Skip to content

ETHER (BAŞLANGIÇ)

Chapter 2 · 11 min read

ETHER (BAŞLANGIÇ)

Chapter 2

2. Bölüm: Özgürlük ve Ölüm

Hayatım boyunca hiç bu şekilde koşmamıştım, evin etrafını bir tur dolandım ve onlar çıkış kapısının önünden ayrılıp benim peşime düşmüşken hemen kapıdan çıktım, ciğerlerime çok fazla hava doluyordu, bacaklarımı hissetmiyordum bir sürü ses vardı, hava karanlıktı, bir sürü evler vardı ve ben onların arasına karanlık bir yere girerken bacaklarım sendelemeye başladı.

HİNA: Hayır, hayır şimdi olmaz.

Bacaklarımın hareketi aniden kesildi ve hızla düştüm.

HİNA: Hayır olmaz Hina kalk hadi kalk.

Rex ve Enzo sesimi duyup gelmişti. Yüzlerinde bir sırıtış ve rahatlık ifadesi vardı.

REX:(Telsize konuşarak) Onu bulduk getiriyoruz.

HİNA:(gözleri dolarak) Lütfen beni bırakın, özgür olmak istiyorum.

ENZO: Burada özgür olamadan ölürsün Hina.

Kollarımı kullanarak kendimi onlardan uzaklaştırıp kaçmaya çalıştım, ama yaptıkları bana gülmek oldu. Neden bana gülüyorlardı ki? Yoksa bu Lee'nin sürekli bahsettiği alay etmek miydi? Onlar beni kolumdan tutup kaldırdılar.

HİNA: Kendi kaderimi kendim belirlemek istiyorum.

ENZO: Kaderin ne olduğunu biliyor musun sen?

REX:(Alaycı bir tonla) Nereye kadar kaçacaksın ki, kızım?

Etrafıma bakıyordum, onların elinden kurtulmamın bir yolu olmalıydı.

ENZO: Ahh o korku dolu gözlerle bakma Hina, yoksa dokuz ay tohumlarımı taşıyacaksın.

REX: İğrençleşme.

Ne dediğini anlamıyordum, onlar beni götürürken tek katlı bir evin çatısından biri önümüze atladı, yavaşça bize doğru yürüdü.

"Bence onu bırakmanız iyi olur."

ENZO: Genç adam çekil önümüzden özel askeriz, belanı bulma.

(Alay eder gibi)"Bir gün belaya bulaşmasam o gün kendimi ölmüş sayarım."

Oğlan hızla harekete geçti ve Enzo'nun dengesini bozup onu yere serdi. Rex'e yöneldi çok çevikti, hızlı bir dizi yumruk ve tekmeyle onu etkisiz hale getirdi.

REX:(panikle) Seni kim gönderdi?!

Oğlan cevap vermek yerine ayağa kalkan Enzo'ya doğru ilerledi. Bu kez bir savunma hareketiyle, onun kendi momentumunu kullanarak onu duvara fırlattı.

(sakin bir sesle): “Kimse göndermedi. Yanlış yerde yanlış zamandasınız.”

Rex oğlana saldırmak için bıçak çekti, ama oğlan onun elini kavrayarak bıçağı yere düşürdü ve bir judo atışıyla onu yere serdi. Bıçağı alıp Enzo'ya doğru ilerledi ve bıçağı onun boğazına bastırdı.

ENZO: Hayır yapma.

(nefes nefese) "Henüz dozumu alamadım."

Enzo'nun boğazını kesti ve bende göz yaşlarımı tutamayıp ağladım, onu öldürmüştü. Ve şimdide Rex' e doğru ilerliyordu.

(Sakin bir sesle) Beni anlatması için her zaman bir kişiyi bırakırım.

Enzo'ya doğru ilerledi ve üniformasındaki kanat logosuna kan sürdü. Rex bana öfkeyle baktı ve koşarak uzaklaştı.

"Seni evine bırakmamı ister misin?"

HİNA:(Titreyen sesiyle) Beni oraya götürme, lütfen.

"Neden?"

HİNA: Beni oraya kapatıyorlardı ve bende kaçtım.

"O zaman burada olmamız pek güvenli değil, seni güvenli bir yere götüreceğim."

HİNA: Peki olur.

"Neden bana bu kadar kolay güveniyorsun ki, seni öldürebilirim."

HİNA:(korkarak) Lütfen beni öldürme.

"kamera şakası falan mısın sen?"

HİNA: Nasıl yani anlamadım?

"Boş ver hadi gidelim."

Oğlan arkasını dönüp ilerlemeye başladı ama ben hareket edemiyordum, yokluğumu fark etti ve arkasına döndü.

"Gelsene."

HİNA: Şey ben yürüyemem.

"Buraya kadar nasıl geldin?"

HİNA: Bazen bacaklarım kitleniyor ve yürüyemiyorum.

"Neden?"

HİNA: Bilmiyorum.

Oğlan bana doğru geldi ve beni kucağına aldı. Bu bana çok garip hissettirmişti ve kalbim çok hızlı atıyordu aynı zamanda yüzüm yanıyordu.

"Utandın mı?"

HİNA: Utanmak?

"Tamam seni anlamak çok zor olacak."

Hava çok karanlıktı ve dışarıda kimse yoktu vücudum çok garipti ve dişlerim birbirine vurmaya başlamıştı?

HİNA:(panikle) Neler oluyor?

"Üşüyorsun"

HİNA: Ev böyle değildi.

"Prensesler gibi yaşamışsın anlaşılan."

HİNA: Bu iyi bir şey mi?

"Göreceli."

HİNA: Kalbim neden bu kadar hızlı atıyor.

"Adrenalin ve korkudan dolayı ama ben seni az çok anladım."

HİNA: Nasıl anladın?

Oğlan bir evin kapısını açtı karanlık ve ürkütücüydü içeri girdik, ışıkları yaktı ve her yer aydınlandı.

HİNA: Sana nasıl hitap edebilirim?

"Eron."

HİNA: Eron.

ERON: Sen?

HİNA: Ben Hina Morbide.

Bunu dememle oğlan öfkeyle bana döndü ve çenemi tutup sıktı.

HİNA:(Titreyen sesiyle) Lütfen beni öldürme.

Beni duvara doğru fırlattı ve ona çarpıp yere düştüm.

ERON:(iç sesi) Bu kız, o adamın kanından geliyor. O adam. . . her şeyimi aldı. Ailemi, hayatımı, çocukluğumu, geleceğimi.

Eron bana döndü yüz ifadesi çok korkunçtu.

ERON:(Alaycı bir sesle) Bakalım Viktor'un prensesi burada ne kadar dayanabilecek.

Hina (korkuyla): Lütfen, beni burada tutma sebebini anlamıyorum. Beni neden incitmek istiyorsun?

ERON:(iç sesi)İncitmek mi? Hayır, bu daha farklı bir oyun. Seni koruyorum, ama belki de sadece kendimi kandırıyorum.

O kızın küçük ve korkak bedenini görünce beklenmedik bir şekilde ona karşı bir çekim hissettim.

ERON: Sen… sen diğerlerine benzemiyorsun. Korkun, saf ve gerçek.

HİNA: Beni burada tutarak ne elde etmeyi umuyorsun?

ERON: Burada kalacaksın. Güvende olman için başka çarem yok, dışarıdaki herkes seni öldürmek istiyor.

HİNA: (korkuyla)Neden bana yardım ediyorsun? Sen bir katilsin!

ERON: (sinirle duvara vurarak) Evet, bir katilim. Ama senin baban… o başka bir seviye.

Sanırım asabiyetimden korkmuştu ve yaslandığı duvara daha çok yapışıp büzüştü. Ona yaklaştım ve pürüzsüz yüzüne dokundum, ürperdi ama kendisini geri çekmedi.

HİNA: (gözleri dolarken) Neden? Neden bana zarar vermiyorsun?

ERON (gözlerini kaçırarak, sessizce) Herkesin bir hikayesi var… Seninkini öğrenmek istiyorum.

HİNA: Benim bunca zamanım biraz sıkıcıydı ama.

Onu kucakladım ve koltuğa oturmasını sağladım.

ERON: En ufak detayına kadar bilmek istiyorum.

Kiraz rengi dudaklarını hafifçe araladı ve derin bir nefes aldı.

HİNA: Ben Viktor Morbide'nin kızıyım ve doğduğumdan beri hiç evden çıkmadım, malikânemizde olan insanlar dışında hiç bir insanla konuşmadım ve bu zamana kadar çoğu duygu dedikleri şeyleri yaşamadım.

ERON: Nasıl yani?

HİNA: Utanmak ne bilmem veya aşık olmak hatta onunla ilgili kitaplar varmış ama malikânede yasakmış ve birine güvenmek, ihanete uğramak nasıl bir şey bilmiyorum.

ERON: Bunlar nerden biliyorsun peki?

HİNA: Bebeklikten beri bakıcım olan bir kadın var Lara, o bana anlattı.

ERON: Sen şimdi hiçbir şey bilmiyorsun, doğru anladım değil mi?

HİNA: Dışarısı korkunç diyorlar.

ERON: Göreceli, yine de senin gibi biri için tehlikeli ve acımasız. Ama senin saf merakın, bu dünyanın unuttuğu bir şeyi hatırlatıyor bana.

Bu kız bana kaybettiğim, masumiyeti ve merakımı hatırlatmıştı. Dış dünyayı hiç görmemiş olması ve insan ilişkileri hakkında hiçbir şey bilmemesi. . . tıpkı bir bebek gibi.

ERON: Kaç yaşındasın sen?

HİNA: 18 yaşımdayım, sen kaç yaşındasın?

ERON: Ben senden biraz büyüğüm.

HİNA: Ne kadar büyüksün?

ERON: 22 yaşımdayım.

HİNA: Vay canına.

Biz konuşurken onun karnında hafif bir guruldama duydum elini hemen karnına götürüp başını önüne eğdi.

HİNA: Affedersin.

ERON: Bu normal bir şey.

HİNA: Evet ama sadece. . .

ERON: Bende yemek yememiştim, bir şeyler hazırlamaya ne dersin?

HİNA:(gözleri parlayarak) Ben daha önce yemek yapmadım ama.

ERON: Sıkıntı yok.

Hafiften bacaklarını hareket ettirmişti ve peşimden mutfağa gelmişti.

ERON: Ne yemek istersin?

HİNA: Brokoli.

ERON: Ben brokoli sevmem.

HİNA: Ispanak.

ERON:(yüzünü buruşturarak) Onu hiç sevmem.

HİNA: Pırasa.

ERON: Otçul musun sen?

HİNA: Nasıl yani?

ERON: Hani şu ot dışında başka bir şey yiyemeyenler.

HİNA: Hayır değilim ama. . .

ERON: Bunların dışında başka bir şey yedirmediler mi?

HİNA: Hayır. . .

ERON: Bende diyorum ki neden bu kadar cılızsın.

HİNA: Sabit kiloda kalmam gerekiyormuş.

ERON: Kaç kilosun?

HİNA: 43.

Ellerimi saçlarıma götürdüm ve o bana melül melül bakarken onu inceledim. Cidden hayatı o kadar kısıtlayıcı ve korunaklı geçmiş ki, tıpkı kafesteki bir kuş gibi. Ama o dış dünya hakkında hiçbir şey bilmese de kafesinden kaçmış gerçekten çok cesur.

ERON: Neden kaçtın ki?

HİNA: Kendi hayatımı kendim seçip kendi kaderimi kendim belirlemek istiyorum.

ERON: Neden seni şu dakika da öldürmüyorum ki?

HİNA: En azından son kez dışarı çıkabilir miyim?

ERON:(gülerek) Çok sinir bozucusun.

HİNA: Özür dilerim, Viktor'da hep öyle derdi.

ERON: Ona neden baba demiyorsun?

HİNA: O bunu istemiyordu ve zaten bir baba gibi davranmıyordu.

ERON: Ondan baba olmasını beklemek saçmalık olurdu zaten, neyse hadi yemek yapalım.

Mutfakta bir hareketlilik vardı. Tencerelerin çarpış sesi, bıçakların doğrama tahtasına vuruşu, ve arada sırada Hina’nın kıkırdayışı. . . Bu sesi tamamıyla içime çekiyordum. Hina, meraklı gözlerle her bir hareketimi takip ediyordu, sanki yemek yapmanın her adımı büyük bir sır gibi. Ben etleri doğruyordum Hina'nın bakışları önce ete sonra bıçağa sonra ellerime sonrada kollarıma kadar çıktı ve kolumdaki bir damara bastırdı.

HİNA: Nasıl yani şimdi bu senin damarın değil mi?

ERON: Evet onu bilmiyor musun?

HİNA: Hayır sadece benimkiler neden öyle değil.

Kendi kolunu gösterdi, ince ve pürürzsüzdü.

ERON: Çünkü sen narinsin.

Bir baktım ki beni dinlemiyordu eline un almıştı onu kokladı ve burnundan genzine doğru gittiği için hapşırmıştı.

HİNA: Bununla ne yapıcaksın ki?

ERON:(gülümseyerek) Ekmek.

HİNA: Kendin mi yapıcaksın yani?

ERON: Evet dışarıdan asla ekmek yemem.

HİNA: Bende yardım edebilir miyim?

Hina'nın gözleri parlıyordu ve bende onu geri çevirmedim, hamur yoğurma işini ona verdim. Elleri hamura değdiğinde, sanki tüm dünyanın ağırlığından kurtulmuş gibi bir ifade belirdi yüzünde. O an, onun saf mutluluğunu görmek, içimdeki tüm duyguları harekete geçirdi.

ERON: Çok iyi yapıyorsun. Belki sende bir şef olabilirsin.

HİNA:(kıkırdayarak) Dünyanın en iyi şefi olacağım, senin yanında.

Benim yanımda mı? Nasıl bana bu kadar kolay güvenip bağlanabildi ki? Acaba onun hayatını kurtardığım için mi? Gördüğü ve kokusunu aldığı ilk kişiyi annesi sanan yavru ördek veya civcivler gibiydi. O an, onun yanında olmak, onunla bu basit ama özel anı paylaşmak, bana dünyadaki tüm karmaşanın ötesinde bir huzur veriyordu. Hina’nın her hareketi, her gülüşü, beni daha da büyülüyordu. Ama bu duygularımı, bu hayranlığımı, ona asla açık edemezdim. Onun yanında olmak, ona rehberlik etmek, ve onun dünyayı keşfetmesine yardımcı olmak yeterliydi.

HİNA:(hamuru şekillendirirken) Bu çok eğlenceli. Dışarıda her şey bu kadar güzel mi?

Dış dünya güzelliklerle dolu olabilirdi, ama aynı zamanda acımasız ve tehlikeli de olabilirdi.

ERON: İçeriye tıkılıp kalmaktan çok daha güzel, ama dışarısı çok tehlikeli ve senin için bu çarpı üç oluyor.

Hina bana minnettar bir şekilde baktı.

HİNA: Neden bilmiyorum ama bana senin yanında hiç bir şey olmayacakmış gibi hissediyorum.

Onun bu masumiyeti bu dünyada bulunan nadir bir hazine. Biz yemek yaparken Hina her yeni kokuyu ve lezzeti merakla keşfediyordu. Onun bu saf heyecanını izlemek bana çok mutluluk veriyordu.

HİNA:(elindeki kavanozu göstererek) Bu baharat ne?

ERON: Kimyon, yemeğe derin bir lezzet katıyor.

Hina baharatı koklayıp yüzünü ekşitti.

HİNA:(gülümseyerek) Tuhaf bir koku.

Onun bu saf tepkisine gerçekten bayılıyordum.

ERON: Yemek piştikten sonra farkı göreceksin.

Hina sözlerime güvenmiş olacak ki bir parça kimyonu tencerenin içine attı. Onun bu küçük zaferini kutlamak isterdim ama duygularını pek belli edebilen biri değilim.

HİNA: Bir şey sorucam ama alınma lütfen.

ERON: Sor.

HİNA: Sen neden tuhaf kokuyorsun.

Sigara dumanı, alkol ve o kadının iğrenç kokusu.

ERON: Affedersin gidip duş alıcam.

HİNA: Hayır sorun değil.

ERON: Seninde kokun pek alışıldık değil.

HİNA: Neden ki?

ERON: Buradaki kimse senin gibi çilek kokmaz, en masum koku sigara sanırım.

HİNA: Çok zararlı içersem ölürmüşüm.

Gülmemi tutamadım, o bana saf saf bakarken resmen hayvan gibi yüzüne güldüm.

ERON: Çok pardon tutamadım.

O da gülümsedi ve dalgın dalgın bana baktı.

HİNA: Sorun değil ilk defa bu şekilde gülen bir erkek görüyorum.

ERON: Bende ilk defa bu şekilde gülüyorum. Uzun zaman olmuştu. . .

Tencereye döndüm ve su kaynayınca içine makarnayı döktüm, ve onu etle karıştırabilmek için ayrı bir sos daha yaptım.

HİNA: Bunları ilk defa yiyicem.

ERON: Kızım sen zenginlik içinde fakirlik yaşamışsın.

HİNA: Ben senin kızın değilim.

ERON: Kızım olman için baban olmam gerekmiyor.

Beni dinliyor muydu dinlemiyor muydu bilmiyorum sürekli bir şeylerle uğraşıyordu ve kıkırdıyordu kendimi bebek bakıyormuş hissediyordum. Bana doğru yaklaştı ve elimi tutup bacağına götürdü, bacağı çok soğuktu ama teni pürüzsüz ve yumuşaktı bırakmak istemedim ve hafifçe sıktım bana anlamsız bakışlar atınca elimi çektim bacağında ufak bir kızarıklık vardı.

HİNA: Bu üşümek mi?

ERON: Evet ev senin için soğuk anlaşılan.

Isıtıcıları çalıştırdım ve kaloriferleri yaktım.

ERON: Ben normalde evin sıcak olup olmamasıyla pek uğraşmam ama artık bu evde bir prenses var.

HİNA:(Gülümseyerek) Teşekkür ederim.

Ona baktım cildi solgunlaşmıştı sanırım saat geç olduğu için yorulmuştu. Yemekler oldu ve hepsini tabaklara koyup masaya götürdüm oda bana yardım etti, bunu yaparken çok mutlu görünüyordu. Makarnayı inceledi ve nasıl yiyeceğini düşünmeye başladı.

ERON: Çatalını döndürüp makarnayı etrafına dola.

Acaba hiçbir şeyi bilmediği için kendini kötü hissedip utanıyor muydu? Dediğimi yaptı ve sanki sihirli bir mucizeymiş gibi bakıyordu çatalı ağzına götürdüğü an gözleri parladı.

HİNA: Bu çok lezzetli, Viktor neden bunları yememe izin vermedi.

ERON: Viktor onun gibi göbekli olmanı istemiyordu sanırım.

HİNA: Bunlar kilo mu yapar?

ERON: Evet bu karbonhidrat olduğu için sana kilo yapar.

Çatalı hemen bıraktı ve endişeyle yüzüme baktı.

HİNA: Üzgünüm yiyemem.

ERON: Hiçbir şey olmaz hadi ye.

Kafasını olumsuz anlamda salladı ve sandalyede geriye yaslandı, bende dediğimden dolayı kendime küfür ettim pişmanlık tüm duygularımı ele geçirmişti.

ERON: Bana güven bunu yersen daha iyi olacaksın.

HİNA: Güven böyle bir şey mi?

ERON: Yani evet.

Gülümsedi ve makarnayı yemeye devam etti. Bende onu izlerken kapı çaldı, aniden gelen ses yüzünden Hina hemen irkildi bende sorun yokmuş gibi ona baktım ve gidip kapıya kontrol ettim. Ivor gelmişti.

IVOR: Dostum merhaba.

Hina'yı fark etti ve gözlerini dikip ona baktı.

IVOR: Tanrım o bir melek mi?

ERON:(Ciddi ve soğuk) Ne istiyorsun Ivor?

IVOR: Geçerken uğrayayım dedim.

Kapıyı yüzüne kapattım ve yeniden sandalyeme oturdum. Hina'da masum masum yemeğini yiyordu. Göz altları morarmıştı ve yüzünde yorgun bit gülümsemeyle yemeğini yiyordu.

ERON: Yoruldun sanırım.

HİNA: Evet biraz ama yemek çok lezzetli.

ERON: Güzelce ye tabağını bitir, sana uyuman için bir yer hazırlarım.

HİNA: Sana bir şey sorabilir miyim?

ERON: Evet.

HİNA: Aşık olmak nedir?

ERON: Güzel soru bunu da dünyadaki en aşık insana sordun.

HİNA: Sen aşık mısın?

ERON: Hayır yani değilim anlamında.

HİNA: Anladım ne demek peki?

ERON: İki insan birbirini çok sever ve gözleri birbirlerinden başka hiçbir şeyi görmez.

HİNA: Kör olmak gibi mi?

ERON: Duygusal anlamda kör olmak.

HİNA: Nasıl yani?

ERON: Anlaman için şöyle açıklayayım. Mesela ben sana çok aşığım ve bu yüzden senin dışında kimse benim umurumda değil, senin için her şeyi yapabilirim tüm dünyayı feda edebilirim ve gerekirse kendimi de.

End of chapter

8 comments