Salondaki sessizlik, Yasemin'in titrek sesiyle bozuldu.
"Bu da ne demek oluyor? Siz ne saçmalıyorsunuz?"
İki polis kalabalığın arasından ilerleyerek Yasemin'in karşısında durdu. Birkaç dakika önce yüzünde gururlu bir gülümsemeyle Kara'nın koluna giren kadın gitmiş, yerini gözlerindeki korkuyu saklamaya çalışan biri almıştı.
"Yasemin Kayaalp, hakkınızda yürütülen soruşturma kapsamında cinayete yardım ve yataklık suçundan gözaltına alınıyorsunuz. Bizimle gelmeniz gerekiyor."
"Hayır! Bu imkânsız!"
Yasemin başını hızla iki yana salladı. Ardından etrafına bakındı. Sanki birinin çıkıp bunun kötü bir şakadan ibaret olduğunu söylemesini bekliyordu.
Ama kimse konuşmuyordu.
Konuklar şaşkınlıkla birbirlerine bakarken fısıltılar salonun dört bir yanına yayıldı.
Işık ise olduğu yerde donup kalmıştı.
Az önce Yasemin'e mutluluklar dilemiş, hatta onunla Kara'nın birbirine yakıştığını söylemişti. Şimdi ise karşısındaki kadın cinayet suçlamasıyla götürülmek üzereydi.
Bu nasıl mümkün olabilirdi?
Işık, istemsizce Kara'ya baktı.
Genç adamın yüzündeki ifade tamamen değişmişti. Birkaç saniye önce Işık'ın elini tutan parmakları gevşemiş, çenesi sertleşmişti. Gözleri doğrudan Yasemin'in üzerindeydi.
Fakat Işık'ın dikkatini çeken şey öfkesi değildi.
Kara şaşırmış görünüyordu.
Ama korkmuş değildi.
Sanki beklediği bir şey gerçekleşmişti.
"Kara!" diye bağırdı Yasemin. "Bir şey söylesene! Bunların beni burada götürmesine izin mi vereceksin?"
Kara cevap vermedi.
Yasemin'in gözleri büyüdü.
"Kara, sana sesleniyorum!"
Genç adam nihayet ona döndü.
"Polisler görevlerini yapıyor, Yasemin."
Bu sözler üzerine Yasemin'in yüzündeki ifade sertleşti.
"Sen ciddi misin? Ben senin nişanlınım!"
Kara'nın çenesi daha da gerildi.
"Şu an burada bunu tartışmayacağız."
"Ne demek tartışmayacağız? Bana bak!"
Yasemin ona doğru bir adım attı ancak polislerden biri araya girdi.
"Hanımefendi, lütfen sakin olun."
Yasemin'in nefesi hızlanmıştı. Bakışlarını yeniden Kara'ya çevirdiğinde gözlerinde öfkeden çok, anlaşılmaz bir hayal kırıklığı vardı.
"Sana güvenmiştim," diye fısıldadı.
Kara'nın yüzünde bir anlığına beliren ifade Işık'ın gözünden kaçmadı.
Acı.
Çok kısa sürdü. Ardından Kara yeniden ifadesiz bir hâl aldı.
Işık'ın zihninde sorular birbirini kovalıyordu.
Kara, Yasemin'in suçlu olduğunu biliyor muydu?
Onunla gerçekten nişanlanmayı mı planlamıştı?
Yoksa bütün bunların arkasında Işık'ın henüz bilmediği başka bir şey mi vardı?
"Bir dakika!"
Salondaki kalabalığın arasından yükselen sert ses herkesi susturdu.
Kara'nın annesi Havva Hanım öne çıkmıştı. Yüzü bembeyazdı. Oğluna, ardından polislerin tuttuğu Yasemin'e baktı.
"Ne cinayeti? Ne oluyor burada? Bu kızın neyle suçlandığını doğru düzgün anlatmadan onu nasıl götürürsünüz?"
Polislerden biri sakin bir sesle cevap verdi.
"Soruşturmanın ayrıntılarını burada açıklayamayız, hanımefendi. Gerekli işlemler emniyette yapılacak."
Havva Hanım bir şey söylemek için yeniden ağzını açtı ancak Kara koluna hafifçe dokundu.
"Anne, lütfen."
Kadın oğluna döndü.
"Kara, sen bir şey biliyor musun?"
Kara cevap vermek için birkaç saniye bekledi.
"Şu an bildiğim tek şey, burada birilerinin açıklama yapması gerektiği."
Bu cevap Havva Hanım'ı tatmin etmemişti. Ancak oğlunun yüzündeki sert ifadeyi görünce daha fazla üstelemedi.
Polisler Yasemin'i götürmek üzere hareketlendiğinde kadın aniden durdu.
"Ben hiçbir şey yapmadım!"
Sesi salonda yankılandı.
"Yemin ederim, hiçbir şey yapmadım! Bunun arkasında kimin olduğunu biliyorum. Hepiniz gerçeği öğreneceksiniz!"
Işık'ın kalbi hızlandı.
Yasemin'in sözleri bir tehditten çok, çaresiz birinin son çırpınışlarına benziyordu.
Tam o sırada Yasemin'in bakışları kalabalığın üzerinde dolaştı.
Önce Havva Hanım'a, sonra Kara'ya baktı.
Ardından gözleri Işık'ta durdu.
Işık, kadının kendisine neden öyle baktığını anlayamadı.
Yasemin'in dudakları aralandı.
"Sen..."
Işık'ın kaşları çatıldı.
"Ben mi?"
Yasemin bir şey söyleyecekmiş gibi oldu ancak polislerden biri onu yeniden yürümeye yönlendirdi.
Kadın, götürülürken son kez arkasına döndü.
"Işık! Sakın ona güvenme!"
Işık'ın nefesi kesildi.
Kime?
Kara'ya mı?
Yasemin'in sözleri salondaki herkesin dikkatini çekmişti. Birkaç kişi şaşkınlıkla Kara'ya dönerken Kara'nın yüzü buz kesti.
"Yasemin, yeter."
Fakat kadın artık onu dinlemiyordu.
"Sen gerçeği bilmiyorsun, Işık! Hiçbir şey bilmiyorsun!"
Polisler Yasemin'i salondan çıkardığında geriye yalnızca uğultular, yarım kalmış sorular ve mahvolmuş bir nişan merasimi kalmıştı.
Işık ise hâlâ olduğu yerde duruyordu.
Kara'ya bakmak istemiyordu.
Ama bakışları yine de ona kaydı.
Kara da kendisini izliyordu.
Bu kez gözlerinde öfke yoktu. Alışık olduğu o kendinden emin ifade de kaybolmuştu. Sanki bir şeylerin kontrolden çıkmasından korkuyordu.
Ve Işık ilk kez, Kara'nın da bilmediği bir şey olabileceğini düşündü.
---
"Bu akşam burada kalamayız."
Kara'nın sesi, Işık'ı düşüncelerinden kopardı.
Nişan salonunun yanındaki koridorda duruyorlardı. Konukların büyük bölümü hâlâ içerideydi. Elif ile Tuğran ise ailelerini sakinleştirmeye çalışıyordu.
Işık, Kara'ya döndü.
"Ne?"
"Buradan çıkmamız gerekiyor."
"Bizim mi?"
Kara gözlerini onunkilere dikti.
"Evet. İkimizin."
Işık kısa, inanamayan bir kahkaha attı.
"Sen gerçekten aklını mı kaçırdın? Biraz önce nişanlın cinayet suçlamasıyla götürüldü. Seninle ilgili ne olup bittiğini bilmiyorum. Üstelik bana hâlâ hiçbir şey anlatmadın. Şimdi de kalkmış, seninle bir yerlere gitmemi mi istiyorsun?"
Kara başını hafifçe eğdi.
"Haklısın."
Işık, beklemediği bu cevap karşısında sustu.
Kara bir adım yaklaştı ama Işık hemen geri çekildi.
"Yaklaşma."
Genç adam olduğu yerde durdu.
"Tamam."
Işık'ın boğazı düğümlendi. Kara'nın bu kadar kolay geri çekilmesi bile onu huzursuz ediyordu. Çünkü onu tanıdığı kadarıyla Kara, istediği bir şeyden vazgeçmeye alışık değildi.
"Artık bana gerçeği anlatacaksın," dedi Işık. "Yasemin kim? Seninle gerçekten nişanlanacak mıydın? Bana söylediklerin ne anlama geliyor? Neden sürekli bir şeyler saklıyorsun?"
Kara gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
"Yasemin'le ilgili bildiklerin, gerçeğin yalnızca bir kısmı."
"Bu cevap değil."
"Biliyorum."
"Öyleyse doğru düzgün konuş!"
Işık'ın sesi istemeden yükselmişti. Gözleri dolarken yüzünü başka tarafa çevirdi. Kara'nın karşısında ağlamak istemiyordu. Onun yüzünden kaç kez gözyaşı döktüğünü artık kendisi bile bilmiyordu.
Kara'nın sesi bu kez daha yumuşaktı.
"Seni daha fazla incitmek istemiyorum."
Işık acı acı gülümsedi.
"Biraz geç kalmadın mı?"
Bu söz Kara'nın yüzüne tokat gibi çarpmıştı.
Genç adam başını eğdi.
"Evet. Geç kaldım."
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Aralarındaki sessizlik, söylenmiş bütün sözlerden daha ağırdı.
Sonunda Kara ceketinin iç cebine uzandı ve telefonunu çıkardı. Ekrana baktığında yüzündeki ifade aniden değişti.
Işık bunu fark etti.
"Ne oldu?"
Kara cevap vermedi.
Telefonuna bir mesaj gelmişti.
Mesajı okuduktan sonra ekranı Işık'a çevirdi.
Bilinmeyen bir numaradan gönderilmiş tek bir cümle vardı:
Yasemin konuşursa, sıradaki kişi Işık olacak.
Işık'ın kanı çekildi.
"Bu da ne?"
Kara telefonu kapatıp cebine koydu.
"Artık neden buradan gitmemiz gerektiğini anlıyorsun."
Işık başını iki yana salladı.
"Hayır. Anlamıyorum! Kim gönderdi bunu?"
"Bilmiyorum."
"Yalan söylüyorsun!"
Kara itiraz etmedi.
Bu, Işık'ın öfkesini daha da artırdı.
"Bana bak, Kara Ergin! Ben senin oyunlarından, yarım yamalak cevaplarından bıktım. Eğer gerçekten tehlikedeysem bunu bilmeye hakkım var!"
Kara'nın gözleri sertleşti.
"Haklısın. Ama burada anlatamam."
"Neden?"
"Çünkü bizi dinleyen biri olabilir."
Işık'ın içinden soğuk bir ürperti geçti.
Koridoru gözleriyle taradı. Birkaç metre ileride iki görevli vardı. Salondan müzik sesi yerine insanların telaşlı konuşmaları geliyordu. Her şey normal görünüyordu.
Ama artık hiçbir şey ona normal gelmiyordu.
Tam Kara'ya yeniden bir soru soracakken Elif koşarak yanlarına geldi.
"Işık!"
Işık hemen arkadaşına döndü.
"Elif, iyi misin?"
Elif'in gözleri dolmuştu. Nişan elbisesinin eteğini bir eliyle tutuyor, diğer eliyle Işık'ın koluna sarılıyordu.
"İyi değilim. Hiçbir şey anlamıyorum. Herkes bir şeyler söylüyor ama kimse ne olduğunu bilmiyor. Tuğran ailelerle ilgileniyor. Ben de seni bulmaya çalışıyordum."
Işık arkadaşının ellerini tuttu.
"Ben iyiyim, merak etme."
Elif, Kara'ya baktı.
"Sen ne biliyorsun?"
Kara sessiz kaldı.
Elif'in yüzü sertleşti.
"Bak, Kara. Işık benim kardeşim gibi. Onun yine üzülmesine, ağlamasına ya da kendisini bir şeylerin ortasında bulmasına izin vermeyeceğim. Eğer bildiğin bir şey varsa anlatacaksın."
Kara'nın bakışları Işık'a kaydı.
"Bildiğim her şeyi anlatacağım."
"Ne zaman?"
"Çok yakında."
Elif sinirle güldü.
"Senin şu 'çok yakında' lafından nefret etmeye başladım."
Işık istemeden gülümsedi. Elif'in her koşulda kendisini savunması, içindeki korkuyu bir nebze olsun hafifletmişti.
Ancak bu rahatlama uzun sürmedi.
Kara'nın telefonu yeniden çaldı.
Ekranda bu kez kayıtlı bir isim vardı.
Yakup.
Kara aramayı açtı.
"Ne oldu?"
Karşı taraftan gelen ses o kadar telaşlıydı ki Işık birkaç kelimeyi seçebildi.
"...hemen gelmen gerekiyor... Işık da yanında mı?"
Kara'nın yüzü gerildi.
"Evet. Ne oldu, Yakup?"
Kısa bir sessizlik yaşandı.
Ardından Yakup'un sesi yeniden duyuldu.
"Kara, beni iyi dinle. Biraz önce Işık'ın evine gittim."
Işık'ın kaşları çatıldı.
"Evime mi?"
Kara elini kaldırarak ondan sessiz olmasını istedi.
Yakup konuşmaya devam etti.
"Kapı açıktı. İçeri girdim çünkü bir şeylerin ters gittiğini düşündüm. Evde kimse yoktu ama salonda bir zarf buldum. Üzerinde Işık'ın adı yazıyor."
Kara'nın yüzündeki renk çekildi.
"Zarfı açtın mı?"
"Açtım."
"İçinde ne var?"
Yakup birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra öyle bir şey söyledi ki Kara'nın gözleri bir anda Işık'a döndü.
"Eski bir gazete kupürü var. Bir de fotoğraf."
"Ne fotoğrafı?"
Yakup'un sesi titredi.
"Fotoğrafta Işık'ın ailesi var, Kara."
Işık'ın kalbi bir anlığına duracak gibi oldu.
Ailesi.
Bu kelimeyi duyduğunda yüzündeki bütün ifade değişti. Yıllardır geride bıraktığını sandığı anılar zihninde canlandı. O fotoğrafın neden orada olduğunu, kimin göndermiş olabileceğini anlamaya çalışıyordu.
Kara telefonu kulağından biraz uzaklaştırıp ona baktı.
"Işık..."
"Ne var fotoğrafta?"
Kara cevap vermekte zorlanıyordu.
"Yakup, gazete kupüründe ne yazıyor?" diye sordu yeniden.
Yakup'un sesi bu kez neredeyse fısıltıya dönüşmüştü.
"Başlık şu, Kara..."
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından Yakup, ikisinin de hayatını değiştirecek o cümleyi söyledi.
"Yıllar önceki kazada Işık'ın ailesinin ölümünden sorumlu olduğu düşünülen kişi... bugün Yasemin Kayaalp'in cinayet soruşturmasında adı geçen aynı kişi."
Işık'ın kulaklarında uğultu başladı.
Hayır.
Bu mümkün değildi.
Ailesinin ölümüne neden olan kişiyle Yasemin'in ne ilgisi olabilirdi?
Kara ona doğru bir adım attı ancak Işık geri çekildi.
"Hayır..." diye fısıldadı. "Bu doğru olamaz."
Kara'nın yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.
O da bu bağlantının farkına yeni varmıştı.
Telefonun diğer ucundan Yakup'un sesi geldi.
"Bir şey daha var."
Kara gözlerini kapattı.
"Söyle."
"Fotoğrafın arkasına bir not yazılmış."
Işık, nefesini tutarak bekledi.
Yakup yutkundu.
"Notta şu yazıyor: 'Işık gerçeği öğrenmeden önce ona ulaşın. Çünkü babasının ölümünden sorumlu kişi hâlâ hayatta.'"
Dünya Işık'ın ayaklarının altından çekilmiş gibiydi.
Babası mı?
Babası yıllar önce ölmüştü. Ailesinin başına gelenlerin bir kaza olduğu söylenmişti. Acı dolu anıların üzerine yıllarca bir perde çekilmiş, Işık da zamanla bu gerçeği kabullenmek zorunda kalmıştı.
Ama şimdi biri ona her şeyin yalan olabileceğini söylüyordu.
Gözleri Kara'ya çevrildi.
"Sen bunu biliyor muydun?"
Kara'nın dudakları aralandı.
"Işık, ben..."
"BİLİYOR MUYDUN?"
Sesi koridorda yankılandı.
Kara sustu.
O sessizlik, Işık'ın kalbine saplanan en keskin cevaptı.
Işık bir adım geri çekildi. Gözlerinden yaşlar süzülürken başını iki yana salladı.
"Sen de biliyordun..."
"Küçük bir kısmını biliyordum. Ama bütün gerçeği değil."
"Ve bana söylemedin."
"Seni korumaya çalışıyordum."
Işık acı dolu bir kahkaha attı.
"Herkes aynı şeyi söylüyor. Herkes beni koruduğunu iddia ediyor ama kimse bana gerçeği söylemiyor!"
Arkasını dönüp gitmek istediğinde Kara kolunu tutmadı. Önünü de kesmedi.
Yalnızca arkasından seslendi.
"Işık, lütfen. Sana anlatmam gereken bir şey daha var."
Işık durdu ama arkasına dönmedi.
Kara'nın sesi titremişti.
"Yasemin'in bu işin içinde olmasının tek nedeni, ailesiyle ilgili bir şey değil. Onun bu gece tutuklanacağını ben de beklemiyordum."
Işık gözlerini kapattı.
"Başka ne var?"
Kara birkaç saniye sustu.
Sonra söylediği söz, Işık'ın içinde kalan son güven kırıntısını da sarstı.
"Yasemin'in babasıyla senin baban yıllar önce birlikte çalışıyordu. Ve babanın ölümünden birkaç gün önce... benim babam da ortadan kaybolmuştu."
Işık yavaşça ona döndü.
Kara'nın gözlerinde ilk kez saklamaya çalışmadığı bir korku vardı.
"Benim babamın kaybolmasıyla senin ailene ne olduğunu birbirine bağlayan bir dosya var," diye devam etti Kara. "Ve o dosyanın kimde olduğunu biliyorum."
Işık'ın sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
"Kimde?"
Kara cevap vermeden önce gözlerini onunkilere dikti.
"Yakup'un elindeki fotoğrafı gönderen kişide."
"Kim o?"
Kara'nın telefonu yeniden titredi.
İkisi de ekrana baktı.
Bu kez mesaj bir fotoğraftı.
Fotoğrafta Yakup, Işık'ın evinin salonunda duruyordu. Elinde zarf vardı. Fotoğrafın çekildiği açıdan, görüntünün evin içinden alındığı anlaşılıyordu.
Yani birisi Yakup'u izliyordu.
Fotoğrafın altında tek bir cümle yazıyordu:
"Geç kaldınız. O artık gerçeği biliyor."
Kara'nın yüzü taş kesildi.
Işık'ın nefesi kesilirken koridorun diğer ucundan bir görevli koşarak onlara doğru geldi.
"Kara Bey!"
Kara hızla döndü.
Görevli nefes nefeseydi.
"Az önce emniyetten aradılar. Yasemin Kayaalp nakil sırasında ortadan kaybolmuş."
Kara'nın gözleri büyüdü.
"Ne demek ortadan kaybolmuş?"
Görevli yutkundu.
"Aracı durdurmuşlar. Polislerden biri yaralı. Yasemin orada yok."
Işık'ın içini buz gibi bir korku kapladı.
Cinayet suçlamasıyla gözaltına alınan kadın artık serbestti. Birileri onları izliyordu. Ailesinin ölümüne ilişkin yıllardır saklanan gerçekler birer birer ortaya çıkıyordu.
Ve şimdi, herkesin öldüğünü sandığı bir geçmiş yeniden karşılarına dikilmişti.
Kara, Işık'a döndü.
"Artık buradan ayrılmamız gerekiyor."
Bu kez Işık itiraz etmedi.
Çünkü korktuğu şey yalnızca Kara'nın sakladıkları değildi.
Kendi geçmişiydi.
Tam o sırada Işık'ın telefonu çaldı.
Ekranda kayıtlı olmayan bir numara vardı.
Titreyen parmaklarıyla aramayı açtı.
"Efendim?"
Karşı taraftan gelen ses, yıllardır rüyalarında duyduğu bir sese benziyordu.
Bir erkek sesi.
Derin, yorgun ve ürkütücü derecede tanıdık.
"Işık..."
Genç kadının gözleri büyüdü. Telefonu tutan eli titremeye başladı.
"Kim bu?"
Karşıdaki adam hafifçe nefes aldı.
"Sesimi tanımadın mı, kızım?"
Işık'ın dudakları aralandı ama tek kelime edemedi.
Çünkü o ses...
O ses, yıllar önce toprağa verdiği babasının sesiydi.
Adam son bir cümle daha söyledi.
"Bana inanıyorsan, Kara'dan uzak dur. Çünkü annenin ölümüne neden olan kişi o değil... ama seni yıllardır ondan koruyan da ben değilim."
Telefon kapandı.
Işık olduğu yerde taş kesildi.
Kara, yüzündeki dehşeti görünce ona yaklaştı.
"Işık? Ne oldu?"
Genç kadın yavaşça başını kaldırdı.
Gözleri yaşlarla doluydu.
"Babama..." diye fısıldadı.
Kara'nın yüzündeki bütün renk çekildi.
Işık, titreyen sesiyle cümlesini tamamladı.
"Babam beni aradı."
Kara tek kelime söyleyemedi.
Çünkü Işık'ın babası on iki yıl önce ölmüştü.
Ve o gece, mezar taşının başında durup ona veda eden son kişi...
Kara'nın kendisiydi.