İyi okumalar...
Sabah gözlerimi aralamadan önce hissettiğim ilk şey belimi sıkıca kavrayan kollar olmuştu. Ateş'in düzenli nefes alış verişi kulağımın dibindeydi, nefes almakta zorlanıyordum. Bu yüzden kollarının arasından çıkmaya çalıştım, tabii bu mümkün olmadı. Sadece onun yüzüne dönmemi sağladı, tamamıyla ona döndüğüm de yüz yüze gelmiştik. Uyuduğunu sansam da gözlerini bir an da açtığında irkilmiştim, tepkisizce beni izliyordu.
"Kıpırdanmayı ne zaman bırakacaksın?"
Bakışlarım alnına dökülen saçlarına gitti.
"Uyandım ve gitmek istiyorum."
Kollarını geriye çekti, bakışları ise hala benimleydi. Çabuk hareketlerle yerimden doğrularak yeniden olduğu yere doğru baktım.
"Bundan da sıkıldım."
Ateş'in yüz ifadesi değişti. Şimdi biraz daha sinirliydi.
"Alışsan iyi olur."
Homurdana homurdana çıktım odadan.
"Varlığına alıştım da sana nasıl alışacağım!"
Elimi, yüzümü yıkayarak odama geri döndüğüm de Ateş'i görememiştim. Bakışlarımı koyu renklerin sardığı oda da gezindi. Beni boğmaktan ziyade zevkli dahi gelmişti, hayatımda gittikçe artan siyaha alışıyordum.

Az önce olanların hiçbirini düşünmemeye çalışarak giyindim, Azra ile görüşecektim ve bundan Ateş'in kendisi haberdardı. Hazır olduğum da aşağıya indim, salonun ortasında ki masa kahvaltı için hazırlanmıştı. Aç olduğumun o an farkına vardım, çabuk acıkan biri değilim ama son zamanlarda yemek yemeyi aksattım. Masanın yan kısımlarında olan sandalyeye oturup önümde ki tabaklardan bir şeyler alıp kendi tabağıma koydum. Ayak seslerinin ardından masanın baş ucunda ki sandalye geri çekilmiş oraya oturmuştu. Onu hiç umursamadan önümde ki lezzetlere odaklandım.
"Yüzüme bakmayı düşünüyor musun?"
Açıkçası hayır düşünmüyorum. Ateş'e baktım çatalımı masaya bıraktıktan sonra.
"Sana bakmam için bir sebep göremiyorum?"
Önündeki tabaktan bir şeyleri bıçağıyla kesiyordu, bana baktı sonradan.
"Bu tavrınla neyi hedefliyorsun Arya, tahammül sınırlarımı zorluyorsun bunun farkına var."
Kaşlarımı alayla yukarıya kaldırdım.
"Benim o tahammül sınırlarım uzun zaman önce aşıldı."
Ateş çatal ve bıçağını bırakıp yüzüme dikkatle bakmaya başladı, gözlerinin içinde ki alevleri görebiliyordum. Sesi beni uyarıyordu.
"Senin sınırın aşıldığında ağlayıp kendini suçlarsın, benim sınırım aşıldığında ise ne yaptığımı bilmek bile istemezsin."
Tüylerim diken diken olmuştu, karşımda eşim değil de bir yabancı vardı. Ondan korkuyordum bunu gizleyemiyordum, ellerimi bacaklarıma bastırdım.
"Niye herkese zarar veriyorsun?"
Sesim titremişti, gözlerini kırpmadan hareketlerimi izliyordu. Konuşmayacağını düşünsem de aramızda ki bakışmayı kesmeden ölüm soğukluğunda konuştu.
"Çünkü ben buyum ve bundan memnunum."
Gözlerim doldu, bağırdığımı sesimin yankılanmasından anladım.
"Ama ben değilim, bana zarar vermenden memnun değilim!"
Ateş hala tepkisizdi, gözlerinde hiçbir duygu yoktu; üzüntü, pişmanlık ya da öfke... hiçbiri yoktu. Bir kez daha bir duvara karşı konuştuğumu fark attım.
"O zaman bana uygun davran, beni kabullen."
Hiçbir duygu barındırmayan sözleri beni çileden çıkartmaya yetmişti.
"Ben senin kuklan değilim, öylece yönetemezsin beni!"
Sinirden gözlerime batan yaşların arasında ona bakmak zor oluyordu ve bir o kadar da sinir bozucu.
"Kuklam değil, benim olmanı istiyorum."
Ağzım şaşkınca açık kaldı. Birbirinden ne farkı vardı Allah aşkına? Ben onun gözünde mal mıydım?
"Sen normal değilsin."
Sağ dudağının kenarı tehlikeli bir yavaşlıkla yukarıya kalktı, sırıtıyordu.
"Bunu yeni mi fark ettin karıcığım?"
Yutkundum, beni izlemeyi bir saniye bile bırakmadı. Ne diyeceğimi bilemediğim için bakışlarımı masada ki bir tabağa çevirdim, az önce açılan iştahımdan şimdi iz bile yoktu. Midem bulanıyordu, bununla başa çıkmaya çalıştıkça daha da güçsüz düşüyordum. Kulağımın dibinde verilen nefes ile irkilerek geriye çekilmeye çalıştığım da Ateş buna izin vermemiş başını boynuma yerleştirmişti. Hareket etmemeye çalışarak öylece durdum, kalbim deli gibi çarpıyordu. Ateş dudaklarını boynuma sürttü, ateş değmiş gibi terlemeye başlamıştım. Fısıltısı tenimi buz kesmişti, nefesimi tuttum.
"Benim sınırım sensin Arya, sınırımı geçmeye çalıştıkça zarar görmeye devam edeceksin."
Açık açık bir tehditti bu, boğazıma dizilen yumrular nefes almamı engelliyordu. Konuşmayı unutmuş bir dilsiz gibi öylece duruyordum, istediğim tek şey geri çekilmesiydi ama ısrarla orada dibimde duruyordu. Boynuma sert bir öpücük bırakıp geriye çekildi, hiçbir şey olmamış gibi bana baktı tekrar.
"Önündekileri bitir, dışarıda bekliyorum."
Adım sesleri benden uzaklaşırken bakışlarım işaret ettiği tabağıma gitmişti. Tabağımı ellerime alarak hızla yere doğru savurduğumda çıkan gürültü karşısında Ateş'in uzaklaşmayı bıraktığını ve bana baktığını biliyordum.
"Ben senin malın değilim Ateş! Ben.senin.malın.değilim!"
Duygudan arınan siyah irisleri gözlerimi irdeledi önce, göğsüm hızlı aldığım soluklar yüzünden kalkıp iniyordu. Bana doğru bir adım attığında elimi öne doğru uzatarak gelmemesini işaret ettim.
"Gelme!"
Sözümü dinleyerek durdu ama bakışları bıçaktan keskindi, tenimi yakıyordu.
"Ne derse de Arya, biz birbirimize aidiz."
Sertçe yutkundum.
"Ben birine ait olmayacak kadar kendime aidim."
Gözlerini kapattı. Siyahlarını görmeden nefes almak daha kolaydı.
"Sadece beni kabullenmeni istiyorum."
Gözlerini açmadan önüne döndü ve hızlı adımlarla uzaklaştı, hala koşmuşum gibi nefes nefeseydim. Avuç içimle kalktığım sandalyeye tutundum, yoksa yeri boylayacaktım.
"Etmeyeceğim Ateş, sen böyleyken etmeyeceğim."
Duymayacağını bile bile gözlerimi kapatarak fısıldadığım cümleden sonra durduğum yerden yavaşça ayrıldım. Odaya çıktığımda bir süre nefesim düzensizdi, ellerim hala titriyordu. Ağlamamak için dudaklarımı birbirine bastırmaktan vazgeçip yatağa sırtımı dayadım, yere güçsüz bedenimi bıraktığım da gözyaşlarımda esaretimden kurtulup akmaya başladılar. Dizlerimi kendime çekerek başımı kollarıma gömdüm, onunla baş etmek çok zordu ve çok yoruluyordum.

"Çıkıyorum şimdi."
Ağladığıma dair yüzümde en ufak bir iz kalmamıştı, bakışlarımı aynadan çekip telefonu kulağımdan ayırdım. Saatlerce ağlamak isterdim ama buna bile izin vermiyorlardı, şimdi Azra'yı görmek iyi gelebilirdi. Özellikle heyecanla cıvıldayan sesini duyduktan sonra okula gitme hevesi içimde artmıştı. Okulumu çok asmıştım ama devamsızlığım görünmüyordu, Ateş'in bu işe de karışması deli ediyordu beni. Her zaman ki gibi rahatlığına önem verdiğim kombinimi hazırladıktan sonra odamdan çıkmıştım. Azrayla buluşmadan önce moralimin iyi olduğuna ona inandırmak için şimdiden alıştırma yapıyordum.
Az önce ağlamamış gibi gülümsemeyi başarmıştım.
Azra'ya beni almasını söylesem de arabamın gelip gelmediğini bilmediğimden bakışlarımı garaj kısmına çevirdim. Arka tarafta kalıyordu, birkaç metre ötemde ki korumaya baktım.
"Bir şey soracağım, arabam geldi mi?"
Sesim onun duyacağı bir mesafedeydi, fakat duymamış gibi gözlerini diktiği yerden çekmemişti. Baktığı yere baktım ama hiçbir şey yoktu, tekrar ona bakıp kaşlarımı çattım.
"Pardon bakar mısınız?"
Dalga geçiyor olmalıydı çünkü yine bakmamıştı. Işitme engelli olabilir miydi? Bizden birkaç adım uzakta olan koruma da hiç hareket etmeden karşısına odaklanmış kesinlikle benim olduğum tarafa bakmıyordu. Kaşlarımı iyice çatarak ona ve diğerlerine baktım, orada değilmişim gibi davranıyorlardı.
"Beni neden görmezden geliyorsunuz?"
Sorum havada asılı kalmış, kimse yanıtlamamıştı. Biri dışında.
"Çünkü ben öyle istedim."
Ateş yaklaşık beş metre ötemde durmuş bana bakmış sonrasında üstün körü korumalara bakmıştı. Ben ise az önce olanları zihnimde evirip çeviriyordum, gitmesini bekliyordum ama o buradaydı.
"Neden, sen manyak mısın?"
Tekrar siyah irislerini bana çevirdi.
"Bildiğini sanıyordum."
Derin bir nefes aldım, bu adamın cidden psikolojik sorunları vardı.
"Hayatı kendine de bana da zehir etmeye yemin ettin değil mi?"
Başını yana eğip hiçbir şey söylemeden izledi beni, hep olduğu gibi yine bakışlarından hiçbir şey anlayamıyordum.
"Benimle gel."
Cevabımı beklemeden yürümeye başlamış beni orada bırakmıştı, bir süre onun gidişini izledim. Tek istediğim şey beni bir gün böyle bırakıp gitmesiydi, hala hareket etmediğimi anladığında durmuştu yerinde.
"Bana emir verme."
Sesim fazla hissizdi, bir o kadar da sert. Ateş gözlerini üstümde gezdirerek adamlarına eliyle gitmelerini işaret etti, saniyeler sonra koca ön bahçe de sadece ikimiz kalmıştık.
"Benimle gelir misin?"
Kaşlarım çatıldı. Böyle konuşmasından nefret ediyorum!
"Soru soruyorsun ama sesin öyle gelmiyor."
Bir insan soru sorarken dahi emir veriyormuş gibi yapmayı nasıl başarırdı?
"Arya buraya gelir misin, ben gelirsem olmaz."
Kollarımı göğsümde buluşturdum.
"Ne söyleyeceksen burada söyle, Azra gelecek birazdan."
Siyah gözlerini iki saniyeliğine örttü, sakinleşmeye çalışıyordu. Sakin değildim ve onunlayken sakin olmayı da düşünmüyorum.
"Buraya getirin."
Gözlerini benden ayırmadan birilerine hitaben konuştuktan bir dakika sonra bize doğru yaklaşan bir araba fark ettim. Yepyeni görünüyordu.

"Bu ne?"
Arabayı görmüyormuşum gibi davranmamın sebebine gelirsem anlamak istemiyordum.
"Bu araba evliliğimizin hediyesi."
Benimle dalga geçiyordu, başka açıklaması olamazdı.
"Ateş ne saçmalıyorsun?"
Aramızda ki mesafeyi bir an da sıfıra indirdiğinde göz bebeklerim irileşerek ani manevrasını izledi. Tepki dahi verememiştim.
"Sabrımı sınama artık!"
Yüzüme tıslayarak konuşmuş ve ben ise koluma sardığı elinden kurtulmaya çalışıyordum.
"Bağırma bana!"
Gözlerini açıp kapattı.
"Bağırmadım."
Bağırsa daha iyiydi ama o bu korkunç tavrına devam ediyordu.
"Arabanı kabul etmiyorum, benim kendi arabam-"
Sözümü kesti.
"Hayır. O senin araban değil, babanın."
"Bu arabayı alınca da benim olmayacak Ateş, senin olacak."
Burnundan sertçe soluklandı.
"Ben senin kocanım."
Yeniden bağırmamak için kendimi tuttum.
"O da babam!"
"Bu arabayı kabul etmek zorundasın."
İki kolumdan tutmuştu ama sıkmadığından canım acımıyordu, hareket edersem karşı çıkacağını bilerek bir kez daha debelendim.
"Etmiyorum! Ben arabasızda yaşarım, kimsenin arabasını almayacağım."
Bir kolumu bırakarak saçlarını karıştırdı.
"Neden dediğim her şeye karşı çıkıyorsun?"
Omuzlarımı dikleştirerek koca gövdesine karşı az da olsa kendimi göstermeye çalışıyordum.
"Çünkü ben istemediğim şeyleri yapmam."
Dişlerinin arasından konuştu, birazdan tüm dişlerini kıracak kadar sıkmıştı çenesini.
"Hayır, sadece benim söylediklerimi yapmıyorsun."
Sesi karşısında birkaç saniye dumura uğrayarak yüzüne bakmaya devam ettim. Dudaklarımı konuşmak için araladığımda bahçeye giren arabayla sustum ve hiçbir şey olmamış gibi kocaman gülümsememle Azra'nın arabasına doğru baktım.
"Böylesin işte, herkese varsın ama bir bana yoksun."
Yanımdan uzaklaştığında arkasından bakmak yerine Azra'ya dikkatimi verdim. Arabadan inmesine fırsat dahi vermeden kapıyı açarak içine girdim, bakışları az önce Ateş'in gittiği yoldaydı.
"Bir şey mi oldu?"
Baktığı yere doğru bakmadan emniyet kemerimi bağladım.
"Dikkatli ol dedi, ben de çocuk muyum dedim."
Yeşil gözlerini yüzüme çevirdi.
"Evli misiniz, ergen misiniz anlamadım."
Koluna geçirdiğimde bahçeden çıkmıştık, inleyerek vurduğum yeri ovdu.
"Acıdı lan."
Yüzümü buruşturdum.
"Lan ne Azra, düzgün konuş."
Yüzünü bu sefer buruşturan o oldu. Sırıttım.
"Şaka, lan diyebilirsin ama küfür yok."
Ağzımın ortasına çakmak ister gibi bir hali vardı.
"Allah aşkına sen şaka yapma ya!"
Birbirimize laf sokarak yola çıktığımız da başımda hafif bir ağrı vardı. Yine de ağrıdan çok arkamızda kalan evden uzaklaşmak iyi geldiğinden düzgün nefes alıyordum. Birbirimizle atışmamız son bulduğunda akıp giden yola bakışlarımı kilitleyerek zihnimde yankılanan sözleri düşündüm. Baş ağrısı biraz daha artmıştı ama ben Ateş'in söylediklerine ve yaptıklarına dikkatimi vermiştim.
"Arya!"
Adeta zihnimde yankı yapan bağırış Azra'ya aitti. Ona doğru dönüp neden bağırdığını söyleyecekken arabanın o an durduğunu ve geldiğimiz yeri gördüm.
Evime gelmiştim, eski evime.
"Azra.."
Günlerdir hatrımdan bir an olsun gitmeyen ailem hemen arabanın önünde bekliyorlardı. Gözlerim anında dolu dolu olmuş ve yanımda ki arkadaşıma dönmüştü.
"Onları ne kadar çok özlediğini biliyorum."
Gözlerim dolmuştu, elimi sıkıca tutan Azra'nın elini kavradım. Haklıydı, özlem hiç bu kadar ağır gelmemişti. Çünkü ben onlardan hiç bu kadar uzak kalmadım. Sağ gözümden taşıp yanağımdan süzülen yaşı sildim hızla. Olduğum tarafın kapısı açıldığında beklentiyle oraya baktım, gördüğüm kişiyle gözlerimden akan yaşların ardı arkası kesilmedi. Arabadan çıkmamla kollarının arasına girmem aynı zaman da oldu, sıkıca beline sarıldığım Cengiz beni sıkıca sarmıştı.
"Beni çok özlemiş gibisin."
Cengiz'in alaylı sözleriyle geriye çekilip göz yaşlarımı silmeye çalıştım.
"Sen de beni çok özlemiş gibisin."
Beni tekrar kendisine çekip hiçbir şey söylemedi, göğsüne başımı yasladım.
"Arya?"
Babamın sesiyle Cengizden ayrılıp arkama döndüm, birkaç metre ötemizde gözleri dolu dolu bana bakıyordu. Ona gitmemi beklemeden o gelmiş bana sıkıca sarılmıştı, özlemi en derinden hissetmiştim. Babama sıkıca sarıldım, canım acıyordu. Buradan gidecek olmak canımı çok yakıyordu.
"Kızım sensiz hiçbir şeyin tadı yok."
Cengiz ve babam bana sanki burada olmam imkansızmış gibi bakıyorlardı. Babamdan ayrılıp hiçbir şey söylemeden yüzüne kırıkça baktım. Babamın arkasında kalan amcam kollarını açmış bana bakıyordu.
"Kıskanıyorum ama."
Sahte kızgınlığına tebessüm ettim. Ona sarıldığımda başıma aldığım üçüncü öpücükle kendimi güvende hissediyorum çünkü onlar varsa ben mutlu ve huzurluyum, tabii çoğu zaman. Cengiz amcamın kollarının arasındayken saçlarımı karıştırdı.
"Demek geldiğinde bize değil de okula gidiyordun?"
Azra'nın gülen yüzüne bakınca bende ona minnetle baktım. O benim gerçek dostumdu. Eliyle onu gösterdi.
"Şu çirkin olmassa ne yaparız bilemiyorum."
Kıkırdadım, Azra bocalıyordu. Ya iltifatına ya da lafına tepki verecekti. Tanıdığım Azra çoktan kararını vermişti.
"Kas yığını!"
Azraya sarıldığım da babama bakıyordum. Hala şaşkındı ve biraz huzursuz gibiydi. Neden böyleydi biliyorum, Ateş. Sonunda bende bir şey biliyordum ama sorun burada anlamam değil Ateşleyken anlamamdı. Onunlayken kendimi gerizekalı gibi hissediyorum. Düşüncelerimden sıyrılmamın sebebi çalan telefonumun rahatsız edici sesiydi. Ateş olduğuna adım gibi eminim. Arabanın içerisinden telefonumu aldığımda arayan kişiye şaşırmadan baktım.
Zorba!
Böyle kaydettiğimi bilmiyor sansam da gördüğüne eminim. Aramayı yanıtlayıp bizimkilere baktım. Hepsi kim olduğunu anlamış gibi bir ifadeye bürünmüştü. Bakışlarımı onlardan çekip bahçeye bakmaya başladım, baş ağrısı sızısını onun sesiyle arttırdı.
"Okula gideceğini sanıyordum."
Sert ve anlaşılmaz sesine göz devirdim. Ailemden biraz uzaklaştım, kimsenin tartışmamızı duymasını istemezdim.
"Onları görmem de mi yasak?"
"Hayır, söylemeden yapmış olman yasak!"
Baş ağrısı bir kez daha kendisini bana hatırlattığında Ateş'in ne dediğini kavrayamamıştım. Zihnim buğulanıyor, ne gördüğümü bilemiyordum.
"Arya?"
Sesi zihnimde birkaç kez yankılandı. Gözlerimi sıkıca kapatıp parmağımla başımı ovaladım ama pek bir işe yaramıyordu.
"Ateş?"
"Sesin niye böyle geliyor, iyi misin?"
Gözlerimi önünde uçuşan siyah noktaları gördüğüm de bacaklarımda ki güç birdenbire gitti ve ben başımı iki elimin arasına alarak yere dizlerimin üstüne düştüm. Tamamen yere düştüğümde gözlerim telefonu buldu, ne dediğimi bilmeden mırıldandım.
"Ateş.."
🖤
Arya için neler düşünüyorsunuz?
Değişmiş mi?
Ateşin sakin (!) tavrına ne diyorsunuz?
Dumanı özleyenler?
Cengizi unuttunuz mu yoksa?
Iyi hayatlar benim güzel okuyucularım...