Aynalı koridorun sonundaki ağır ahşap kapıyı can havliyle açıp kendilerini içeriye atan beş arkadaş, kapıyı hemen arkalarından kapatarak üzerindeki paslı sürgüyü çektiler. Burası, köşkte yaşayan ailenin ana yatak odası gibi görünüyordu. Koridordaki o tırnak kazıma sesleri, kalın kapının ardında boğuklaşsa da tamamen kesilmemişti; aynaların içindeki varlıklar hala çıkış yollarını arıyor gibiydi.
Odanın ortasında, tozlu perdeleri sarkmış devasa bir yatak duruyordu. Köşede ise üzerinde eski gazete kupürleri, sararmış fotoğraflar ve kalın, deri kaplı bir günlüğün bulunduğu eski bir çalışma masası vardı. Havaya sinen yoğun toz ve eski zaman kokusu, zamanın bu odada onlarca yıl önce donduğunu fısıldıyordu.
Arda, fenerinin zayıflayan ışığını masaya doğru tutarak ilerledi. Titreyen parmaklarıyla tozlu günlüğü eline aldı ve sayfalarını hızla çevirmeye başladı. Günlük, 1955 yılının son aylarına aitti ve evin sahibi olan babanın el yazısıyla kaleme alınmıştı.
"Dinleyin," dedi Arda, günlükten seçtiği satırları yüksek sesle okuyarak. "Burada ne olduğunu anlatıyor: 'Ev bizi dinliyor. Duvarların ardındaki gölgeler çocukların isimlerini fısıldıyor. Onları korumak için bodrumdaki mühürleri yenilemem gerek ama her geçen gün irademiz zayıflıyor. Bu ev, kasabanın üzerine inşa edildiği antik bir lanetin tam merkezinde duruyor. Biz sadece bekçileriz ama artık gücümüz kalmadı. Eğer bu satırları okuyorsanız, mühür kırılmış demektir. Evi terk etmeyin, çünkü ev sizi asla bırakmaz. Kurtuluş, tavan arasındaki anahtarda...' Sayfalar burada bitiyor."
"Yani o efsaneler tamamen doğruydu," dedi Melis, gözyaşları içinde omuzları sarsılarak. "Aile buradan kaçmadı, ev onları yavaş yavaş yuttu. Biz de aynı tuzağın içindeyiz."
"Ve şimdi sıra bize geldi," diye ekledi Burak, kırık pencerelerin ardından dışarıya bakarak. Fırtına dışarıda hala tüm şiddetiyle devam ediyordu ama gariptir ki, bahçedeki devasa ağaçlar tamamen hareketsizdi. Sanki dış dünya tamamen donmuş, zaman durmuş, sadece bu ev kendi içinde yaşayan bir organizma gibi nefes almaya devam ediyordu.
Birden, odadaki yatağın ağır perdeleri görünmez bir rüzgarla kendi kendine sallanmaya başladı. Yatağın altından, odanın zeminine doğru gri, yoğun bir sis yayılmaya başladı. Sisin içinden, çocuk ağlamalarına ve boğuk fısıltılara benzer sesler yükseldi. Zamanları hızla daralıyordu. Günlükte bahsedilen tavan arasındaki anahtarı bulmak, bu evden çıkmanın ve hayatta kalmanın tek yoluydu. Ancak tavan arasına ulaşmak için koridordaki o canlı aynaların ve merdivenlerde pusuda bekleyen devasa gölgenin yanından tekrar geçmek zorundaydılar.