Uyandığımda yanımda Gece ve birkaç kadın daha vardı. Gece baygındı diğer kadınlar ayılmıştı. Bir binanın bodrum katındaydık. Keskin bir küf kokusu vardı. Geceyi sarstım uyanmadı. Ne yaparsam yapayım uyanmadı ve en son kadınlardan birir kalkıp bağırmaya başladı:
"YA SEN KENDİNİ NE SANIYORSUN, HEPİMİZ ÜZGÜNÜZ VE YORGUNUZ BAĞIRMA ARTIK"
Zaten neden burada olduğumuzu anlayamamıştım ve şimdide bu kadın üstüme geliyordu. Gece gözlerini açtı ve rahatsız olmuş gibi bir inleme sesi çıkarttı. Sırtı ağrıyor gibi görünüyordu. İçeriye yapılı bir adam girdi sonrasında bır kadını alıp dışarı çıktı. Demir kapının küçük camından olanları izlemek için baktık. Öncelikle kadını tekerlekli sandalyeye oturttular sonrasında bir odaya soktular. Bir kaç saat sonra içeriye 5 güvenlik görevlisine benzeyen adam girdi. Hemen arkalarından onlardan daha iri ve uzun bir adam girdi. Beyaz önlük giyiyordu. Saçlarına aklar düşmüştü ve solgun bir ifadesi vardı. Konuşmaya başladı: Damen sind herzlich willkommen. Ich werde es nicht zu lang machen. Du wirst in einer Show spielen. ( hanımlar hoş geldiniz. Uzatmayacağım. Bir şovda oynayacaksınız.)
Herkes şaşırdı ve bir kadın nasıl bir şovda oynayacağımızı sordu.
"Stellen Sie es sich wie eine Talkshow vor. Mit denen er sich unterhalten wird." (konuşma şovu yapacağız muhabbet edeceğiz.) dedi adam.
Bir anda dil değiştirdi ve türkçe konuşmaya başladı.
" Ama burada bağzı kurallar var..."
Bir kağıt dağıttı kağıda baktıktan sonra - zaten burada olmamızda saçma- herkes isyan etmeye ve neden burada olduğumuzu sorgulamaya başladı. Adam cebinden bir silah çıkardı ve bir kadını vurdu. Herkes donuk bir ifadeyle adama bakıyordu. Adam hiç bir şey olmamış gibi odadan çıktı ve yarın sabah tekrardan geleceğini söyledi.
Kağıtta şöyle yazıyordu:
" burada bulunuan bütün bireyler kendi istekleri ile bu şova katılıyor.
KURALLAR
Sizden istenen her şeyi yerine getireceksiniz,
İstendiğinde şovdan çıkacaksınız,
Nereye giderseniz bu kurum ve kuruluş hakkında hiç bir bilgi vermeyecek, konuşmayacaksınız. "
Hepimiz neden burada olduğumuzu düşünüyorduk. Gece ağlamaya başladı." "Nasıl bu durum düştük, ne yapıyoruz burada..."
Uyuduk uyandık. Kadınlar küçük kapı penceresinden bakıyorlardı. Galiba bir kadını almışlardı. Kadın geri geldiğinde iyi giynmiş(dansöz gibi) makyaj yapılmış halde geldi. Herkes sırayla gitti. Sıra bana geldiğinde iki tane adam kollatımdan tutup dışarıya çıkarırken Gece'nin ağladığını gördüm. Adamların kollarından kurtulmaya çalıştım ama bana sert bir şekilde tokat atarak sürükemeye devam ettiler. 5 dakikalık mesafenin sonunda bir odaya vardık. Odaya girmedrn önce kaplan motifli kapının önünde durduk. Adamlar "Wir haben euch Opfer gebracht, bitte öffnet die Tür." (sana kurban getirdik, lütfen kapıyı aç.)
Kapı gıcırdamayla açıldı. Ve o adam... O adam tam karşımda duryordu. O kibirli ifadesi mide bulandırıcıydı. Adama doğru yaklaştım. Suratıma bir tekme geçirdi. Elleri cebinde o salak gülümsemesiyle bana doğru yürümeye başladı. Sağ elini cebinden çıkarttı ve sonrasında ağzına götürdü. Adamlara beni götürmelerini söyledi. Sıra Gecedeydi. Ağlayarak gitti ama kimse onu umursamadı. Tahminen 1 saat sonra geri döndü dudaklarının kenarları mosmordu. Şok geçirmiş gibiydi. Onu yanıma çektim. Ağlamaya başladı. Ama yüz ifadesi değişmiyordu. Sadece gözlerinden yaşlar akıyordu. Ona ne olduğunu sordum. Sonra kafama dank etti.
"Yoksa... Yoksa... Geceye... Dokundumu..."
Bunu yanlışlıkla sesli söylemiştim. Gece bağırmaya başladı. Bir şeyler diyordu ama anlaşılmıyordu.
"Esa escoria, esa inmundicia, es una exageración. Me temo... Ayúdame."