Ormanda kendi yetiştirdiğim meyveleri toplarken, birden kulaklarıma birkaç çocuk sesi çalındı. Ne olduğunu kontrol etmek için sessizce sesin geldiği yöne doğru ilerledim ve sık çalılıkların arkasına saklandım.
Gördüğüm şey inanılmazdı; çocuklardan biri geçtiği her yere resmen ışık saçıyordu. Ciddiydim, bu mecazi bir iltifat değildi; çocuk gerçekten de parıldıyordu! Tam o sırada kırmızı saçlı olan çocuk öfkeyle mızmızlandı:
"Bu siyah ucubenin boynumuza taktığı şu çipler canımı çok acıtıyor!"
"Mızmızlanmanın sırası değil kardeşim," diye tersledi onu mavi saçlı çocuk.
Kırmızı saçlı olan sinirle öne atıldı: "Ne mızmızlanması be? Sen kime mızmız diyorsun!"
"Tamam, kesin artık! Hedefimize odaklanalım," diyerek araya girdi yeşil saçlı kız.
Diğer taraftan bir homurtu yükseldi: "Ah... Bir kız çocuğu için düştüğümüz şu hale bak."
Tam o sırada, grubun en arkasındaki gizemli çocuk aniden durdu, gözlerini benim olduğum çalılığa dikti:
"Hey... Çalılıklarda biri var."
"Ne?!"
"Sessiz ol!"
Damnatus tehlikeli ve sessiz adımlarla, gözlerini kırpmadan benim olduğum çalılığa doğru yürümeye başladı. Yakalandığımı anladığım o salisede, reflekslerimi kullanarak kendimi hemen arka taraftaki başka bir ağacın arkasına ışınladım.
Damnatus aniden çalılığı hışımla iki yana açtı ama karşılaştığı tek şey ürkmüş küçük bir tavşandı.
"Burada bir şey yok," dedi hayal kırıklığıyla.
Işık saçan çocuk güldü: "Sana ne dedim Damnatus, kuruntu yapıyorsun."
O sırada kırmızı saçlı olan elinde bir alev topu sektirmeye başladı. Mavi saçlı olan uyardı: "Ignis, ne yapıyorsun sen?"
Ignis pis pis sırıttı: "O kızı canlı yakalama emri verilmedi, sadece yakalayacağımız söylendi. Ha ölü, ha diri..."
"Saçmalama kardeşim!" diyerek sözünü kesti parıldayan çocuk. "Şimdilik bu konuyu kapatıp kızı aramaya başlayalım. Natura, sen ağaçları ve bitkileri kaldırıp etrafı tara. Maye, sen ırmak yolunu takip ederek ara. Ignis, sen mağaralara bak. Ben ve Damnatus da yüksek tepelerden arayacağız. Haberiniz olsun... Güneş batmadan onu bulamazsak, akşam o siyah ucubenin bize çektireceği acıyı iyi biliyorsunuz."
Bu sözlerin ardından hepsi hızla görev yerlerine dağıldı.
Ağacın arkasında nefes nefese kalmıştım. Kalbim göğüs kafesimi yırtacak gibi çarpıyordu.
"Ne yapmalıyım, ne? Acaba 13. özel gücümü mü kullansam? Ama hayır, çok enerji harcamamalıyım, yoksa yine aynı şey olur..." diye geçirdim içimden.
Fakat başka çarem kalmamıştı, etrafımı sarmak üzerelerdi. Yerden sivri bir taş aldım, gözümü karartıp elimi sertçe kestim. Akan kanımla toprağa büyük bir daire çizdim. Dairenin içine eski Yunanca tılsımlı semboller kazıdım. Tam ortasına oturup gözlerimi kapattım ve içimden o kadim sözleri fısıldadım:
Δέκατη τρίτη ειδική δύναμη ξυπνήστε και στείλτε με υπόγεια..." (On üçüncü özel güç, uyan ve beni yerin altına gönder...)
Fısıltımla birlikte oturduğum yerde kapkara bir delik açılmaya, beni içine çekmeye başladı. Kurtuluyordum! Tam o deliğin içine düşecekken, aniden gökyüzünden kör edici bir ışık huzmesi indi ve altımdaki kara deliği bir anda yok etti.
"Vay, vay, vay... Bu ne büyük bir güç böyle hanımefendi?"
Kafamı kaldırdığımda karşımda parıldayan çocuğu gördüm. Bu Opus'tu.
Geriye doğru sürünerek, "Bakın... Ben oraya, o laboratuvara tekrar dönemem!" diye bağırdım
Arkadan buz gibi bir ses yükseldi: "Bu bizi ilgilendirmez."
Gelen Damnatus'tu. Opus, elimden kaçmamam için havaya parlak bir ışık topu fırlattı. Bu, diğerlerine yerimizi bildiren bir sinyaldi.
Hızla ayağa kalkıp arkamı dönerek kaçmaya çalıştım ama yeşil saçlı kız, yolu çoktan kapatmıştı.
"Ah, küçük böceği bulmuşsun Opus," dedi Natura alaycı bir tavırla.
Opus omuz silkti: "Aslında ben fark etmedim, Damnatus fark etti."
Damnatus gözlerini gözlerime dikti: "Demek çalılıktaki o tavşan sendin, ha?"
Çok geçmeden Ignis ve Maye de aramıza katıldı. Çember daralmıştı. Ignis beni süzerek pis bir gülüş fırlattı:
"Hanımefendi de pek güzelmiş..."
Maye kardeşini dürttü: "Çok kabasın Ignis."
"Sus be Maye!"
Kullandığım o ağır büyü yüzünden vücudum feci şekilde yorgundu, gözlerim kararıyordu. Bilincimi kaybetmek üzereydim ama içimde uyanan o karanlık şeyi hissedebiliyordum. Son gücümle fısıldadım:
"Yine... Yine aynısı olacak. Kaçsanız iyi olur..."
Ignis kibirli bir şekilde güldü: "Bu sürtük ne saçmalıyor böyle? Bence kaçması gereken sensin!"
Ignis lafını bitirdiği an, dizlerimin üstüne yere yığıldım. Bir saniye sonra gözlerim tamamen arkaya kaçtı, bembeyaz oldu ve bedenim yerden yukarıya, havaya doğru yükselmeye başladı. Opus ve Damnatus beni üstüme atlayıp yere indirmeye çalıştı ama nafileydi; görünmez, devasa bir güç tarafından havada tutuluyordum.
Sanki az önceki çaresiz 13 numara gitmiş, yerine çok daha güçlü, çok daha korkunç bir varlık gelmişti.
Maye dehşet içinde geri çekildi: "Bu... Bu normal değil!"
Damnatus'un yüzündeki kibir yok olmuş, yerini saf bir korku almıştı: "Maye haklı... Bu lanetli enerjiyi iliklerime kadar hissediyorum."
Natura panikle bağırdı: "Bu pis enerjiyi nasıl bastıracağız Opus?!"
"Bilmiyorum, bilmiyorum!" diye haykırdı Opus, gökyüzüne bakarak. "Gü... Güneş battı! Ve biz hala onu teslim etmedik. Asıl şimdi bize ne olacak?!"
Ignis dişlerini sıktı: "O pis yılan bize çip aracılığıyla yine elektroşok verecek!"
Damnatus ise donakalmış, havada asılı duran bana bakıyordu: "Hayır... O elektroşok, yaşayacaklarımızın en hafifi bile değil kardeşim."
Tam o sırada Damnatus’un gözü, az ilerideki çalıların ardında parıldayan meyve tarlasına takıldı. Bunlar benim özenle yetiştirdiğim özel meyvelerdi. Damnatus'un zihninde eski bir bilgi canlandı; eskiden lanetli güçleri ve cadıları bastırmak için bu meyveleri kullanırlardı.
"Şu meyveler!" diye bağırdı Damnatus. "Onları kıza yedireceğiz!"
Natura şüpheyle baktı: "Emin misin?"
"Başka şansımız mı var?!"
Hepsi korkuyla meyvelere doğru atıldı, ellerine gelenleri topladılar. Natura, ağaç köklerini büyüterek beni havada yakaladı ve köklerin yardımıyla meyveleri zorla ağzıma tıkadı.
Meyvenin özü boğazımdan aşağı indiği an, içimdeki o devasa, karanlık güç bir anda söndü. Bedenim hızla yere yığıldı.
Artık tamamen baygın ve savunmasızdım. Yeniden başkalarının oyuncağı olmak istemiyordum ama bilincim tamamen kapanmıştı.
Bakalım bu beş arkadaş, ellerindeki bu tehlikeli ve baygın kıza ne yapacaktı?


