Elimde tuttuğum yazmayla yavaş adımlarla yürüyordum. Bu yolun sonu nereye gidiyor hiç bilmiyordum. Gözlerimin yaşı kurumuş, bitmişti. Nefes alırken göğsümden yükselen büyük bir ağrı vardı. Saçlarımın kökleri acıyor, yüzümün her yanı cayır cayır yanıyordu. Çok değil yaklaşık on dakika önce yaşadıklarım yüzünden bu haldeydim. Gözyaşlarımı bırakmadan adımlarımı hızlandırdım.
"Şimdi değil, birazdan. Dayan Güleycan, dik dur, az daha dayan."
Kendi kendime destek çıkıyordum. Derken arkamdan gelen adım seslerini ve yakın arkadaşım Esma'nın adımı seslenmesini duydum. Adımlarım sekteye uğrasa da dönüp bakmadan hızlandım. Ben durmadıkça, cevap vermedikçe Esma hırslandı. İnatla peşimden geldi. Dere kenarına giden sapağı görünce koşmaya başladım. Koşmamla göğsümdeki ağrı nefesimi kesse de durmadım. Sonunda derenin kenarına oturup nefeslenmeye çalıştım. Esma da çok geçmeden yanımdaki yerini almıştı.
"Elleri kırılasıcalar!"
Dişlerinin arasından hiddetle söylendiğinde gözyaşlarımı daha fazla tutamamıştım. Gözlerime hüzünle bakıp hırkasının cebinden mendilini çıkardı. Dereye yaklaşıp ıslattı. Önümde durup dudağımın ve kaşımın kenarındaki yaraları temizledi. Sol gözüm o kadar çok acıyordu ki görüşüm bulanıklaşmaya ve görüş açım daralmaya başlamıştı.
"Ah bir izin versen abim alacak seni o pisliklerden."
Yine açılan aynı konuyla sinirlerim boşanmış daha da ağlamaya başlamıştım.
"Esma yapma gözünü seveyim. Abim o benim. Kadir abiye nasıl o gözle bakayım. Dizi mi çekiyoruz Allah aşkına. Boşanmak yok bizde bilmiyor musun sanki? Koynuna mı gireceğim abimin?"
"Of aman kızım ya ne bileyim. Seni böyle gördükçe içim parçalanıyor. Onları öldürmek istiyorum. En çok da abin olacak o şeref yoksununu."
Abimin bahsinin geçmesi canımı daha fazla yakmaktan başka bir işe yaramamıştı. Esma'nın yüzümü temizlemesi bittiğinde, "Etrafı kolaçan et de bir suya girip çıkayım hemen." dedim. Başını sallayan arkadaşımla küçük tepenin altına girdim. Küçük bir mağara gibiydi. Tepenin üstündeki ağacın kökleri salınıyordu. Elbisemi ve iç çamaşırlarımı çıkarıp suyun içine daldım. Birkaç kere tekrarlayıp görünmeyeceğim şekilde kenara oturdum. Her bir zerrem acıdan sızlasa da ıslak bedenime hemen kıyafetlerimi geçirdim. Saçlarımdaki fazla suyu ellerimle sıkıp tepemde topladım. Tekrar Esma'nın yanına oturdum. Sessizce derede akan suyu izliyordu. Halime en çok üzülenlerden biri Esma'ydı. Diğeri benimle birlikte bu eziyeti çeken en günahsızlardan biri cici annem Dilan'dı. Esma konuşmak için dudaklarını ıslattı.
"Bu sefer neden?"
Sessiz ama derin bir nefes çektim içime. Gözlerim yine yaşlarını sızdırmaya başlamışken ben de bu seferki nedeni anlatmaya başladım.
"Bir alt mahallede gebe biri varmış. Doğum başlamış. Ebe Kadın'ı biliyorsun çok yaşlı. Yanına kimseyi bulamamış. Elim turmaz oldu artık, gel sana öğreteyim hem yardım et dedi. Bir hevesle gittim. Aklıma bile gelmedi kızacakları. Biliyor musun ilk defa ellerime bir bebek doğdu. O kadar güzeldi ki. Daha anasına verir vermez abimin sesi çınladı avluda. O an fark ettim hatamı. Koşarak çıktım. Ellerimi bile yıkamamıştım. Kanlıydı. Saçımdan sürükleye sürükleye konağa getirdi beni. Avluya bir savuruşu vardı ki işte bugün öleceğim dedim. Annem dur etme diyene kadar abim ağzımın ortasına yapıştırdı. Canımı en çok da annemin bak bastırarak söylüyorum üvey annemin beni zalim öz abimden korumak için gelmeye çalışmasını öz babamın engellemesi yaktı. Elim kolum tutmuyor artık."
"Dilan teyze nasıl?"
"Bilmiyorum. Abim gider gitmez kaçıp buraya geldim."
"Allah belalarını versin! Elleri kırılsın ikisinin de! Size muhtaç kalsınlar, su bile bulamasınlar!"
Esma beddualarını sıralarken ellerini ellerimin arasına aldım. Benim en değerlimdi. İyi ki vardı.
...
Eve dönerken her ne kadar korksam da korkunun ecele faydası yoktu. Konak kapısından sessizce girmiştim. Görünürde kimse yoktu. Yine aynı sessizlikle merdivenleri tırmanıp odama girdim. Kapımı kapattığımda elim bir an kilide gitse de bir de bunun için dayak yeme ihtimalini göze alamadım. Dolabımı açıp pijamalarımı aldım. Üstümü değiştirecekken kapım açıldı. Gelen cici, canım annemi gördüğümde koşarak kollarının arasına girdim. Kömür karası kıvırcık saçlarımı okşayıp sıkıca sardı beni. Çenesindeki morluğu görünce içim pişmanlıkla kavruldu. Başka hasar var mı diye vücudunu incelerken boynundaki kan oturmuş izde gözlerim takılı kaldı. Kocaman diş izleri - her ne kadar kapatmaya çalışmış olsa da - belli oluyordu. Abim beni haklarken babam olacak insan müsveddesi anneciğime neler etmişti. Gözlerim dolu dolu gözlerine baktım.
"Şşş... Ağlamak yok, ben iyiyim. Sen nasılsın yavrum? Canın çok acıyor mu?"
İçeri girerken elinde olup olmadığını bilmediğim küçük poşetten kremler çıkardı. Nazikçe yüzümdeki yaralara sürdü. Üstümü çıkarmamı sağlayıp kaburgalarımın üstündeki belli belirsiz morlukları da kremledi. Pijamalarımı giydirip saçlarımdan ve alnımdan öptü. Işığımı kapatıp odamdan çıktı. Yan dönüp dizlerimi karnıma çektim. Geceyken, kimse görmüyorken istediğim kadar ağlayabilirdim. Gece ilerlediğinde gözüme bir damla bile uyku girmiyordu. Sessiz hıçkırıklarla ağlarken anneciğimin yapma diye ağlayan sesini , babamınsa iğrenç inlemelerini duydum. Midem bulandı, bir insan babasından bu kadar nefret edebilir miydi? Ediyordum.
Kulaklarımı tıkayıp bizi bu zulümden kurtarması için Allah'a dua, abim ve babamın bu kadar nefret dolu insanlar olmasına sebep olduğu için o kadına beddualar ettim.
Annemin ağlama sesleri gecenin karanlığında kaybolmuştu. Ağrılarımın kremler sayesinde azalmasıyla gözümdeki yaşla uykuya direnemedim. Gözlerim yavaş yavaş kapanırken her gece olduğu gibi bizim bu duruma getireni düşündüm. Ondan nefret ediyordum.
...
Abim ve beni doğuran o kadın babama daha fazla dayanamayıp kaçmıştı. Ona deliler gibi aşık olan babamsa peşinden gidip öldürmek istemişti. Öldürmediğinden emin olsam da ispatım maalesef yoktu. Herkes onu yerin altında bilse de bir yerlerde keyifli olduğundan emindim. Babam bu olayın üstüne çok geçmeden Dilan annemle evlenmişti. Üç beş tarla karşılığında annemi satmıştı babası. Babam Mardin'in en güçlü aşiret ağalarından biri olarak tarla feda etmeden de annemi alırdı kuşkusuz.
Benim meleğim, o kadar iyi kalpli bir kadın ki bize kol kanat gerdi. Bana eziyetler eden abim annem için babamın karşısına dikilir dayak yerdi. Bugün beni hırpalarken annemi fark etmemiş olmalıydı. Dilan annemizden de üç kardeşim daha vardı.
...
Sabah olduğunu gözüme giren ışıkla fark ettim. Komodinin üstündeki çalar saate baktığımda henüz çok erkendi. Sabahın ilk ışıklarını ben yakalamıştım. Üstümdeki pijamaları çıkarıp bileklerime kadar gelen uzun elbisemi giyindim. Abim kızdığı için saçlarımın üstüne gelişi güzel bir şal attım. Aşağıya yardıma indim.
Babam Mardin'deki büyük aşiretlerden birinin ağası. Ağa kızıyım. Ama gördüğümüz eziyetlerin azı bile eminim bir çok ailede yoktur. Avludaki masaya kahvaltılıkları dizerken abim merdivenlerden iniyordu. Gözleri uyumaktan şişmişti. Üstündeki takım elbisenin ceketi parmaklarının ucunda omzundan sarkıyordu. Dün ve diğer günlerdeki eziyetleri yapan o değilmiş gibi göz kırparak masaya yerleşti. Mutfağa döneceğim sırada kolumdan tutup yanındaki sandalyeyi işaret etti. El mecbur oturup konuşmasını bekledim.
"Hatanı biliyor musun Güleycan?"
"Sormadan çıktım abi."
Her ne kadar konuşmak istemiyor olsam da tersine gitmeye korkuyordum.
"Aferin. Bir daha olmayacak değil mi? Ben artık sana güvenmek istiyorum. Canını yakmak istemiyorum."
Gözlerim dolmuştu. Dolan gözlerimi gözlerine sabitledim.
"Ne yaptım da güvenmiyorsun bana?"
Sorumla kaşlarını çattı. Elini kaldırıp sertçe masaya vurdu.
"Kes!"
Yerimde sıçramıştım.
"Beni sorgulama Güleycan! Denileni yap!"
Kükreyen sesi yaprak gibi titrememe neden olmuştu. Başımı sallayabildim sadece. Elimdeki küçük tepsiyi gösterip mutfağı işaret ettim. Aldığım onayla mutfağa koştum. İçeri girer girmez olduğum yere çöküp korkudan hızlı atan kalbimin sakinleşmesini bekledim. Beni üzgün gözlerle süzen Gülistan teyzeye dudaklarımı kıpırdatarak iyi olduğumu söyledim.
Masaya gerekli olan her şeyi taşıdığımızda merdivenlerden inen annem ve babamı gördüm. Annem ruhu çekilmiş gibi bembeyaz bir suratla masaya oturdu. Babamın keyfine diyecek yoktu. Bu abimin gözünden kaçmamış olsa gerek o da babamın gibi keyifle sırıtıp "Hayır olsun ağam, pek bir keyiflisiniz. Neye borçluyuz?" dedi.
"Yakında öğrenirsiniz, belki ananız size güzel bir haber verir ha?"
Babamın iğrenç sesinden sonra annemden bir hıçkırık geldi. Elini hemen dudaklarına kapatsa da sesini hepimiz duymuştuk. Babam anneme ters ters bakıp, "Ben eminim. Eğer ona bir şey olsun bak seni yaşatıyor muyum?!" diye homurdandı. Sonra da elindeki çatalı masanın ortasına atıp yerinden doğruldu. Babam kalkar kalkmaz hepimiz ayaklandık. Babam şoförü Hüseyin abiyle konaktan çıktığında tekrar yerlerimize oturmuştuk. Serhan ve Tahir annemin yanına gidip sarıldılar. Ferah korkudan yerinden kıpırdamamıştı. Hemen kollarımın arasına aldım. Sıkıca sarılıp yüzünü göğsüme kapattı. İki yandan örülmüş saçlarını tepesinden öptüm. Sakinleştirmeye çalıştım.
"Serhan, al abim kardeşlerini anamla konuşalım biraz."
Serhan aramızda en uysal olanımızdı. İtiraz etmeden Tahir'i ve Ferah'ı alıp merdivenlerden çıktı. Abim annemin yanındaki sandalyeye yerleşti. Ellerini tuttu. Annem anında ellerini geri çekti.
"Zulüm veren ellerin bana dokunmasın Fırat! Şuncacık kıza ettiğiniz yeter artık. Bir baban bir sen! Serhan ve Tahir de size benzerse kahrımdan ölürüm."
Annem ağlamasının şiddetlenmesiyle konuşmasını yarıda bıraktı. Abim üzgün gözlerle annemi izliyordu.
"Yapma anam. Çekme ellerini benden. Hem konuştuk biz Güleycan'la. Bir daha hata yapmayacak."
Hala beni suçlayan tavrıyla sinirlerim bozulmuştu. Annem ağlamayı kesip hiddetle gözlerine baktı.
"Hata yapmadı! Yardıma gitti, benim haberim vardı! Sormak aklına gelmedi mi?! Yok yere bizi getirdiğiniz hale bak!"
Gözlerinden yaşlar bir bir düşerken sinirden titreyen elleriyle abimi göğsünden itti. "Rezil ettin yavrumu, sokaklardan sürüye sürüye getirdin! Bundan sonra yavrularıma el kaldırdığın anda senin gibi oğlum yok Fırat! Kendine geleceksin!"
Abimin duyduklarından sonra yüzünün rengi soldu. Ama annemi karşısına alamazdı. Annem ilk defa bu kadar sert çıkmıştı. Abim sessizce başını sallayıp annemin başından öptü. Yanıma gelip beni de öpecekken refleksle uzaklaştım. Dişlerini sıktığını gerilen çenesinden anlamıştım. Bundan sonra sevgisini de istemiyordum. Yeter ki benden uzakta dursundu.
...
Abim de gittikten sonra annem masayı toplamaları için kızlara seslendi. Bir şey yiyecek halimiz kalmamıştı. Koluna girip balkona yönlendirdim. Balkondaki geniş sedire oturup ayaklarını uzattı. Dizlerine yatıp yüzünü inceledim. Boş bakışları etrafta dolaşıyordu ama baktığı yeri görmediğine emindim. Saçlarımın arasında gezinen ellerini tuttum. Avuç içlerinden öptüm. Hiçbirine tepki vermedi.
"Neyin var annem?"
Durdu, sustu. Neden sonra dudaklarını araladı.
"Gebeyim."
.........
Merhabalar efendim ☺️
Umarım keyifle okursunuz. Yorumlarınızı bekliyorum.
Sevgiler. ❤️
