Asla eskisi gibi olmayacağım. Geçmişin sarmaşıkları zihnimi ele geçiremeyecek. Artık ne hayaller ülkesindeki bir prensesim ne de insanları kurtaran bir peri. Bitti... Artık gerçek hayata dönme vakti. Yaşadığım şeyler bana tecrübeden başka bir şey kazandırmadı. Tanıdığım insanlar bana öfkeden başka bir şey kazandırmadı. Şimdiki düşmanlarımın hepsi, en başta dostumdu. Şimdiki aklımda olan savaş, en başta huzurlu bir imparatorluktu. İnsanlar mahvetti. Zaten dünyadaki tüm güzel şeyleri insanlar mahvetmez mi? İntikam için, savaşmak için, hesaplaşmak için... Kim ile ne ile olacağını bilmeden silahlarımı kuşanıyorum. Ben karşı çıkmak için doğmuşum. Her şeye inatla, kararla baş kaldırıyorum. Duygusuzluk içime işlemiş. Hiçbir şeye tepki vermiyorum. Okyanus dalgalarının yıllarımı alıp götürüşüne ve geri getirmeyişine sessiz kalıyorum. Niçin? Bir hiç için. Hayatım savaşmak üzerine kurulu. Peki kim ile ve neden? Belli mi olur, belki ilerde bir düşman çıkıverir. Ağaç dallarından düşen yaprakların, deliklerinden sızan güneş gibi kalbime sızar; ısıtır beni, soğukluğumu ve donukluğumu çözer. Asla. Yaprakların üzerine basıp onları bir toza dönüştüren yabancılar gibi kalbimi ezecek. Düşman düşmandır. Hepsi alt edilmek için var. Şiddetse şiddet, kansa kan. İntikam için yaşanır, savaşlarda ölünür. Bu dünyada duyguya yer yok. İnsanları zayıf tarafından vurmayı bana yine insanlar öğretti. Peki neden bu tepki?
9 Ağustos, 2023
Ada esintisi... Işıklar yavaşça loşlaşıyordu. Gece vakti, kumsalında oturduğu deniz dalgalarını kıyıya vuruyordu. Hava soğumuştu. Hissediyor muydu? Hem de hiç. Ürpermeden saatlerce oturup denizi seyrediyordu. Sağ tarafında, bir metre uzağında oturan ve onu tanımayan Barış Koray Arkaslı'da aynı şekildeydi. Birbirine yabancı iki insan, iki savaş ve iki düşman yan yana saatlerce denizi seyretmişti. Arkalarında bulunan şenlik ateşi, müzik ve insanlar umurlarında değildi. Şu an sadece yalnız kalmak ve düşünmek istiyorlardı.
Onların yalnızlığı bile birbirleriydi.
Koray, cebinden sigara paketini ve çakmağını çıkardı. İçinden bir dal alıp dudaklarının arasına yerleştirdi. Paketi tekrar cebine koyduktan sonra çakmağını ateşledi ve sigarasını yaktı. Sanki hasret kalmış gibi uzun bir nefes çekti ve dumanını havaya üfledi.
Ebru, bakışlarını denizden çekmeden konuştu. "Doğa önce insanlara kendini kullandırtıyor, sonra zarar görünce de kızıyor. Sence buna hakkı var mı?" Koray sesin geldiği yere baktığında Ebru'yu gördü. Siyah, mini bir elbisesi vardı. Kolundaki tül detayları ve etek kısmındaki danteller elbiseyi hem tatlı hem ağır gösteriyordu. Ayağındaki topuklular ince bileğini saracak şekilde bir ipe sahipti. Dudağına sürdüğü kırmızı ruju şenlik ateşinin yüzüne vurmasıyla çok çekici duruyordu. Makyajı ne abartı ne sadeydi, tam ona yakışan tarzdaydı. Uzun kirpiklerinin süslediği kahverengi gözleri ateşten gelen ışıkla parlıyordu. Düz ve karanlıkta siyah görünen saçları rüzgârın esintisiyle sola doğru uçuşuyordu. Bu görüntüye Koray, dalından bir nefes daha çekti. Ağzından üflediği duman esintiyle birlikte Ebru'nun suratına geldi. Ebru birkaç saniyeliğine nefes almayı kesti. Koku geçince nefes almaya devam etti.
Koray gülümsedi.
"Hayatım boyunca herkesin beni kandırmasıyla mücadele edip ailem için savaştım. Resmen tüm dünyanın gözü önünde büyüdüm. İnsanlar genellikle beni ilk gördüklerinde çok yakışıklısın, fotoğraf çekilebilir miyiz? diye sorar. Ama sen siktiğimin doğası hakkında soru soruyorsun."
Koray, ağzından harfleri birbirine katarak çıkardığında Ebru içinden sevindi. Konuşmaya başlaması için Koray'ın yeterince sarhoş olması gerekiyordu. Doğru zamanlamıştı, Ebru'nun her şeyi önceden planlıydı.
"Asıl sen siktiğimin çenesini doğaya küfretmek için kullanırsan çeneni kırarım."
Koray kahkaha attı.
"Tamam doğa perisi, sustum."
Ebru suratını sert ve ifadesiz tutmaya devam etti. Doğa perisi hitabı hoşuna gitmişti, ama belli etmedi. Koray birkaç saniye Ebru'yu izledi. "Yanına gelebilir miyim?" diye sordu dayanamayarak. Ebru, nasıl olsa hatırlamaz diyerek bunu kabul etti. "Gel," dedi.
Koray elini kumlara dayayarak kendini kaldırdı ve yana doğru kaydı. Ebru'nun hemen bitişiğine yerleşti. Burnuna gelen kokuyla gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı.
"Hayatımda hiç peri koklamadım," dedi gülümseyerek. Ama peri gibi kokuyorsun."
Koray'ın bu dediğine karşı Ebru, "Evet sen de içki şişesi gibi kokuyorsun," dedi. Eliyle Koray'ı ittirdi. Koray hafifçe güldü ve dalından bir nefes daha çekti. Sigarası bitmeye yakındı, ağzından çekip yere doğru fırlattı. Ebru, Koray'ın omzuna yumruğunu geçirdi. "Hemen al onu oradan. Yoksa sigaranı götünde söndürürüm."
Koray elini omzuna götürüp yüzünü buruşturdu. "Elin ne kadar ağır!" Eğilip sigarayı yerden alırken, "Çattık!" diye mırıldandı. Ebru bunu duymazlıktan geldi. Koray bitmiş sigara dalını cebine attı ve tekrar paketini çıkardı. İçinden yeni bir dal alırken, "Sen de ister misin?" diye sordu ve Ebru'ya uzattı.
Ebru ona yandan bir bakış attı. "Ben sigara içmem." Koray sen bilirsin dercesine omuz silkti ve önüne döndü. Çakmağını da çıkardıktan sonra ağzına yerleştirdiği sigarasını yakarken Ebru ona bakmadan konuştu. "Bugün benim doğum günüm." Koray gülümsedi.
Elindeki çakmağı yaktı ve Ebru'nun suratına doğru uzattı. "Hadi dilek dile." Ebru sorgulamadan gözlerini kapattı ve içinden dileğini diledi.
"Lütfen Arkaslılar'ı mezara sokacak olan kişi ben olayım."
İki ay önce
Sorgu odasına getirilen adam yeni ayılmıştı ve başındaki çuval sebebiyle etrafını göremiyordu. Otuz altı yaşında, orta boylu ve ortadan biraz fazla kiloluydu. Çırpınmaya ve bağırmaya başladı. Bağlı olduğu sandalye onu kısıtlıyordu. Ağzının ise neden bağlı olmadığını merak ediyordu. Bağırışları, kaçıran kişi için sorun değil miydi? Nereye geldiğine dair hiçbir fikri yoktu.
Birden adamın kulağına, giderek yaklaşan topuklu ayakkabı tıkırtısı geldi. Adam çırpınmayı bıraktı ve derin nefesler alarak beklemeye başladı. Kapı sertçe açılıp kapandığında adam yerinde irkildi. Saniyeler içinde adamın kafasındaki çuval çıkarıldı. Adam, gözüne aniden giren ışık sebebiyle birkaç saniye etrafını göremedi. Bulanık olan görüntü netleşmeye başladığında karşısında gördüğü kişi onu bozguna uğrattı. On yedi yaşında, siyahlara bürünmüş esmer bir kızı görmeyi beklemiyordu. Etrafına göz gezdirdi. Burası son derece iyi dizayn edilmiş, lüks bir sorgu odasıydı. Daha çok gri ve siyah ağırlıklıydı. Önündeki masa büyüktü. Her bir köşede çok sayıda kamera mevcuttu.
Bakışlarını karşısında ayakta duran kıza çevirdi.
"Neler oluyor? Kimsin sen?"
"Ben Ebru Özer'im," dedi Ebru ürpertici ve sakin sesiyle. Ardından, "Örgütü bilir misin?" diye sordu.
Adam nerede olduğunu anlayıp soğuk terler akıtmaya başladı. Ardı ardına yutkunuyor, korkudan tir tir titriyordu. Kalbi sanki vücudunu terk edecekmiş gibiydi.
Ebru, elini masaya sertçe vurduğunda artık sakin değildi. "Cevap ver!" diye bağırdı. Adam dilini yutmuşçasına korkudan konuşamıyordu. Ebru, bıçaktan bile keskin olan bakışlarını adamın üzerine doğrulttuğu için adam titreyerek konuşmaya başladı.
"Ö-örgütü kim bilmez? T-tüm yer altı alemi b-bilir."
Ebru kollarını göğsünün altında birleştirdi. "Güzel... Peki benim kim olduğumu biliyor musun?"
Adam kafasını iki yana salladı. "H-hayır. Sizi ilk defa görüyorum. Ama ö-örgüt üyesi olduğunuz kesin."
"Evet, ayrıca kurul üyesiyim de." Ebru'nun bu dediği adamın gözlerini büyüttü. Karşısında örgüt kurulundan bir üye vardı ve ne yapacağını bilmiyordu. "Söyle," dedi Ebru sertçe. "Fransalı arkeoloğun cesedi nerede?" Adam gözlerini korkuyla Ebru'dan kaçırdı.
"Söyleyemem. Arkaslılar beni-"
"Yeter!" Ebru, adama yaklaştı ve adamın saçını eliyle çekiştirdi. Adamın kafası arkaya doğru düşerken Ebru konuştu. "Eğer şimdi konuşmazsan seni Arkaslılar'a verir, sonra da cesedin yerini itiraf ettiğini söylerim." Ebru, adamın saçını daha çok çekti ve adam bağırdı. "Arkaslılar seni öldürmeden önce cesedin yerini söylersen seni onlardan koruruz." Ebru kafasını yana yatırdı. "Mezarda yani."
Adam ağlamaya başladı.
Ebru dayanamayıp adamın saçını bıraktı ve suratına bir yumruk geçirdi. Adam sandalyesiyle birlikte yere düştüğünde Ebru daha çok sinirlendi ve adamın üzerine doğru eğildi. Adamın yakasından tutarak onu sarsmaya başladı. "Bana bak! Onlarca dosya, onlarca yakalanacak insan, sayısız davalar ve sorgular var. Elçilik başımızda bizi darlıyor. Senin yüzünden koskoca Fransa hükümeti en değerli tarihçilerini kaybettikleri için peşimize düşmüş bizden hesap soruyor ve sen sırf siktiğimin Arkaslılar'ı sana işkence eder diye cesedin yerini söylemiyor musun?" Ebru, adamın suratına ardı ardına yumruklar atmaya başladı. "Karşımda ağlayıp zırlamayı kes! Ya cesedin yerini söylersin ya da örgüt sana tahmin edemeyeceğin işkenceler uygular." Yumruk atmayı kesip adamın üzerinden doğruldu. "Ve bilirsin ki örgütün işkenceleri Arkaslılar'a benzemez."
Adam öksürerek ağzındaki kanları tükürdü. Hâlâ sandalyeye bağlı olduğu için yerden kalkamıyordu. Ebru belinden okunu çıkardı ve eğilerek ipleri kesti. Adam sandalyeden ayrılır ayrılmaz dizlerinin üstünde kendini toplamaya çalıştı. Yerden kalktığında ağzı yüzü kan olmuş bir şekilde Ebru'ya baktı. "Anlatacağım." Ebru göz işaretiyle sandalyeyi gösterdiğinde adam sandalyeyi yerden kaldırdı ve masanın önüne yerleştirerek oturdu. Ebru elindeki oku masanın üzerine bıraktı. Bir kalçasını masanın kenarına dayayıp yarım bir şekilde oturdu. Eliyle izin verdiğinde adam anlatmaya başladı.
"Büyük patronun isteği üzerine birkaç adamımla Çad'a gittim. Orada araştırmalar yapan Fransız arkeoloğu, patronun isteğini yapmayı reddetti. Arkaslılar'ı reddetmek ölümle sonuçlanır. Arkeoloğun fişini kesip cesedi taşıdık ve Mısır'a götürdük. Patron, madem mesleğini çok seviyor o zaman ona özel tarihi bir tabut ayarlayın, dedi. Biz de cesedi İskenderiye'de bulunan mumya tabutlarından birinin içine yerleştirdik."
Ebru sinirle güldü.
"Patronunuz, arkeologlardan ne istiyor?"
Birden Ebru'nun kulağına bir ses doldu. "Bu kadar yeter Ebru, çıkabilirsin." Ebru kaşlarını çattı. Adam cevap vermediğinde üstelemedi. Neden örgütün bunu öğrenmek istemediğini anlamıyordu. Neden en güzel yerinde sorguyu sonlandırmışlardı?
Ebru, elini kulağına götürdü ve kulaklığın düğmesine bastı. Ses akışı kesildiğinde adama masanın üzerindeki oku gözüyle işaret etti. "Bu ok zehirli. Onu almanı ve boğazına saplamanı istiyorum." Adam kaşlarını çattı.
"Ne? Hani beni koruyacaktınız?"
"Mezarda dedim ya sana! Arkaslılar'ın ölüne saygısızlık yapmasına izin vermeyiz, merak etme."
"A-ama"
Ebru ayaklandı. "Bir örgüt üyesine karşı mı geliyorsun sen?" Adamın üzerine yürüyecekken adam hızla oku aldı ve boğazına sapladı. Ebru gülümseyip dilini damağında gezdirdi. Adam yere yığılıp zehrin etkisiyle ağzından köpükler çıkmaya başlarken Ebru odadan çıktı. Kapıda bekleyen adamlara işaret parmağıyla arkasını gösterdi. "İçeriyi temizleyin." Adamlar içeri girerken kapıdan çıkan kurul üyesi sert adımlarla Ebru'nun karşısına geldi.
"Ebru, neden onu öldürdün?"
"Niye?" dedim hafifçe gülüp. "Nikahınıza mı alacaktınız?"
"Ebru... Emin olmadan zanlıyı öldüremeyiz, biliyorsun."
"Bu ben istemeden sorguyu bitirmenizin karşılığıydı. Ayrıca... bugüne kadar sorguladığım hiçbir zanlı yalan söylemedi. Bu yüzden beni çağırmadınız mı zaten?"
Ebru, üyenin omzuna çarpıp yanından geçti. Üye, eliyle ensesini kaşıyıp ofladı. Eğer ceset gerçekten Mısır'da çıkmazsa ne yapacaktı? Ebru manyağı ellerindeki tek kanıtı da öldürmüştü. Dava artık kapanmıştı. İçeri geçti ve adamın verdiği bilgileri teyit etmek için işe koyuldu. Ebru ise merdivenleri çıktıktan sonra dış kapıya doğru yöneldi.
"Ebru!"
Ebru durup arkasını döndü. Ela'yı gördüğünde kaşlarını çattı. "Ne?" Ela hızlı adımlarla Ebru'nun yanına geldi. "Akif Bey seni çağırıyor."
"Yaşlı moruk mu? Niye?"
"Sana yeni bir dosya verecek."
"Ya anasını satayım! Daha yeni bir dosyayı kapattım, bir nefes alayım."
Ela ve Ebru merdivenleri çıkarak Akif Bey'in odasının önüne geldiler. Ebru kapıyı çalmadan içeri girdi. Ela arkadan kapıyı kapatırken Akif Bey artık Ebru'ya alışmıştı, bir şey demedi. "Gel Ebru." Ebru içeri girer girmez Yaman'ın ayakta durduğunu gördü.
"Yaman?"
Yaman, Ebru'nun karşısına geldi ve önünde eğildi. "Merhaba efendim." Ebru başını eğdiğinde Yaman da doğruldu. Yaman'ın neden burada olduğunu anlamamıştı. Kaşlarını çatarak Akif Bey'e döndü.
"Neler oluyor? Üçümüz neden buradayız?"
Ela, Ebru ve Yaman sırayla Akif Bey'in karşısına dizildiler. Akif Bey, birkaç saniye bekledi ve Ebru'ya baktı. "Artık zamanı geldi Ebru." Ebru o an anladı. Yaman'ın burada olmasının tek bir nedeni vardı.
"Artık Arkaslı dosyası senin."
Ebru içinden çok sevindi. Çünkü bu dosyayı uzun süredir çok istiyordu. Ajanların yaptığı hataları görüp onlara küfrediyordu. Kendisinin bu işi daha iyi halledebileceğine inanıyordu. Dosyayı gizlice takip ettiğinden her şeye hakimdi. Onları Ebru durdurmak istiyordu.
"Şu yıllardır üzerinde çalıştığınız ve hiçbir şey elde edemediğiniz dosya mı? Onca örgüt üyesi, onca ajan bu dosya için uğraştı ve yapamadı... Benim yapacağımı mı söylüyorsunuz?"
"Ebru biliyorsun ki yakın koruman Yaman'ı, bu dosya için Barış Arkaslı'nın yanına yerleştirmiştik. Şimdi sıra sende... Arkaslılar'ın veliahdını takip üzere gönderileceksin."
"Şu magazin ekranlarından eksik olmayan geri zekalı mı? Onu elde etmek çok kolay."
"Ebru," dedi Akif Bey işaret parmağını havada sallayarak. "Sakın ama sakın hiçbir Arkaslı'yı hafife alma. Sen nasıl örgütte küçüklüğünden beri özel olarak yetiştirildiysen onlar da kendini aynı şekilde yetiştirdi. Barış Koray Arkaslı, abisinin gölgesi. Dosyasını eline alınca göreceksin, tam bir saha adamı ve keskin bir zekaya sahip. Sana çok benziyor, dikkatli ol."
Ebru gözlerini devirdi ve Koray konusunu kapatmak istedi. "Akif Bey, bu dosyaya bakan ajana ne oldu?" diye sordu.
"Büyük aslan tarafından yakalanıp imha edildi."
"Ama bir örgüt üyesini öldürmenin cezası belli. Neden ona uygulanmadı?"
"İntikam alırsak örgütten haberleri olur." Akif Bey gözlüğünü çıkardı ve eliyle gözlerini sıvazladı. "Arkaslılar, çok güçlüler. Biz devletin kalbini oluştursak da Arkaslılar ülkeye sahip. Bu konuda yasal olarak hiçbir şey yapamıyoruz. O yüzden örgüt görevlendirildi. Bilirsin, devletin arka plandaki kuralsız ve yasalara uymayan yüzüyüz. Arkaslılar'ın ülke üzerindeki hakimiyetini sonlandıracak kişi sen olmalısın."
"Bunu ben nasıl yapabilirim? Ya beni de anlayıp öldürürse?"
"Seni öldürmez. Bu dosya artık senin Ebru, kişileri sen yöneteceksin. Kendine bir rol seç."
Ebru başını dikleştirip net bir sesle konuştu. "Rol yok. Kendim olacağım."
"Nasıl?"
"Eğer bu büyük bir dosyaysa ve uzun süreliyse hata yapma şansım yok. Hiçbir şekilde risk almamalıyım. Arkaslılar, keskin zekalarıyla rol yaptığımı hemen fark edebilirler. Ama merak etmeyin, Koray Arkaslı asla örgütü bilmeyecek."
"Dosya senin, istediğin gibi olsun." Akif Bey, Ela'yı eliyle gösterdi. "Bu arada Ela da dosyada olacak. O da Barış Arkaslı'nın en yakın arkadaşı olan Tolga ile ilgilenecek. Eylül de herkes gibi okula başlıyorsunuz. Okulunuz Barış Koray Arkaslı'nın sahibi olduğu Arkaslı Koleji. Ebru, olabildiğince Barış Arkaslı'ya yaklaşmaya çalış. Abisi adına yaptığı her şeyi öğren. Bu çok önemli. Barış Arkaslı, ileride koltuğa oturacak kişi."
Ebru başını hafifçe salladı.
Akif Bey eliyle Yaman'ı gösterdi. "Yaman, yıllardır Barış Arkaslı'nın koruması olarak çalışıyor. Zaten Arkaslı Koleji'nde bir öğrenci. Bize sağladığı bilgi akışı işimize çok yarasa da tek başına dosyayı kapatacak gücü yok. Hâlâ neyin peşinde olduklarını bilmiyoruz. Arkaslılar kendi adamlarından bile bunu gizli tutuyorlar. Bu yüzden Ebru en büyük pay sana düşüyor. Yaman ile sıkı bir iş birliğinde olup Barış Arkaslı'nın peşine düşün." Akif Bey, Yaman'a bir bakış attı. "Böylece Yaman da içini rahatlatıp seni kolaylıkla koruyabilir."
Akif Bey masada duran tuğla kalınlığındaki birçok dosyayı onlara uzattı. "Bunlar arşivden ve kozmik odadan toplanmış olan Arkaslılar hakkındaki detaylı bilgiler. Hepiniz kendi dosyanızı ve ortak iş birliklerinizi yaz boyu iyi çalışın. Eylül de resmi olarak dosyaya başlayacaksınız. Kolay gelsin."
Ela ve Yaman, Akif Bey'in önünde eğilip uzattığı dosyaları aldılar. Ebru ise dosyaları eline alırken Akif Bey'e doğru eğildi. "Her bir Arkaslı üyesi mezarı boylayacak ve bu dosya bir daha açılmamak üzere geri kapanacak." Ebru'nun dediğini duyan Akif Bey gülümsedi.
Ela ve Yaman tekrardan Akif Bey'i selamlayıp çıktılar. Ebru da çıkacakken Akif Bey onu durdurdu. "Ebru!" Ebru arkasını dönüp ona baktı. "Biliyorsun örgütün Amerika şubesini baban, İstanbul şubesini ise ben yönetiyorum. Ne kadar örgüt kurulu başkanı olmak ve İstanbul'u yönetmek zor olsa da gücümü sonuna kadar kullanıyorum. Bir şekilde hallediyorum, halletmek zorundayım. Lütfen Ebru, sen de bu dosyayı var gücünle çalış ve kapat. Arkaslı virüsü, seni de ele geçirmesin."
Ebru egolu bir şekilde gülümsedi.
"Arkaslı kanının son damlası yere düşene kadar bana durmak yok. O pislikler ülkeden temizlenecek ve büyük aslan önce hapsi sonra da mezarı boylayacak. Sözüm, söz."
Ebru, verdiği tüm sözleri tuttu.
Biri hariç...
9 Ağustos, 2023
Ebru gözlerini açtı ve çakmağı üfledi.
Koray çakmağı cebine atıp alkışlamaya başladı. "Doğum günün kutlu olsun-" Koray, Ebru'nun ismini bilmediği için duraksadı. "Bir saniye. İsmin ne?" Ebru yalan söylemedi. "Ebru." Koray gülümseyip tekrar alkışlamaya başladı. "Doğum günün kutlu olsun Ebru!" Ebru dirseğiyle Koray'ın koluna vurdu. "Kes şunu!" Koray susup gülerek önüne döndü. "Ne acı, böyle bir güzelliği yarın unutacağım. Keşke sarhoş olmasaydım."
Ebru göz devirdi ve Koray'a baktı.
Giydiği beyaz tişört rüzgârdan dolayı sürekli havalandığından kol kasları belli oluyordu. Siyah rengindeki saçına karşın orman yeşili gözleri onu fazlasıyla çekici kılıyordu. Yüz hatları orantılı ve sertti. Sarhoşluğun da etkisiyle dik saçları dağılmış ve alnına düşmüştü. Sesi tok ve keskin çıkıyordu. Ebru, bugüne kadar Koray'ı sadece magazinden görmüştü. Gerçekte daha yakışıklı olduğunu kestirememişti. Tüm ülkenin neden Koray'ın peşinde koştuğunu şimdi anlamıştı. Sarhoşken bile çok çekiciydi.
Koray mazlum bakışlarıyla Ebru'ya dönüp konuşmaya devam etti. "Hayatımda hiç bu kadar güzel bir kız görmemiştim." Ebru siniri bozulmuşçasına gülüp bakışlarını denize çevirdi. "Sen Cemre Ateş ile sevgilisin. Sözlerine dikkat et."
"O benim küçüklüğümden beri oyun arkadaşım." Ebru neden Koray'ın bir anda böyle bir şey dediğini anlamamıştı fakat üstünde durmadı. Ağzının içinde mırıldanarak, "Siz de benim yeni oyun arkadaşlarımsınız," dedi. Koray kaşlarını çattı. "Ne?" Ebru başını iki yana salladı. "Boş ver." Ayağa kalktı ve üstünü çırptı. Ardından Koray da hızla ayağa kalktı.
"Gidiyor musun?"
"Merak etme," dedi Ebru gizemli bir ses tonuyla. "Geri geleceğim. Ama o sefer bu kadar tatlı olmayacağım." Arkasını döndü ve yürümeye başladı.
"Aileni mezara gömeceğim."
.
.
.