Skip to content

KARE

Chapter 7 · 8 min read

KARE

Chapter 7

Süreyya’nın dediği gibi yanlış alarm büyüsü yapmıştı baş iksirciler. Tam olarak bu yüzden de Hades ve yandaşları ne tarafa saldıracaklarını bilememiş ve sırt sırta vererek birbirlerini koruma altına almışlardı. Savaşmak için yöneldikleri her yerden elleri boş dönmeye başlayan bu düşman ordusunun üyelerinden “Kılıç Parmak” lakaplı Rokorn bunun Kare tarafından yapılmış bir yanlış alarm büyüsü olduğunu anlamıştı. “Yanlış alarm büyüsü!” diye bağırdı kendi ordusunu uyarmak için. Bunun üzerine boyu diğerlerinden epeyce kısa olup üzerinde gözlerine kadar inen şapkalı pelerin bulunan, omuzlarının iki yanından kırmızı kurdelelerle bağlanmış ıslak saçlara ve soluk bir tene sahip, görüntüsü küçük bir kız çocuğunu andıran Zayro tiz sesiyle tüm ormanda yankılanacak şekilde büyük bir çığlık attı. Zayro’nın çığlığı yanlış alarm büyüsünü bozup her tarafta görünen Kare’nin savaşçılarının kaybolmasını sağlamıştı. Böylece Hades ve yandaşları artık Kare savaşçılarının nerede olduğunu görebiliyordu. Yandaşlarının koruduğu Hades oluşturdukları kalkan arasından kendisini gösterdi. Yapılı vücudu, kavruk teni, yüzünü kapatan simsiyah saç ve sakallara sahip olan Hades elinde asasıyla birkaç adım öne çıktı, elinde tuttuğu köpek başlı asayı havaya kaldırmasıyla gökler gürleyip şimşekler çakmaya başladı. Asadan yayılan bu güç Kare’nin ordularıyla Hades’in yandaşları arasındaki ağaçları birer birer devirip aralarındaki her şeyi yok etmişti. İki düşman karşı karşıyaydı artık. Karşısında Kare’nin prensesini gören Hades’in yüzünde kendinden emin bir tebessüm yer alırken Elmira’nın kaşları iyice çatılmıştı. Damarlarındaki kanın akışını hissedip, kalp atışlarını duyar gibiydi genç prenses. Hades alaycı bir saygıyla eğildi prensesin önünde. “Elmiracığım. Benim tatlı küçük prensesim. Bak son zamanlarında bile saygıyla eğiliyorum önünde.” Hades’in arkasındaki ordudan büyük bir kahkaha patlamıştı. “Sen şimdi buraya babanı kurtarmaya geldin öyle değil mi? Eminim onu çok merak ediyorsundur. Benim gibi prensesine saygıda kusur etmeyen biri de senin merakını gidermeli diye düşünüyorum.” boşta olan sağ elini yukarıya kaldırıp arkasındakilere işaret yaptı Hades. Bu işaret üzerine kalabalık ortadan ikiye ayrıldı. Hades’in yancıları kalabalığın arasından gelen şeye kahkahalar atıp alay ediyorlardı. Herkesin kahkahasına neden olan bu şey herkes tarafından nihayet görülebildiğinde Kare’nin tüm vatandaşlarının surat ifadesi neredeyse aynıydı. Yüzü görünmeyen, üzerinde bir çuvalı andıran birinin elinde uzunca bir tasma vardı. Tasmanın ucunda ise Uraz üzerinde yırtık kıyafetlerle emekliyordu. Elinde tasmayı tutan bu kişi Hades’in yanına geldiğinde tasmayı çekiştirerek Uraz’ın da durmasını sağladı. “Köpeklere olan ilgimi bilirsin Elmira. Herkes bilir. Babanı da sevdiğim bir şeye dönüştürmek istedim ama yine de sevemedim.” Hades’in yüzüne yapışmış olan alaycı ifade hem onu hem de ona destek olanları fazlasıyla eğlendiriyordu. Babasının geldiği hali gören Elmira hiç kıpırdamadan olduğu yerde duruyordu fakat gözlerinden akıp giden yaşları tutması mümkün görünmüyordu. Genç prensesin düştüğü bu hali gören Hades iyice keyifleniyor ve doğru yolda olduğunu düşünüyordu.

Elmira’nın hemen arkasında duran Arif genç prensesin kulağına doğru eğilip “Sakın umutsuzluğa kapılma, her şeyi halledeceğiz.” diyerek fısıldadı. Elmira öylece duruyor, savaşmadan kaybettiği hissine kapılıyordu. Kız kardeşinin omzundaki yükü sırtlamaya hazır olan Süreyya Elmira’nın yanına geçti. “Seni gebertmemem için yalvarırken de aynı pervasızlığı kullanırsın umarım” gözlerindeki hırsı ve siniri görmemek için kör olmak gerekirdi Süreyya’nın. “Bak sen kimler varmış burada? Valdvian ormanı kraliyet kanına doyamayacak.” derin bir nefes aldı Elmira “Kraliyeti tehdit etmek senin neyine?”. Hades daha büyük bir kahkaha attı bu sefer. “Kraliyetin kendisi benim sizi tatlı cadılar.” kızlarına söylemek istediğin son şeyler var mı havlayan kral?” dizleri üzerinde duran Uraz’ı tekmelemişti Hades. Acı içinde bulunduğu yerde kıvrandı Uraz. Bunu izlemeye dayanamayan Elmira babasını korumak için atılmak istedi ama Arif onu bileğinden tutarak geri çekti. Uraz’ın ise sesi çıkmıyordu. Belki kendinde bile değildi. Uraz’ın tasmasını elinde tutan kişinin yanına gitti Hades. Yüzünü kapatan şapkayı eliyle geriye doğru itti. “Kraliyetin kendisi benim.” Ormandaki yapraklar kıpırdamayı bıraktı. Hiçbir canlı nefes bile almaz oldu sanki. Öylesine bir sessizlik esir aldı her yeri. O an ses elle tutulur bir nesne olsaydı kim olduğunu unuturdu. Canıyla ve kanıyla karşılarındaki Kraliçe Maysa’nın ta kendisiydi. Omuzları kendinden emin, dik duruşlu. Yüzünde “Bu benim zaferim!” diye bağıran sinsi bir gülümseme. Ellerinde ise yıllarca birlikte yaşadığı kral Uraz’ı tutan bir tasma.

İhanet nedir? Elle tutamayız ama çoğu zaman gözle görürüz. Bir yerimiz kanamaz ama çok acı çekeriz. Vücudumuzda bir ağrı yoktur ama varmış gibi sıkışır organlarımız içimize. Bırakın ormanları evren bile dar gelir, kal tutar. Ruh çekilir. Bir tarafta acı bir his diğer tarafta ise ilmek ilmek örülmüş bir galibiyet. Hangisi bir başarı hikayesi? Ona inanmayı seçmek mi yoksa onları inandırmak mı? “Neden?” sorusuna oradaki herkesin vereceği bir cevap vardı, olmalıydı da ama hangi cevap daha az can yakardı. Kimin canı daha çok yanıyordu? Aldatılmış bir kadının mı? Af dileyip onunla yıllar geçiren bir adamın mı? Bunca şeyden sorumlu olmayan ama sebep olan prenseslerin mi? Kimse bir şey soracak cesareti bulamadı kendinde. O an konuşmak ince bir deriye dikenler batırmak gibiydi fakat kraliçe o dikenleri batırmak için yıllarca sabırla beklemişti. Bu onun hakkıydı. “Hayal kırıklığı, ihanet, tarifsiz bir acı... adı olmayan bir sürü his kapladı seni öyle değil mi?” elindeki tasmayı bırakmadan Elmira’ya doğru birkaç adım atarken konuşmuştu Maysa. “Seni anlamamayı isterdim. Belki bunun için çok şey de verirdim ama bu mümkün değil. Aşk güzel şey. İnsanın ayaklarını yerden kesecek bir şey ve bende bugün aynı şeyi size yapmak için buradayım. Ayaklarınızı yerden kesmek için iple çektim bu günü. Gencecik bir kızdım kraliyete geldiğimde. Omuzlarıma bir halkın sorumluluğu yüklendi genç yaşta ve bunu en iyi şekilde yerine getirmekte de o kadar kararlıydım ki. Peki ne mi oldu?” Yerde hala dizlerinin üzerinde duran Kral’ın yanına geldi ve elindeki tasmayla boynunu çekiştirdi. “Hürmetinizi bir an olsun eksiltmediğiniz kralınız meftun oldu. Sorumluluklarını, beni, her şeyi elinin tersiyle itti ve aşkını yaşamaya gitti. Farklı dünyalardan iki kişi kendilerince ayrı bir dünya kurdular. Birbirlerini çok seviyorlarmış.” son cümleyi söylerken yalancı bir kahkaha patlattı. “Madem aşk bu kadar güzel bir şeyi niye onların aşkı benim canımı yaktı? Onların aşkı beni hasta etti, günlerce acı çektim. En nihayetinde de kral evine geri döndü. Hiçbir şey olmamış gibi. Hem de elinde bir bebekle. Bu hikayede kime göre neye göre kötü tarafayım? Sizde bilmiyorsunuz ama haklı olan taraf olduğumu hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Beni gün be gün öldüren bu kraliyetin artık sonu gelecek. Hepiniz ellerimde can vereceksiniz. Matemim bittiğinde kendime vadettiğim cennetimin kapıları açılacak.” Gerçekten de çok mutluydu Maysa. Yüzündeki gülümsemesi öyle canlı öyle içtendi ki içinin kıpır kıpır ettiğini görebiliyordu Elmira.

Maysa’nın konuşması bittiğinde Hades’in alkışı gözleri kendisine çevirdi. “Ne dramatik bir aile tablosu ama. Sıra bu dramı ortadan kaldırmaya geldi.” ondan emir almayı bekleyen ordusuna çevirdi bakışlarını ve işareti alan yandaşlar saldırmaya başladı bile. Rokorn parmak uçlarını hedef aldığı kişilere doğrultup uçlarından kılıçlar fırlatıyordu. Zayro ise kimin kulağına doğru çığlık atsa o kişinin ciğerleri paramparça olup ağzından kanlar gelerek can veriyordu. Hades kendine bir sürü yandaş bulmuştu bile. Hatta Valdvian ormanının cüceleriyle bile anlaşmıştı. Topraktan üreyen bu cüceler basılan yerlerden üreyip savaştıkları kişilerin ayaklarına dolanıyor ve onların yol almasına engel oluyordu. İri vücutları ve tek gözleriyle Kikloplar önlerine çıkan herkesi savuruyordu. Stimfalyanlar ise iksircilerin büyüsünün etkisiyle sadece düşmanı algılıyor ve aç olan karınlarını doyurmak için hücum ediyorlardı.

Kare’de baş muhafızın sorumluluğu altında olan birliklerin bir kısmı yerini almış ellerindeki yayların ucuna iksircilerin zehirli otlardan hazırladıkları karışımı sürüp düşmanlarını hedef alıyorlardı. Diğer bir kısmı ise kanatlı kurtlar ile birlikte düşmanı yakından hedef alıp kurtların ağızlarından çıkan ateşe yakmaya çalışıyorlardı. Şifacılar savaşanların güçlerini kaybetmemesi için onlara enerji yolluyor, iksirciler ise geliştirdikleri büyüler ile birlikte kendilerine saldıranların gözlerine karartı salıp derin bir uykuya yatırıyorlardı. Savaş o kadar hızlı büyümüştü ki çok kısa bir süre içerisinde yerlerde yatan bir sürü ölü vardı artık.

İki ezeli düşman ordusunun birbirlerine girmesiyle büyük bir renk cümbüşü kopmuştu ormanda. Bu renk cümbüşünün içinde babasını arıyordu Elmira’nın gözleri. Süreyya ise kardeşini yakınında tutmak ister gibiydi çünkü Maysa’nın ihaneti ve babasının halini gördükten sonra kız kardeşinin geldiği hal onu çok endişelendirdi. Elindeki kılıcı karşısına çıkan düşmana hiç düşünmeden saplıyordu ikisi de. Üzerlerinde kendine ait olmayan kanlar bulaşmıştı. Gözler alabildiğine vahşete tanık olurken kan kokusu ciğerlerini ele geçirmişti. Elmira düşman ordusu içerisinde o kadar hızlı ilerliyordu ki sanki odaklandığı bir nokta vardı ve ona ulaşmaya çalışıyor gibiydi. Gözleri Hades’i ve Maysa’yı arıyordu her yerde. Tam da onları ararken çıktı babası karşısına. Boğazındaki tasma yerli yerinde duruyordu hala. Tasmanın öbür ucu boştaydı. Kral Uraz’ın üstü başı yara içinde baygın bir şekilde yatıyordu bir köşede. Şefkatle yaklaştı Elmira ona. Babasının başını kaldırıp dizlerine yatırdı. Saçlarını okşayıp başına bir buse kondurdu. Sıkı sıkı sarılmak istedi ona ama yaralı vücudunu incitmemek için yapmadı. Kaldırmaya çalıştı babasını olduğu yerden. Şifacıların yanına götürmesi gerekiyordu. “Bak sen, kimler varmış burada? Ne acıklı bir tablo ama.” Hades’ti konuşan. Yavaş adımlarla gizlendiği yerden çıkmış onların yanına doğru geliyordu. Hemen arkasında ise Maysa, ihanetinin verdiği gururla bakıyordu. “Sıra sen Maysa, intikam günün geldi.” Hades’in arkasından tamamen çıkan Maysa elindeki kılıcı doğrulttu Elmira’ya karşı. “Kraliyet elimde can verecek.” diye fısıldadı Elmira’nın duyacağı şekilde. Elmira’da yerinden doğruldu. Kılıcını iyice kavradı. İlk hamleyi üvey annesinden bekledi fakat üvey annesi onu öylesine iyi tanıyordu ki yapacağı teknikleri, onun izleyeceği adımlara hep hakimdi. Bu yüzden bekledi, ilk hamleyi Elmira yaptı. Maysa geri çekildi hemen böylece Elmira’nın kılıç darbesi boşluğa düştü. Bu sefer beklemedi Maysa ve hemen harekete geçti. Üvey kızının üzerine yürüyor ve hızla kılıç darbelerini savuruyordu. Elmira ise kendini savunmaya çalışıyor, bir saldırı da bulunamıyordu. Maysa o kadar hızlıydı ki sanki sadece dövüşmüyor yılların kinini kusuyor gibiydi. Elmira bir süre sonra Maysa’nın darbelerine direnemedi ve kılıcını düşürdü. Bu galibiyetten tatmin olan Maysa yüzüne yerleştirdiği sinsi ifadesiyle Elmira’nın etrafında ufak adımlar atmaya başladı. “Benim tatlı üvey kızım. Keşke babanın prensesi olmakla yetineceğine biraz kılıç kullanmayı öğrenseydin.” Elmira düşüncelerini toplayıp zamanı yavaşlatmaya çalışıyordu ama bir türlü başarılı olamıyordu. Zamanda yavaşlama söz konusu bile değildi. “Dur tahmin edeyim. Güçlerini kullanmaya çalışıyorsun ama yapamıyorsun öyle değil mi? Yapamazsın tabii. Nefret vücudunu öyle bir ele geçirdi ki değil zamanı bükmek saniye bile oynatamazsın.” Elmira’nın tam karşısına geçti Maysa. “Ölüm kucak açtığında o kucağı itemezsin Elmira.” iki eliyle tuttuğu kılıcını yukarı kaldırdı. Ölüm hiç bu kadar yakın hissettirmemişti Elmira’ya. Hele ki böyle bir şekilde can vermek. Aklına bile gelmemişti bu zamana kadar. Hala kendini sakinleştirmeye çalışıp düşüncelerini dinginlemekle uğraşıyor ve zamanı bükmek için çabalıyordu ama kalbi öylesine hızlı atıyordu ki ne düşüncelerini toplayabiliyor ne de sakinleşebiliyordu. Maysa sıkıca tutarak havaya kaldırdığı kılıcı tüm kuvvetiyle ve yüzündeki gülümsemesiyle indirmeye meyletti.

Kılıç bedeni deldi, bir vücut dolusu kan bedeni terk etmek için yarışır halde akmaya durdu. Valdvian ormanları kraliyet kanını büyük bir zevkle içine çekti. An durdu. Sessizlik bütün gürültüyü susturdu. Bunun anlamını herkes biliyordu. Kraliyet can verdi. Ordu çaresizce birbirine baktı. Savaşmaya kararlıydı hepsi ama savaş bitmiş miydi artık?

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.