تخطٍ إلى المحتوى

KAÇAK

الفصل 8 · قراءة 6 دقيقة

KAÇAK

الفصل 8

Öfke

Eve dönerken bilerek yolu uzatmış ve kendime kafamı toparlamak için daha fazla zaman yaratmıştım. Sakin adımlarıma yoğun düşüncelerim eşlik etmişti ve bu durumun sonunda elime geçen tek şey güçlü bir baş ağrısıyla birlikte sızlayan gözlerimdi.

Eve yaklaşınca bahçede oturan ikiliyi gördüm. Kerem ve Ceyda. Hararetli bir şekilde konuşuyorlardı. Beni görünce ikisi de susmuştu. Bahçe kapısından girdiğimde Kerem Ceyda'ya bir şeyler söyleyip ayağa kalktı ve bana doğru yürümeye başladı. Yanıma ulaştığında Ceyda da birkaç adım arasındaydı. "Abi lütfen pişman olacağın bir şey yapma,"diye mırıldandığında onu abisinin dışında ben de duymuştum. Ne demek istiyordu?

"Birce bugün neden birdenbire çekip gittin?" Sert bir şekilde sorduğu için kaşlarım çatılmıştı. "İşim vardı gittim Kerem,"dedim tıpkı onun gibi bir tonda.

"Miray onu sevmediğini düşündü. Bir de giderken ona cevap bile vermedin. Ne kadar ayıp oldu biliyor musun? Üzüldü kız, hemen gitmene ne gerek vardı? Sanki kaçar gibi!"

Gözyaşına değmeyen acının ne olduğunu sanırım tam da şu an anlamıştım...

Duyduklarımın şaka olmasını o kadar çok istiyordum ki!

Bir süre söyleyecek sözcük bulmakta zorlandım. Kelimeler yetersizdi duygularımı ifade etmem için.

Ona doğru bir adım atıp gözlerinin içine baktım. "Biliyor musun?"dedim. "Miray'ın ne hissettiği umurumda bile değil."

Beni ne kadar kırdığını farkında değildi ve hiçbir zaman fark etmeyecekti. Bunu bilmek canımı acıtıyordu.

"Ama benim umurumda Birce."

"Kerem,"diyerek yutkundum. "Sanırım artık sen de benim umurumda değilsin."

Daha fazla bu saçma muhabbete dayanabileceğimi hiç sanmıyordum. Yeterince incinmiştim. Öfkeyle yanından geçerken omzuna çarpmamla sendelemişti. Ona olan sevgimi sanırım biraz sorgulamam gerekiyordu. Ben böyle birini sevmek istemiyordum.

O kalbimi paramparça ederken ben onu sevmeye devam etmek istemiyordum... Bu kadar aptal olmamalıydım...

Eve girip kendimi doğruca odama attım. Yatağıma girip gözlerimi sıkıca kapattım. Göz kapaklarımın arasından süzülen yaşlara engel olmaya çalışmadım. Belki değmeyecekti ama ağlayınca biraz da olsa rahatlayacaktım.

•••

Akşamüstü kendime bir kahve yapıp bahçede kitap okumaya karar vermiştim. Kafamı dağıtmamı sağlardı. Yaklaşık yarım saat kitap okuduktan sonra bahçe kapısından mahçup bir ifadeyle Ceyda girdi. Usulca yaklaşıp yanıma oturdu. İlk söylediği şeyse "Özür dilerim," oldu.

Kitabımı kapatıp masanın üstüne bıraktım. "Sorun yok Ceyda. Suç sende değil."

Suç bendeydi, yanlış kişiyi seven kalbimdeydi.

"Abim bütün gün saçmaladı. Niye böyle yapıyor bilmiyorum. Sana söylediklerine hâlâ inanamıyorum. Lütfen onun sözlerini kafana takıp üzülme olur mu? Abimin bu söylediklerine pişman olacağına eminim." Abisinin yerine kendisi burada utanıyordu resmen ama Kerem'in pişman olacağını hiç sanmıyordum.

"Pişman olsa bile dediğim gibi bu saatten sonra umurumda değil." Kalbim nasıl onu sevdiyse unutmayı da başarabilir diye düşünüyordum. Belki zor olacaktı ama başarabilirdim.

Biz otururken yan evin kapısının açılma sesini duyduğumda kendimi zorlukla tutup bakmamayı başardım. Oraya doğru bakarken "Abim kim bilir yine nereye gidiyor?"diyen Ceyda'yla çıkanın Kerem olduğuna emin olmuştum. İstediği yere gidebilirdi, bananeydi.

Ceyda'yla bir süre sohbet ettikten sonra evde daralmaya başlamıştım, açık havada olmama rağmen. Bunlar hep duygularımın beni darlaması yüzündendi.

"Biraz yürüyüş yapalım mı?"deyip Ceyda'ya baktığımda hiç düşünmeden onayladı beni. Belki gezmeyi sevdiğinden belki de bana karşı mahçup hissedip beni mutlu etmek istediği içindi.

Annemlere haber verdikten sonra evden çıkıp sakin adımlarla yürümeye başladık. Rüzgarın tenimde bıraktığı his bana huzur veriyordu. Sanırım yürüyüş yapmak oldukça iyi bir fikirdi. "Nereye gidelim Birce?"

"Bilmem," dedim düşünmeden. Şu an nereye doğru yürüdüğümüz benim için o kadar fark etmiyordu ki... Yolun sonu hiçbir şekilde benim istediğim yere çıkmıyordu, bu durumda güzergah da fark etmiyordu.

Arada sohbet edip arada susarak yürüdüğümüz yolun sonu beklemediğim bir yere varmıştı. Sadece birkaç metre ilerimizde Kerem vardı. Kerem ve arkadaşları... Yanındaki bazı kişileri geçen yazdan hatırlıyordum biriyle ise daha bu sabah tanışmıştım. Miray...

Spor sahalarının bulunduğu alana yaklaşmıştık ve onlar da voleybol sahasında bir şeyler konuşuyorlardı. İstemesem de bakışlarım sık sık onlara kayıyordu. Aynı anda Kerem de bizim olduğumuz tarafa bakınca hızla gözlerimi kaçırdım. Birkaç saniye sonra kaçamak bir bakış attığımda Kerem sahadan çıkmış buraya doğru geliyordu. "Abin geliyor,"dedim Ceyda'ya. Anlamayarak "Ne?"dediğinde kaşlarımla Kerem'in olduğu tarafı işaret ettim. Sanırım abisini sadece ben fark etmiştim.

Kerem yanımıza geldiğinde mecburen durmuştuk. Asla suratına bakmıyordum. Madem ben onun için Ceyda'nın arkadaşıydım o da benim için artık sadece arkadaşımın abisiydi. Yani zamanla öyle olacaktı ve ben buna alışacaktım. Umarım...

"Ceyda,"dedi o da beni görmezden gelerek. Sadece kardeşine bakıyordu. "Voleybol oynayacağız ama bizimkilerden bazıları gelmemiş, siz oynar mısınız?"

Siz derken beni de eklemişti sanırım. Oysa suratıma bile bakmayan biriyle oyun oynayacağımı hiç sanmıyordum. Ceyda da tavrımı farkında olsa gerek ki direkt reddetti. "Yok abi,"dedi.

Kerem sıkıntıyla oflayıp şansını yeniden denedi. "Hadi be kızım yap abine bir iyilik! Miray sportif erkeklerden çok hoşlanıyor, şu maçı yapalım zaten muhtemelen benim olduğum takım kazanır. Ben de böylece Miray'ın gözüne girmiş olurum. Lütfen, bir daha düşün."

Kendime engel olamayarak dönüp ona baktım. Miray'ın gözüne girmeye çalışıyordu...

Bütün bedenime bir sinir dalgası yayılırken "Oynarız,"diye atıldım. Ceyda ne yaptığımı sorgular bir ifadeyle bana döndüğünde ben kararımdan oldukça emindim. Oynayacak ve bu maçı ben kazanacaktım! Kerem de şansını başka bir zaman denerdi artık!

Bütün gün hissettiğim bütün duygular bir araya gelmişti. Hayal kırıklığı, öfke, hüzün... Bütün bunların sonucunda şu an en yoğun olanı şüphesiz öfkeydi... Kerem'e karşı tarif edilemez bir öfke duyuyordum. Ve bu maçı ne olursa olsun ben kazanacaktım.

Kerem gözünün ucuyla bana bakıp "Tamam gelin hadi,"dedi. Arkasından yürümeye başladığımda Ceyda kolumdan çekiştirip "Birce ne yapmaya çalışıyorsun?"dedi. "Kendini yıpratma artık, eve gidelim."

Kaşlarımı kaldırıp "Cık,"dedim. "Oynayacağız ve kazanacağız."

Ceyda onaylamaz bir ifadeyle başını ağır ağır iki yana salladı. Ama benimle birlikte yürümeye devam etti. Onaylamasa da neyseki bana ayak uyduruyordu.

Sahaya girdiğimizde herkesle selamlaştık. Bizi görünce Miray'ın yüzü düşmüştü. Beni görünce desek daha doğru olurdu. Pardon da ona ne oluyordu zaten? Sanırım her şeyi üstüne alınıp buluttan nem kapan insanlardandı. Ya da kendini fazla önemli sanıyordu.

Kerem bakışlarını üstümüzde gezdirdikten sonra bezgin bir ifadeyle "Hâlâ bir kişi eksiğiz,"dedi. Tıpkı Kerem gibi bu durum benim de moralimi bozmuştu ama ikimizin sebepleri farklıydı. O sevdiği kızın gözüne giremeyeceği için korkuyordu ben ise Kerem'i yenilgiye uğratamayacağım için.

Fakat bu sorunun çözümü fazla uzakta değil sadece birkaç metre ötedeydi. "Eksik değiliz,"dedim. "Ben halledeceğim."

Sahadan çıkıp hızlı bir şekilde ona doğru ilerledim. Arkasından gittiğim için beni fark etmemişti. "Hey sırık, bekle!"dediğimde etraftan birkaç tuhaf bakış bana dönmüştü. Neyseki dönenlerin arasında Çınar da vardı ve bir daha seslenmek zorunda kalmamıştım. Durup arkasını döndüğünde beni gördüğüne şaşırmış görünüyordu. Karşısına geçip direkt konuya girdim. "Voleybol oynamayı biliyor musun?"

Kaşları çatıldı ve bakışları voleybol sahasına kaydı. Bir süre gözleri orada oyalandıktan sonra yeniden bana döndü. Çatılan kaşları düzelmişti. "Önce bana adımla hitap et çaylak."

Ben bugün kesinlikle sınanıyordum.

Kerem'e olan sinirim o kadar baskındı ki şu an itiraz edemeyecektim. "Voleybol oynamayı biliyor musun, Çınar?" Her ne kadar itiraz etmesem de ona sinirlendiğimi ses tonumdan fark etmiş olmalıydı.

"Biliyorum çaylak." Dudakları yukarıya doğru kıvrılmıştı. Bana zorla ismini söylettiriyor ama kendisi kafasına göre hitap edebiliyordu!

"Peki bizimle oynar mısın?" Bir süre sessiz kaldı. Bunda bu kadar düşünecek ne vardı?

"Dinle,"diyerek ona doğru bir adım yaklaştım. "Eğer bizimle oynarsan ve kazanırsak ne istersen yaparım tamam mı?"dedim. Bütün bedenime yayılan hırs beni tetikliyordu.

Tek kaşı havalanırken o da bana doğru bir adım yaklaştı. "Ne istersem mi?"

Yanlış anlaşılmalara yol açmamak için aceleyle ekledim. "Tabi ki düzgün bir şey olmak şartıyla! Her şeyi dediysem her şeyi de değil yani!"

Cevabım karşısında gülümsemesi genişledi. "Kabul,"dediğinde ben de rahat bir nefes almıştım.

"Tamam o zaman gel benimle," deyip önden ilerledim. Kısa sürede bana yetişip yanımda yürümeye başladı. Yan yana sahaya doğru ilerlerken umarım iyi oynuyordur diye dualar ediyordum.

Sahaya girdiğimizde tüm bakışlar bize dönmüştü. Kerem kolunu Miray'ın beline dolamıştı. Miray'ın hoşnut olmayan bakışlarıyla Kerem'in küçümseyici bakışları belki de ne kadar iyi bir çift olacaklarını gösteriyordu. Bakışlarımı zorlukla Miray'ın belindeki kollardan çektim. İçimdeki öfke ateşini durmadan harlıyorlardı.

Çınar'ın yanına yaklaştım. Umarım yapacağım şey için bana kızmazdı. "Tanıştırayım,"dedim herkese hitaben. Meraklı bakışların ilgi odağı olduğumuzda devam ettim. "Çınar," dedim sahte bir gülümsemeyle. "Sevgilim."

•••

نهاية الفصل

4 تعليق