تخطٍ إلى المحتوى

İSYAN

الفصل 18 · قراءة 6 دقيقة

İSYAN

الفصل 18

18. Bölüm

Abimin ağlayarak kurduğu cümle içimde depremlere sebep oldu. Halini gördükten sonra kendimi hazırlamıştım ama hazırladığımı sanmışım meğer. Evlenecek olmamın yükü omuzlarımdaki varlığını belli ederken elim ayağım buz kesti sanki. Cihangir'in sesi kulaklarıma çalındı.

"Abin bir yol bulamazsa haftasonu Üveys Hancı'yla evlenirsin."

...

Bugünün bitmek üzere olduğu gerçeğini kabul etmek zorundaydım. Ne yaparsam yapayım dönüşü yoktu bunun. Abim ve Sevda için yapmalıydım. Bir yanım Cihangir'in bana yalan söylediğini söylerken diğer yanım seni Üveys'e bıraktı diyordu. Aklım karman çormandı. Yemek yiyememiştim. Yarından sonraki gün düğün olacaktı. Nefesim boğazıma dizildi sanki. Oturduğum yerden hızla doğrulduğumda herkesin bakışı bana dönmüştü. Balkona çıkmak istesem de sorgulayacaklarını bildiğim için odama geçeceğimi söyleyecektim. Ağzımı açamadan babamın çalan telefonu herkesin dikkatini benden çekti.

"Buyur Ziya."

Müstakbel kayınpederimin adını duyduğumda kulaklarım uğuldamaya ellerim titremeye başlamıştı. Bir süre hal hatır sormanın ardından babam sessizce karşı tarafı dinledi. Yüzü düşünceliydi.

"Tamam, tamam Ziya. Konakta mı olacak?"

...

"Tamam yarın gelir vekaleti veririm."

Telefonu kapatıp gözlerini bana çevirdi.

"Kayınbaban aradı, yarın hoca nikahı için vekalet vereceğim. Allah yuvanızı hayırlı etsin." deyip ayaklandı. Anneme başıyla işaret edip odadan çıktı. Annem kalkıp kollarına aldı beni. Odama doğru yönlendirdi. Odama girdiğimizde şaşkınlıktan sıyrılıp derin nefes aldım. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Annemin hiçbir şey demeden sarılıp saçlarımı öpmesi beni rahatlatmaya başlasa da içimde büyük bir yangın vardı. Annemin konuşmasına izin vermeden, "Yalnız kalmak istiyorum anne." dedim. Anlayışla başını salladı. Saçlarımı yanaklarımı öpüp odamdan çıktı.

Yatağın üstüne boylu boyunca uzandım. Kendimi oradan oraya atılan bez bebekler gibi hissediyordum. Kolumu bacağımı oynatmaya halim yoktu. Uzunca bir süre kollarım bacaklarım açık bir şekilde sırt üstü uzandım. Düşünmek istemiyordum. Elimden gelen bir şey yoktu. Cihangir'i arayıp kendimi daha fazla yormak istemiyordum. Gevşeyen bedenimle ne ara uykuya geçtiğimi bilmesem de gözümü sabah açmıştım. Normal şartlarda evleniyor olsaydım bu gecenin kına gecem olması gerekiyordu. Ancak ne şartlar normaldi ne de benim böyle bir şeye hevesim vardı. Yataktan çıkmak istemiyordum. İştahım yoktu. Kalkıp duşa girdim. Uzunca bir süre ağlayıp suyun içinde öylece durdum. İçimden ağlamak bile gelmiyordu. Bomboş hissediyordum.

Duştan çıktığımda parmaklarım buruş buruş olmuştu. Bornozuma sarılıp berjere oturdum. Düşünceli duruyordum ama hiçbir şey düşünmüyordum. Başım çatlayacak derecede ağrıyordu. En azından ağrı kesici ilaç alabilmek için odamdan çıkmalıydım. Üstümü giyinip saçlarımı kuruttum. Odamdan çıkıp mutfağa ilerledim. Benim içeri girmemle sohbet eden annem ve Gülistan teyze konuşmalarını bırakıp gülümsediler. Zoraki bir gülümsemeyle karşılık verdim. Masaya oturup başımı ellerime yasladım.

"Gülistan teyze ağrı kesici verir misin? Başım çatlıyor."

"Kahvaltı yapmadan mı içeceksin kızım. Olmaz öyle, hemen hazırlayayım bir şeyler."

Kimseye dert anlatacak halim olmadığı için çaresizce onayladım. Önüme bırakılan kahvaltılıklardan üç beş lokma yedikten sonra ilacı içtim. Annem kahvaltı süresince dikkatle beni izlemişti. Konuşacağını anladım. Ama kimseyle konuşmak istemiyordum. O sırada içeri giren Nur hem kurtarıcım olmuştu hem de boğazımı düğüm düğüm etmişti.

"Dilan hanımım, ağam seni çağırmamı istemişti. Avluda bekliyor."

Annem hızlıca mutfaktan çıkarken ben de arkasından çıktım. Avluya açılan kapının ardından konuşmalarını dinlesem de sonuna yetişmiştim. Babam kapıdan çıkıp gittiğinde annem ardından uzunca bir süre bakıp kaldı. İç çekip içeri geçti. Saklandığım kapının arkasında elim koynumda kaldım. Boğazımdaki yumruyu yutabilmem zaman aldı. Kimseye görünmeden odama çıktım. Boş boş oturup kendime dert edineceğime uyumak için yatağıma uzandım.

...

Yüzümdeki parmaklar beni rahatsız ederken hemen başımda duran parmakların sahibinden bir kıkırdama yükseldi. Gözlerimi açmadan kolumu yüzüme siper ederek uyumaya devam ettim. Ama başımdaki inatla uyandırmaya çalıştı. Gözümü açıp da karşımda Esma'yı bulduğumda burukça gülümsedim. Çok fazla uyumaktan şişen gözlerime bakıp, "Bu kadar uyku yeter. Hadi kalk bakalım Gelin Hanım." dedi. Sesini neşeli çıkarmaya çalışsa da gözleri hüzünlü bakıyordu. Kolumdan çekiştire çekiştire yataktan kalkmamı sağladı. Kıyafetlerimle uyuduğum için üstümü değiştirmedim. Biraz kırışmış olsa da umursamadım.

Odamdan çıkıp alt kattaki büyük salona girdik. Annem, Bedriye halam, Nermin halam, Zuhal halam, küçük amcamın eşi Ayşe yengem, Esma'nın annesi Berfin teyze ve Ferah salonda oturuyorlardı. Ferah köşeye geçmiş otururken diğerleri sohbet ediyordu. Berat'ın annesi olan yengemin olmaması dikkatimi çekmişti. O olaydan sonra bir kere bile arayıp sormamışlardı. Abimin ve babamın Berat'a ne yaptığını merak etmiştim ama sorup öğrenebileceğim biri yoktu. Berat'ın aklıma gelmesiyle midem bulandı. Başımın ağrısı tam geçmiş sayılmazdı. Kimseye ayıp olmaması için herkese tek tek sarıldım. Berfin teyzeye sarıldığımda kulağıma teşekkür ederim kızım diye fısıldaması sabahtan beri ağlamak istemeyen gözlerimi doldurdu. Elbette herkes evladını düşünüyordu. Zaten Kadir'e bir şey olmasını istemezdim. O an nasıl bir cesaretle gittim bilmiyorum ama azıcık düşünsem ona zarar gelme ihtimalini hesap edip gidemezdim.

Kapının hemen yanına koyduğum sandalyeye iliştim. Kendimi zorlayarak da olsa sorulanlara cevap verdim. Nur'la birlikte Cihangir'in ailesinin kadınları içeri girdiğinde şaşkınlıkla baktım. Yine de sevecen bir şekilde beni kolların alan Hacer anneye herkese sunduğumdan daha samimi bir gülüş gönderdim. Ebru yenge herkesten önce davranıp kayınvalidemden sonra bana sarılan kişi olmuştu. Sıkıca sarılıp halimi hatrımı sordu. Görümcelerim olan Zehra abla, Cennet abla ve Zühre'ye de sarıldığımda sıra Zülal'e gelmişti. Eltim olması gerekirken ona kuma gidecektim. Birden elim ayağım buz kesti. Bana attığı tuhaf bakışlarıyla ne yapacağımı bilemedim. Kurtarıcım büyük halam Bedriye olmuştu. Biraz konuşmak istediği için sessizce odama geçtik. Yatağıma oturup yanını pat patladı. Yavaşça oturduğumda, "Nasılsın yavrum?" diye sordu. Ne zaman biri nasılsın dese boğazım düğüm düğüm oluyordu sanki. Dudaklarımı büküp omuz silktim.

"Ayşe yengen utangaç çıktı. Bana kaldı." diye söylendi. Neyden bahsettiğini anlayamamıştım. Elimi ellerinin arasına aldı.

"Kuzum yarın evleniyorsun. Düğünden sonra olacaklar için konuşmaya geldik."

Yaşadığım utancı tarif etmem mümkün değildi. Başımı eğip bir an önce konuşmasını bekledim.

"Bunda utanacak bir şey yok kızım. Zaten sen korkma gerisini kocan halleder. Ben sadece birkaç şey demek istiyorum. Aman diyeyim besmelesiz başlamayın. Kocan unutursa sen hatırlat. Korkup kendini uzak tutma. O damatlığını sen gelinliğini çıkardığınızda duşa girecekseniz birlikte girmeyin. Hele banyoda kıstırırsa eyvah, sakın yavrum."

İmdat diye bağırıp kaçmak istiyordum.

"Geceliklerden falan giy, böyle dantelli mantelli. Adamların hoşuna gider. O sana nasıl dokunuyorsa sen de dokun. Birbirinize böyle böyle alışırsınız. Kocanın şeyinden de korkma he."

Son sözlerini koca bir kahkaha patlatarak tamamladı. Kocamın şeyinden bahsettiği anda gözlerimin önüne gelen Berat'ın şeyi midemin tekrar bulanmasına sebep oldu. Mide bulantımı bastırmaya çalışırken konuşmaya devam eden halamı duymuyordum. Birden midemden yükselen sıvıyla öğürerek banyoya koştum. Son anda kapıyı kapattığımda halam dışarıda kalmış içeri girmemişti. Kusmam bittiğinde halim de kalmamıştı. Aklımdan gitmeyen görüntüler hıçkırıklarla ağlamama sebep oldu. Uzunca bir süre ağladıktan sonra içeride bekleyen insanlara ayıp olmasın diye dakikalarca oturduğum fayans zeminden kalktım. Endişeli bir şekilde beni bekleyen halam hemen sarıldı.

"Kuzum ne oldu birden?"

"Hala ben çok korkuyorum." deyip tekrar hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Çok korkuyordum. Üveys'in bana yapacaklarını düşündükçe delirecek gibi hissediyordum. Cihangir'in nedense anlayışlı olacağını hissediyordum. Ama konu Üveys olunca anlayış mevzu olmaktan çıkıyordu. Halam saçlarımı severken bir yandan sakinleştirmeye çalışıyordu.

"Korkma kuzum, korkacak ne var sanki? Tövbe tövbe konuşturacaksın beni ama akşam olsa da kocamın koynuna girsem diye beklersin sonra, halam demedi deme."

Derdimi kimse bilmediği için beni kimse anlamıyordu. Derin nefesler alıp kendimi toparlamaya çalıştım.

Salona geri döndüğümüzde salonda gördüklerimle ne yapacağımı şaşırdım. Gerçekten kaçıp gitmek istiyordum.

.....

Merhaba,

Babasının neden vekaket verdiğini anlamayanlar için bazı bölgelerde imam nikahı için babasının rızası önemlidir. O yüzden bu şekilde yazdım.

Keyifli okumalar, yorumlarınızı bekliyorum. ❤️

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.