Ahsen, sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini açtığında, yatak tanıdık değildi. Ne odadaki taş duvarlar, ne de pencereden sızan altın renkli ışık… Hiçbir şey dün geceki apartman dairesini hatırlatmıyordu. Yan dönüp baktığında, başka bir yatakta Efsun’un derin uykuda olduğunu gördü.Ahsen aniden doğruldu. “Burası neresi?” diye fısıldadı kendi kendine.Kapı, kendi kendine hafifçe aralandı. İçeri giren ince, yaşlı bir kadın uzun cübbesiyle yere kadar uzanıyordu. Kadının gözleri gök gürültüsünden doğma gibiydi.“Hoş geldiniz,” dedi kadın, sesi sanki aynı anda hem kulağın içinde hem dışındaydı. “Sistem sizi seçti. Artık buradasınız.”“Burası neresi?” dedi Ahsen, gözleri tehditkâr ama içinde bastırılmış bir endişeyle. “Burası Islah Akademisi. Dışarıdan bakıldığında yıkık bir harabe gibi görünen, içeride ise zamanın bile boyun eğdiği bir okul. Burası sizi eğitecek… ama önce kabul etmeniz gerek.” Efsun uyanmış, konuşmaları dinliyordu. “Ne eğitimi?” dedi sesi çatallaşarak.“Burası sadece büyü öğreten bir okul değil,” dedi kadın. “Burası savaşçıların, gölgelerin, zihinlerin ve kadim güçlerin yetiştirildiği yer. Herkesin burada bir görevi var. Ve bir düşman… Alez.”Ahsen ve Efsun birlikte ayağa kalktılar. Kadın, ellerindeki bilekliklere benzeyen ince metal halkaları uzattı. “Bu, sistem geçidiniz. İçeriden geçerken geçmişiniz, korkularınız, kararlarınız okunacak. Kabul edilip edilmediğinize sistem karar verir. Herkes bu kapıdan geçemez. Bazıları geride kalır… ya da yok olur.”Efsun’un yüzü soğuktu. “Ben her sistemin içini bilirim. Bu da farklı değil.”Ahsen ise sadece başını salladı. Korkusuzca ilerledi.Sistem geçidi, taş bir kapıydı. Ama kapının yüzeyi sıvı gibi dalgalanıyor, mavi ve mor renkler içinde kayboluyordu. Ahsen içeri adım attığında gözleri karardı. Gözünün önünden çocukluğu, öldürdüğü insanlar, yetimhane, Patron… ve Efsun geçti. Her şey bir anda olup bitti.Gözlerini yeniden açtığında başka bir odadaydı. Efsun yanında baygın yatıyordu. İkisi de geçmişlerinden alınmış ve yeni bir sayfaya konmuş gibiydi.Kapı yeniden açıldığında, karşılarında başka gençler ve yüzleri görünmeyen profesörler vardı. İçlerinden biri konuştu: “Ahsen. Kod adın: Gölge. Efsun. Kod adın: Şifre. Sizi herkes geçmişinizle tanıyor. Ama burada geçmişiniz yeterli değil. Güçlerinizi hak etmeniz gerek. Hoş geldiniz.”. Ahsen, sistem geçidinden çıkmış olmasına rağmen içini tarif edemediği bir huzursuzluk sarmıştı. Güçlüydü, biliyordu. Ama burada, bu taş duvarların arasında, kendi gücünün bile sınırda olduğunu hissetmişti.Efsun hâlâ baygındı. Ahsen diz çöküp onu usulca kendine getirmeye çalıştı. “Efsun, hadi… Beni yalnız bırakma.”Efsun’un gözleri aralandı. Mavi irisleri bir an için parladı. “Burası… çok garip. Ahsen, burada bir şey var. İçimde… başka bir şey uyandı.” Tam o sırada büyük, yuvarlak bir taş kapı daha açıldı. İçeri giren kişi diğerlerinden farklıydı. Gençti ama gözleri bin yıllık bir bilgeliği taşıyordu. Uzun siyah pelerininin ucunda ince bir asma anahtar sallanıyordu.“Ben Profesör Lenaris,” dedi yumuşak ama kesin bir sesle. “Yeni gelenler benimle geliyor. Bugün sadece çevreyi tanıyacaksınız. Yarın testler başlıyor. Güçleriniz… henüz uykuda. Ama biz onları uyandıracağız.”Ahsen, bakışlarını Profesör’e dikti. “Güçlerimiz olduğunu kim söyledi?”Lenaris durdu. Hafifçe gülümsedi. “Sistem sizin adınıza konuştu. Senin gücün… Ahsen, tarif edilemeyecek kadar büyük. Ama kontrolsüz bir silah gibi. Efsun ise… onun zihni, sistemle bile dalga geçebilecek kadar derin.”İki kız da Profesör’ü izlerken, taş koridorlardan geçtiler. Duvarlar, kendi kendine hareket eden sembollerle doluydu. Merdivenler, adım attıkça yön değiştiriyor, bazen ters dönüyor bazen başka katlara kayıyordu. En sonunda cam kubbeli, devasa bir salona ulaştılar. İçeride yüzlerce öğrenci vardı. Her biri farklı bir tarza sahipti. Bazıları cüppeli, bazıları zırhlı, bazıları ise neredeyse görünmez gibiydi. Ortada, havada süzülen dev bir kristal dönüyordu.“Bu, Merkez Kalp. Okulun enerjisi buradan yayılır. Ve Allez, burayı yok etmeye çalıştı. Ama başaramadı,” dedi Profesör.Ahsen, dikkatini kristale verdi. İçinden geçen karanlık bir gölge, ona tanıdık geldi. Soğuk bir ürperti omurgasından aşağı kaydı.Efsun fısıldadı: “Sence bu Allez ne? Bir insan mı? Yoksa bir şey mi?”Ahsen cevap vermedi. Ama içinden bir ses, onu tanıyacağını, yüz yüze geleceklerini söylüyordu. Belki çok yakında.Profesör Lenaris durdu. “İkiniz için özel bir oda hazırlandı. Sabaha kadar dinlenin. Sabah ilk ışıkla sınıflarınıza ayrılacaksınız. Ama unutmayın… Bu okul, güçleri kadar sırlarıyla da sizi eğitir. Bazen cevaplar yerine sorularla büyürsünüz.”Ahsen kapıdan girmeden önce bir kez daha kristale baktı. Yüzeyinde bir yansıma gördü. Kendi yüzüydü. Ama gözleri normal değildi… gözbebekleri yoktu, sadece parlak çimen yeşili ışıkla doluydu.Efsun kapıyı açtı. “Gel Kaptan. Bu savaş bizimle başlıyor.”
——————————————————————
Merhaba herkese çok güzel bir hikayeyle giriş yaptım. Çok sevdim çok içime sindi umarım beğenirsin ��💎