تخطٍ إلى المحتوى

Element Sarayı

الفصل 2 · قراءة 5 دقيقة

Element Sarayı

الفصل 2

1. Bölüm: Okul Gezisi

”Baba ben çıkıyorum” dedim kapıya doğru yönelirken. Bugün okul gezisi vardı. Genelde okulumuzda sık sık geziler olurdu ama bu gezinin hepsinden daha güzel olacağını söylüyorlardı.

”Jessica, Angela da hazırlansın birlikte çıkarsınız” dedi babam oflamalarımı duymamazlıktan gelerek.

Angela… Küçük şeytan. Her zaman her şeye burnunu sokup bana ayak bağı olan benden 1 yaş küçük kardeşim. O da bizim okulda okuduğu için geziye o da geliyordu. Aslında bir bakımdan bundan şikayetçi değildim, hiç bilmediğim bir yerde yanımda olması iyi geliyordu bana.

Angela’yı beklerken fırsattan istifade Emily’i aramaya karar verdim. Telefonumda Emily’i tuşladım ve sesi hoparlöre aldım.”Alo kanka sen çıktın mı” diye sordum. “Evet yoldayız şimdi” dedi arkadaki arabaların seslerinden dokayı bağırarak. “Siz çıktınız mı?” O da biliyor du ki baş belası kardeşim olmadan hiç bir yere gidemeyeceğimi. “ Ah tabiki de hayır Angela hanımın makyajının bitmesini bekliyorum” diye söylendim sinirli bir tonda. Bu söylediklerimi komik bulmuş olacak ki bir kahkaha duydum. “Benim kapatmam gerekiyor, orada görüşürüz” dedi ve aramayı bitirdi.

Oflamalarımın eşliğinde karşı odadan Angela’nın boğuk sesi geldi “Jessica, ben hazırım.” Sonunda der gibi bir oh çekerek ayağa kalktım ve ayakkabılarıma doğru yöneldim. Ayakkabıların yanındaki geniş boy aynasından kendimi süzdüm. Üzerimde kısa düz siyah bir elbise vardı ve özenle kıvırdığım kızıl bukleler belime kadar uzanıyordu.

Saçlarımın neden babam ve Angela gibi sarı değilde kızıl olduğunu hep merak etmişimdir. Büyük ihtimalle annemin de saçları kızıldı. Annem ben daha 4-5 yaşlarındayken öldü ve nasıl öldüğünü ya da onun nasıl biri olduğunu bilmiyorum. Babam da bu konu da konuşmayı hep reddeder, tek kelime bir şey söylemezdi.

Ben düşüncelere dalmışken Angela’nın sesiyle doğruldum ve ayakkabımı giymeye koyuldum.” Şu lanet ayakkabını giy de bir an önce çıkalım artık” dedim Angela’ya.”Bakıyorum da çok heyecanlısın bu geziye” dedi soru sorar gibi. “Sadece merak ediyorum, bu geziyi diğer gezilerden özel kılan şey ne?” dedim meraklı bir tonda. Angela bir an düşünür gibi yaptı ve sonra “Göreceğiz” dedi. Bende onu tekrarlayıp “Göreceğiz” diye soludum.

Tam çıkarken babamın “Kızlar üzerinize ceket alın hava soğuk” demesiyle kapının önündeki askılığa doğru yöneldim. Kendime siyah bir deri ceket Angela’ya ise bebek mavisi bir kot ceket kapıp merdivenleri ikişer üçer inmeye koyuldum.

Angela çoktan içinde bir sürü güvenlik olan arabaya binmiş, camdan dışarıyı seyrediyordu. Yanına oturup ceketi ona uzattım, o da hemen ceketi elimden kapıp giydi. Üşümüş olmalı ki bir anda bana sarıldı ve bende onun sarılmasına karşılık vererek ona sarıldım.

Sonunda bize gönderilen konuma geldiğimizde önümde ağzımı açık bırakacak büyüklükte bir saray vardı. Evet bir saray. Kolej okulu olduğumuz için çoğu zaman böyle gösterişli gezilere giderdik ama bu gerçekten de çok büyüktü. Angela beni sarstı ve “ Üzgünüm ama yemek görmüş aç hayvanlar gibi gözüküyorsun, herkes gelmiş hadi içeri gidelim.”dedi.

Hemen içeri geçtik ve gözlerimi ağrıtan bir ışık ile kulaklarımı kapatmama neden olacak kadar güçlü bir müzik sesi ve konuşma sesleriyle karşılaştım. Angela benim yanımdan ayrılarak kankası Vanessa’nın yanına gitti. Bende Emily ve Diana’yı aramaya koyuldum. Kalabalıktan dolayı insanlara çarpa çarpa gittiğim için “Önüne baksana be” gibi şeyler duymaya başladım ama çok umursamadım. Ve sonunda Emily ve Diana’yı bir masanın önünde kokteyl içerken buldum. Emily kısa ve benimle zıt olarak beyaz bir elbise giymiş, Diana ise siyah mini bir etek üstüne de mavi bol bir ceket giymişti. Onlara selam verip oradan oraya koşturan garsonlardan birini çağırıp kokteyl sipariş ettim.Aramızda uzun bir sessizlik oluştu. Diana sessizliği bölerek “Bu lanet müzik yüzünden sağır olursam buraya tazminat davası açıcağım!” diye söylenmeye başladığında Emily ve ben kıkırdadık. Garson sonunda kokteylimi getirdiğinde oturacak bir yer bulmak umuduyla etrafıma bakındım. Boş bir koltuk gözüme çarpınca kızları da arkamdan sürükleyerek oraya oturttum.

Biz tam sohbet ederken koltuğa yakın olan mutfaktan fısıltılar duymaya başladım. Kızlara tuvalete gideceğimi söyleyip aralarından ayrıldım ve kenarda konuşmaları duyabileceğim bir yere çöküp dinlemeye koyuldum. “Yemeklere uyku ilacını koymayı nasıl unutursunuz pislikler! Ben size boş yere mi para veriyorum! Hemen ilacı koyun ama hiç kimse fark etmemeli. Anladınız mı!” Vay be demek bizi uyutucaklardı. Asla yemekten yememeliydik ve bu duyduklarımı kızlara anlatmalıydım. Kimseye görünmeden masaya doğru ilerledim. Kızlara olanları anlattım. Emily “ Ama eğer böyle birşey yaparlarsa çok para kaybederler niye böyle birşey yapsınlar ki?” dedi. Diana da ardından “Evet, hem bizi uyutup da ne yapacaklar?” dedi.

Biz bunları düşünürken üst kata yemek için çağırdılar. Herkes acıkmış olmalı ki hepsi koşar adımlarla merdivenleri çıktı ve masadaki yerlerini aldılar. Masanın üstünde bir sürü yemek vardı. Eğer içlerinde ilaç olduğunu bilmeseydim muhtemelen yemeye başlamış olurdum. Doğru ya! Yemeklerin içinde ilaç olduğunu herkese söylemeliydim.

Henüz garsonlar ya da öğrenciler dışında başka birisi olmadığı için herkese duyduklarımı anlattım. Hepsi güldü ve “Neden sana inanalım, ya tüm yemekleri kendin yemek için söylüyorsan” dedi. Tam bir hayal kırıklığına uğramıştım. Ama madem inamayıp dalga geçiyorlarsa yesinlerde görsünler diye düşündüm. Herkes yemeğe başlayınca bende mecburen masaya oturdum ama hiç bir şey yemedim. Bu kadar kişi arasından benim yemek yemediğimi fark etmeleri imkansızdı. Diana ve Emily’e baktım ama onlar yemeğe çoktan başlamışlardı. Onları suçlayamazdım, doğruluğu kesin olmayan bir şey için yemek yememek belki de onlara saçma gelmişti.

Yemekler bitmeye başlamıştı ve herkesin üzerine ağırlık çökmüştü. Son bir kaç lokma daha yediklerinde artık hepsi uyuya kaldılar. Bir kaç dakika boyunca 500 tane uyuyan insanla öylece masada oturdum. Ardından merdivenlerden sesler gelmeye başladı.

Görünmeyen varlıklar bir tür ruhu anımsatıyordu.Uyuyan çocuklardan önce benim önüme geldiler. “Neden yemeğini yemedin?” diye sordu içlerinden biri samimi görünmeye çalışarak. Ellerimi önümde bağladım ve “Ne işler çevirdiğinizi biliyorum, burdan gidin yoksa sonuçları kötü olacak” dedim güçlü görünmeye çalışarak. Ama o kadar korkuyordum ki her an sandalyemden kalkıp kaçabilirdim. “ Bunu siz halledin ben diğerleri ile ilgileneceğim.” dedi bir ruh ve onların arasından ayrıldı. Kalan ruhlar ağzıma kokulu bir bez tuttular.

Gözlerim kararmadan önce son gördüğüm şey ayaklarımdan tutup beni sürüklemeleriydi…

نهاية الفصل

16 تعليق