تخطٍ إلى المحتوى

Katliam

الفصل 3 · قراءة 11 دقيقة

Katliam

الفصل 3

3.Bölüm:Runnin' From The Day Lıght

5 dakikadır kepenkleri kapalı dükkana bakıyorduk. Hiç birimizden ses çıkmıyordu. Yaratıklarsa ne yapacaktık? Ya hepimizi ısırırlarsa? Onları koruyacağıma söz vermiştim bu kadar kolay ölemezdik. Buna izin vermeyecektim.

''Kim var orada?'' ben konuştum. Ama cevap alamadım. Bir daha denedim şansımı.

''Orada kim var dedim!'' sorumu sordum. Cevap veren olmadı. Son kez şansımı denedim.

''Orada kim var? Eğer cevap vermezseniz gelip bakmak zorunda kalacağım.'' bu dediğimle beraber hepsi bana baktı. Bartu ağzı beş karış açık, Mine elleriyle ağzını kapatmış, abim ise tanrıdan sabır diliyordu.

''Ya kızım sen salak mısın? Oraya gitmeyeceksin. Ya yaratıklar varsa seni öldürürlerse. Biz ne yapacağız?''

''Birisinin bakması gerek abi. Ben sizi tehlikeye atamam.''

''Saçmalama burada abin var sen geride dur ben bakarım.''

''Asıl sen saçmalama seni oraya tek göndermem. Beraber gideceğiz.'' beni onayladı. Beraber oraya doğru yürümeye başladık.

Marketin önüne geldiğimizde etrafı kolaçan ettik. Sakindi. Yavaş yavaş kepengi açmayı denedik. Açılıyordu. Kilitlememişler anlaşılan.

Kepengi yarım açtık. Eğer içeride yaratık varsa hemen kaçar kepengi de üstüne kapatırdık.

''Önden ben gireceğim Defne. Sen arkamda dur.'' onları ne kadar korumak istesem de o benim abimdi. Önden gitmesi daha doğru olurdu.

''Tamam.''

İçer girmiştik. Şuanda etrafa bakıyorduk. Abim ilerleyip rafların arasına bakıyordu bende diğer raflara bakmaya başladım.

Marketin her yerine bakmıştık hiç bir şey yoktu. Geri dönmek için arkamızı döndüğümüzde bir şey dikkatimi çekti. Depo vardı ve kapısı yarım açıktı. Normalde kapalı olması gerekirdi.

''Abi şurada depo var. Sen git bende oraya bakıp geliyorum.'' abim hemen itiraz etmeye başlayacaktı ki onu susturdum.

''Hayır abi sen gelmemelisin. Bartu ve Mine içeride deliriyordur eminim. Git ve onlara hiç bir şey olmadığını söyle bende hemen bakıp geleceğim.'' ısrarıma dayanamayıp kabul etti. Gitmeden önce yanıma geldi ve alnımı öptü.

''Dikkat et abim. Bir şey görürsen düşünmeden kaç.'' başımı salladım ve depoya doğru ilerlemeye başladım. abim ben girene kadar markette bekleyecekti.

Depoya girmiştim ama etraf çok karanlıktı hiç bir şey göremiyordum. Işığı açabilirdim. Yaratıklar kör olduğu için sıkıntı olmazdı.

Depoda ilerlemeye başladım. Sol tarafa doğru yöneldim. Burası sakin görünüyordu ama bakmakta yarar vardı.

Sol tarafta sıkıntı yoktu o yüzden sağ tarafa yöneldim. Hızlıca ilerledim bu sefer. Sağ tarafa geldiğimde burası da sakin görünüyordu ama bakmam gerekirdi. İlerledim ve ilk koridor bitmişti. Tam ikinci koridora gireceğim sırada ayağımın altında bir şey ezildi. Ne olduğuna bakmak için kafamı eğdiğimde cam kırıkları gördüm. Bunlar yemekte duyduğumuz seslerin sebebiydi. Feneri iler tuttuğumda daha fazla gördüm. Bir sıkıntı yoktu. Kendi kendilerine düşmüş olabilirlerdi. Geri dönmeye başladığımda bir ses daha duydum. Arkamdan geliyordu. Yine bir şeyler kırılmıştı. Arkamı döndüm ve oraya ilerlemeye başladım. Ne olduğunu öğrenmeliydim. En azından içimiz rahat ederdi.

İkinci ve üçüncü koridor bitmişti. Sadece son koridor kalmıştı ve ses de oradan gelmişti. Yavaşça ilerledim oraya doğru. Önce kafamı uzattım ve sol tarafa baktım. yerde cam kırıkları vardı. Başka bir şey yoktu. Bu sefer kafamı çevirip sağ tarafa baktığımda orada hiç bir şey göremedim. Baya sakindi. Hiç bir şey olmadığına emin olunca bu sefer son koridora tamamen girdim. ve etrafa birde öyle baktım. Hiç bir şey yoktu.

''Burada hiç bir şey yok-'' Cümlemi bitiremedim. Neden mi? Çünkü birisi belimden tutup beni duvara yaslamıştı. Daha ne olduğunu anlayamamıştım ki önümde bir beden belirdi ve eliyle ağzımı kapattı. Bakın bunlar sadece 2 saniyede oldu. 2 saniye.

Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Korkuyla karşımdaki kişiye bakıyordum. Sadece gözleri görünüyordu. Bu karanlıkta bile parlıyordu gözleri. Masmaviydi çok güzeldi. Ama konumuz bu değildi. Elimdeki feneri ona tutmak için kolumu kaldırmaya çalıştığımda bunu yapamadım. Neden mi? Bu karşımdaki adam bir eliyle de iki kolumu hapsetmişti. Bileklerimden tutuyordu. Canımı yakmıyordu ama kıpırdatamayacağım kadar sertti. Beni baştan aşağı süzdü önce. Gözü bir süre karın kısmımda oyalandı ardından yüzüme çıktı. Ve mükemmel bir soru surdu.

''Kimsin sen?'' Bu soruya cevap vermeyecektim. Daha doğrusu veremeyecektim çünkü eli ağzımdaydı ve sıkı sıkı kapatıyordu. Bana cevap vermemi ister gibi bakıyordu. Gözlerine baktım önce ciddimi değil mi diye. Ciddi olduğunu anlayınca gözlerimi devirdim ve elini ısırdım. Baya sert ısırmıştım. Oda acıyla inleyip hemen elini çekti. Bir süre eline baktı ve ardından sinirli bir şekilde gözlerini benim yüzüme çevirdi.

''Isırmadan da işaret edebilirdin.''

''Ellerimi de tutuyorsun nasıl işaret edecektim acaba?''

''Gözlerinle.'' haklı olduğu için somurttum. Ama hemen düzelttim. Şuan ciddi bir şey konuşuyorduk.

''Asıl sen kimsin? Burada ne işin var?''

''Biz iki gündür buradayız.''

''Biz?''

''Kız kardeşim ve ben.''

''Bu arada hala ellerimi tutuyorsun ve dip dibeyiz. Bir yabancıyla bu kadar yakın olmak istemiyorum bırak beni.''

''Bende istemiyorum.''

''Bıraksana o zaman.''

''Olmaz.''

''Niye?''

''Daha tehlikeli misin değil misin anlayamadım.''

''Tek sebebi bu mu?''

''Başka ne olacaktı?''

''Muhteşem cazibeme kapılmış da olabilirsin diye söyledim.'' bazen muhteşem güzelliğimizi de kullanmak gerekirdi.

''Daha seni tanımıyorum. Ve tipim değilsin. Bu ciddi bir konu etrafta yaratıklar var ve sen kimsin?''

''Bende seni tanımıyorum. Kendimi neden tanıtayım?''

''Defne! neredesin gel artık!'' duyduğu cümlelerle karşımdaki çocuk- aynı yaşta gibi görünüyorduk o yüzden çocuk demeliydim- sırıtmaya başladı. Abim adımı söylediği için girmediğim bir kavgayı kaybetmiş gibi oldum.

''Defne... Güzel isimmiş. Toprak bende.''

''Beni ilgilendirmiyor. Bırak beni abimin yanına gideceğim.''

''Tamam gidelim.'' Ben tam bir şey diyecekken kolumu tuttu ve yürümeye başladı. Kolumu bırakması için çekiştirip duruyordum ama bırakmıyordu.

Abimin yanına geldiğimizde sinirli gözlerle Toprağa bakıyordu.

''Bırak kardeşimi.'' bunu dediğinde bıraktı beni. Abimdi sonuçtu bırakması gerekirdi.

Bir süre abim onu inceledi ve masaya doğru gitmeye başladık. Marketten çıktığım an iki kol sarıldı bana. Sarılan Mineydi. Her zaman en masumumuz ve korkanımız oydu. Beraber masaya geldik ve oturduk. Derin bir nefes aldım.

''Şimdi buraya nasıl geldiğimizi anlatmaya başlıyorum.''

...

Her şeyi anlatmıştım. O da anlatmıştı. Virüs haberini duydukları an ormana gitmişler. Biliyorlarmış ormana gitmemizi isteyeceklerini. Nerden biliyorsunuz dediğimde mantıklıca düşününce anlaşılıyor zaten dedi. Gelirken baya ormanda kalmışlar bizim aksimize. Ormanda gördüğümüz yaratık da onları takip etmiş aslında. Sonra onlar izlerini kaybettirmişler. Bizde gelirken onunla karşılaşmışız.

Bunları anlattıktan sonra biraz rahatlamıştık. Güveniyorduk en azından.

''Yani ilk hastayı sen mi gördün?'' başımla onayladım.

''Evet. Bu arada kız kardeşim var demiştin. O nerede?''

''Üst katta .'' iki saattir konuşuyoruz ve kardeşini çağırmamış mıydı?

''Neden çağırmadın kardeşini? O kadar şeyi bir daha mı anlatacağız?''

''Sizin güvenilir insanlar olup olmadığınızı anlamam gerekiyordu.''

''Pardon da nereden güven vermez olduğumuzu çıkardın anlamadım? Sen daha kötü görünüyorsun bizden.'' derin bir nefes aldı ve ardından biraz yüzünü bana doğru eğdi. Ben dalga geçecek sanarken ciddi yüz ifadesini görünce bocalamıştım.

''Galiba daha bilmiyorsunuz. Konuyu uzatmayı sevmem o yüzden direkt söyleyeceğim. Sakın sözümü kesmeyin. Bu hastalıklı yaratıklar tahmin ettiğinizden daha zekiler. Buraya gelirken fark ettik bunu. Ormanda yürürken bir anda sol taraftan sesler gelmeye başlayınca bir yere saklanıp orada ne olduğuna bakmaya başladık. Tahmin ettiğiniz gibi bir yaratık gördük ama bu diğerlerine göre değişik hareketler yapıyordu. İçinden bir şey çıkıyor gibiydi. Ağzı açık bir şekilde gökyüzüne bakıyordu ve garip sesler çıkarıyordu. Sanki çıkardığı seslerle birilerine haber veriyor gibiydi. Sonra bir anda bunu kesti ve yere yığıldı. 5 dakika boyunca onu izledik. Sonra gitmeye karar verip ayaklandığımızda etraftan yeniden sesler gelmeye başladı. Etrafa baktığımızda altı tane yaratık gördük buraya geliyordu. O yere düşenin etrafına toplandılar ve onu... parçalara ayırıp yediler. Yani buradan anlamanız gereken şey bu yaratıklar birbiri ile haberleşebiliyor daha da kötüsü çok zekiler. Etraflarında olan şeyleri anlayabiliyorlar. Ve birinin ömrü bittiğinde yiyerek imha ediyorlar. Onlar hakkında bilgi sahibi olmamızı istemiyorlar. Bunun için kendilerinden olan birini yiyorlar. Daha dikkatli olmalıyız. Bu yaratıkların zekası hafife alınmamalı. Ama kafamı kurcalayan konu bu değil. Bu yaratıkların bu kadar zeki olması mümkün değil. İnsandan insana bulaşan bir virüs ve insanlarda o kadar zeki değil. Yani anlatmak istediğim bu iş düşündüğünüz kadar basit değil. Virüs yayıldı ilacını bulduk diye bitecek bir işte değil. ''

Hepimizin ağzı beş karış açık kalmıştı. Biz bu zamana kadar nasıl yaşamıştık? Bu yaratıklar da neyin nesiydi böyle? Biz neyin içine düşmüştük?

...

''Yani baya zekiler öyle mi?'' Bartu iki saattir sorular sorup duruyordu. Bıkmıştık artık. Bartu ve çenesi çekilmezdi.

''Evet Bartu başka so-''

''Onlara da anlattın demek. Çok çabuk güveniyorsun abi.'' Hepimiz başımızı sesin geldiği yöne doğru çevirdik. Merdivene yaslanmış bir kız bizi izliyordu. Toprak ile kardeş olmalıydılar.

''Selin endişelenmene gerek yok. Onları dış görünüşlerine göre yargılama. Oldukça güvenilirler.'' kaşlarım çatılmıştı. Ne varmış bizim dış görünüşümüzde?

''Ne varmış bizim dış görünüşümüzde? Siz asıl kendinize bakın. Abi kardeş alkolik ergenlere benziyorsunuz.'' bu dediğime toprak gülerken kardeşi hiçte gülmüyordu. Aksine kaşlarını çatmış bana ters bakışlar atıyordu.

''Defne konuşma şunlarla.'' bunları dedikten sonra Bartu yanıma gelip elini belime attı ve beni yanlarına çekti.

''Bence düzgün bir şekilde tanışabiliriz...'' bunu diyen Mineydi ve abime bakıyordu yine. Bartu ile ben buna göz devirdik ve ilerdeki başka bir masaya oturduk. Abi kardeş gene vıcık vıcık olacaklardı. Hiç çekilmezdi.

...

Abimin zoruyla tanışmıştık. Kanka yapacaklardı bizi az kalsın ama Bartu ile ben durdurmuştum. Selin denen kızda garip bir soğukluk seziyordum. Sabahtan beri bana tip tip bakışlar atıyordu bende karşılık veriyordum tabi.

''Tanıştığımıza göre gidebilirsiniz.'' nereye gidecektik acaba? Çok istiyorsa kendisi gidebilirdi.

''Neden gidiyormuşuz acaba? Yaratıkları sende gördün ve kimse buradan gitmeyecek. Anladın mı?'' bu dediğime histerik bir gülüşle karşılık verdi ve konuşmaya başladı.

''Buraya ilk biz geldik farkındaysan ve gitmenizi istiyoruz.'' sondaki istiyoruzu özellikle vurgulamıştı. Yüzüme bir sırıtış ekledim ve konuşmaya başladım.

''Önce biz geldik mi? Sen ilkokul çağında takılı kaldın herhalde. Durumun ne kadar kötü olduğunun farkında değilmisin. IQ kaçsa artık.''

''Seninkinden yüksek olduğu kesin.''

''Burada seninle ilkokul kavgası yapmayacağım. Ve gerçekten kendi IQ'nu benimkinden yüksek olduğunu düşünüyorsan aklına tıp okuduğum gelsin.'' bu dediğimle anlık bocalasa da kibirli ifadesini yeniden takındı. Ona gözlerimi devirip önüme döndüm. Önüme döndüğümde bizim dışımızda herkes mutlu gibiydi. Bartu ve Mine müzik dinliyor abim ise camdan dışarıya bakıyordu. Toprağın ne yaptığını merak ettiğim için ona doğru döndüğümde bana baktığını gördüm. Merakla bana bakıyordu.

''Neden bakıyorsun bana?''

''Gerçekten tıp mı okuyorsun?''

''Evet. Ne oldu ki?''

''Hiç merak ettim... O bölüm nasıl? Güzel mi?'' bana merakla ve birazda hüzünle bakıyordu. Neden diye sormayacaktım. Böyle şeyleri insanların yüzüne vurmazdım. Bende yaşardım bu duyguyu sürekli o yüzden biliyordum.

''Yani eğer seviyorsan senin için her şey olur. Ben seviyorum ve benim her şeyim.''

''Her şeyin olacak kadar güzel mi? Hiç başka bölüm okumayı düşündün mü?''

''Hayır düşünmedim ve gerçekten güzel bir bölüm. Bana bu kadar soru sordun bende sana bir tane sorayım. Sen hangi bölümü okuyorsun?'' bana bakan bakışları bir anda değişti. Biraz sinirli gibiydi ama hüzünde vardı. İnsanların bakışlarını anlayabiliyordum.

''Ben hukuk okuyorum. Güzel bir bölüm değil. Başka bir bölümü okumayı hep düşündüm hala da düşünüyorum.'' soruları sormadan cevaplamıştı. Sanki bu konuşmayı hemen bitirmek istiyormuş gibi. Onu daha fazla sıkmak istemediğim için abimin yanına gittim. Ben geldiğimde biraz kenara kaydı ve bana da yer açtı. İkimiz dışarıyı izliyorduk. Hava kararmaya başlamıştı. Buradan güzel görünüyordu.

''Berk biz ne yapacağız? Şimdilik burayı bulmuş olabiliriz ama yaratıklar gelirse ne yapacağız? Nereye gideceğiz? Topraklara nasıl güveneceğiz? Ne biliyoruz bizi gece boğazlamayacaklarını?'' aklımdaki bütün soruları sormuştum. İçimde tutmayı sevmezdim sonra dert ederdim.

Abim sorularıma güldü. Elini uzattı ve saçlarımı okşamaya başladı bir yandan da diğer eliyle elimi tutuyordu.

''Sen bunları merak etme. Ben ne kadar ciddi olmasam da karar veremeyecek olsam da senin abinim. Bu sefer bana bırak güzelim olur mu?'' bu dedikleriyle dudaklarımda buruk bir tebessüm oluştu. Seviyordum abimi. Size ne kadar Mineyi çok sevdiğini anlatsam da aslında en sevdiği bendim. Bunu biliyordum. Küçüklüğümüzden beri yardıma ihtiyacımız olunca ilk yardımı bana yapardı. Her gece gelir alnımı öperdi, korktuğumda yanımda yatardı, bana hikayeler okurdu. Sabah okula erken gidiyorsam kalkar bana kahvaltı hazırlardı. Üniversite sınavını kazandığım gün evde gülücükler saçarak gezmişti, ne istersem yapmıştı. Beraber bir bara gitmiştik. O yanımdayken gitmeme izin verirdi sadece. Bana zarar gelmesi diye. Beni ayrı severdi. Ama belli etmezdi beni sevdiğini. Hep Mineyi seviyormuş gibi yapmasının sebebi bana göstermediği sevgiyi içinde tutamadığı zamanlar ona göstermesiydi. Yani her zaman. Bunu uzun zaman önce anlamıştım. Bana yaptıklarını onlara yapmazdı. Ama en çokta benimle kavga ederdi.

''Tamam abi.'' ona nadiren abi dediğim günlerden biri. Abi dememle birlikte yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu ve dudaklarını alnıma bastırdı. Derin bir iç çekti ve bir öpücük kondurdu.

''Neyse çirkef gitde yatacak yer bul bize hadi.''

''Hey! Ben çirkef değilim.'' bu dediğime kahkaha attık ve yatacak yer bulmaya gittik.

...

Çatı katındayım, tek başımayım, hiç yaratık yok ve mutluyum. Ay tepede parlıyor, herkes uyumuş ben burada gökyüzüne bakıp bluetooth kulaklığım ile müzik dinliyorum. Daylight en sevdiğim şarkılardan biri. Dışındam söylemeye başladım yavaş yavaş. Etrafta yaratık olmadığı için sese gelmezlerdi. Sıkıntı yoktu. Zaten kısık sesle söylüyordum.

''Oh, I love it and I hate it at the same time

You and I drink the poison from the same vine

Oh, I love it and I hate it at the same time

Hidin' all of our sins from the daylight

From the daylight, runnin' from the daylight

From the daylight, runnin' from the daylight

Oh, I love it and I hate it at the same time''

Bu kısım şarkıda en sevdiğim yerdi. Aslında bütün sözlerini seviyorum. Her gün en az iki kere dinlerdim. Beni mutlu hissettiriyordu. Şarkıcıyı da severdim. Mükemmel bir insandı benim için.

Ben öyle düşünmeye devam ederken arkamdan bir ses geldi. Adım sesleriydi. Yanımdaki bıçağı elime aldım. Hazırlıklı gelmiştim yaratık gelirse diye. Yaklaşmaya devam etti. Ve tam arkamda durdu. Kalbim korkudan çok hızlı atıyordu. Ama korkmama gerek kalmadığını anladım. Çünkü yaratık olsa çoktan beni ısırırdı. İçimdeki güven hissiyle arkamı döndüm ve yanılmadım. Yaratık yoktu. Toprak vardı. Ona döndüğümde hafif tebessüm etti ve yanıma oturdu. Bir bacağını ileri uzattı diğerini kendine çekti ellerini ise yere yasladı. Ve gökyüzünü izlemeye başladı. Bende onu izlemeyi bıraktım ve yere uzanıp gözlerimi kapattım.

''Sesin güzelmiş. Hoşuma gitti. Hangi şarkıyı söyledin az önce?''

''Daylıght en sevdiğim şarkıdır.''

''Sesini sonradan mı böyle güzelleştirdin yoksa doğuştan mı?''

''Doğuştan. Babamın da sesi çok güzedi.''

''Anladım.'' başka konuşmadık. Sustuk. O gökyüzünü izledi ben karanlığı. Kulağımdaki kulaklık hala çalışıyordu. Daylıght son ses açıktı. Toprakla kavga etmemeye çalıştım. Zaten zor durumdaydık ve insanlarla kavga etmek istemiyordu. O da anlamış olacakki benimle fazla konuşmadı.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.