Skip to content

Kanla yazılan aşk…

Chapter 2 · 11 min read

Kanla yazılan aşk…

Chapter 2

Ben kimim?

Gözlerimi araladığımda bir odadadaydım. En son olanları hatırlamaya çalıştım. Her şey tek tek zihnimde canlandığında sinir krizi geçirecek kadar sinirlendim. Doğrulmaya çalıştığımda bileğimdeki kelepçeyi fark ettim. Beni bu yatağa kelepçelemişlerdi.

“Kahretsin!” Dedim. Bileğimi çekiştirdim ama acıtmaktan başka bir işe yaramadı.

“Kimsiniz siz?! Neden beni buraya getirdiniz? Hey size diyorum.” Diye bağırmaya başladım bu sefer. Bir kaç dakika bağırmamın sonunda kapı açıldı. İçeriye o girdi. Nefretle kahverengi gözlerine baktım. Bana bakmadan yatağa oturdu.

Bana baktı. “Bakıyorumda iyi dinlenmişsin.” Dedi sırıtarak. O an o kadar sinirlendimki… Bir daha dünya üzerinde bu kadar sinirlenemeyeceğime inandım. Sinirli bir çığlık atarak dişlerimi sıktım. Kelepçeli bileğimi yine çekmeye çalıştım.

“Sen ne kadar pislik, cani, aptal, şeref…” diyecekken eliyle ağzımı kapattı. Kapattığı an elini ısırdım. Ama öyle bir ısırdım ki şeytan hayran kalır diyebilirim. Büyük bir inlemeyle elini çekti. “Kızım sen nesin böyle be?” Diye söylenmeye başladı. “Şu kelepçeyi aç!” Dedim. Gülümsedi. “Başka isteğin?” Dedi. Sonra son kez bana bakarak odadan çıktı. Arkasından bağırsamda beni dinlemedi.

Bir süre odada tepinip durdum. Bağırdım, kelepçeyi çıkarmaya çalıştım, tehditler savurdum… Hiç bir fayda etmediğini ve kendimi çok yorduğumu anlayınca sessizce ağlamaya başladım. Boğazım hem kurumuştu hem de çok fazla ağrıyordu. Öksürmeye başlamıştım. Yatağın köşesine kıvrıldım. Ağlamaya devam ettim. “Baba ne olur bana yardım et. Kurtar beni burdan çok üşüyorum…”

Çok üşüyorum…

Babam küçükken üşümeme dayanamazdı. Nerede olursak olalım beni sıcak tutmak isterdi. İşte şimdi çok üşüyorum baba… Orada öksürerek ve üşüyerek uyuyakaldım.

• • •

Onun sesini işittiğimde uyandım. Ama gözlerimi açmak yerine söylediklerini dinlemeyi tercih ettim. “Ben senin babanı öldürmeyi hiç bir zaman istemedim…” dedi. Yine sinirlendim ve yumruklarımı sıktım.

“Özür dilerim sana bunları yaşatmakta istemedim.” Dedi. Daha fazla sabredemeyip yumruğumu yüzüne geçirdim. İnleyerek geriye doğru savrulduğunda doğruldum.

“O zaman niye öldürdün pislik?!” Dedim. O ise burnundan akan kanla meşguldü. “Senden nefret ediyorum!” Dedim. Masaya uzanıp peçete aldı ve burnuna bastırdı. “Duygularımız karşılıklı.” Dedi. Kalkıp gidecekti ki kolundan tuttum. Bana soru soran bakışlar attı. Onu yanıma çekip oturttum.

“Bana o gün ne olup bittiğini anlatmak zorundasın!” Dedim. “Önce yemeğini ye sonra anlatırım.” Dedi ve masadaki tepsiyi gösterdi. “Hayır, sizin olan hiç bir şeye dokunmam.” Dedim. Sabrı taşmış bakışlar attıktan sonra masadaki tepsiyi getirdi.

“Yemiyeceğim dedim.” Dedim ama tepsideki makarnaya çatal batırıp elime tutuşturdu. Evet, acıkmıştım ama onlara ait şeylere dokunmayacaktım. Çatalı tepsiye bıraktım. “Ye şunu yoksa öleceksin.” Dedi sinirli bir şekilde. Bir şey söylemedim. O ise ne yapacağını düşünüyordu. Sonra ayağa kalktı ve kapıya doğru yürüdü. “O yemeği yemediğin sürece anlatmayacağım.” Dedi ve çıktı. Ben ise o çıkar çıkmaz aklıma gelen şeyi yapmaya başladım. Tepsideki çatalı alıp kelepçeyi açmaya çalıştım.

Açılmıyordu. Biraz daha denedim. Bir süre sonra bir ses duydum. Kelepçeye baktığımda yarı kırılmış olduğunu gördüm. Umutla denemeye devam ettim. Kelepçenin eski olduğu görünüşünden belliydi. Hatta üzerinde kan lekeleri bile vardı. Bu yüzden kolay kırılıyordu.

Bir on-on beş dakika daha uğraştıktan sonra tamamen kırılmıştı. Mutluluktan çığlık atmak istedim. Kapı yerine pencereye koştum ve kaçıncı kattayız diye baktım. Çok yüksek değildi ama daha önce bu yükseklikten atlamamıştım. Yinede başka çarem olmadığı için elbisemin eteklerini tutup bir ayağımı mermere attım.

Diğer ayağımıda attım ve camın dışındaki mermere atmak için bir elimle pencerenin koluna sıkıca tutundum. İki ayağımıda pencerenin dışına attığımda yükseklikten dolayı korkuyordum. Derin bir nefes aldım ve atladım. Gözlerimi açtığımda kendimi dizlerimin üzerinde yerde buldum. Çimenlerin üzerinde yani. Dizlerimin acısıyla inleyerek ayağa kalktım. Elbisemi silkeledim ve etrafıma bakınmaya başladım. Benim olduğum taraf ormana bakıyordu. Bu ormanın nereye çıktığını bilmiyordum. Ben nerede olduğumuzu hiç bilmiyordum! Şehirin dışında bile olabilirdik. Veya şehrin çok yakınında. Ya da yurt dışında. Bir çok ihtimal vardı ve ben bu ormana koşamazdım. Mecburen evin önüne dolanacaktım. Yavaş ve sessiz adımlarla ilerlemeye başladım. Kafamı uzatarak baktım. Evin önünde bir kaç adam ellerinde tabaklarla yemek yiyorlardı. Sessizce evin önüne yürümeye başladım. Hepside diğer tarafa dönük oldukları için beni görmüyorlardı.

Sessizce ilerledim ve evin önünde ne olduğuna baktım. Orasıda ormandı. Burası ormanın ortasında bir evdi.

“Kahretsin!” Dedim. O an adamlardan iki tanesi kafasını çevirir gibi oldu. Hemen duvarın arkasına girdim. Duvarın dibine oturup ne yapacağımı düşünmeye başladım. Afet’e bir şekilde ulaşabilsem her şey hallolabilirdi. Ama nasıl ulaşacaktım. Yine yapacak bir şeyim yoktu.

Yine Çaresizdim…

Kafamı duvara çarpıp ağlamaya başladım. Zaten ağlamaktan başka bir şey yapamıyordum. Ormana kaçabilirdim ama sağ çıkar mıydım bilmiyorum… Ormanın nereye çıktığını bilmiyordum. Neredeyiz bilmiyordum. Vahşi hayvan çıkabilir mi onuda bilmiyordum. Böyle o orman sağ çıkamazdım. En azından yanımda bir kaç kesici alet olmalıydı. Kesici alet bulurum umuduyla ayağa kalktım. Evin etrafını turlarken bir cam parçası buldum. Evin ön tarafında sadece bir tane adam kalmıştı. Sessizce gidersem onu yaralayıp üzerindekileri alabilirdim.

Adamın arkasına sessizce yanaştım. Sonra sırtına cam parçasını geçirdim. İnleyerek yere serildiğinde kalkmadan üzerindeki telefonu silahı ve bıçağı aldım. Oradaki sandalyenin üzerinde duran ceketi alıp ormana koşmaya başladım. Hava kararıyordu. Hızlı olmalıydım. Bir kaç dakika nefessiz bir şekilde ormana koştum. Biraz nefes almak için durdum. Telefonu açtım. Çekmiyordu. Çeken bir yer bulmalıydım. Bu yüzden koşmaya devam ettim. Baya bir süre koştuktan sonra neredeyse yorgunluktan bayılacaktım. Bir ağacın dibine oturdum. Ceketi giyip fermuarını çektim. Hava iyice kararmış ve soğumuştu. Silahı ve bıçağı ceketin cebine koydum. Telefonu açtım. Çekiyordu! Gerçekten çekiyordu…

Mutluluk çığlıkları atıp Afet’in numarasını tuşladım. İkinci çalışta telefon açıldı.

“Alo, kimsiniz?”

“Afet benim, Mehir.” Dedim. Şaşkınlıkla konuşmaya başladı.

“Ne Mehir? Bu kimin telefonu? Ayrıca telefonlarımı neden açmıyorsun? Neredesin?” Diye bir sürü soru sıraladı.

“Afet beni dinle. Kısıtlı zamanım var. Ben kaçırıldım ve kaçtım. Şimdi bir ormanın içindeyim ama nerede olduğum hakkında bir fikrim yok.” Dedim. Afet her ne kadar şaşırsada soğukkanlılıkla konuşmaya başladı.

“Mesaj kısmından konum gönder. Çabuk ol.” Dedi mesaj kısmına girip konum gönderdim. Bir kaç dakika sonra konum iletildi. Afet telefonu kapattı ve olduğum yerden ayrılmamamı söyledi. Bende rahat bir nefes aldım ve nerede olduğuma bakmaya başladım. Şehir dışına çıkmamıştım. Yaşadığım şehrin piknik yapılan ormanlarından birindeydim. Bunu görünce dahada rahatladım. Vahşi hayvan çıkmazdı en azından. Cekete sarıldım ve gelmelerini beklemeye başladım.

Uykuya direnmeye çalışırken arkamdan bir çıtırtı duyup irkilerek arkamı döndüm. Gördüğüm kişi karşısında kısa bir şaşkınlık yaşasamda hızla toparlanıp elimdeki silahı doğrulttum. Önce gülümsedi. Sonra arkasındaki adamlara eliyle durmalarını işaret edip yavaş adımlarla bana doğru yürümeye başladı.

Babamın katili…

Geriye doğru bir adım atıp silahı iki elimle kavradım. “Yaklaşma!” Diye bağırdım. Elimdeki silahtan korkmasını bekledim ama hiç oralı olmadı. “Tebrikler doğrusu… Oradan atlamanı beklemezdim ama sence ben bunları akıl edemeyecek kadar aptal mıyım?” Dedi. Kaşlarımı çattım. Neyden bahsediyordu? “Ne?” Dedi açıklamasını bekler gibi. Tekrar gülümsedi. “Diyorum ki bunların hepsi planlıydı. Kendini çok akıllı sanıyorsun Cihan’ın kızı…”

Cihan’ın kızı…

Bu cümle kafamda çınlamaya başlarken devam etti. “O kelepçeyi açmanı bekledim. Sonra oradan atlamanı ve böyle bir şey yapmanı. Ve yanılmadım yaptın… Şu an elinde tuttuğun silahın içide boş.” Dedi. Kaşlarımı çatıp silahı havaya doğrulttum ve sıktım. Gerçekten boştu.

Kahretsin!

Silahı yere atıp cebimden bıçağı çıkartıp ona doğrulttum. Gülümseyip bir adım daha attı. “Arkadaşın ve ailesi seni almak için yoldalar.” Dedi. Sertçe yutkundum. Ya onlara bir şey yaparsa diye düşünmeye başladım. “Onlara zarar verme! Ben sorun çıkarmadım gelirim seninle. Onlara dokunma.” Dedim endişeyle. Tekrar gülümsedi ve yine bir adım attı. Geriye bir adım attım. Bana yaklaşmasına izin vermeyecektim. “Beni yanlış anladın. Ben kimseyi zorla alıkoymam.” Dedi. Tabi canım ben de seninle zıplayarak geldim zaten. Yumruklarımı sıkarken devam etmesini bekledim. “Ben sana iki seçenek sunuyorum. Eğer beni ve babanın ölümünü geride bırakıp gideceksen geriye çekileceğiz. Ama benimle gelip babanın ölümüyle ilgili her şeyi öğrenip intikam almak istersen seni götüreceğiz.” Dedi. Sertçe yutkundum. Ama beni alıkoyup öldürebilirdi. “Ya beni kandırıyorsan. Benide alıkoyup öldürmek için yapıyorsan.” Dedim.

Ona asla güvenmemeliydim. O güvenmem gereken son kişi bile olamazdı. O babamı öldürmüştü. Arkasında hangi gerçek yatıyorsa yatsın. Bir yanım bedeli ne olursa olsun gerçeği öğrenmem gerektiğini söylüyordu. Bir yanım ise onunla gitmemem gerektiğini. “Ben kimseyi kandırmam. Her zaman gerçekleri söylerim. Tabi güvenip güvenmemek sana kalmış.” Dedi. Alayla güldüm. Öne doğru bir adım attım. Ondan korkmuyordum. “Sana asla güvenmem. Sen babamı öldürdün. Arkasında hangi neden yatıyorsa yatsın, gerçeği değiştirmez.” Dedim tükürürcesine. Seçimimi yapmam gerektiğini anladım. Şu an o kadar çaresizdim ki…

Bana yardım et baba…

Telefonu çıkartıp az önce aradığım numaraya tıkladım. O ise sadece ne yaptığımı izliyordu. Afet’i aradım. Telaşla telefonu açtı. “Mehir az kaldı…” diyecekken sözünü kestim. “Afet beni dinle.” Dedim. Bir yandan bıçağı daha sıkı tutuyordum. “Mehir dayan geldi…” diyecekken yine şiddetle sözünü kestim. “Afet, dinle dedim! Siz geri dönün. Ama iki hafta içinde benden haber alamazsan polisi ara. Ne olduğuna çok takma. Sonra anlatırım.” Dedim. O söylediklerimden onunla geleceğimi anladığı için kurnazca gülümsedi. “Mehir ne diyorsun? Ne polisi? Ne olur cevap ver…” dedi. O an ona kısada olsa bir açıklama yapabileceğimi düşündüm. “Afet bak, kısa bir açıklama yapacağım ama ne olur endişelenme ya da korkma. Babamın intikamını alacağım Afet. Yıllardır beklediğim o an geldi Afet. Sakın kimseye bir şey söyleme.” “Mehir ne saçmalıyor…” diyecekken o telefonu elimden çekip aldı. “Bu kadar sohbet yeter.” Deyip telefonu kapattı. Ben ise geriye doğru çekildim ve bıçağı ona doğru tutmaya devam ettim. Dudaklarını yapay bir şekilde büzdü. “Hadi ama… Bu kadar korkak olamazsın. Cihan hiç böyle değildi. Biraz babana çek…” diyecekken tepem atmış bir şekilde sözünü kestim. “Babamın adını o pis ağzına alma!” Diye bağırdım.

Ellerini teslim oluyormuş gibi kaldırarak kenara çekildi ve gitmem için eliyle arabanın olduğu tarafı işaret etti. Hiç istemesemde önüne düştüm ama bir şey yapmaması için temkinli yürüyordum. Arabanın yanına geldiğimizde kapıyı açtı ve girmem için içeriyi gösterdi. Ben tam girecekken bir silah sesi duydum. Kafamı sese doğru çevirdiğimde Afet ve babasının arabadan indiğini gördüm. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Onun adamları silahlarını Afetlere doğru doğrulttular.

“Mehir!” Diye bağırdı Afet. O an dudaklarımdan bir hıçkırık çıktı ve ağlamaya başladım. Bir anda o tarafa doğru koşmaya başladım. Koşarken üzerimdeki ceket düşüp ayaklar altında kaldı. Afet’de bana doğru koşmaya başladı. Tam adamları geçip Afet’e ulaşacakken o önüme çıkıp iki eliyle belimi tuttu ve geriye doğru çekti. Afet hıçkıra hıçkıra ağlıyordu ve yolun ortasında durmuştu. Ondan kurtulup ilerlemeye çalıştım ama çok sıkı tutuyordu. “Afet! Afet, sakın kıpırdama.” Dedim hıçkırarak ağlamaya devam ederken. “Pislik herif, bırak beni!” Diye haykırdım ona. O ise kulağıma doğru eğildi. Yağmur başlamıştı. “Seçimini yaptın Cihan’ın kızı. Bizimle geleceksin.” Dedi. Onu tüm gücümle ittirip bacak arasına bir tekme attım. İnleyerek yere yığıldı. Ben de hızlıca Afet’e koşmaya başladım.

Afet kollarını iki yana açtı. Tam ona ulaşacakken bir adam beni kolumdan yakaladı ve kendine çekip şakaklarıma namluyu dayadı. Bir koluyla kaçmayayım diye belimi kavramıştı. Bunun o olduğunu sonradan anladım. Afet’e hüzünlü bir bakış attım. Afet ise ne yapacağını bilememiş halde babasına bakıyordu. “Şimdi buradan uzaklaşmazsanız sizinde başınız yanar.” Dedi o. “Polise şikayet etmeyeceğimizi mi sanıyorsun?” Dedi Afet’in babası. Güçlü durmaya çalışıyordu ama o da korkuyordu.

“İsmimi bilmiyorsunuz. Neyim nereliyim bilmiyorsunuz. Sadece suratımı biliyorsunuz ve bu da kanıtınız olmadığı sürece işe yaramaz. Şimdi seçim sizin, ya bizimle gelip sizde esir olursunuz ya da şimdi çekip gidersiniz.” Dedi. Sonra kulağıma doğru eğildi. “Zorluk çıkartırsan bu arkadaşın için iyi bir sonuç olmaz.” Dedi. Bunu sadece benim duyabileceğim seste söylemişti. Sertçe yutkundum. Afet çaresiz bakışlarını babasından bana çevirdi. Ben ise kafamı iki yana sallayıp benimle gelmemeleri gerektiğini anlatmaya çalıştım. Bu benim meselemdi. O benim için kendini tehlikeye atmamalıydı. Afet tekrar babasına döndü. Daha fazla dayanamayıp “Geri dönün lütfen! Geri dönmeniz gerek.” diye bağırdım. Devamını da söyleyecektim ama o eliyle ağzımı kapattı.

“Sana zorluk çıkarmaman gerektiğini söylemiştim.” Diye fısıldadı. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı ama bir şey söylemedim. Göz yaşlarım onun dudaklarımın üstündeki elini ıslattı. Ama geri çekmedi ve daha çok bastırdı. Sonra Afet’in bana baktığını gördüm. Tekrar kafamı iki yana salladım. Afet yutkundu ve babasına döndü. Babası ona sessizce bir şeyler söylediğinde Afet gözlerinden akan yaşlarla birlikte başını aşağı yukarı salladı. Sonra Afet’in babası bize döndü. Yutkundu ve konuşmaya başladı. “Mehir kızım, ben seni ikinci kızım gibi sevdim seni asla bu pisliklere bırakmam. Bir yolunu bulup seni kurtaracağım kızım. Sen sakın bunların dediklerini yapma. Onlara güvenme, biz geri geleceğiz.”

Onlara güvenme…

Bu cümle kafamda çınlarken Afet hıçkıra hıçkıra ağlayarak arabaya girdi. Afet’in babasıda girdi ve gittiler… Ben ise arkalarından bakakalmıştım. “Geleceğim” dedi ama gelmeyecekler. “Kurtaracağız seni” dedi ama kurtaramayacaklar. Onlar bir daha gelmeyecek ben de bir daha gidemeyeceğim… Ben buradan çıkamayacağım… Çünkü ya öleceğim ya öldüreceğim. Burası bu nokta benim hayatımın dönüm noktası. Bu ormanın ortasında benim hayatım mahvolacak. İntikamımı alacağım ama hiç bir şey bir daha eskisi gibi olmayacak. Gözümden bir damla yaş düştü ama duygusuz bir şekilde bakmaya devam ettim. En son belimi bırakmadı ama ağzımdaki elini çekip silahın namlusunu şakaklarıma dayayıp beni yürütmeye başladı. Ben ise hiç bir şey yapmadım. Çünkü artık gerçekten kararımı vermiştim. Zorluk çıkartmadan arabaya bindim ve yanıma oturdu. Öne iki adam oturdu ve arabayı sürmeye başladılar.

Silahı indirmişti ama yine ne olur ne olmaz diye belimi sıkı sıkı tutuyordu. Ben ise kafamı arkaya doğru yatırmış gözlerimi kapatmıştım. Bir süre böyle kaldım. Bu sırada o benim uyuduğumu sanmıştı. Emin olmak için elinin tersiyle yüzümü okşarcasına ellemeye başladı. Ona göre uyumasaydım hemen savunmaya geçerdim. Bu yüzden şu an uyuduğumu sanıyordu. Ama ben sandığı kadar aptal biri değildim. Yüzümü okşamaya devam etti. Uyuyup uyumadığımı anlamak istese şu an elini çekerdi ama okşamaya devam etti. Ne yapıyordu şimdi bu? Bir kaç saniye ne yaptığını anlamaya çalıştım ama anlamıyordum. Sonra koluyla boynumu sardı ve kafamı göğüsüne çekti. Gerçekten kafayı sıyırtmış olabilir mi? Ne yapmaya çalışıyor bu pislik? Kafamı boynuma doladığı koluyla göğsüne bastırdı. Saçlarımın üzerine dudaklarını bastırdığını hissettiğimde kusmak istedim. Bu pislik kimdide beni öpüyordu? Manyak, pislik, aptal, şerefsiz. Dudaklarını biraz daha kafamdan çekmezse asıl Cihan’ın kızını görecek.

Bir süre daha bastırdıktan sonra dudaklarını kafamdan çekti. Bu sefer saçlarımı koklamaya başladı. Fısıltı şeklinde söylediği şeyleri anlamaya çalışıyordum. “Özür dilerim Mehir… Çok özür dilerim. Belki bana inanmazsın… Güvenmezsin ama… Ama yinede özür dilerim.” Bir an şoka girdim. Ama neden? Bunu beni etkilemek için yapmadığı barizdi çünkü benim uyuduğumu sanıyordu. Ne yani kendi kendini mi affetmeye çalışıyordu? Neden peki? Bunun arkasında hangi gerçek yatıyor? Ama hangi gerçek yatarsa yatsın onu hiç bir zaman affetmeyeceğim. Güvenmeyeceğimde. İntikamımı alacağım. Bir kaç dakika daha saçlarımı kokladıktan sonra kafamı göğsüne bir kez daha bastırdı ve kafasını kafamın üzerine koydu. Ben de düşünmeyi bırakıp uykuya dalmaya çalıştım ve sonunda bilincim kapandı.

End of chapter

1 comments

  • kızım sen nesin böyls kısmında kahkaha attım ya ddbfmöbdklbsklhshlk

    1Answers