Skip to content

İSYAN

Chapter 2 · 6 min read

İSYAN

Chapter 2

2. Bölüm

Masada babamın ettiği laflardan sonra bunu bekliyordum ama bir umutla yerimden doğruldum.

"Yanılmış olma ihtimalin hiç mi yok?"

Gözlerinden hızlıca birkaç damla gözyaşı düşerken başını olumsuzca salladı. Benim yüreği güzel annem daha ne kadar acı çekecekti böyle?

"Ben yanındayım." elimi karnına koyarak devam ettim. "Onu herkesten koruyacağız. Bizden vazgeçmedin ondan da geçme."

Kollarını karnına sararak yüksek sesle hıçkırıklarla ağladı. Onu öyle gördükçe ben de ağladım.

...

Sakinleştiğimizde sessizce oturmaya devam ettik. Köşeden bizi izleyen kardeşlerimi fark ettiğimde elimle gelmeleri için işaret ettim. Ferah koşarak gelip aramıza sıkıştırdı minik bedenini. Tahir biraz avare olsa da Serhan aramızdaki en uysal olanımızdı. Ergenlik denilen dönemde bile hiçbir aşırılığı olmamıştı. Yanımıza gelir gelmez annemi de beni de saçlarımızdan öptü.

"Sizi çok seviyorum. Sizi koruyamıyorum ama sizi çok seviyorum."

Gülümseyerek elinden tuttum.

"Sen sadece nasıl biri olmaman gerektiğini öğren. Lütfen kimseye böyle eziyet etme."

Sıkıca sardı bedenimi. Benden üç yaş küçük olmasına rağmen benden uzundu. Abime göre cılız ama oldukça kalıplı bedeniyle hiç on sekiz yaşında gibi durmuyordu. Abime ve babama karşı gelip onları durduracak kadar güçlü değildi maalesef. Ferah ve Tahir'i olabildiğince uzak tutmayı görev edinmişti kendine.

...

Haziran ayının son günlerini yaşarken hayatımız bir anda olması gerektiği gibi değişmişti. Babamın annemi doktora götürmesiyle gebeliği kesinleşmişti. Karnında on haftalık minik bir fasulye vardı. Annem her ne kadar çok üzgün olsa da yavrusuna kıyamamış kalp atışlarını duyduğunda içi biraz da olsa soğumuştu. O günden sonra babamın anneme olan şiddeti birden kesilmişti. Arada annemin ağlayan ve itiraz dolu babamınsa inatla sürdürdüğü yatak odası hallerini duysam da elimden hiçbir şey gelmiyordu. Abimin tavrı annemin net konuşmasından sonra oldukça değişmişti. Olur olmaz dayakları bitmiş sevgi gösterileri başlamıştı. Sevgi gösterileri diyorum çünkü sevgisi hiçbir şekilde samimi gelmiyordu. Yüzüne, gözlerine bakan bir işler peşinde olduğunu anlardı. Bu arada yasakları ve evden dışarı çıkarmamaları bitmiş değildi. En azından yüzüm gözüm mor gezmiyordum. Her halime şükür etmeyi öğretmişti.

Avluda kahvaltı yapıyorduk. Annem Ferah'ı yanına oturtmuş onun sevdiği gibi tereyağlı ballı ekmeğini tabağına koymuştu. Önündeki dolu tabağı gösterip göz kırparak, "Bunlar bitecek küçük hanım." dedi. Bulantılarının artmasıyla teninin rengi solmuştu. Babamın sert sesiyle Ferah'taki bakışlarını Babamın gözlerine çıkardı.

"Yemene dikkat ediyorsun değil mi? Sağlıklı bir oğlan istiyorum senden."

"Allah hangisini münasip görürse." diye ağzının içinde mırıldandı. Sonrasında daha yüksek sesle, "Dikkat ediyorum, Güleycan sağ olsun gözü hep üstümde." dedi. Gözlerime minnetle bakıyordu. Benim canım, bize bana kol kanat germişken kendi doğurmadığı halde beni böyle sahiplenmişken nasıl olur da gözetmezdim.

Babam dilinin ucuyla bir aferin dedi. Başımı hafifçe sallayarak duyduğumu belli ettim. Sessiz devam eden kahvaltımızı bölen tek ses abimin telefonuna üst üste gelen mesajların sesiydi. Babamın karşısında telefonla uğraşmak istememiş olsa gerek duymazdan gelerek kahvaltısına devam etti. Hepimiz göz ucuyla abimin ara ara sesi yükselen telefonuna bakıyorduk. Babam homurdanarak abime ters bir bakış gönderdi. Abim bütün bakışları görmezden geldi. Telefonundan bu sefer arama melodisi yükselince sessize alıp babamdan müsaade istedi. Birkaç adım uzaklaşıp sessizce konuşmaya başladı. Telefonda kim ne söyledi bilmiyorum ama arkasını dönüp gözlerini gözlerime çıkardı. O an o kadar ürperdim ki başıma bir şeylerin geleceğini hissetmişim gibi kalbim sıkıştı. Abim son sözlerini de gözlerimin içine bakarak tamamlayıp telefonu kapattı. Yerine oturup kahvaltısına devam etti.

...

Kahvaltıyı bitirmiş masayı toplarken avlunun kapısı çaldı. Mutfaktan Gülistan teyzenin küçük kızı Nur koşarak çıkıp kapıyı açtı. Kapıdan giren Esma'yı görünce yerimde heyecanla kıpırdandım. Abim ve babamın çıktığını görmüş olmalıydı. Abim varken evimize asla adımını atmıyordu. Bana ve bize yaptıkları yüzünden abim ve babama o kadar nefret doluydu ki elinde olsa bir kaşık suda boğardı eminim. Bana sıkıca sarıldıktan sonra annemin ellerinden öpüp halini hatırını sordu. Onlar sohbet ederken mutfağa gideceğimi söyledim.

Dolaptan Esma'nın en sevdiği damla sakızlı türk kahvesini aldım. Nur yapmak istese de itiraz edip hepimiz için kahveyi pişirmeye başladım. Nur yine dayanamamış olsa gerek küçük tabaklara küçük güllü lokumlardan koydu. Bardakları benim sevdiğim şekilde maden suyuyla doldurup içlerine birer dilim limon ekledi. Küçük tabağa kalan limonu da dilimleyip bana bakarak kıkırdadı. Minnetle gülümseyip pişen kahveleri fincanlara bölüştürdüm. Gülistan teyze akşam yemeği için hazırlık yapmaya başladığından mutfakta oturmak istedi. Kahvesini masaya bırakıp dışarı çıkarken Nur'a da seslendim. Gelmek istemese de ısrarımla peşimden avluya çıktı. Kendini bizden uzak tutmak istemesine küçüklüğümden beri sinir olurdum. Bahçenin köşesindeki verandaya ilerleyip kahve tepsisini ortadaki sehpaya bıraktım. Utangaç halleriyle sessiz duran Nur'u elinden çekip Esma'yla aramıza oturttum. Herkes kahvesini alıp içmeye başladı.

"Kız Nur ellerine sağlık, oğluma mı alsam seni? Ne beceriklisin ya maşallah." annemin kahveyi yudumlarken dediğiyle Nur ve Esma kıpkırmızı olmuştu.

Nur, "Dilan Hanımım ben yapmadım kahveyi." derken Esma, "Hangi oğluna alacaksın Dilan teyze? Sakın Fırat mendeburuna deme." diyerek gözlerini abartılı bir şekilde devirdi.

Annem omuz silkerek, "Olsun, sen yine de çok beceriklisin maşallah." diyerek önce Nur'u yanıtladı. Esma'ya da, "Fırat çok kötülükler yaptı yavruma ama o da evladım. Her ne kadar kızgın olsam da onun da kötü bir insanla evlenmesini istemem. İnşallah huyu suyu güzel bir gelinim olur da Fırat'a da doğru yolu gösterir. Zalimliğini törpüler." diye yanıt verdi. Bir yandan da hala Nur'u beğeniyle süzüyordu.

Nur kıpkırmızı olmuş bir şekilde zor bela kahvesini bitirdi. Bizim fincalarımızı da tepsiye koyup mutfağa doğru tabiri caizse kaçtı. Önümüzdeki maden sularını içerken bir yandan da tabaktaki limonları yiyordum. Esma'nın yüzü annemin söylediklerinden sonra allak bullak olmuş sessizce oturuyordu. Annem de uzanacağını söyleyip odasına çekildiğinde Esma'yla baş başa kaldık.

"Odama gidelim mi kuzum?"

Başıyla onaylayınca yerimizden kalktık. Önümüzdeki bardakları ikimiz de ellerimize alıp mutfağa bıraktık. Esma'yla odama geldiğimizde camın önünde duran iki berjere karşılıklı oturup boş boş birbirimize bakmaya başladık. Esma dudaklarını kemirerek bir şeyler söylemek istiyor ama kendini zor tutuyor gibiydi.

"Esma."

"Güleycan."

İkimiz de aynı anda birbirimize seslenince gülümsemiştik. Ortamdaki gergin hava birden dağılmıştı. Yerinden kalkıp odamın kapısına gitti. Ses çıkmasın diye yavaşça kilitledi. Anlam veremesem de konuşmaya girmesini bekledim. Yatağıma oturup yanına çağırdı. Yanına oturduğumda konuşmaya başladı.

"Güleycan, canım. Sana bir şey diyeceğim. Ama lütfen beni kesmeden dinle ve kızma. Hatta iyice düşün, lütfen. İçimde bir sıkıntı var. Beni, bizi dinlemeni istiyoruz senden."

Ne dediğini anlamadığım için kaşlarım çatıldı. Elimi avuçlarının arasına alıp devam etti.

"Güleycan, abim seninle evlenmek istiyor. Senin rızan olmadan bir işe kalkışmadı. Bir bana söyledi. Seninle bir şekilde iletişim kurmak istiyor. O benim abim deme. Aynı anneden babadan mı doğdunuz? Belli ki abim seni kardeşi gibi gördüğü için korumak amaçlı evlenmek istemiyor. Lütfen iyice düşün."

Söyledikleri beni çok germişti. Eteğinin cebinden iyice katlanarak küçülmüş bir kağıt çıkardı. Avuçlarıma bıraktı.

"Şimdi bir şey deme. İyice düşün. Üç gün, beş gün, bir ay... Ama lütfen iyi düşün. Bir yanıt bekliyor mektubuna."

Başımı sallayarak onayladım ama biliyordum ki cevabım asla olumlu olmayacaktı. Kadir abiye o gözle asla bakamazdım. Telefonum olmadığı için böyle bir yola başvurması garip gelmemişti. Mektupta ne yazdığını merak etsem de Esma'nın yanında açıp okumak istemedim. Alıp yastık kılıfımın içine koydum.

"Tamam düşüneceğim. Şimdi sen diğer derdini söyle bakalım."

Eli ayağı birbirine girdi. Panikle gözlerini kaçırdı. Sanki gözlerinden okuyacakmışım gibi gözlerini gözlerime hiç değdirmedi. Ağzını birkaç kere açıp kapattı ama ısrarla tek kelime söylemedi. Elini tutup, "Sakin olur musun? Benden neden çekiniyorsun? Sen benim en yakın arkadaşımsın. Benim en savunmasız, en kötü hallerime bile şahit oldun. Benim her an yanımdaydın. Seni asla yargılamam. Sana en çok ben destek olmak isterim."

"Güleycan çok özür dilerim."

Sarsılarak ağlayan bedenini kollarımın arasına aldım.

"Güleycan!"

Adımı canı yanarcasına söylerken yüksek hıçkırıkları odamı sarmıştı. Ben de onunla birlikte ağlıyordum. Neden bu halde olduğunu bilmesem de acısını kalbimden hissediyordum.

"Nefret ediyorum ama çok aşığım Güleycan."

Ağlayışlarının arasında kurduğu cümlelerden derdini anlamaya çalışıyordum. Sessizce durup sırtını okşamaya devam ettim.

"Allah hangi günahıma karşılık bu derdi verdi bilmiyorum. Senin o kör olası, şeref yoksunu abine deli gibi aşığım. Kalbimden söküp atamıyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Delirmek üzereyim."

.....

Merhaba,

Hikayemizi hatırlayanlar vardır belki ama yeni gelenlerle birlikte inşallah daha güzel haliyle devam edeceğiz. Umarım seversiniz.

Hatalarım varsa affola.

Sevgiler ❤️

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.