“Nasıl bir yıl? Elmira savaş bugündü. Üzerinden bunca zaman geçmiş olamaz. Şaka falan mı bu? Dalga mı geçiyorsun benimle? Arif nerede? Onun başının altından mı çıkıyor bu şakalar?” odanın güvenliğinden sorumlu muhafızlardan birine doğru eliyle işaret yaptı Elmira ve kısa bir süre içerisinde odaya Arif geldi. Giyimi kuşamı pek bir değişikti Arif’in. O da tıpkı babası gibi gösterişli ve görkemli bir giysi ile dolaşıyordu. “Arif’im stilistini mi değiştirdin? Bu ne kılık?” Arif’de tıpkı Elmira gibi mesafeli duruyordu. Sanki karşısında yıllardır yediği içtiği ayrı gitmeyen arkadaşı değil de hiç tanımadığı bir yabancı var gibiydi. “Arif bak Elmira bir şeyler diyor. Yok ben gideli bir yıl olmuş falan. Bak senin başının altından çıkıyorsa böyle şakalar hiç komik değil. Yeter yani bu kadar şaka biraz gerçeğe dönelim.” Arif Süreyya’ya cevap vermek yerine onu inceliyordu. Baştan aşağıya. Defalarca onu süzüp etrafında döndü genç adam ve artık emin olabildiğinde nihayet konuştu. “Süreyya.” Arkadaşının bu tavırları iyice sinirini bozmuştu Süreyya’nın. “Ne bu böyle canım siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? Savaştan çıktık şu karşılaştığım manzaraya bak. Kız kardeşim de bir afra tafra. Kırk yıllık arkadaşım sirkten kaçmış gibi. Ne yapıyorsunuz siz?” Arif’in yüzünde bir gülümseme oluştu ve sıkıca sarıldı Süreyya’ya. “Sen gerçekten de buradasın. Artık öldüğünü kabullenmiştim.” dolan gözlerini gizlemeye çalıştı Arif. Süreyya önce karşısındaki arkadaşına daha sonra kız kardeşine baktı. “Siz ciddi misiniz?” Kız kardeşi ve arkadaşının ciddi olduğunu kabullenmek istemedi Süreyya. Nasıl olur da onlar için bir yıl geçerken kendisi için birkaç saat geçmiş olabilirdi? Süreyya sağ eliyle alnını sıvazladı. “Bakın anlamıyorum. Nasıl böyle bir şey olabilir? Eğer bu yaptığınız şaka ise gerçekten fena bozuşuruz.” derin bir nefes verdi Elmira “Bir ülkenin kral ve kraliçesinin seninle böyle bir konu hakkında eğlenecek zamanı olduğunu mu düşünüyorsun Süreyya? Kendini bu kadar önemseme cüretini nereden buluyorsun?” kaşları çatıldı Süreyya’nın. Kardeşine dönüp üzerine doğru birkaç adım attı. “Gerçekten hep böyle kibirli biriydin de ben mi göremedim bunu? Ayrıca daha Kral Uraz’ı görmedim bile neyden bahsediyorsun?” boğazını temizledi Arif ve açıklama yapmak ister gibi lafa girişti. “Kral benim Süreyya.” Süreyya Kare’ye ilk geldiği zamana göre daha çok şaşkınlık geçiriyordu şu an da. “Arif, sen ve kral olmak mı? Ne alaka? Onlarca şey oldu şaşırmadım ama şu ülkenin krallığının sana kalmasına çok şaşırdım kardeşim.” istemsizce kahkaha attı Süreyya. “Tebrik etmek gerekiyor herhalde. Daha önce hiçbir arkadaşım kral olmadığı için emin olamadım” kahkahasını durduramıyordu Süreyya. Derim bir nefes alıp kendini sakinleştirmeye çalıştı. “Tebrik ederim kardeşim, yakıştı sana krallık.” Süreyya hala kıkırdıyordu Arif’te arkadaşının gülüşüne dayanamayıp gülmeye başladı ve “Teşekkür ederim” demekle yetindi. Süreyya’nın birden gülüşü durdu ve aklına bir şey geldiğini belli eden bir tavırla “Yani Arif’in kral olması demek siz ikinizin evlendiği demek de mi oluyor?” Arif ve Elmira birbirlerine baktılar daha sonrasında Arif başını ‘Evet’ anlamında salladı. “Nasıl yani siz şimdi evli misiniz? İyi de niye ve nasıl?” Arif açıklamak için yeltenmişti ki Elmira onu durdurdu. “Şu an bunu konuşmanın ne yeri ne de zamanı.” Arif’in yüzü bir an için düştü ama Süreyya’ya dönüp “Sonra anlatırım” diye fısıldadı. “Muhafızlar! Süreyya’yı hemen Virsilis zindanlarına götürün. Bundan sonraki süreçte ifadesini oradaki görevliler alacak.” Karşısındaki kişinin buraya ilk geldiğinde tanıştığı kişi ile en ufak bir benzerliği bile bulunmuyordu artık. Kibirli, üstten konuşan, kendisinden nefret eden bir tavrı vardı Elmira’nın. Süreyya itiraz edecekti ki Arif ondan önce davrandı. “Bunu yapamazsın Elmira!” Arif’in emrine karşı gelmesi onu daha da çok sinirlendirmişti. “Bu ülkenin kraliçesine karşı o suçluyu savunmuyorsun herhalde Arif! Bu ülkenin kralı olduğunu hatırlatmama gerek var mı? Lütfen görev ve sorumluluklarının farkına var.” Süreyya’nın yanından uzaklaşıp kendi aralarında konuşmaya devam ettiler. Arif, Elmira’nın bu fikrine itiraz edip Süreyya’nın şatoda kalmasını savunurken Elmira bu duruma itiraz ediyordu. Bir süre kendi aralarında tartıştıktan sonra Arif bulunduğu yerden Süreyya’ya doğru birkaç adım attı. “Şatoda kalacaksın. Odan aynı ama öncelikle seni şifacılara götürelim çok iyi görünmüyorsun.”
Arif, Süreyya’ya eşlik etmek istediği için kraliyet odasından birlikte ayrıldılar. Şifahaneye gidip Süreyya’nın kontrollerini yaptırdılar. Genç kadının vücudunda gerçekten de savaştan kalma yaralar vardı ve hiçbiri de kabuk dahi tutmamıştı. Baş şifacı Süreyya’nın vücudunda ağır darbe izleri olduğunu ve bir süre gözlem altında tutulup kendileri ile birlikte kalması gerektiğini söyledi Arif’e. Kare’nin yeni kralı baş şifacının dediklerini onayladı ve Süreyya’yı dinlenmesi için bir süre yalnız bıraktı.
Derin bir uyku çekti Süreyya. Ne kadar zaman uyuduğunu kendisi de bilmiyordu. Gözlerini araladığında hala şifahanedeydi. Baş şifacı onun uyandığını gördüğünde yardımcısına “Kral Arif’e haber ver hemen, Prenses Süreyya uyandı.” Süreyya yerinde doğrulurken konuştu “Ne kadar zamandır uyuyorum?” Baş şifacı gülümseyerek yanına geldi ve onun için hazırladığı ilaçları verdi “Bir buçuk gündür uyuyorsunuz prensesim.” ilaçları gösterdi “Bunlar almanız gereken vitaminler, vücudunuzun daha iyi toparlanması için gerekliler.” Süreyya baş şifacının verdiği vitaminleri su ile birlikte yuttu. “Elmira yani kraliçe beni görmeye geldi mi?” Kız kardeşinin kendisine karşı nefret dolu olan tavırlarına inanmak istemiyordu Süreyya. Onunla çok uzun zamandır tanışmıyor olsalar bile iki yakın kız kardeş olabileceklerine inanmıştı. “Hayır prensesim.” yüzü düşmüştü Süreyya’nın ‘Nasıl olur da benden bu kadar nefret eder? Hades ile iş birliği kurduğumu nasıl düşünür?’ kafasında o kadar çok soru işareti vardı ki Süreyya’nın bu sorulara kimden doğru cevap alacağını bilmiyordu. Az sonra baş şifacının yardımcısı Arif ile birlikte döndü şifahaneye. “İyi misin Süreyya? Çok yorgun düşmüş olmalısın. Uzun süredir uyuyorsun.” kız kardeşine oranla Arif daha yakındı kendisine belki de onu daha iyi tanıdığı için yalan söylemediğini biliyordu. “Elmira’nın aksine sen bana inanıyorsun ya da inanıyor gibi görünmek istiyorsun.” Arif odadakilere onları yalnız bırakmalarını söyledi ve şifahanede yalnız kaldıklarında Süreyya’nın yanına oturdu. “Neler yaşadığını bilmiyorum Süreyya ama sana inanıyorum çünkü arkadaşımı tanıyorum. Halini, tavrını biliyorum. Kaçmadığını biliyorum. Yalan söyleseydin de sana inanırdım sen de bunu biliyorsun çünkü aramızda bir kan bağı olmasa da sen benim kardeşimsin. Bunu ikimiz de inkar edemeyiz. Benim aksime karım sana inanmıyor çünkü seni benim kadar iyi tanımıyor. Ben ne olursa olsun senin yanındayım. Bunca zaman neredeydin, neler oldu hepsini bilmek istiyorum. Herkes bilmek istiyor. Zaten bu yüzden kahinlere gideceğiz birlikte ve senin bize doğru söyleyip söylemediğini öğreneceğiz. Elmira' da öğrenmiş olacak. Şimdi bir duş alıp üzerini değiştir sonra birlikte kahinlerin yanına gideceğiz.” Arkadaşına karşı çıkmak gibi bir niyeti yoktu Süreyya’nın çünkü kendisi de tüm bu olanlara en az Arif ve Elmira kadar anlam veremiyor ve gerçekleri öğrenmeyi en az onlar kadar istiyordu.
Odasına gitti, tüm bu kargaşayı birkaç dakikalığına da olsa unutmak için kendisini suyun altına attı ve güzel bir duş alıp temiz kıyafetler giydi. Hazır olup odasından çıktığında baş muhafız karşıladı onu. “Kahinlerin yanına kadar size eşlik etmek için kral ve kraliçe tarafından gönderildim prensesim.” cevap vermedi Süreyya. Kahinlerin odasının yolunu tuttu. “Umarım daha iyisinizdir.” diye lafa girişti baş muhafız aralarındaki sessizliği bozup konuşmak istediği çok belliydi. “Evet daha iyiyim. Siz nasılsınız?” teşekkür etmekle yetindi baş muhafız prensesin sorusuna. Prenses bir an için durup muhafızın önüne geçti. “Bir yıldır ortada yoksam beni orada nasıl buldunuz?” Muhafız prensesin bu tavrına şaşırmıştı, kendisinden bir konuda şüphelendiğini hissetti ama onu şüphelendirecek bir şey yapmadığına emindi. “Prensesim siz gittiğinizden beri zaten her gün sizi arıyoruz. O ormanı belki binlerce defa gezdik. Artık sağ olduğunuzu hiçbirimiz düşünmüyorduk ama kraliçe Elmira yaşadığınıza çok emindi. Her gün muhakkak birlikler geziyordu sadece orayı da değil Kare’nin dört bir yanını aradık. Sizi bulduğumuz günün de bizim için diğer günlerden bir farkı yoktu.” Baş muhafızı süzdü gözleriyle Süreyya. “Peki” demekle yetinip yürümeye devam etti. Süreyya ve baş muhafız kahinlerin odasına geldiğinde üç kahin, kral ve kraliçe çoktan yerlerini almışlardı bile. “Hoş geldin Süreyya.” Arif koca bir gülümsemeyle karşıladı arkadaşını. Süreyya da aynı şekilde gülümsemekle yetindi Arif’e. Arkadaşının aksine kız kardeşi yüzüne bakmaya bile tenezzül etmiyor asık suratı ve çatık kaşlarıyla olduğu yerde olacakları izlemek için sabırsızca bekliyordu. Kahinlere dönüp “Hadi başlayın, bir an evvel bitsin bu.” demesiyle ayağa kalktı üç yaşlı adam. Karşılarında duran prenses Süreyya’ya doğru yaklaştılar. “Ne yapacaksınız bana?” ruhunu ele geçirmiş olan korku gözlerinden okunuyordu genç kadının. “Anlattıklarının doğru olup olmadığını anlamak ve bizim için bir yıl geçerken senin için nasıl birkaç saat geçmiş olabiliyor bu durumu araştırmak için senin üzerinde bazı çalışmalar yapmaları gerekiyor kahinlerin Süreyya. Lütfen izin ver.” yakın arkadaşı Arifti konuşan. Onun şu an ki mevkisi, Elmira ile karı koca oluşları ve bulunduğu konum her ne kadar ona inanmaması yönünde izler taşısa da yılların getirdiği bu dostluğa güvenmek istedi Süreyya. İtiraz etmek gibi ister gibi bir tavır sergilemedi ve sustu. Bir an evvel her şeyin açığa çıkıp üzerindeki baskıdan sıyrılabilmek için beklemeye razı geldi.
Ayağa kalkan üç kahinden en yaşlısı tılsımlı sözcükler söyleyerek salonun ortasında ufak havuza benzer bir su birikintisi oluşturdu. Yaşlı kahin bunu yaparken İsis sevimli yardımcısı Feri’yi çağırıp suya tılsımlarını dökmesini söyledi. Feri kanatlarıyla havuzun etrafında uçarak parmaklarının arasından parlak sıvılar akıttı. Nihayet işi bittiğinde bunu İsis’e bildirmek için yanına geldi. Yardımcısından onay aldıktan sonra Süreyya’ya döndü İsis “Prensesim hazır olduğunuzda bu suya girmenizi isteyeceğim sizden ama önce bu iksiri içmelisiniz.” boyu diğerlerinden daha uzun olan kahin elindeki iksir şişesini uzattı “İçerisindeki karışım sizin yaşadıklarınızın aynası olup bize gerçekleri gösterecek” kahinlerin bu açıklamalarından sıkılan Elmira araya girip olayları biraz hızlandırmak istedi “Her şey hazırsa lütfen artık biz de görelim neler olduğunu.” kız kardeşinin bu tavrına ses çıkarmak istemedi Süreyya, onun da kendince haklı olabileceği yerler olduğuna emindi.
Denileni yaptı genç prenses iksiri içip odanın ortasındaki küçük havuza girdi. Havuz dışardan görünenin aksine tahmin ettiğinden derindi. Onu üşütmeyecek kadar ılık bir kıvamı vardı suyun. Tüm bedenini tamamen suyun içerisine girip sırılsıklam olduğunda kendisini suyun yüzeyine çıkarmak istedi tekrar fakat yüzey cam kesilmişti bir anda. Cam kesilen bu suya elleriyle defalarca vurdu Süreyya. Camın öbür tarafında bulunan kahinler, kral ve kraliçe hiçbiri ona yardım etmiyor hepsi olduğu yerde onu izliyordu. Defalarca cama vurdu genç prenses ama bir kişi bile tereddüt edip yerinden kıpırdamıyordu. Tutmakta zorlandığı nefesi artık bittiğinde yolun sonuna geldiğini düşündü. Bunun kendisi için hazırlanmış bir oyun olduğuna ikna oldu. Üzerindeki şüphe herkesi rahatsız ettiği için kendisinden kurtulmayı tercih etmişti herkes. Arkadaşı ve kardeşi de dahil. Avaz avaz bağırmaya çalışıyordu ama sesini kendi dahi duyamıyordu. İçerisinde bulunduğu suyun maviliği gittikçe karardı ve simsiyah oldu. Olduğu yer daralmaya başladı adeta. Valdvian ormanında kendi etrafında oluşturduğu kalkana benziyordu içerisinde olduğu bu su. Bir an için nefes alabildiğini fark etti. Kendini korumak için tıpkı savaşta olduğu gibi bir kalkan oluşturduğuna emin oldu. Gözleri istemsizce Hades’i aradı. Şu an yaşadığı her şey Valdvian ormanlarındaki savaş anlarına bu kadar benziyorsa Hades’te burada olmalı diye düşündü. Gözleri düşmanını aradı ama onu öldürmüştü, belki de bu yüzden onu göremiyordu. Cama doğru vurmaya devam ediyordu Süreyya ta ki bir el onun ağzını kapatıp geri sürükleyene kadar. Onu sürükleyen bu güç yüzünü kendisine çevirip ellerini boğazına doladığında kendisini göstermişti Süreyya’ya. Hades’ti bu. Tıpkı Valdvian ormanlarında olduğu gibi bir kalkana sıkışıp birbirlerine saldırıyorlardı. Hades ellerini Süreyya’nın boynuna dolayarak nefesini kesmeye çalışırken Süreyya ise onun ellerinin arasından kurtulmaya çalışıyordu. Hades o kadar güçlüydü ki Süreyya onun güçleri ile yarışamıyor, kendisini koruyamıyordu. Hades’in yüzü kendi yüzüne o kadar yakındı ki Süreyya’nın belki de kendisini boğazlamaya kalkmasa farkında varamazdı onu boğazlayan düşmanının yüzünde bir yara izi olmadığının. Savaş esnasında Süreyya Hades’in yüzünde kendini belli edecek türden bir yara açmıştı şimdi ise bırakın yarayı ufacık bir iz bile yoktu. “Sen o değilsin” demeye çalıştı nefesi yerli yersiz kesilirken. Daha da sıktı karşısındaki güç Süreyya’nın boğazını. Son bir gayret güçlerini toplayıp kurtulmak istedi Süreyya düşmanının elinden. Vücudunun altında kalan ayaklarıyla tekmeler atıp dikkatini dağıtmaya çalıştı ama başarısız oldu. Kulaklarını delecek bir ses koptu kapanın içinde. Ses öylesine tizdi ki kulak zarı yırtılma noktasına gelmişti ikisinin de. Süreyya’nın boğazını sıkmayı bir an için bırakıp sesin geldiği yöne baktı Hades. Kaşları çatıldı hemen, yerinden doğrulmasına fırsat vermeden yüzüne bir kılıç darbesi aldı. Bu sefer sesin sahibine saldırmaya çalıştı Hades fakat karşısındaki rakibi buna izin vermeden iki göğsünün arasına bir kılıç darbesi daha indirdi ve Süreyya’nın ayaklarının dibine yığıldı Hades. İçinde bulunduğu kapan siyahlığını griliğe doğru bırakırken yerinden doğruldu Süreyya. Doya doya nefes almak istedi. Az önce kendisini boğmaya çalışan şimdi ise ayaklarının dibinde kanlar içerisinde yatan düşmanına baktı. Tıpkı kendisinin yaptığı gibi yüzünde bir yara izi vardı Hades’in ve o kalkanın içinde aynı yere saplamıştı kılıcını. Kendisini kurtaran kişinin yüzünü görmeye çalıştı Süreyya. Boşluk içinde bir yüz arıyordu. Ne yöne gittiği belli olmayan birkaç adım atarken Süreyya siyahlığın yerini alan gri tonlarının arasından bir beden gösterdi kendini. Birebir kendisiydi karşısındaki. Kendi savaşına mı tanık olmuştu bu kapanda? Kendi kendisini mı kurtarmıştı? Ya da kendisini kurtaracağına pek ihtimal vermediği kız kardeşinin bedeni miydi gördüğü? Aklından geçen bir sürü soruyu dile getirmek için uğraşmadı. Karşısında gördüğü bu yansımaya yaklaştı nerdeyse dip dibe geldiklerinde dokunmak istedi ona fakat elini kaldırdığına teni bir bedene değil soğuk bir camı buldu. Bu yansımayla arasına soğuk bir cam vardı. Elleriyle her yeri yokladı ama buradan çıkmak için bir boşluk bulamıyordu. Yarattığı kapan gittikçe daralıyor, Süreyya cam bir fanusun içinde sıkışıyordu. Etrafını çevreleyen ve onu sıkıştıran camdan duvarları elleriyle yumruklayıp çığlıklar atıyordu. O kadar sıkışmıştı ki artık odluğu yerde artık hareket dahi edemiyordu. Gözlerini kapatıp kendi karanlığında yok olmayı beklemekten başka çaresi kalmamıştı artık, o da öyle yaptı. Gözlerini sıkıca kapattı ve içine sıkıştığı bu kapanda sonunu bekledi.
Salonun ortasına bulunan havuz Süreyya içerisinde savaş verirken dalgalanamamıştı bile. Tertemiz ve şeffaf bir su olmasına rağmen salondakiler içine giren Süreyya’yı hiç görememişlerdi ta ki Süreyya derin bir nefes vererek sudan dışarı çıkana dek. Bütün gözleri üzerine toplayan genç prenses havuzdan çıkabildiğine şaşırmakla birlikte hala yaşıyor olmanın mutluluğu içindeydi. Derin derin nefes aldı. Soluduğu havaya şükredip ciğerlerinin hava ile dolduğundan emin olmaya çalıştı. Arif sudan çıkan arkadaşının yanına koşarak elindeki havluyla sardı onu. “Süreyya iyi misin?” cevap vermek için bir süre bekledi Süreyya. “Orada boğuluyordum Arif. Neden kurtarmadın beni? Ölmemi mi beklediniz?” derin derin nefes almaya devam ederken sitem etti Süreyya. “Süreyya ben bilmiyordum. Biz hiçbir şey görmedik. Sen suya girdikten sonra su ufacık bile hareket etmedi.” Arif’in dediklerini kabul etmek istemiyordu Süreyya, kendisini oraya bilerek kapatıp ondan kurtulma niyetinde olduklarına emindi. “Madem benim orada yaşadıklarımı görmeyecektiniz neden ben bu havuza girdim? Neden tekrar Hades ile savaşmak zorunda kaldım? Bunu bana bilerek yapmadığınızı hiçbir şey kanıtlayamaz. Öldürecekti beni. Eğer kendimi kurtaramasaydım öldürecekti. Siz de bunu istediniz değil mi?” Arif’in yanında uzaklaşan Süreyya yaşadığı şeylerin etkisiyle bas bas bağırıp duruyordu. “Seni sen kurtarmadın, ben kurtardım.” bu sefer konuşan Elmira oldu. Kibirli tavrını bir kenara bırakıp kız kardeşinin gözlerinin içine bakıp içtenlikle konuşmuştu. “Sen havuza girmedin bile beni nasıl kurtarabilirsin?” Elmira’nın Süreyya’nın sorduğu soruya verecek cevabı olup olmadığını o an için kimse öğrenemedi çünkü genç kraliçenin ağzından litrelerce su aktı. Küçük bir havuzu oluşturacak kadar su akmıştı kraliçenin ağzından. Sanki az önce kapana kısılan Süreyya değil de Kraliçe Elmira’ydı.