Skip to content

ELÇİ

Chapter 9 · 12 min read

ELÇİ

Chapter 9

"IX"

Bölüm 9: Yaşanan İlkler

"Ama âşık olmak sevmek demek değildir.

Nefret ederken de âşık olmak mümkündür.

Unutma bunu!"

-Dostoyevski (Karamazov Kardeşler eserinden)

Gözlerimi kapattım ve kendimi esen rüzgarın ahenklerine bıraktım. Yüzümü yalayıp geçen tatlı mehtaplara boyun eğdim. Hissettim. Huzur buldum.

Sürekli konuşup duran beynimi susturdu, düşüncelerimi köşeye attı. Yüreğimde ki sızıyı hafifletti. Aldığım nefes ciğerlerime yetmezken, beni başka diyarlara aldı gitti.

Şu yaşımda yorulduğumu hissediyordum. Bunu ne zaman birilerine desem gülüp geçiyorlardı. Yaşın yirmi dört daha ne derdi diyorlardı. Sıkıntılar yaş falan dinlemiyordu. Kiminin sıkıntısı büyük kiminin ki küçük ama o sıkıntı vardı.

Gözlerimi açtım. Güneşin batışı tam karşımdaydı. Bana şahane bir manzara sunuyordu.

Etrafta koşusturmaca içerisinde olan insanlara baktım. Hepsinin kendine göre derdi, sıkıntısı vardı. Annesinin elinden tutmuş, yüzü asık olan, yaklaşık dört yaşlarında olan kız çocuğuna sorsam eminim ki o da bir şey söylerdi, yüzünün asıklığından dolayı.

Aslında bizleri yoran en çokta insanlar oluyordu ya.

Derin bir nefes verdim. İçimde ki her şey gitsin istedim, gitsin ki rahat bir nefes alayım. Gitmedi.

Yanımda boş duran banka birileri oturdu. Bluetoothlu kulaklığımı kulağımdan çıkardım ve yan tarafıma döndüm.

Gördüğüm kişiyle gözlerimi devirdim.

Tekrar önüme döndüm ve kulaklıklarımı taktım. Yanımda ki kişiyi hiç görmemişim gibi.

Bugün abim eve geç gelecekti, toplantısı vardı.

Babam her zaman ki gibi evde olmayacaktı.

Annemi ise akşam üzeri dernekten aramışlardı. Acil bir konu olması sebebiyle gitmek zorunda kalmıştı.

Eve sığamamıştım. Kendimi buraya, sahil kenarına atmıştım. Aile grubuna da kısa mesaj yazarak, bana ulaşamazlarsa endişe etmemelerini yazmış, internetimi kapatmıştım.

Herkesle bağımı kopartıp kendimle kalmak istedim.

Kulaklığım çıkarıldı. Sinirle yanıma döndüm. "Ne halt yiyorsun sen?"

Ukalaca, "Yanına gelen herkese böyle misin sen?" Dedi. Cıkladım. "Bu davranış sana özel" ofladı.

"Çocuk muyuz biz, Gökçen? Bu davranışlar ne?"

"Çocuklukla alakası ne Alparslan? Yalnız kalmak istiyorum, yanımda bitiyorsun," kolumda ki saate baktım. "Tam tamına yarım saattir bu böyle" dedim.

Kendi saatine bakıp konuştu. "Sen onu Kırk beş dakika de, çünkü on beş dakika seni bulmaya çalıştım." Tek kaşımı yukarı kaldırdım. "Devletin adamı değil misin sen? İstesen saniyesinde bulurdun sen beni " dedim dalga geçerek.

"Bu tür işlere devleti karıştıramam, sonuçta benim de bir imajım var" dedi, beni devam ettirerek. Pes ederek ofladım. "Tamam, şimdi söyle bana. Ne istiyorsun?"

Omuzlarını silkti. "Hiç bir şey." Bakışlarını güneş batmak üzere olan deniz manzarasına çevirdi. "Abin aradı, şu an evde kimsenin olmadığını, senin ise canının sıkkın olduğunu, yanına Alçiçek'i göndermemi rica etti. Fakat mesaiye kalan kız kardeşim evde olmadığını dile getirdim. Sevgili abin de eğer işim yoksa senin yanında olmamı istedi. Bende kabullendim."

Uzun uzun açıklamasını dinledim. Abimin içi rahat etmemiş peşime birilerini takmıştı.

Kahve gözlerini, benim yeşil-mavi hatta gri renklerin karışık olduğu gözlerime değdirdi. Şaka değil, arkadaşlar. Göz rengim aslında yeşilimsi bir tondu fakat arada giydiğim kıyafetler nedeniyle mavi olurken, üzgün olup ağladığımda ise grimsi bir renge dönüşüyordu. Yeşile yakın bir griliğe.

"Şimdi söyle bakalım kara kedi, canını sıkan şey ne?" Güldüm. "Kara kedi ne ya?" Şaşırmış gibi yaparak, "İzlemedim deme sakın" deyince ben iyice gülmeye başladım. "Mucize: Kara Kedi ve Uğur Böceğinden mi bahsediyorsun sen?" Dedim. Kafasını hızla salladı. "Ta kendisinden bahsediyorum"

"İyi de orada Kara Kedi, erkek."

Yüzüme bakındı. "Ne?" Dedim.

"Buna mı takıldın gerçekten?" Omuzlarımı silktim. "Ben realist birisiyim. Gerçeği neyse o!"

"Ama ben seni tam olarak Kara Kediye benzettim" tek kaşımı yukarı kaldırdım. "Sen de uğur böceği mi oluyorsun yoksa?" Düşündü. "Galiba evet" devam etti. "Hadi ya, seni mi kıracağım, Kara Kedi ben olurum, sen ol Uğur Böceği"

"Üç kağıtçı seni, karıştırdın karakterleri, doğrusunu duyunca da hemen dönüş yap"

"Teessüf ederim hanımefendi," gözlerimi devirdim. Bu Alparslan, neymiş böyle de haberimiz yokmuş işte.

"Sarp izlerdi, ben de ona eşlik ederdim." Diye konuşmaya devam etti. "Hadi itiraf et, sevdiğin için izliyordun"

"Yoo" dedi, 'o' harfini uzatarak. Kafamı hafif açıyla eğdim. "Yemedim"

"Tamam, seviyordum, evet!" Güldüm. "Bende seviyordum"

Sırıttı. "Harbi eğlenceli bir şeydi ama " kafamı salladım. "Kesinlikle"

Sustuk. Önümüzden çay satan bir çocuk geçene kadar da konuşmamıştık. Alparslan, yerinden kalkıp çocuktan iki bardak çay aldı. "Şeker atıyor musun?" Diye sorduğunda kafamı olumsuz anlamda iki yana salladım. Çocuğa ücreti ödeyip tekrar yerine oturdu. Elindeki bir bardağı da bana verdi.

"Teşekkür ederim" kafasını sallamakla yetindi. O da şeker kullanmıyordu.

Çayımdan bir yudum aldım.

"O zaman dökül bakalım Uğur böceği, neye üzüldün?"

Bakışlarımı çaydan çekip denize çevirdim. Hava iyice kararmaya yüz tutmuştu. Güneş çoktan batmış, yerini aya bırakmıştı.

"Kpss sonuçları açıklandı."

"Ee, kötü mü sonuç?"

"Değil"

"O zaman sorun ne?"

"İstediğim gibi de değil çünkü sınırdayım. O çok istediğim yere gidip gitmeyeceğim belli değil. Meclisin aldığı geçen yıl ki puan olarak tutuyor ama bu yıl ne olur belli değil. Sorun da burada işte"

"Belki yine aynı puanla alır"

"Belki," ona döndüm. "Belki, bir ihtimal"

"Sıkma canını bunun için Gökçen. Olacakla öleceğe çare yoktur"

"Öyle öyle de bir de gel bunu yüreğime anlat"

"Sen yüreğini ferah tut. Kazandın. Ben eminim." Bakışlarım onu buldu. Onun kahve harelerini. Tebessüm etti ve o tebessümü kalbimde ılık bir melteme sebep oldu. İstemsiz gülümsedim. "Umarım"

Kolunda ki saate baktı. "Hadi kalk bize gidiyoruz" gülümsemem kayboldu, "Sana iyi günler Alptekin! Ben evime geçiyorum" ayağa kalktım. Elimde bitmiş olan bardağı en yakınımda olan çöpe attım. Çantamı omuzuma takıp ilerledim. Hatta ilerleyemedim. Kolumu tutup adımlarımı kesti. Bezgin bir ifadeyle ona döndüm. "Efendim Alptekin?"

Tek kaşı yukarı kalktı. "Yeri gelince Alparslan, yeri gelince Alptekin"

İşaret parmağımla başımı gösterip, "kafama göre"dedim, güldü. "Ah, Gökçen, ah!"

"Ahlayıp vahlama Alptekin, evine git" çok fazla göze batmamaya çalışarak Alparslan'ı izleyen adamlarına kısa bir bakış atarak, "Gariplerimde senin yüzünden sürekli ayakta ve tetikteler." Bunu tamamen onunla uğraşmak için demiştim. Abimin de kendince şoförü varken, babamın da korumaları vardı. Onlar devlet için canlarını vermeye hazır olan yiğitler idi. Onlar bu devlet için önemliydi. Ve önemli kişiler mutlaka açıktan veyahut gizli korunmaktaydılar.

Onlara, gözünün ucuyla bile bakmadan "Farkındayım, bana kalsa hiç gerek yok ama üstlerime anlatamıyorum" dediğinde içimden bir cız sesi geldi. Ben ciddiye alacağını düşünmemiştim. Yanlış anlaşılmaktan korunmak için hemen konuştum. "Hayır, hayır! Yanlış anlaşıldı. Ben takılmak için demiştim. Yoksa babam ve abimden sebep, özellikle babamdan dolayı bu konulara hakimim. Sen istesen de istemesen de bu gerekli. Hatta sadece sen de değil, ailen için bile gerekli. -"

Yüzüne yakışan tebessüm tekrar yerini aldı. "Biliyorum takıldığını fakat bu konudan muzdaripim"

"Babam ikisin resmen" dediğimde ağız dolusu güldü. "Severim Aybar amcayı," sırıttım. "Ne tesadüf, o da seni pek sever." Aklım yine o güne gitti. Babamdan Alparslan'ı duyduğum ilk güne. O an kelimeler benden bağımsız döküldü. "Ben seni, ilk babamdan duyup dinlemiştim" sessizlik çöktü aramıza. O an dediğim kelimlerin çok farklı yerlere de gidebileceğini fark ettim. Yüzüm utançla yandı. Kaçamak bakışlar ile baktım. Çok içten bakıyordu. Sanki...

Sanki içimden geçen duyguları anlayacak kadar içtenti bakışları.

Yutkundu. Yutkundum. Boğazını temizledi. Kolunda ki saate baktı. "Hadi be kızım, şu akşam evdeyken maçı izliyebileyim bari" konunun değişmesiyle hemen konuya dahil oldum. "Kimin maçı? Sen takım da mı tutardın?" Göz devirdi. "Neyim ben uzaylı mı?"

Boş bulanarak, "Yoo" dedim. Daha çok göz devirdi. "Öyle görmediğin için Eyvallah o zaman" kahkaha patlattım. "Pardon efendim, kırdık mı?"

"Yok canım, ben bir robotum. Kırılma gibi bir duyguya da sahip değilim kesinlikle" yüzüne eğildim. "Hakikaten kırdım mı?" Diye sordum ciddiyetle. Gözlerini kocaman açarak baktı bana. "Gökçen, sen nasıl bir kızsın." Devam etti. "Hayır, kırılmadım. Sen takılınca ben de takılayım ha, demiştim. Ama bazen öyle bir an oluyor ki küçük bir kız çocuğu gibi inanıyor ve bunu sorguluyorsun" bu sefer göz deviren bendim.

Hemen yan tarafımda bulunan çimene oturdum. Kollarımı göğsümde birleştirdim. "Madem beni almadan gitmeyeceksin, o zaman gelmeyeyim de o çok istediğin maçı da izliyeme" ofladı. "Gökçen, çocuk musun sen?" Bu soru kafama sert bir darbe yemişim gibi hissettirdi. Ben ailem hariç kimsenin yanında böyle davranmazdım. Ne yapıyordum ben?

Salak Gökçen!

Hızla ayaklandım. "Haklısın, kusura bakma. Bir an boşluğuma geldi. Şey, maç kimindi?"

"Fenerbahçe'nin," dedi sakin bir tonla. Heyecanla, "Harbi mi?" Güldü. "Harbi, hayırdır sen de mi Fenerlisin?"

"Tabi ki oğlum! Bizim aile ful Fenerli"

Kafasını salladı. "Aybar amcayla Baybars'ı biliyordum ama seni beklemiyordum"

"Neden? Kadınlar futbol ile ilgilenemez mi?"

"İlgilenebilirler tabi ki. Sadece seni dışarıdan gördüğüm kadarıyla düşünmüyordum ama ilgilenmen bence gayet güzel. Herkesin her şey de bilgi sahibi olması gerekir. O bilgiyi kullanır, kullanmaz ona kalan bir şey. Ama bilinmeli." Kafamı salladım. "Kesinlikle katılıyorum" devam ettim. "O zaman acele et, Alptekin! Takımımızın yanında olalım"

Güldü. Benim hızlı adamlarıma ayak uydurdu.

📑

Hacer teyzem bizi kapıda yüzünde ki gülümsemesiyle karşıladı. Alparslan hızla salona geçerken biz ayak üstü Hacer teyzeyle sohbet etmiş sonradan salona geçmiştik. Şimdi de Alparslan'ın açmış olduğu maçı izliyorduk. Hasan amca evde değildi. Kahvehaneye gitmiş. Alçiçek zaten mesaiye kaldığı için evde yoktu.

Evde sadece televizyondan gelen ses vardı.

Alparslan, maça kitlenmiş şekilde izlerken ben ise diken üstünde oturuyordum. Hacer teyze, iyiydi, hoş kadındı ama imalı tavırları insanı bezdiriyordu be!

Eline aldığı bebek yeleğini örerken bakışları bir bana bir Alparslan'a bakıyor, kendi kendine gururlanarak gülüyordu. Bakışlarımı televizyonda tutmaya çalışıyordum. Hacer teyzenin imalı bakışlarını görmemek için üstün çabalar harcıyordum resmen.

"Anne, içecek bir şeyler yok mu ya?" Diyen Alparslan'a, "Var oğlum, çay koymuştum ocağa. Olmuştur belki. Bir bakayım" diyerek elindeki yeleği bırakacakken ben atladım. "Ben bakarım Hacer teyze" ama demesem daha mı iyiymiş ne arkadaşlar! Kadın bu dediğime de gülümseyerek ve imalı bakışlarını yollayarak kabul etti.

Yok, olmuyordu. Bu kadın ciddiydi!

Mutfağa geçip ocaktaki çaya baktım. Demlenmiş, hazırdı. Bir kaç defa Alçiçek için bu eve geldiğimden az çok eşyaların yerlerini öğrenmiştim. Tepsiyi alarak, çay bardaklarının bulunduğu dolabı açarak bardakları tepsiye dizdim.

Ne Hacer teyze ne Alparslan ne de ben, şeker atmıyorduk.

Hacer teyze şeker atmıyor ha?

E, gelip gittiğimiz için öğrenmiştim. Annem de şekersiz içerdi, çayı, kahveyi.

Peki ya, Alparslan'ı ne ara öğrendin?

Kendi iç sesimin bile bana düşman kesildiği vakitler de derin bir nefes aldım.

Daha bugün sahilde içtiğimiz çaydan biliyordum.

Çayları doldurup tepsiyi elime alarak mutfaktan çıkacakken Hacer teyzenin sesi duyuldu. "Kuzum, buzdolabının yanında ki dolapta da kuruyemiştir, atıştırmalıktır var orada. Sana zahmet koyuver"

"Tamam Hacer teyze"

Dediği yerden alıp çerezlik tabaklarına koydum. O tabakları da tepsiye yerleştirip mutfaktan çıktım.

Hacer teyzeye tuttum ilk olarak. Yüzünden eksik olmayan gülümsemesiyle aldı çayını.

"Allah razı olsun kuzum" gülümsemekle yetindim.

Yönüm Alparslan'a döndü. Ellerim değil ama içim titredi.

Kahve hareleri televizyondan bana döndü. Bir bana bir tepsiye baktı. Yutkundu. Çayına uzanıp aldı. Tekrar gözleri gözlerimi buldu. O sıra Hacer teyze ima kokan sesiyle, "Ah, ah, şu oğlan bir evlense de Alçiçek gibi bir kızım daha olsa ne güzel olur." Dediğinde elim de titremeye başladı. Hızla ortada ki sehpaya bıraktım tepsiyi. Bir şey çaktırmamaya çalışarak çerez kaselerini önlerine bıraktım.

Alparslan, anlamıştı hâlimi.

Anlamasa şaşardım.

"Anne!"dedi uyarı niteliğinde.

Hacer teyze, "Ne var paşam, haksız mıyım?" Diye sorduğunda, "Benden iş çıkmaz anne" dedi. Hacer teyze gözlerini devirdi. "İş çıkmasın zaten senden. Bu gidişle olanları da kaçırırsın sen. Benim torun sevmeye hakkım yok, anladım ben" diye sitem etti. Ortalığı durgunlaştırmak için "Hacer teyzem, bunların nesil böyle. Bak abime o da otuza merdiven dayadı, evlenmek diye bir sözcük yok lügatında" dedim.

Alparslan, Hacer teyzeden önce davranarak, "Tabi biz evlenelim de sizin de önünüz açılsın demi? Yok öyle!" Dedi. Bu sefer gözlerimi devirdim. "Alçiçek'i bilemem ama benim öyle bir düşüncem hiç yok! Bekarlık, sultanlık değil; imparatorluktur"

Alparslan ile bakışma yaşarken Hacer teyze gülmeye başladı. "Aman ilahi çocuklar, ben sizi ileri de görürüm. Şimdi böyle demek iyi geliyor size."

Ne o ne ben bir şey demedik.

İçeride ki sessizliği telefonum bozdu. Arayan annemdi. Açar açmaz "Annem, ne yaptın?" Dediğim de, "Geleceğim eve kuzum, abin bekle ben alayım dedi, onunda işi bitmiş" demişti. "Tamam ben Hacer teyzelerdeyim"

"Tamam annem, görüşürüz"

"Görüşürüz" diyerek kapattım telefonu. Merakla bakan gözlere açıklama yaptım.

"Abim annemi alıp gelecekmiş de"

Kafasını salladı, Alparslan.

Tekrardan televizyonda ilerleyen maça baktı. Hacer teyze de yeleğini örmeye devam ederken yine bir telefon sesi duyuldu. Bu sefer Alparslan'ın telefonu çalıyordu. Koltuğun üzerine atılı duran telefonu eline alarak arayana baktı ve hemen ardından cevapladı.

Yanımızdan ayrılarak, odadan çıktı. Hacer teyzeyle birbirimize bakındık.

"Önemli olsa gerek" dediğinde kafamı salladım.

Sessizlik hakim oldu yine.

Tam tamına iki dakika sonra Alparslan odaya geldi. Moralinin bozuk olduğu anlaşılıyordu. Hacer teyze benden önce davranarak, "Ne oldu annem?" Diye sordu. Alnına dökülen buklelerini eliyle geriye attı. "İşim çıktı anne. Çıkacağım hemen"

Sıkıntılıydı. Bu her halinden belliydi. Bakışları kısacık bana değip geri odadan çıktı ve büyük ihtimalle kendi odasına geçti.

Hacer teyzenin mırıltısı hakim oldu odaya. "Rabbim ayağına taş değdirmesin"

Amin, dedim. Her birini korusun, Rabbim.

📑

Gecenin bir yarısı olmuştu. Uyku denen şey gelmiyordu bir türlü. Oflayarak solumdan sağıma döndüm.

Alparslan, gittikten kısa bir süre sonra Alçiçek gelmiş onun ardına da annemler gelmişti. Hacer teyzenin ısrarlarına rağmen annem, 'gec olduğunu, abimin yorgun olduğunu,' dile getirmiş, eve gelmiştik. Abim, teşekkür babında Alparslan'ı aramıştı ama telefonu kapalıydı.

Annem ile kısa bir görüşmeden sonra odama çekilmiştim. Abim de yanıma gelmiş, moralimi bozan sınav hakkında konuşmalar yapmış, bugünümle ilgili sorular sorup cevaplarını aldıktan sonra yanımdan ayrılmıştı.

Saat, gecenin ikisine gelirken yatakta dönüp duruyordum. Abim koyu Fenerli olmasına rağmen yorgunlukla odasına çekildiği için maçı izliyememişti. Fakat ben takip etmiştim. İki-sıfır biz almıştık.

Oflayarak, sırt üstü döndüğüm esnada yanı başımda ki komodinimin üzerinde bulunan telefonum titreşmişti. Telefonuma uzanarak, elime aldığım da WhatsAppdan bir mesajım olduğunu ve mesajın yabancı bir numaraya ait olduğunu görmemle paniklemiştim. Yatağımda doğrulup mesajı okudum.

0553....: Hayırlı geceler Gökçen. Ben Alparslan, senin tabirinle Alptekin, bugünkü bize koyduğum lakaplarla kara kedi

Güldüm. Kendini böyle tanıtanı da ilk defa görüyordum.

0553...: Telefon numaranı bugün abin bizzat kendisi vermişti. Fakat telefona ihtiyaç olmadan seni bulduğum için bu durumu daha yeni öğrenmiş bulunmaktasın.

0553....: Ben yine saçmalıyorum, sen bu dediklerimi boşver (mesaj silindi)

İşte buna harbiden gülmüştüm. Çünkü bu mesajı yazdıktan sonra silmişti ama ben bu silinen mesajları da göstermesi için bir uygulama yüklemiştim. Onun sildiği ve benim görmeyeceğimi düşündüğü mesajı şu an okuduğum gibi mesajın içeriği de hem komik hem tatlı gelmişti.

Çevrimiçiydi şu an.

Gökçen Almila: Hayırlı geceler, Alptekin.

Gökçen Almila: Sorun değil.

Gökçen Almila: Senin numaran ise kayıt ediyorum

Anında cevap geldi.

Alparslan: Evet, bu numara bana ait.

Alparslan: Abin de aramış beni ama o sıralarda kapalıydı telefonum. Şimdi geri dönüş yaptım fakat açan olmadı. Yanında mı acaba?

Saatten haberi var mıydı acaba?

Alparslan: Ah, kusura bakma lütfen. Saat fazlasıyla geç olmuş. Seni de rahatsız ettim.

Gökçen Almila: Estağfurullah ne rahatsızlığı, abim bugün biraz yorulmuş, büyük ihtimalle uyumuştur.

Alparslan: Anladım.

Çevrimiçi olarak kalmıştı, bende aynı şekilde bekliyordum. Ne o ne ben yazamamıştık.

Hem bizi de anlamış değildim. Yeri geliyor yıllarca birbirimizi tanıyor gibi hareket ediyorduk yeri geliyor iki yabancı gibi davranıyorduk.

Neydi bu şimdi?

Daha bir kaç saat önce sahil kenarında hasbihal ederken, telefonda yazışırken tam bir resmiyete bürünmüştük.

Alparslan: Sen neden yatmadın daha?

Gökçen Almila: Uyku tutmadı

Alparslan: Anladım.

Gökçen Almila: Fener iki-sıfır aldı maçı.

Gökçen Almila: Haberin yoksa diye şey ettim.

Alparslan: Teşekkür ederim:) kazandığımıza sevindim. Ne kadar maçı izliyemesem de.

Gökçen Almila: Abim aradığında telefonun kapalıydı, bir sorun yoktu değil mi?

Konudan konuya atlayan Almila gibi olun arkadaşlar!

Adam MİT Amiri,

Adama sorun yok değil mi diye soruyorsun Mila!

Alparslan: Gereken yapıldı, yapılmaya da devam ediyor diyelim

Gökçen Almila: Anladım

Gökçen Almila: Rabbim yardımcınız olsun

Alparslan: Amin.

Alparslan: Daha fazla geç olmadan yat sen de

Gökçen Almila: Peki, hayırlı geceler

Alparslan: Hayırlı geceler

WhatsApp uygulamasından çıkarak telefonu tekrardan komodine bıraktım. Yüzümde kasılan kaslar sayesinde gülümsediğimi anladım.

Neydi bu?

Gökçen Almila Akşir, ilkleri yaşıyordu.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.