'' abimdi bunu söyleyen. Bu söylediğiyle herkes ayaklandı. Bartu hesabı ödedi bizde onu dışarıda bekledik. Bartu gelince beraber yürümeye başladık. Restoran eve uzak olmadığı için yürümeyi tercih etmiştik.

Yirmi dakikada eve vardık ve herkes çantalarını kapılarının yanına yerleştirdi. Ben hızlı bir duş alıp üzerime eşofman ve gömlek giyip aşağıya indim. Bartu ve abimde banyo yapmıştı. Teyzem romantik bir film izliyordu. Mine burada değildi. Minenin nerede olduğuna bakmak için odasına çıktığımda onun balkonda olduğunu gördüm. Yanına gidip arkadan sarıldım ve saçını okşamaya başladım. Beni hissedince oda bir koluma sarıldı ve abla kardeş manzarayı izlemeye başladık.

''İyisin değil mi Mine?''

''İyiyim abla iyiyim de sadece biraz yorgunum ve korkuyorum. Annemle babam gelemeyecek değil mi?'' bu söylediğine cevap vermedim. O da anlamıştı zaten cevap vermeyince. Derin bir nefes aldı ve eline telefonunu alıp instagrama girdi. Bende yanına oturdum ve telefonuma bakmaya başladım. Annem en son bir ay önce Rusya'da fotoğraf paylaşmıştı Kızıl Meydandalardı. Oraya çocukken beraberde gitmiştik. İlk fotoğrafta babamla beraber ikincide ise hepimiz beraberdik. Aynı yerde çekilmişlerdi. Annemle babam ben üniversiteye başladığımdan beri Rusya'da yaşıyorlardı. Çok sık görüşürdük ama özlüyorduk yine de.

Derin bir nefes aldım ve yaşadıklarımızı düşünmeye başladım. Okulumuzda bir virüs çıkmıştı ve bunu ilk ben görmüştüm sonra herkese söylemiştim. Apar topar ormana kaçıp kalacak bir yer aramış orada da insanlarla karşılaşmıştık. Onlarla beraber Amerika'ya gelmiş şimdi ise yollarımız ayrılmıştı. Her şey çok çabuk gerçekleşmişti.

Tam telefonumla annemi arayacağım sırada bir şey oldu.

''Defne ve Mine çabuk aşağıya gelin!"

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.