Evet işte, ikinci bölümle karşınızdayım aşklarım, yavrularım. Kitabın ismi anladığınız üzere yabancı because neden olmasın. Yaptım ve oldu. Neyse bölüme geçelim. Ha bu arada neden bölümler geç geliyor çünkü evde hemen her gün problem var. Ve evet ırkçıyım.
*
*
*
Sabah telefonumun alarm sesiyle rüyamdan irkilerek uyandım. Tavana bomboş bakmaya başladım. Komodinin üzerinden telefonumu alarak alarmı gelişi güzel kapattım. Göğsümde ki ağırlıkla bakışlarımı göğsüme indirdim. Gece göğsümde gözlerini açmış suratıma masum masum bakıyordu.
Acıktı tabi hayvan. Kalk da mama ver. Hadi ya küçük ucube, ben bunu nasıl düşünemedim. ''Ay götünü yerim.'' diyerek, Geceyi sevmeye başladım. Sevmek mi, ısırdın ya la az önce. ''Annem. Tipe bak tipsiz.'' diyerek cırmalayana kadar oynadım.
Şerefsiz fazla sıkıştırmaya gelmiyor, hemen cırmalıyor. Aşırı asabi bir kedi bu arada. Yani klinikteki dobermanlar bile uysal oluyorken Gece bana düşmanı gibi davranıyor. Bu onu sinirli yapmaz. Yapar, çok konuşma da kalk mama ver. Aç yavrum.
Yataktan uyuşuk hareketlerle doğrularak, komodinden telefonumu aldım. Parolayı girerek, telefonumu açtım. Mesajlaşma uygulamasına girerek gruptan gelen mesajlara baktım.
Can Muhammet Can Yusuf İzettin: Gece gece uyku tutmadı la. (04.35)
İroş: Yat zıbar Can, gece gece kafa sikme. (04.36)
Can Muhammet Can Yusuf İzettin : Ya sanki ne yaptım canım sıkılıyor dedim. (04.36)
Can mesaja hızlı cevap vereceğim diye İrem'in geldiğini çakmamış. İyi ki Can manitasıyla ayrı eve çıktı, iyi ki.
Can Muhammet Can Yusuf İzettin: Siktir İrem. (04.43)
Can Muhammet Can Yusuf İzettin: Siktir, gelmişsin. (04.43)
Can Muhammet Can Yusuf İzettin: Cevap versene. (04.43)
Can Muhammet Can Yusuf İzettin: Ne zaman geldin? (04.43)
Can Muhammet Can Yusuf İzettin: Niye yazmadın it. (04.43)
İrem'den bir sesli mesaj, dinlemek için dokununuz.
İroş: '' |||||||||||||||||'' {34 saniye}
Abi İrem ses attıysa net sövmüştür anasını satayım. Evet bu duruma bende katılıyorum. Yüksek ihtimalle motorun soğusun demiştir. Duyacağım küfürlere kendimi hazırlayarak, yavaşça sesli mesajın üstüne bastım.
İroş: " Can oraya gelirsem sikerim seni, tamam mı beni deli etme. Sabahtan beri bir motorun soğusun, bir yazma önce bir dur. Tamam mı, bir durul. Benim canımı sıkma. Tamam? Yorgunum zaten. Gece gece kafa sikme, git sevgilinle falan sikiş amına koyayım. Sal bizi bırak. Hele hele yarama bak. Dört kere aradım açmadın. bir de kalkıp 'sin niyi gildigin zimin hibir virmiyirsin.' Mal." (04.44)
Tam da tahmin ettiğim gibi baya sövmüş. Dikkatli bakarsanız bir tık sinirlendiğini anlayabilirsiniz. Bir tık mı. Bir sikmediği kaldı. Çok sanatsal çalıştığı doğru. Yapısı gereği sinirli bir insan ama tam bir geyikçi.
Can Muhammet Can Yusuf İzettin: Tamam abla sakin ya. (04.45)
Can Muhammet Can Yusuf İzettin: duymamışım telefonunu, yoksa açardım walla. (04.45)
İroş: Can. siktir. git. kardeşim. siktir. git. zıbar. (04.46)
Can Muhammet Can Yusuf İzettin: Tamam noktalar kelimeleri vurguladığın anlamına geliyor. E ben gideyim, yarın sabah size gelirim. (04.47) ✓✓
Can görüldü yemiş. Puhahhaha. Sen tam bir salaksın. Lan yine ne yaptım ben. Geri zekalısın yemin ederim. Sen bu kafayla nasıl veteriner oldun. Lan ne oldu ne! Sen şuan neredesin?
Evde. Pekala Einstein, Can nerede? Sevgilisinin evinde. Aferin Einstein. Peki İrem nerede? Evde. Hm, öyle mi Einstein? Evet? Bu durumda?? Ev anasını satayım, İrem evde. Sabah salaklığı herkeste olur. E hadi kalk git bir kızın yanına kaç gündür görmüyorsun.
Evet içimdekiyle konuşuyorum. İrem gelmiş. Sabah mutlu bir haberle uyandım. Demek ki günüm güzel geçecek. Hızlı adımlarla odamdan çıkarak Hemen yan odada ki İrem'in odasına bodoslama daldım. Benim kapıyı açmamla direk yatakta doğruldu ve uyku mahmuru gözlerle bakmaya başladı.
Yatağa koşup, üstüne atladım. Hızla konuşmaya başladım. ''Hani haftaya gelecektin? Neden aramadın? Seminerin bitti mi? Buradasın di mi?''
Altımda boğuk ama yüksek sesli bir kahkaha attı. Hala üstünde olduğumu hatırlayarak, hemen ayağa kalktım. Daha sonra yatağın yan tarafına oturdum ve sorularımı yanıtlamasını sabırsızca bekledim.
''Baytar Hanım, istediğim sorudan başlayabilir miyim?'' dedi. Şebek yine alaya alıyordu. Sabırsızca konuştum. ''Evet, hadi.'' dedim.
''Öncelikle seninle konuştuktan yarım saat sonra uçağa bindim. Yol dört saat zaten biliyorsun. Haftaya gelecektim ama seminerim bitti, zaten seninle Moskova'ya gezmeye gideceğiz. Ve evet bu ay yurt dışı görünmüyor gibi. Buradayım şimdilik.'' Susup bana baktı. Bütün sorularımı yanıtlamıştı.
''Şimdi yüksek müsaadenle uyuyacağım adios.'' Diyerek kafasını geriye attı. Ben ona şaşkın şaşkın bakarken, o çoktan gözlerini kapatmıştı. Uyuyor mu lan o.
Şaşkınlığımı bir kenara bırakarak, bomboş bakmaya başladım. ''İrem.'' Dedim. Şaşkınlık ve sinirle harmanlanmış sesimle. Homurdanıp arkasını bana döndü. Resmen kıçını sana döndü, zerre umursamadı şaka gibi ama değil.
''İreeeem.'' diyerek yakındım. ''Ya ne, ne!'' diyerek yükseldi. ''Ya uyansana kadın.''
''Ya uyuyacağım uyuyacağım.'' Diyerek tekrar uyumaya devam etti. ''Tamam, kalkma sucuklu yumurtayı da Erenlere vereyim.'' Dedim. Eren, bizim alt dairede oturuyor, kendisi avukattı. Ve İrem ondan nefret ediyor.
İddiasına göre bana yürüyormuş, tam bir yavşakmış, ibneymiş, bir haltlar karıştırıyormuş. Normalde kimseye nefret beslemez, çok büyük bir şeyler yaşaması gerekiyor ama Eren'e olan kini başka.
'' Sikerim şimdi Eren'i de, o suriyeli ucube arkadaşlarını da. Sabahın köründe üçünü de hastanelik ettirme. Uyandık.'' Diyerek güne sövüş, sayışla başladı.
Onu kendi haline bırakıp hızlı adımlarla odamda ki banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. Hızla mutfağa gidip kahvaltı hazırlamaya başladım. Sucuklu yumurta ve krep yaptım. Kahvaltılıkları masaya dizip çay demledim.
Sofra tamamen hazır olunca İrem'e seslendim. ''Geliyor musun, kahvaltı hazır bak.''
''Geldiiiiiim!''diyerek karşılık verdi. Daha sonra evde koşma sesleri yankılandı. Kafamı iki yana salladım. Resmen küçük yaramaz bir kız çocuğu.
Genelde bizim yanımızdayken etrafta ki insanlara bulaşır, sürekli güler. Başka bir ortama girdiğimizde bambaşka biri olurdu. Artık bizim için alışılagelmiş bir durumdu.
Mutfağa hızla girip hemen masaya oturdu. Daha saçlarını bile toplamamıştı, dağınıktı. Hızla ekmekten bir parça kopartıp yumurtaya banarak yemeye başladı. Karşısında ki sandalyeyi çekip oturdum.
Tam bende kahvaltı yapmaya başlamıştım ki, kaynayan çay kendini hatırlattı. İrem hızla ayağa kalkıp ocaktan kaynayan çayları aldı. Yanakları şiş, saçları dağınık, ellerinde çaydanlıkla aşırı komik bir görüntüydü.
Gülmeye başladım. Kaşlarını hafifçe çattı. Çay bardaklarına çay doldurup, çaydanlığı masanın üzerine bıraktı. Ağzında ki lokmayı hızlıca bitirip, konuşmaya başladı.
''Hey neye gülüyorsun?'' dedi. Ona cevap vermedim. Çünkü soruyu soruş tarzı daha komikti kahkahalara boğuldum. Anlamak ister gibi kaşlarını daha fazla çattı. ''Ne oldu la, shhh.'' dedi.
Ben gülmeye devam ederken beni boş verip kahvaltıya odaklanmaya çalıştı. Ağzına büyük bir reçelli ekmek soktu. Daha sonra çaydanlıktan yansıyan görüntüsünün farkına vardı. O da kahkahalara boğuldu, mutfağı kahkahalarımız inletiyordu.
Karşılıklı attığımız kahkahaları bölen şey zile abanan kişiydi. Kapının ardında ki kişi inatla zile basıyordu. İrem'le birlikte ayağa kalktık. İrem gözlerimin içine bakıp ''Burada kal ve kahvaltıya devam et bakıp geliyorum.'' dedi.
Oldukça ciddiydi. Masaya tekrar oturarak gelmesini bekledim. Kapının açılma sesiyle, dikkatimi o yöne verdim. İki dakika geçmeden kapı kapandı. İrem elinde bir buketle içeri girdi.
Mor renkte çok güzel ve ihtişamlı bir çiçekti. Gözlerimi çiçekten ayırıp İrem'e baktım. Elinde lacivert bir kart vardı. Kaşları çatık bir şekilde kartı inceledi.
''O ne?'' diye sordum. Çatık kaşlarla kartı bana sertçe uzattı. Ne yaşıyor la bu. Kartta gözlerimi gezdirmeye başladım. İlk dikkatimi çeke şey inci gibi olan el yazısıydı.
''O gün seni o şekilde, orada bırakmam büyük aptallıktı. Bu çiçekleri hatamı telafi etmek için Bola De Nieve ile birlikte seçtik. Oradaki kadın bu mor glayörlerin içtenlik ve zarafeti temsil ettiğini söyledi. Seni sadece yarım saat görmeme rağmen bu mor glayörler senin için yaratıldığını anladım. Hatamı telafi edeceğim. Tekrar görüşene kadar kendine iyi bak mujer hermosa...''
Kartta ki yazı burada bitmişti. Yazısı inci gibiydi. Kim olduğunu hemen anlamıştım minik Kar Topu'nun sahibiydi. Haaa şu yakışıklı olan. Evet o. Neden böyle bir şey evime yolladığını anlamadım. Evimi nereden bulmuştu ki?
''Kim bu sik!?''
1169 kelime...
.
.
.
Hehe bendeniz bu bölümü de bitirdi. Bölüm kısa ama uzayacak sabır. Şimdi bölüm sorularına gelecek olursak.
* Sizce adam evini nereden buldu?
* Mor glayörler nasıldı? Çok güzel çiçekler ama...
* İrem'in korumacılığı? Sizce o nasıl biri?
* Gece'nin davranışlar, nesin sen Elizabeth'in kedisi mi?
Şimdilik bu kadar. Adamımızın ismini daha öğrenemediniz ama ben biliyorum hehe. Bir sonra ki bölümde görüşmek dileği ile...