Murat apartmanın içine girdiğinde kısa bir süre sonra da apartmanın ışıkları sönüp, 2. Kattaki dairenin lambası yandığında Akın rahat bir soluk aldı. Ardından Mihri'yi önüne katıp girdiği sokaklardan geri çıkmak için yürümeye başladılar. Mihri karanlık sokakta üşüyerek ilerliyor, Akın'ın hızlı adımlarına ayak uydurmaya çalışıyordu.
İçinde öyle bir his vardı ki, Mihri sanki eski hayatına geri dönmüştü. Bir şeyleri gizleyen, saklayan, tehlikelerden tehlikelere atlayan... İçini yiyip bitiren bir korkuyla Akın'a döndü.
"Akın, artık bana neler olduğunu söyler misin?"
Akın, Mihri'yi duymamış gibi yüzüne taktığı ifadesiz surat ile ilerlemeye devam ediyordu. Karanlık sokağı geçip, işlek caddeye çıktıklarında tempoları yavaşlamıştı. Mihri daha fazla dayanamayarak Akın'ın kolunu tutup ilerlemesini engelledi.
"Ne yapıyorsun? Seni eve bırakmam lazım."
Akın, Mihri'ye çattığı kaşlarıyla bakıyordu.
"Asıl sen ne yapıyorsun Akın? Burada neler döndüğünü anlatmadan hiçbir yere gitmiyorum." Mihri'nin ses tonu kararlı olduğunu gösteriyordu.
"Tamam." dedi Akın pes etmiş bir ifadeyle. "Mihri, nasıl anlatacağımı bilmiyorum."
"Söyle Akın."
"Asrın."
Akın'ın söylediği tek bir kelime, Asrın olmuştu. Asrın... Mihri'nin zayıf noktası, en büyük korkusu ve yenilgisi. Bu konuyla ne alakası vardı.
"Asrın'la ne ilgisi var Akın?"
"Mihri, o günden sonra, yani senin hastaneye yattığın günden sonra..." Mihri beklentiyle Akın'a baktı. Söyleyecekleri her neyse onu şimdiden çok korkutuyordu.
"Asrın bize karşı cephe aldı Mihri."
"Ne?"
Mihri şaşkınlıkla Akın'a bakıyordu. Asrın, bir düşman gibi görünse de şimdiye kadar hep koruyup kollamıştı onları. "İnanmıyorum." dedi, sesi bile inanmadığını bağırıyordu.
"İnan Mihri. 3 ay boyunca senden ne kadar uzak kaldıysa, bize de o kadar çok bulaştı. Senin hatırına katlandım, ama şu saatten sonra ne sana, ne diğerlerine bir zararı dokunursa gebertirim."
Akın netti. Bu cümleleri kurabilecek kadar ne olmuştu? Asrın onlara neden cephe almıştı, neden 3 ay boyunca bir kere bile ulaşmaya çalışmamıştı?
"Ama o gün beni kurtaran oydu." Çaresiz ses tonu Akın'ı sinirlendirmişti sadece.
"Mihri, Asrın senin zannettiğin gibi birisi değil. Aranızda ne var bilmiyorum, en kısa zamanda öğreneceğim o ayrı konu. Ama bundan böyle Asrın'la görüşmene izin veremem, ki kendisinin de seninle görüşme gibi bir derdi yok."
Akın'ın sözleri bittiğinde, Mihri kendini öylesine kötü hissetmişti ki.
"Akın." dedi Mihri gözlerinin dolmasına engel olamamıştı. Kalbi soğuk eller tarafından sıkılıyordu. Sonra gerçekler yüzüne tokat gibi indi sanki.
Akın doğru söylüyor olabilir miydi? Asrın gerçekten de, hepsine düşman mı kesilmişti. Öyle ya, 3 aydır Mihri'nin karşısına bir kez bile çıkmamıştı.
Neden?
Nedendi? Mihri'yi bulan, kurtaran oydu. Mihri'ye aşık olduğunu söyleyen, günlüğünü okutan oydu. Yanında olan, zor zamanında destek olan oydu. Bunların hepsi şimdi bir hiç olamazdı. Mihri buna kesinlikle inanmıyordu.
"Telefonunu ver." dedi Mihri sadece. Akın, kaşlarını çatarak ellerini ceplerine yerleştirdi. Sanki telefonunu Mihri'den saklıyordu.
"Mesaja bakacağım." dedi Mihri elini uzatarak. Akın ona korku dolu gözlerle bakıyordu. "Akın ver şu telefonu."
Akın gözleriyle Mihri'nin hareketlerini tarttıktan sonra, istemeyerek telefonu cebinden çıkarıp genç kıza uzatmıştı. Mihri ezbere bildiği şifreyi girerek telefonun kilidini açtığında nefesini tutmuştu. Mesaj bildirimine basıp mesaja gittiğinde gözleri hızla mesajı okudu.
Gönderen: Asrın
Minik depresifiniz de aranıza katıldığına göre, artık hepiniz daha da mutlu olmalısınız. Fakat, her güneşli günün elbet geceye bürüneceğini unutmayın. Mutluluğunuzun tadını çıkarın, sen de gece kız, mutlu olmaya çabala çünkü gece süprizlerle dolu.
Mihri nefes alamadığını hissetti. Mesajı tekrar tekrar okudu, gözlerine inanamadı. Bu Asrın olamazdı, fakat Asrın'dı. Alay tarzı, hitap tarzı, intikamcı tavrı, Asrın'dı bu.
"Mihri, endişelenme. Biz varken sana hiçbir şey yapamaz o o***pu çocuğu."
"Düzgün konuş Akın."
Mihri telefonun ekran kilidini kapatıp Akın'a uzatırken sadece o cümle çıkmıştı ağzından. Asrın bu cümleyi hak etmemişti. Bu mesajı atan gerçek Asrın değildi. Belki o yazmış olabilirdi fakat, bir sebebi olmalıydı. Onu bunları yazdıracak kadar ne sinirlendirmişti? Gece kız diye hitap ettiği, Mihri'ydi. Kapalı bir şekilde tehdit ettiği, daha 3 ay öncesine kadar aşık olduğunu söylediği kızdı. Her şey o kadar saçma geliyordu ki...
"Mihri, adam 3 aydır resmen anamızı ağlatıyor. Arkandan demediği şey kalmıyor, sen gelmiş bana 'düzgün konuş' diyorsun. Sen bu kadar çok mu seviyorsun onu?"
Akın'ın kurduğu son cümle, iki gencinde sert bir şekilde yutkunmasına sebep olmuştu. Mihri dolan gözlerini kaçırmış, Akın ise sert ama buğulu gözleriyle Mihri'ye bakmıştı.
"Bunları düşünmek istemiyorum." dedi Mihri düz bir sesle. "Eve gidip uyumak istiyorum."
Mihri o kadar yorulmuştu ki, 3 ay boyunca dinlenmişti fakat zihni yormuştu onu. Düşünmüştü, dertlenmişti, milyon tane düşünceyle boğuşmuştu. Kafasındaki sesler bir an olsun susmamıştı. Tam biraz nefes alacağım diye düşünüyorken, şimdi tamamen düşüncelerin ortasına atılmıştı.
Asrın'ı görmeliydi. Tam da bu gece.
"Akın, ben Asrın'a gideceğim."
"Saçmalama Mihri. Evine gidiyorsun."
Mihri'nin gözlerinden yaşlar artarda döküldü. Kendini tüm duvarları yıkılmış gibi hissediyordu. İçinde çok kötü bir his onu sarmalamış, boğuyordu. Emin olduğu bir şey vardı ki, Akın asla Mihri'nin Asrın'a gitmesine izin vermezdi. Mihri'nin yapması gereken tek şey vardı, Akın'ın canını yakmak.
"Evime mi gidiyorum Akın? Benim bir evim yok. Sen evine gidebilirsin, Nesrin Teyze şimdi güzel yemekler yapmıştır sana. Ama ben gidemem eve, ilaçlarla doymak istemiyorum. Gecenin bir yarısı uyanıp kusmayı istemiyorum, gitgide zayıflamayı istemiyorum. Bu yüzden, en azından nefes aldığım süre boyunca bırak da kendi kararımı kendim vereyim."
Akın şok olmuş bir ifadeyle Mihri'ye bakıyordu.
"Senin evin biziz Mihri. Benim annem sadece bana değil, hepimize yapar o yemekleri. Çünkü sen onun da kızı sayılırsın Mihri. Keşke elimde olsaydı da acı çekmemeni sağlasaydım, ama elimde değil işte." dedi Akın, kırılmış bir ses tonuyla. Yumruk yaptığı ellerini sıkıyordu.
"Benim evim, 3 ay önce başıma yıkıldı Akın. Ben artık enkazdayım." Mihri burnunu çekerken, buğulu gözlerle konuşmaya devam etti.
"Akın, benim Asrın'la konuşmam lazım. Eğer şimdi gidip konuşmazsam, yüzleşmezsem kendime gelemem. Bu belirsizlik beni öldürüyor."
Mihri'nin ağzından çıkan kelimeler Akın'ın kalbine bir ok gibi saplanmıştı.
"Mihri izin veremem-"
"İzin vermezsen, izin almam Akın. Beni tanıyorsun."
Mihri netti. Akın teslim olmuştu. Mihri'ye ne derse desin, ne yaparsa yapsın Mihri bu gece Asrın'a gidecekti. Gidecek, yüzleşecek ve yıkılacaktı. İçindeki son umut da tükendiğinde, Mihri tamamen umutsuz kalacaktı.
"Tamam." dedi Akın sıktığı çenesinin arasından. Mihri arkasına bile bakmadan dönüp gitmişti. Ardından bakarken, telefonunu çıkarıp bir numarayı tuşladı. Telefonu kulağına götürürken, bunu yaptığı için kendisinden nefret ediyordu.
"Alo?"
Telefonun karşısındaki sert sesin kime ait olduğunu biliyordu Akın.
Mihri'nin babası.
"Ender abi, benim. Akın." dedi Akın, Mihri'nin arkasından suçluluk dolu gözlerle bakarken.
"Akın..." dedi telefonun karşısındaki düşünceli ses. "Ha, Akın oğlum. Tanıyamadım bir an, nasılsın?"
"İyiyim abi. Benim sana söylemem gereken önemli bir mesele var."
Akın esen rüzgarın onu iliklerine kadar üşüttüğünü hissetti.
"Söyle oğlum, Mihri'yle alakalı mı?"
"Evet abi." dedi Akın titreyen sesiyle. "Mihri, Asrın Karal diye biriyle görüşüyor abi. Hiç tekin birine benzemiyor diye sana söylemem gerektiğini hissettim."
Telefonun karşısından bir ses gelmedi. Ardından, Ender'in sert sesi doldurdu Akın'ın kulağını.
"Soyadı Karal mı dedin? Oğlum, Mihri nereden tanışıyor o çocukla?"
Akın kaşlarını çattı. Asrın'ı, Ender nasıl tanıyordu?
"Abi, bilmiyorum ama sen tanıyorsun sanırım bu çocuğu."
"Yok oğlum, nereden tanıyacağım." dedi Ender'in sert sesi. Azarlar gibiydi. "Kızım senin yanında mı?"
Akın özür dileyen bakışlarla, taksiye binen Mihri'ye baktı. Ardından kararlı bir ses tonuyla konuştu. "Mihri şu an, Asrın'a gidiyor abi."
Akın o an, pimi çekilmiş bir bombayı tam olarak Mihri'nin hayatına attığından habersizdi...
***
Ceyhun ve Tuğba karanlık sokakta öylece ilerlerken, ikisinin de zihni derin düşüncelerle boğuşuyordu. Tuğba, Mihri'ye o yokken Asrın'ın nasıl bir değişime uğradığını, nasıl bir şekilde anlatacaklarını bilmiyordu.
Mihri'nin Asrın'dan hoşlandığını, hatta aşık olduğunu anlamıştı. Belki de çok yanlıştı, Asrın gibi gizemli, belirsiz bir çocuktan hoşlanması. Fakat, aşk buydu işte. Kimi seveceğini seçemiyordun. Gözlerini Ceyhun'a çevirdiğinde onu yine düşünceler içinde görmüştü. Ceyhun hep böyleydi, insanlar ona bakmayınca üzgün ve düşünceliydi. Fakat ona baktığını bir anladı mı, birden hayatında hiçbir sorun yokmuş gibi davranırdı. Duygularını saklamakta öylesine ustaydı ki...
"Keşke sen böyle bana baktığında, zihninden geçenleri duyabilseydim."
Tuğba yanakları kızarırken başını hızlıca önüne çevirdi. Artık Ceyhun'a nasıl bakmışsa, genç adam bunu fark etmişti.
"Sana mı bakıyordum?" dedi Tuğba, verilebilecek en saçma tepkiyi ortaya koyarken. Yalancı bir öksürükle boğazını temizleyip ellerini ceplerine yerleştirdi.
Ceyhun da önüne döndüğünde, ellerini Tuğba'nın yaptığı gibi deri ceketinin ceplerine yerleştirmişti. Karanlık fakat işlek caddede yavaş adımlarla ilerliyorlardı.
Tuğba gülümsediğini fark etti. Şu an, o kadar güzeldi ki. Ceyhun'un onu evine bırakması, birlikte yürümeleri. Hava buz gibi olsa da Tuğba üşümüyordu. Veya yanında Ceyhun var diye, üşümek bile güzeldi.
"Baksana." dedi Ceyhun adımlarını durdurduğunda. Tuğba da durup Ceyhun'a döndüğünde neyden bahsettiğini anlamamıştı.
"Neye bakayım?"
"Caddeye."
Tuğba bakışlarını karşı caddeye çevirdiğinde, bir grup sokak çalgıcısı görmüştü. Slow bir şarkı çalıyorlardı fakat ses karşı kaldırımdan net gelmiyordu. Gelen tek şey şarkının melodisiydi.
"Sokak çalgıcıları." diye mırıldandı Tuğba. "Bunda ne var ki?"
"Ona değil. İnsanların yüzüne bak ehvenişer." dedi Ceyhun. Tuğba, 'ehvenişer' sözünü duyduğunda karnında uçuşan kelebeklere engel olamamıştı.
Bakışlarını insanlarının yüzüne çevirdi. Elinde yaya benzeyen garip bir çalgı aleti bulunan adam gülümsüyordu. Başında eskimiş yeşil bir bere vardı. Kısa beyaz sakalları, kırışık cildi, ve gülümsedikçe derinleşen göz çizgileri... Öylesine huzurlu duruyordu ki. Sonra, şarkı söyleyen kadına çevirdi bakışlarını. Kadın gözlerini yummuş, kırmızı kabanına sarılarak bir şarkı mırıldanıyordu. Gözlerini biran olsun açmadı, yüzündeki huzurlu ifade bir an olsun geçmedi. Etrafa doluşan insanlara baktı, çoğu gülümsüyordu.
"Mutlular." dedi Tuğba. Sanki onların mutluluğu ona da yansımış gibi, gülümsüyordu.
"Mutlu olmak bu kadar basit." dedi Ceyhun da. Ardından Tuğba'nın önüne geçerek elini genç kızın ellerine uzattı.
"Dans edelim mi?"
Tuğba, şaşkın gözlerle Ceyhun'a baktı.
"Ne dansı Ceyhun?"
"Bildiğimiz dans işte."
"Burada mı?" dedi Tuğba etrafına çekingen bakışlar atarken.
"Evet, tam da burada." dedi Ceyhun, beyaz dişlerini ortaya seren bir gülümsemeyle. Karamel tonu saçları rüzgardan karışmış, yeşil gözleri sokak lambasının vurmasıyla parıldayan birer bilyelere dönmüştü. Bakışları derindi.
"Şarkı duyulmuyor bile." dedi Tuğba gülümsemesine engel olamazken. Şu anki durumları ona o kadar komik geliyordu ki.
"Duyulmasına gerek var mı?"
"Yok." dedi Tuğba, Ceyhun'un elini tutarken. Ceyhun, Tuğba'nın ellerini kendi omuzuna bıraktığında, kendi kollarını nazikçe kızın beline sardı. Caddenin ortasında, belli belirsiz bir müzik eşliğinde dans ediyorlardı. Etraftaki insanlar dönüp bakıyor, ardından yollarına devam ediyorlardı. Tuğba, etrafındaki her şeyin hızlandığını hissetti. İnsanları görmüyor, arabaların ışık hızında geçtiğini hissediyordu. Rüzgar bile hızlanmıştı, sanki heran bir hortum çıkacaktı tam da dans ettikleri noktadan.
"Bizi görenler deli sanıyor."
Ceyhun gülümsedi.
"Deliyiz zaten."
***
Başka bir caddede, Nur ve Oğuzhan yan yana ilerliyorlardı. Oğuzhan bir sigara yaktığında Nur'un aklı hâlâ Akın ve Mihri'deydi.
"Nur, bir sorun mu var?" dedi Oğuzhan, otobüs durağına vardıklarında.
"Mihri'yi düşünüyordum." dedi Nur. "Öğrendiğinde çok üzülecek."
Oğuzhan sessiz kaldı. Kızların kendi aralarında konuşup halletmesi gereken bir konuydu. O sırada Nur'un bir noktaya bakıp, donup kaldığını gördü.
"Nur?"
Genç kızdan cevap alamadığında, gözleriyle Nur'un baktığı noktaya döndü. Fakat bir şey görememişti.
"Nur? Nereye bakıyorsun." dedi genç kızın kollarından tutup kendine çevirdiğinde. Nur, donup kalmıştı ve dehşete düşmüştü resmen.
"İlaç." dedi titreyen sesiyle. "Şırınga...zehir...enjekte edecek."
Oğuzhan'ın kaşları çatıldı. Nur, neyden bahsediyordu? Baktığı noktaya tekrardan döndüğünde, hiçbir şey göremedi. Sonra aniden, beyninden vurulmuşa dönmüştü.
"Nur, kapat gözlerini güzelim." dedi genç kızı kendine çevirip başını göğsüne yaslarken. Nur o günki kaçırılma olayını hâlâ atlatmış sayılmazdı. Muhtemelen gördüğü şeyler bir göz yanılmasıydı.
"Gördüklerin gerçek değil Nur. Çok yorgunsun, eve git uyu biraz tamam mı?"
"Korkuyorum." dedi Nur.
"Korkma, ben yanındayım."
Sadece tek bir cümlesi ile, Nur içinin ferahladığını hissetti. Oğuzhan yanındayken sanki tüm dünyayı karşısına alacak kadar güçlüydü.
Yanımdasın ve ben çok güçlüyüm... diye geçirdi içinden.
***
Mihri önce Feride'nin evine gitmiş, resmen emrederek Asrın'ın ev adresini almıştı. Hatta Feride'nin babası Sinan Amca'ya bile terslemişti. Feride'den adresi alır almaz bir taksiye atlayarak, adresi vermişti. 10 dakika kadar bir sürenin ardından, müstakil bir evin önünde durdu taksi. Mihri arabadan inip, kapının önüne gelene kadar, ne yapacağını daha planlayamamıştı. Ne diyecekti, Asrın'ı görünce nasıl bir tepki verecekti?
Elini kapının ziline uzattığı vakit, kapı biri tarafından açılmıştı. Mihri, kapıda sarışın, zayıf ve iyi giyinimli bir kız gördüğünde oldukça şaşırmıştı. Kız Mihri'ye boş boş gözlerle bakıyordu.
"Sen kimsin?" dedi ardından Mihri'ye boş gözlerle. Mihri, genç kızın ayakta durmakta zorlandığını yeni fark etmişti. Sarhoş muydu?
"Asrın Karal'ın evi mi?" diye sordu Mihri, düz bir sesle.
"Asrın... Karal..." dedi kız düşünerek. Sonra aniden bir kahkaha attığında Mihri bunu beklemediğinden yerinde sıçramıştı. Garip bakışlarla kıza baktığında, kızın suratı bu seferde kızgın bir hâl almıştı.
"Hah, Asrın!" dedi aklına yeni geliyormuş gibi. "Salonda...oturuyor."
Kelimeleri ağzında yuvarladığından, Mihri kızı zar zor anlıyordu. Sonra kızla ilgilenmeyi bırakıp içeri girmeye hazırlandı. Sarışın kız koluyla kapıyı kapatıp, Mihri'nin geçmesine engel oldu.
"Sen yeni kız mısın?"
"Ne?"
"Yeni kız mısın diyorum!"
Mihri, kaşlarını çattı. Bu kız neyden bahsediyordu? Ardından kızdan kurtulmanın tek yolunun, söylediklerini onaylamaktan geçtiğine karar kıldı.
"Evet, öyleyim. Çekil yolumdan şimdi." dedi umursamaz bir sesle. Kızın, muhtemelen dövme olan kaşları havaya kalkmış, ardından Mihri'nin kaşlarını çatmasına neden olan güçlü bir kahkaha atmıştı.
"Güzel bile değilsin, Asrın sana neden baksın!?"
Mihri cevap vermedi. Fakat midesinde bir bulantının baş gösterdiğini hissedebiliyordu. Yoksa bu kız, Asrın'ın sevgilisi miydi? Kalbi sızladığında, umudu gitgide tükeniyordu. Akın doğru söylüyor olabilir miydi? Asrın gerçekten de değişmiş miydi?
Kız bir şeyler zırvalayıp, kenara çekildiğinde Mihri içeri geçti. Birkaç adım atmıştı ki kız kolunu sıkıca kavramıştı. Mihri kıza bağırmak üzereydi ki, yüzündeki acı dolu ifadeyi görünce kalakaldı. Kız, Mihri'nin kolunu öylesine sıkıyordu ki, takma olan tırnakları çoktan Mihri'nin etini sızlatmıştı.
"Sakın ona aşık olma." dedi kız acı dolu bir sesle. "Beni kendisine aşık etti, kullandı ve şimdi de gönderiyor. O duygusuz bir piçin teki."
"Ne?"
"Sakın ona kanma."
"Bırak beni." dedi Mihri acıyan kolunu kendine çekerken. Kızı gerisinde bırakıp evin içine girdiğinde kalbi korkuyla atıyordu. Bakışlarını koluna indirdiğinde, birkaç tırnak yarası görmüştü. Kızın söyledikleri kabus gibi zihnine sinmişti.
Bu... tanıdığı Asrın değildi. Gözleriyle görene kadar inanmazdı.
Salon olarak tahmin ettiği büyük hole giriş yaptığında, ileriden gelen TV seslerini işitmişti. Adımlarını oraya doğru ilerlettiğinde, ortalıkta kimseyi göremedi. Evin içinde öylece dolaşırken, bir an Asrın'ın evine geldiğinden şüpheliydi. Ardından gözü kenarda duvara yaslı olan masaya kaydı. Masanın üstünde bir çerçeve vardı. Adımlarını oraya doğru ilerletip, çerçeveyi eline aldı.
Asrın'ın fotoğrafı.
Orman gibi bir ortamda, büyük bir ağacın önünde çekildiği bir resimdi. Resmi yerine geri bırakıp, diğer bir resme uzandığında eli havada kalmıştı.
"Geleceğini hiç düşünmemiştim Mihri."
Mihri yutkundu. Duyduğu ses, Asrın'ın ses tonuydu. Arkasına dönemedi, Asrın'ın her kelimesi milyon kes zihninde yankılandı.
"Av, avcıya kendi ayakları ile geldi."
Mihri'nin kaşları çatıldı. Elleri titredi, yüzü ısınmaya başladı. Kalbi korkuyla atmaya başlamış, zihni karanlık bir çukura doğru sürüklenmeye başlamıştı.
Bu cümleleri kuran Asrın olamazdı. Bir anlık şaşkınlıkla arkasına döndüğünde sendeledi. Karşısındaki Asrın'dı. Kelimenin tam anlamıyla, oydu.
Ela gözleri, biçimli ve keskin yüz hatları, alaycı gülüşüyle ortaya çıkan derin gamzesi, siyah saçları... Asrın, öylece karşısında duruyordu. 3 ay sonra, buradaydı işte.
"Asrın..." dedi inanamayan bir ses tonuyla.
"Şaşırdın mı Mihri?"
"Neden böyle konuşuyorsun?" dedi Mihri korku dolu bir sesle. "Ne oluyor sana Asrın? Akşam attığın mesaj ne anlama geliyor? Seni tanıyamıyorum."
"Nasıl konuşuyorum?" dedi Asrın, sahte bir şekilde düşüncelere dalarken. Ardından elindeki kristal bardağı, masanın üzerine sertçe bırakıp, birkaç adım attı. Mihri, birkaç adım gerileyip sertçe yutkunmuştu.
"Annemin katiliyle nasıl konuşulur Mihri? Öğret."
"Ne?" dedi Mihri sadece. Anlamıyordu, Asrın'a ne olduğunu anlamıyordu. "Asrın, sana ne oldu?" dedi hayretle. "Ne katili?"
"Masum ayaklarına yatma gece kız. Ailenin tüm pis işlerini sen de, ben de gayet iyi biliyoruz."
Mihri kulaklarına inanamıyordu.
"Sen... intikam mı istiyorsun Asrın?" dedi Mihri şok olmuş bir şekilde. Asrın, tekrardan mı intikam istiyordu? Tüm o yaşadıkları bir hiç miydi? Mihri, Asrın'ın gözünde bir intikam aracından fazlası değil miydi artık?
"İntikam mı?" dedi Asrın buz gibi soğuk bir sesle. Ardından Mihri'nin üzerine doğru yavaş adımlar atmaya devam etti. Mihri artık korkudan zangır zangır titriyordu. Asrın'ın suratı öylesine korkutucuydu ki, sanki her an gelip de Mihri'ye zarar verecekti. Aralarında hiç mesafe kalmayana dek ilerlemeye devam etti. Mihri, duvar ile Asrın arasında kapana kısılmıştı.
"Ne bekliyordun?" dedi Mihri'ye doğru, sert bir sesle. "Sana aşık olup, bu intikamdan vazgeçtiğimi mi düşündün? Tüm bunlar planın bir parçasıydı gece kız. Bana aşık olacaktın, bana borçlu kalacaktın, bana bağımlı olacaktın, bana üzülecektin." Mihri, yüreğinin acıyla burkulduğunu hissetti. Tüm bunlar yalan olmalıydı, duymak istemiyordu.
"Oldun da Mihri. O kadar safsın ki, kandın bana."
"Yalan söylüyorsun." dedi Mihri, gözü kararıyor ayakta durmakta zorlanıyordu.
"Doğru söylüyorum Mihri, ilk defa. Ailenin suçunun bedelini ödüyorsun, ödetiyorum bunu sana ve oyun daha bitmedi."
Mihri ağlamak istemiyordu, fakat öylesine boktan bir durumdaydı ki, tek yapmaya gücü yetecek şey ağlamaktı. Asrın neler diyordu böyle? Her şey yalan mıydı? Her şey iğrenç bir planın adımı mıydı?
"Ölüyordum ben... 3 ay önce ölüyordum. Sen kurtardın beni..."
"Benim istediğim acı çekmendi Mihri, ölmene nasıl izin vereyim?"
"Her şey yalandı." dedi Mihri kendine itiraf etmek istercesine. Nefes almakta zorlanıyordu. "Neden? Neden? Neden? Ne yaptım ki ben sana?"
"Suç ailenin, bedeli ise senin."
"Kes sesini." dedi Mihri gözyaşlarının arasından. "İğreniyorum senden!"
"İğrenmek için daha çok erken." dedi Asrın alaycı bir şekilde gülümserken. "Dediğim gibi, oyun daha bitmedi."
Mihri, nefret dolu bakışlarla Asrın'a bakıp, gitmek üzere arkasına döndü. O sırada beklemediği bir şey olmuş, Asrın Mihri'nin gitmesine engel olmuştu. Ondan önce davranıp salonun kapısını kilitlediğinde, Mihri korku dolu bakışlarını Asrın'a çevirmişti.
"Ne yapıyorsun sen?" diye bağırdı. Kapıya doğru koşup açmak için zorladığında Asrın alaylı bir şekilde gülmeye devam ediyordu.
"Bana kendi ayaklarınla geldin gece kız. Gece sürprizlerle dolu dediğimde beni ciddiye almalıydın."
Mihri tüm hayallerinin bir anda yere dökülüp kırıldığını hissetti. Her şey paramparça oldu. Umutları, hayalleri, güveni, sevgisi, her şey paramparçaydı.
"Seni sevdim ben ya." dedi birden.
Sıkı bir yumruk, kalbine toslamış gibiydi. Bu nasıl bir ağrıydı, anlatamıyordu. Şimdiye kadar, bir düşmanı sevmişti. Bir düşman tarafından kurtarılmış, bir düşman tarafından hayatı mahvedilmişti.
Asrın tepkisiz kaldı. Ardından çalan telefonunu, gözlerini Mihri'nin üzerinden ayırmadan yanıtladı.
"Alo/Ender mi geliyormuş"
Mihri, babasının ismini duyması ile korkuyla Asrın'a doğru adımladı. Asrın, Mihri'nin bu halini gördüğünde zevk alıyormuşcasına gülmüştü.
"Peki gelsin bakalım/ bırakın girsin eve/işaret ettiğimde halledersiniz/polisleri halletmeyi unutmayın."
Mihri korkudan ölecek gibiydi.
"Ender, Ender diye bahsettiğin babam mı?" dedi korkuyla.
"Evet."
"Ne yapacaksın Asrın,
korkutuyorsun beni."
"Perdeler kapandı, oyuncular değişti Mihri. Oyun yeni başlıyor."
Evin kapısı artarda vurulup zile basıldığında, Mihri sonun geldiğini hissediyordu. Bu perdede ona ölüm, Asrın'a intikam düşüyordu.
Cepheler belirlenmiş, düşman kendini göstermişti. Mihri'nin safı ise güçsüz, savunmasız ve yıkıktı.
Oyun yeni başlıyordu...
BÖLÜM SONU