Skip to content

HAYL

Chapter 2 · 14 min read

HAYL

Chapter 2

KUZEY ile ilk tanışma.

Kendi halinde çok mutlu gözüküyordu. “Evet, uyandım. Diğerleri nerede.” Bu çocuğu da ilk defa görüyordum. Sarı saçları ve sarı gözleri vardı. Gözleri gözlerime bakıyorken şunu fark ettim Akay’ın gözlerinin sarılığı kimsede yoktu. “Diğerleri görevde. Sende hazırlan yakında bizde göreve gideceğiz.” Küçük tebessümle gülümsedi. “Seni tombalak gel de yardım et.” İkimizde gözlerimizi ona doğru döndürdük ben tekrar çocuğa baktığımda ona karşı gülümsemesini gördüm. Bu ,nedense beni kıskandırdı. Ellerine baktım . Yaralar vardı. Hatta biri daha yeni olmuş gibiydi. “Sen kime tombalak diyorsun maviş” küçük uyarıcı sesini beli ederek söylemişti. Yine de sesini yükseltmemişti. Sarı gözlerini bana döndürdü. “Uyandığın odadaki dolapta sana uygun kıyafetler var onlardan giyebilirsin.” Üstüme zaten bir şeyler geçirmiştim ama evde giyilecek gibi kıyafetlerdi. Bende onaylayarak odama çıkmaya koyuldum. Bu ışıldayan merdivenlerden çıkarken arkamdaki o tatlı görüntülere bakmadan edemiyordum. Ne kadar Akay bana karşı soğuk olsa da çoğunluk çok sempatik kişilerdi. Hepsi değildi. Aslında yorum yapamazdım... Çünkü hiçbirini tanımıyordum. Daha burada ilk günümdü. Bir insanı dış tarafından yargılamada benden daha iyisini bulamazlardı. Derin bir iç çektim. Odamın kapı kolunu kavradım ve açtım. İçeri adım atacakken kapımın hemen yan üstünde duran bir masa fark ettim. Duvara asılı bir masaydı. Üstünde ise küçüklük fotoğrafları vardı. Çerçeve içindeydiler ama o kadar canlı gibiler ki. Orada olduğumu hissettim. Geri adım attım ve bir çerçeveyi elime aldım. Fotoğrafta hemen fark ettiğim o kişiyle gözlerimi açtım. Bu sarı gözler Akay’ın olsa gerek. Küçükken yaşadığım o kelebek heykelindeki çocuktu. Elimdeki fotoğraf benim nefesimi kesti. Daha fazla ipucu bulmak istiyordum ama korkuyordum. İlk defa korkmuyordum ama ilk defa kalbim çıkacakmış gibi hissediyorum. Yerde kırılma sesiyle derinlik sulardan çıktım ve gözlerimi aşağı çevirdim. Elimdeki fotoğrafı farkında olmadan düşürmüştüm. Hiç umursamadan onları yerde bıraktım. Kaçış odasını bulmaya çalışmalıyım ama nasıl... Hangi oda olabilir? Bunların hepsinin cevabı olan sorulardı. Üst katta gördüğüm kadarıyla fazla kişi yoktu. Evdeki kaçış yolunu bulmaktan başka seçenek kalmadı. Evden kaçmalıydım kim olduklarını bilmezken, bu eve girmem hataydı. Akay benim olduğumu öğrenirse asla kaçmama izin vermezdi bunu bildiğim için kaçmalıydım. Kafamı sağa sola çevirdim az önceki çocuk hala kızla konuşuyor ve gülüyordu. Az önce o bana evdekiler gruplaşarak göreve gidiyoruz dedi.” O yüzünden galiba evde az kişi vardı. Merdiven sesiyle ürperdim. Odam uzaktaydı öneme gelen bir odaya girdim. Bu oda kimindi bilmiyordum ama çok karanlık renklerle yapılmıştı. Belkide ışık kapalı olduğundan öyle gözüküyordu. Işığı açarsam fark edilirdim. Bende masum çocuklar gibi beni bulmalarını beklemeyecektim. Odanın penceresi kocamdı. Gün ışığı olduğu için odaya biraz olsun ışık giriyordu. Saat 5 civarıydı. Üstümdekiler çok inceydi. Böyle bir yerde üşümemek imkansızdı. Ama o kan, o geçmiş ve gizli işler yapan bir ekip hiç güvenilir değildi. Üşümeği bile göz alırdım. Evet bende bir adam öldürdüm ama istemedendi. Geçmiş olay; “Evet hanım efendi getiriyorum.” Ne iş ama bitmek bilmiyor. Ellerimi alnıma götürdüm ve terimi sildim. Masada duran içecekleri bir hareket ile elime aldım. Hızlıca şikayet eden adamların masasına götürdüm. Yaşlı dayılar hem dedikodu yapıp hem de bayanlara bakarak sırıtıyorlardı. Bu yaptıkları davranış ne kadar terbiyesizce olsa bile umursamamalıydım. Yine de küfretmemek için kendimi zor tutuyordum. Tepside duran bardakları masaya koydum ve boş tepsiyi elime aldım. Gitmek için can atıyordum çünkü bu iğrenç görüntü midemi kaldırıyordu. El bileğimde hissettiğim kuru ve soğuk bir elle arkaya döndüm ve yaşlı dayılara baktım. Biri bana bakıyor ve sesli bir şekilde gülüyordu. Bedenimi çekiştiriyordu. Onlara düşmemek için kendimi zor tutum. Elimi hızlıca çektim ama etki etmedi. Adamın eli popomu elemeye başlayınca bağırdım. Hiç bir insan umursamıyordu. İzlemek istemeyenler bile dışarı çıktı. İnsanlık bitmişti. Yardım ederdi insan. Masada duran bir boş bardağı diğer elime aldım kafasına doğru götürüp kafasında parçaladım. Adamın kafasından kanlar okuyordu. Elimi tutan eli aşağı doğru kaydı. Ve adam sandalyede ölü bir şekilde duruyordu. Bunu görenler; polis ve ambulans çağırmışlardı. Ben şimdi katildim. Şimdiki Zaman; Yaslandığım kapı tıklatıldı. “ Kuzey Doğukan sen mi? İçeridesin.” Yutkundum. Sesimden anlardı... “Giriyorum iznin varsa.” Kapıyı açmaya çalıştı gövdem kapının açılmasını engelliyordu. “Noluyor, burada niye odamdasınız.” Bunu diyen ses fazlasıyla sert ve kalın bir sesle çıkmıştı. Bir günde kaç kişi tanımıştım acaba? Sayamıyordum. “Alcan kaçmış...” diyen sesle ürperdim. Kapı tekrar tıklatıldı. “Alcan sen mi içeridesin.” Diyen kişi. Defne ışığın kardeşi egeydi. Sesi o kadar şefkatli çıkmıştı ki o an evet buradayım demek istedim. “ Bu kız beni delirtecek, geldiğinden beri sadece bize bela oldu ya.” Evet bende bundan bahsediyorum ışık . “Açılın , bana bırakın.” Bu ses yutkunmama neden oldu. Titreyen ellerim daha çok titremeye başlamış oldu. Gözlerimi yumdum ve pencere gitmeyi düşündüm. Kapının arkasına bir tane sandalye koydum ve pencereyi açtım. Aşağı atlamak salaklık olurdu. Pencereden yorganın çarşafını bağladım ve onu orada bıraktım. Bir gördüğüm dolabın içine girdim. “ Alcan aç şu kapıyı.” Bağıran sesleri duymamak için kulağımı elimle kapadım. Bir süre geçtikten sonra karanlık ve dar alan fobisi beni tutuyordu . “Kuzey napacaksın dur.” Ne yapacaktı böyle hırlar gibi bağırdığı için korkmuştum. Bir kırma sesiyle ne yaptığını anlamıştım. Bu çıtırtı ile kapının açıldığını anlamıştım. “Siktir kaçmış lan.” Bunu diyen kimdi bilmiyordum. Dolabı biraz açtım ve onlara baktım saymaya çalıştım. Toplam 20 kişi vardı. Oturma masası 12 taneydi ama şuanda burada 14 kişi vardı. En önde kuzey, onun yanında Akay vardı . Sarı gözleriyle her yerden belli oluyordu. Dişlerini sıkıyordu . Uzun kirpiklerinin altındaki o sarı gözler ateşlerle dolmuştu. “Herkes onu arasın. Hemen şimdi.” Diyerek kükremişti. Dolaptan bakarken herkesin yüzündeki o korkuyu görüyordum. Bir kişi hariç oda kuzeydi. Herkes çıkmıştı. Odada sadece Kuzey ve Akay vardı. “ Kızla işin var biliyorum ancak neden bize de böyle davranıyorsun .Kendine gel Akay, bana patronlukların işlemez.” Bu sert çıkışına Akay bir şey diyemedi. Bunun ardından “Lütfen çık benim odam burada olmana izin vermiyorum.” Bana söylenen kurala göre lider ihtiyaç olduğu zaman odalara girebilirdi ama kuzeyin bu evdeki yeri anladığıma göre ayrı bir yerdeydi. Akay onu tersleyemiyordu. Akay odadan çıkacağı sırada “Onu bulursan yada görürsen haber ver.” Bunu söylediğinde sesi boğuk çıkıyordu. “O kız benim için değerli...” bunu diyen kişiye bakıyordum bana bunu o mu demişti. Kuzey Doğukan benim için böyle bir şey demişti. Kuzey sözüne devam etti. “Ona zarar verirsen Akay seni affetmem.” Kapı kapanma sesiyle Akay’ın çıktığını anladım. Bir nefes verme sesiyle yatağa yatan kuzey. “ Seni çok özledim” beni mi? Dışarı çıkıp bir sürü soru sormak istiyordum ama buradan kaçmalıydım da. Aşağıdan gelen bir sesle “ Kuzey gelsene, kaldırmama yardım et.” Yattığı yataktan doğruldu. Ve kapalı kapıyı açtı. Pencereyi kapatmışlardı . Büyük ihtimalle beni arka ormanda arıyorlardı. Evde hala birileri olduğundan ön kapıdan çıkmazdım o yüzden bende biraz beklemeyi ve böylece kaçabilmeyi düşündüm. Burada 15 dakikadır oturuyordum. Kapı tekrar açıldı. İçeri girene baktım. Kuzeydi... Dolabı araladım. Kapıyı tekrar kapattı İçime büyük bir korku sarmıştı. Tırnaklarımı kendi elime geçirdim. Su sesiyle yüzüme kızarma geldi. Yıkanıyor muydu? Yok ya bence elini yıkıyordu. Kendime gelemiyorum. Şarkı söylemeye başladı. “Dayanamıyorum hayallerim çok ağır. Bana yardım et. Kimle konuşsam sağır” Sesi çok güzeldi. Gülümsememe neden oldu. Bu şarkı ‘sıcak şarap’ şarkısıydı ve Batuhan kordel yazmıştı. Kendimi tuttum ve onu dinlemeye devam ettim. Şarkıya devam etti. “Bana neler yazdırdın. Hiç farkında mısın? Özelsin , benimsin. Buda en büyük şansım . İnsanlar konuşuyor ama hiç duymuyorum. Aklım fikirim hep sende.” Durdu. Şarkıyı söylemiyordu. Kapının açılma sesiyle duraksadım. Birkaç dakika öylece yerinde durdu çünkü terlik sesi gelmiyordu. Ona bakamıyordum çünkü duştan yeni çıkmıştı. “Çık dışarı Alcan” yutkundum. Nasıl anlamıştı. “Bu kadar beni dinlemek ve izlemek yetmedi mi?” yakalanmıştım. Dudağımın üzerine dişimi getirdim ve dudağımı dişim ile sıkıştırdım. Dolabı yavaşça açtım. Dolaba girdiğimden beri korkmuyordum. Nedenini bilmiyorum ama bu eve geldiğimden beri kendimde değildim. Kuzey’e baktım, fazlasıyla yakışıklıydı. Dışarı çıktığımda dengede duramamıştım. Kaç dakikadır içeride oturduğum için ayağım tutulmuştu. Dolabı tekrar kapadım. “ Yakalandım demi.” Dedim masum bir şekilde. Kuzey gülmemek için kendini zor tutuyordu. O kızgın Kuzey yoktu. “Sen biliyor musun? çok salaksın.” Dedi. Bunu derken güldü. Bir çocuk gibiydi. Gülmesi yavaşça solduğunda bana baktı . Bu çocuğunda gözleri sarıydı ,bu evdeki herkesin niye gözleri sarıydı. “ Odana girdiğim için özür dilerim ama yapmam gerekiyordu.” Kuzey kafa salladı. Ben kapıya doğru baktım kapıdan çıkacaktım. “ben çıkayım. Dedim onun bedenine bakmamaya çalışarak. Elimde bir ten ile durdum. “Alcan Akay’a bunu yapma.” Sorgular gibi baktım. “Neyi yapmayayım?” gerçekten anlamamıştım. “Ondan korkma. Normalde iyi biriydi. Sadece sevgisiz büyüdü.” Onu kim severdi ki. İyi biri demesine şaşırmıştım. Ağzımla düşüncelerim uyuşmuyordu. “Tamam.” Çıkarken ayağım kaydı. Yere düşme korkusunu hiç sevmiyordum. Düştüm. Kuzeyin tutmasını niye beklediysem. Kuzey üsten bakıyordu. Aynı gülümseme vardı. Kapı açıldı. Giren sinirliydi. Bu Akaydı. Benimle göz göze gelince nefesini verdi. Telsiz çıkardı. “Onu buldum aramayı bırakın.” Arkadan Ensar geldi. “ Vay küçük Alcan buradaymış, biliyor musun Akay ? Bu afacan koridordaki fotoğrafı kırmış. Fotoğraf hasar görmüş.” Akay’ın sakinliği bozuldu. Bana doğru adım attı. Boğazıma ellerini getirdi. “Bana bak. Seni buraya acıdığımdan getirdim Alcan pis ellerinle evimizi yık ve parçala diye değil.” Nefes alamıyordum. Kuzey şaşırmıştı. Herkes gibi o da bu işe karışmak istemiyordu. Akay’ın elleri boynumdan ayrıldı. Kuzeye baktı. “Koruduğun kıza bak.” Dedi elleriyle beni göstererek. Gözleri korkunçtu. Ağzından küfür savurdu. Kapıyı çarparak çıktı. Bana en azından neden yada nasıl kırıldığını soramaz mıydı. ~Bir kibrit yanarsa , eski haline dönmez~ 2.bölüm : Bana hiç fikrim sorulmadı. Hiç yaşamak istedim mi bilmiyorum. Ben böyle bir kız mıydım doğduğumda bilmiyorum. Belkide burası benim tekrar kırılacağım yerdir belki de. Aşk nedir bilmeyen ben burada belki birine aşık olacaktım. Evet kabul ediyorum hepsi yakışıklı sanki sevilmiş gibilerdi. Bana bakacaklarını sanmıyordum. Aslında istemiyordum da böyle psikopatlar her türlü zarar verenlerdi. Kuzeyin bana baktığını hissettim . “Onun için özel bir fotoğraf.” Bende kuzeye baktım. “Fotoğrafına en fazla ne kadar hasar görmüş olabilir ki?” Kuzey dudağını bilemiyorum gibi yaparak alt dudağını öne aldı. Bende ona bakmayı bıraktım. Az kalsın bir fotoğraf için ölüyordum. Ellerimi boynuma götürdüm. Kendini neden durdurduysa, o kadar zarar görmemiştim. Yerden ayağa doğruldum. Kuzeyin banyosuna girdim. Kuzey bir şey demedi. Bana üzgün gözlerle baktığını gördükten sonra acınası durumda olduğumu anladım. Banyonun kapısını kapattım. Aynadan kendime baktım. Düşündüğüm gibi boynum kızarmıştı. Hayatımda daha kötü şeyler yaşamıştım. Ne güzel kurtuldum dedikten sonra yine aynılarını yaşamaya başladım. Vücudum da yaraları görmeyeli ne kadar olmuştu. Galiba 9 sene. Gözlerimde yaşlar aktı. Normalde böyle şeylere üzülmedim. Bu sefer neden ağladığımı anlamadım. Belkide o kız olduğumu düşündüğümdendi. O kızı kıskanmış olmam çok ezikçe. Bir süre burada ağladım. Kuzey hiç bir şey söylemedi. Kapı tıklatıldı. “Kim o?” dedim. Neden bilmiyorum ama Kuzey olsun istiyordum. İstediğim oldu kuzeyin nayif sesini duydum. “ iyi misin. Birazdan herkesin aşağı inmesi gerekiyor.” Beni uyarmak için gelmişti. Sesim boğuk çıkmasın diye yutkundum. “Tamam geliyorum sen in.” Kuzey in terlik sesini duydum ve gittiğini anladım. Aynadan akan göz yaşlarımı sildim. Musluğu açarak ,ellerimi yıkadım. Ellerimle yüzüme su vurdum. Ağlamış gibi artık durmuyordum. Ellerimi kuruladım. Kapıyı açtım. Aşağı doğru inecektim. Onlarla ilk yemeğimi yiyecektim. Kuzeyin odasının kolunu tutup açtım. Karşıma evin koridoru çıktı. Ellerimle saçlarımla oynuyordum. Aşağıya merdivenlerle indim. Herkes oturmuş gibiydi ama halka az kişi vardı. Kimse konuşmuyor ve gülmüyorlardı. Merdivenin sonuna geldiğimde durdum. Akay’a baktım. Burada değildi. Herkes yemeğe odaklanmış çıt çıkarmıyorlardı. Özür dilemek istiyordum. Nedense bana yaptığı hareketten dolayı da özür dilemek istemiyordum. Yemek masasına geldim. Sandalyeyi geri çektim. Sandalyeye oturdum. Herkes niye bu kadar sessizdiler? Hatalı hissediyordum. Ayağa tekrar kalktım. Çoğunluk bana baktı. Kuzey’e de baktım. Oda burada değildi. Düşününce daha tanımadığım bir çok kişi burada değildi. Çoğunluğu yok saydım. Masadan kalktım. Masada benle beraber 11 kişi vardı. Yine merdivenlere yöneldim. 3 kat çıkmam gerekiyordu. Ev fazlasıyla büyüktü. Bu evi ilk kimin aldığını merak etmeye başlamıştım.İçerisi de dışarısı gibi lükstü, buna alışık değildim. Ben sokak çocuğuydum. Bunu değiştiremezdim yada değiştiremezlerdi. Doğdum doğalı böyle değildim bir evim vardı benimde. Ama dayımın evi olmuştu sonradan. Ailemin bana bıraktığı ev de şuan dayım kalıyordu. Eski bir evdi. Ama yine de kalacak bir yerim olabilirdi. Bu imkanım elimden alınmıştı. Merdivenler bitmiyordu. Son basamağı görünce gelen mutluluk fazlasıyla garipti .Son basamağa bastım ve 3. katta gelmiş oldum. Odaların kapılarında kişilerin isimleri yazıyordu. Benim bayılıp uyandığımda odada ismini hatırlamadığım birinin ismi yazıyordu. Ben bu evden değildim. Katları çıkarken fark ettim toplam 12 kapı vardı. Koridorda onun ismini görmek istedim ama yoktu. Koridorda boş boş dolaşıyordum. Aşağı inerken ayağımda acı hissetim. Ayak burkulmasını hiç sevmediğimi yine anladım. Aşağı indim gözlerin hepsi üzerimde oluşuna şaşırmadım ilk değildi. “ Bir şey soracağım size.” Işık bana garip baktı. “ Akay burada kalmıyor mu.” Kimse tık çıkarmadı. Merdivenlerden Kuzey indi. Az önce tüm evi gezdim nereden çıkmıştı? Herkes kuzeye baktı. Gözleri boğuktu . Gören ölmek üzere olan biri sanırlardı. Merdiven sonunda , yanıma geldi. Bana baktı. Gülümsedi ama bu gülümseme canımı yaktı. Yanımdan yürümeye başladı masaya doğru. Sandalyesine oturdu . Şuan tek oturmayan bendim. Yemeğe devam ediyorlardı. Benim iştahım yoktu. Merdivenin son basamağından yukarı çıktım. Kuzeyin bulunduğu odanın olduğu, kata geldim. Kırılan parçalar hala oradaydı. Elimi kesmeden almaya çalışıyordum. Arkada ayak sesi duydum dikkatim dağıldı. Elim çizildi . Kan fazlaydı ve acıtıyordu. Arkama baktım. Akay diye düşündüm ama o değildi. Bilmediğim bir yüz ve bilmediğim bir kişiydi. Gözlerinde korku vardı. Titriyordu. Yanımdan geçti , arkasından seslensem de bana bakmadı. Saçları boyalıydı. Saçları uçları maviydi. Bir erkekti. Boyu fazla uzun değil gibiydi. Gözleri rengi yanlış görmediysem turkuazdı. Kırılan parçaları topladım. Yakında bir çöp bulmaya çalışıyordum. Ufak bir çöp bulup camları attım fotoğraf zarar görmüştü. Çok fazla değildi ama hasarı vardı. Dışarı çıkmama izin vermiyordu. Ama neden, bunu hala bana açıklamıyorlardı . Bana anlaşılan hala güvenmiyorlar. güvenlerini kazanmak için anlaşılan Akay’ın güvenini kazanmam lazımdı . Fotoğrafı kendim düzeltebilirdim . Bana bazı Malzemeler gerekiyordu. Asıl bunları bulmak zordu. Benim yeni odamda olmasa bile başka odalarda olabilirdi. Ben ayağa kalktım. Koridora baktım aklıma çocuğun kaçışı geldi. Onu boş vermeliydim. Çünkü burası zaten yeterince garipti. Bunların bu haline alışmam gerekiyordu. Koridorda yürürken. Bir çocuk orada duruyordu. Saç uçları maviydi aynı çocuktu. Ama bu sefer titremiyordu. Gözleri açılmış ve ağzında bir sırıtış vardı. Gözleri yere doğru bakıyordu. Gözlerimi onun üzerinden aldım. Ve onun baktığı yere baktım. Sadece gördüğüm bir ayaktı. Yerde yatan bir ayak . bu beni korkutmuştu. İlerlemek istiyordum. Merak duygum beni yine ele geçirmişti. Adımlarım atarken biri beni çekti. Eliyle ağzımı kapadı. Ona saldıracağımı bildiğinden ellerimi sıkıca tutuyordu. Gözlerim onun yüzünü göremiyordu. Az önceki koridordan gülme sesleri geldi. Biri “emir sen ne yapıyorsun” dedi. Bu ses kuzeyindi. Kuzey çekildiğim yerin önündeydi. Ama aramızda duvar vardı. Beni göremiyordu. Gülme kuzeyin sesiyle sonlandı. Anlaşılan bu çocuğun ismi emirdi. Ağzımdaki elli olma kişi kulağıma eğildi. “Burdan kaç. Seni bulacak. Cehennem ne sen hiç bilmedin. Bunlar senin cehennemin. Bana güvenmene ihtiyacım yok. Ama,” Duraksadı . Ağzımdaki elini çekti. Eğilmesi sona erdi ve doğruldu. Koridorda bir pencere açıktı. Kafamı ona doğrultum. Sadece gözleri vardı. Masmavi gözleri Deniz kadar sonsuzdu. Yüzünde maske vardı. Saçlarını bile göremiyordum . Arkamdan çekildi. Pencereye doğru gitti. “ismin ne.” Dedim. Bana kafasını bile döndürmeden. “Beni şuan tanımıyorsun, görmedin ,duymadın. Gelecekte dediğimi yaparsan öğrenirsin.” Diyerek aşağı atladı. Burası 3. Kattı aşağı atlarsa ayağı kırılırdı. Durduğum yerden pencereye doğru yürümeye başladım. Pencereden aşağı baktığımda orada değildi çoktan gitmişti. Kuzeyin bağırış sesini duydum. “ Emir bu kaçıncı oldu. Senin yüzünden biz zarar görüyoruz büyü artık. Ceza almazsan, devam edeceksin yürü benle geliyorsun.” Kuzey de bazen çok acımasız olabiliyordu. Ben hala dışarıya bakıyordum. Orman vardı . Bu villaya ait bir havuzu vardı. Burada bilmediğim daha kaç tane şey vardı. Sadece gördüklerimle yetiniyordum. Yada yanlış soruydu. Sadece burası mi vardı. Bir çıtırtı ile kuzeyin olduğu yere baktım. Bu uçları mavi saçlı olan emirdi. Benim olduğum tarafa geliyordu. Elinde kanlı bir bıçak vardı. Bana bakıp sırıttı , yoksa... Canım yanıyordu. Ellerime kanlar bulaşmıştı. Bu kanların sahibi bendim. Vücudumu tutan bir sıcaklık vardı. Gözlerim buğulu görüyordu . Işık Kuzey diye seslendi. Beni tutanın Kuzey olduğunu anladım. Buğulu olduğunda bile çok yakışıklıydı. “ Alcan bizle kal Sakın gözlerini kapatma.” Devam etti. “O emiri öldürün.” Bunu duyduğumda kulaklarım çınladı. Ben burada gerçekten yabancıydım. Işık’a baktım. Hala duruyor ve kuzeye bakıyordu. En sonunda ışık konuştu. “ Olmaz Kuzey Emir burada önemli yere sahip. Hem bir akaya...” Kuzey onun sözünü kesti. “ Akay liderse bende liderim burada , Akaya sormadım diye bana hesap mi soruyorsun ışık.” Nefes verdi. “ Haklısın önemli yere sahip . O zaman onu yurt dışındaki yere götürün orada tekrar eğitime sokun aklı başına gelir.” Işık kafasını salladı ve uzaklaştı. Nefesim kesiliyordu. Nefesim yetersiz kalıyordu. Gözlerim artık hiç görmemeye başladı. Bıçaklandığım yere baktım kolumdan bıçaklanmış olsam da fazla kan kaybediyordum. Hayat bu kadar kolay gidiyordu. Daha yaşamak istediğim anılarım olacaktı, Hem o çocuğu merak ediyordum. Herkesin hayatını merak ediyordum. Meğerse hepsi hayalmiş. En azından borçlu gitmek istemiyordum. Akay üzgünüm sana borçlu gittiğim için. Gözlerim kapanıyordu. Kuzey doktor nerede diye kaç kere bağırdı bilmiyordum. Kuzey keşke hayatımı kurtarabilsen . Sana hep borçlu kalırdım. Gözlerimi kapadım. -Sabah 6:38~ Gözlerimi araladım. Günün güzel ışığı odama vuruyordu. Bayılıp kalktığımda da bu odadaydım. Yine buradayım. Biraz doğrulamak istedim koluma biraz ağırlık verir vermez kolum kopacakmış gibi çok acıdı . “Kendini zorlama , diktiler, acısını 2-3 gün daha hissedeceksin.” Yanımda ışık vardı. Gözlerinden hala bana güvenmediğini ama benim için endişeli olduğunu görüyordum. Bu durum benim canımı ne kadar yaksa da biraz olsun mutlu olmuştum. Işık bana bakmayı bıraktı.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.