تخطٍ إلى المحتوى

KAÇAK

الفصل 4 · قراءة 4 دقيقة

KAÇAK

الفصل 4

Davet

Sahadan uzaklaşıp Ceyda'nın yanına geldiğimde meraklı gözlerle bana bakıyordu. "Seni beş dakika bırakıp gittim hemen kaybolmuşsun Birce!"dedi sitemle. "Yanındaki kimdi?"

Cidden yanımdaki kimdi?

Hâlâ adını bilmiyordum...

"Boş ver Ceyda, gel eve gidelim artık. Çok yoruldum ben." Koluna girerek onu eve doğru yönlendirdim. Yoğun bir gün geçirmiştim ve artık uyumak istiyordum.

"Birce ya merak ederim ben söylesene kimdi?" Öğrenmeden rahat etmezdi artık.

"Markette gördüğümüz çocuk Ceyda,"dedim kısık bir sesle. "Rahatladın mı şimdi?"

Daha da karışan bakışlarla bana döndü. "İyi de senin onun yanında ne işin var?" Bu sorunun cevabını ben de bilmiyordum. Bu yüzden cevap vermeyip Ceyda'yı çekiştirdim. "Soru sorma Ceyda, sadece yürü. Eve gidelim."

"Tamam ama son bir soru,"dediğinde ona döndüm. "Sor."

Bakışları saçlarımda dolaştıktan sonra "Senin saçların bağlıydı,"dedi. "Hem de bu sıcakta sen hayatta saçını açmazsın, saçına ne oldu?"

Söyleyecek bir şey bulamayınca "Canım açmak istedi bugün,"dedim. Tabiki inanmadı. Hiçbir bilgi alamayınca oflayıp önüne döndü ve adımlarını hızlandırdı. Bana tripli de olsa en azından eve daha hızlı gidecektik.

Hızlı adımlarla yürüyüp eve ulaştığımızda bizimkiler hâlâ bahçede sohbete devam ediyorlardı. İçeriye girdiğimizde herkese selam verdikten sonra odama çıktım. Zaten Ayşe teyzeler de birkaç dakika sonra kendi evlerine girdiler. Muhtemelen bizim gelmemizi bekliyorlardı.

Pijamalarımı giyinip saçımı topuz yaptıktan sonra yatağıma uzandım. Günün yorgunluğuyla gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım. Zorlu bir mücadelenin ardından uykuya dalabilmiştim.

Odadaki bunaltıcı sıcağın etkisiyle gözlerimi araladım. Derin bir nefes aldıktan sonra yanımdaki telefondan saati kontrol ettim. Üçe çeyrek vardı. Sadece birkaç saat uyuyabilmiştim. Sağa sola dönüp durarak yeniden uyumaya çalıştım ama bir türlü başaramadım. Yataktan kalkıp odamdaki balkona çıktım. Biraz serinlesem iyi olurdu.

Balkon demirlerine tutunup başımı gökyüzüne kaldırdım. Yıldızlar görünmüyordu maalesef. Esen rüzgarın serinliği vücuduma iyi gelirken gözlerimi kapattım. Keşke daha önce balkona çıksaydım. Cidden rahatlamıştım.

Duyduğum adım sesleriyle gözlerimi açıp yola baktığımda yine onu gördüm. Eve daha yeni mi dönüyordu?

Sessiz bir şekilde onu izlerken yavaş adımlarla yürüyordu. Topu kolunun altına sıkıştırmış bir eli cebinde ve bakışları da yerdeydi. Adımları o kadar hantaldı ki sanki eve gitmek istemiyor gibiydi.

Beni görmediğine sevinirken bir anda gelen hapşırma hissine kapılmıştım. Kendime engel olmaya çalışsam da nafileydi istemsizce hapşırdığımda bakışları benim olduğum tarafa döndü. Önce gözlerinden bir şaşkınlık geçti. Adımları durdu. O bana baktı, ben ona. Ve sonra "Çok yaşa çaylak," dedi. Utanmıştım, cevap veremedim. Yanaklarımda hissettiğim sıcaklık artarken bana bakmayı bırakıp evine ilerlemeye devam etti. Bakışlarım eline kaydığında tokam hâlâ yarasanın üstündeydi. Gülümsedim.

Anahtarla kapıyı açtı. İçeriye girdiğinde son bir kez gözlerimiz kesişti ve ardından kapıyı kapattı. Ben ise ancak şimdi "Sen de gör yabancı,"diyebilmiştim. Sanırım artık onun adını öğrensem iyi olacaktı.

Odama girip yeniden uyumayı denedim. Bu defa sabaha kadar deliksiz bir uyku uyumuştum.

•••

Sabah uyandığımda mutfaktan gürültüler geliyordu. Yüzümü buruşturarak yataktan kalktım. Biraz daha sessizlikte uyumaya ihtiyacım vardı ama maalesef mümkün değildi.

Yüzümü yıkadıktan sonra üstüme günlük bir şeyler geçirip odamdan çıktım. Mutfağa yaklaştıkça gürültüler daha net bir hâl alıyordu. Sanırım Ceyda bizdeydi.

"Günaydın,"diyerek mutfağa girdiğimde ikisi birlikte kahvaltı hazırlıyorlardı.

"Birce gel çabuk şu poğaçaları yap." Annem en azından bir günaydın deseydin ya kızına...

Reddetme imkanımın olmadığını bildiğim için poğaça yapmaya başladım. Ceyda da patates soyuyordu. "Kahvaltıyı birlikte mi yapacağız?"diye sordum anneme. Başını sallayarak beni onayladı. İstemsizce bakışlarım üstümdeki kıyafetlere kaydı. Kahvaltıda Kerem'in de olacağını bilseydim daha özenli giyinirdim. Saçlarımı bile düzgün yapmamıştım. Neyse, bu mutfaktan kaçmam oldukça zordu. Bugün böyle idare edecektik.

Poğaçaları fırına attıktan sonra bahçeye kahvaltılıkları taşımaya başladım. Sandalyeye kurulmuş Engin amca ve babama günaydın dedikten sonra gözlerimi Kerem'i aradı. Henüz bahçeye gelmemişti maalesef.

Her şey hazır olduğunda annem yanıma gelip koluma dokunarak ona dönmemi sağladı. "Kızım, karşı komşuya git de kahvaltıya çağır. Çocuk yalnız yaşıyormuş hem kahvaltı yaparız hem de tanışırız."

Yalnız mı yaşıyordu? Bir dakika biz şimdi onu neden kahvaltıya çağırıyorduk? Daha doğrusu neden ben çağırıyordum?

"Anne..."diye itiraz etmeye başlamışken elini dudaklarına götürerek beni susturdu. "Hadi Birce, lafımı ikiletme kızım." Ardından beni orada bırakıp gitti. Ayşe teyzeyle konuşmaya başladı.

Eee, şimdi ben ne yapacaktım?

Gidip onu davet edecektim.

İsteksiz adımlarla bahçeden çıkıp karşıya geçtim. Evin önüne geldiğimde birkaç saniye duraksayıp cesaretimi toplamaya çalıştım. Ama sonra bizimkilerin beni gördüğünü hatırlayıp daha fazla beklememeye karar verdim ve zile bastım.

Bekledim, bekledim ama kapı açılmadı. Yeniden zile bastım. Birkaç saniye sonra kapı açılmıştı. Ama böyle kapı mı açılırdı. Üstünde tişört yoktu! Hemen gözlerimi başka tarafa çevirdim. Fakat birisi ona böyle kapı açılmaması gerektiğini öğretmeliydi! Bakışlarımı ondan çekmeden önce yorgun bakan kızarmış gözlerini fark etmiştim. Belli ki uykusuzdu.

"Günaydın," dedim söze nasıl başlayacağımı bilemeyerek.

"Ne işin var sabah sabah kapımda çaylak?" Bir elini kapı pervazına yaslamıştı. Düzgünce günaydın deseydi şaşardım zaten.

Demek ki fazla konuşmaya gerek yoktu. "Sana günaydın diyen bende kabahat zaten," dediğimde kaşları çatıldı. Şu an kaşları çatılması gereken bendim!

"Annem seni kahvaltıya çağırıyor," deyip cevap vermesini beklemeden arkamı dönüp oradan uzaklaştım. Gelmek isterse gelirdi, gerisi bananeydi!

نهاية الفصل

2 تعليق