تخطٍ إلى المحتوى

ELÇİ

الفصل 8 · قراءة 10 دقيقة

ELÇİ

الفصل 8

"VIII"

Bölüm 8: Sevda ve Aşk'ın Arasında ki Fark

"Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin

sen ülkemin yaz geceleri gibisin

saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında

beni unutma

ah! saklı gülüm

sen hem zor hem güzelsin

şiirlerimin ılıklığında açılmalısın

sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi

sen memleketim kadar güzelsin

ve güzel kal"

-Nazım Hikmet

✨

"Senin yorumunu istemiyor, bilgini kullan o bilgi üzerinden git diyor, bu sorular böyle yapılmalı, anlaştık mı?"

"Anlaştık Gökçen abla" diyen Sarp beye gülümsedim. Akıllı çocuktu Sarp. O çok istediği Hukuk gelirdi. Bunu yapabilecek bir çocuktu.

Öncesinde adıyla tanımış olduğumuz bu beyefendi, Sarp Alptekindi. Alçiçek ile Alparslan'ın kardeşi olan, Hacer teyzenin oğlu olan Sarp'tı.

Üniversite sınavına hazırlanıyordu. Ablası sayısalcı olunca sözel de yardımcı olamıyordu. Alçiçekte sözel kısım da özellikle de tarih için bana gönderse olup olmayacağını sormuştu. Bende seve seve kabul etmiştim. Zaten evdeydim ve kendim konu tekrarı yapmaktan başka bir şey yapmıyordum. Hatta evde olduğum süre zarfinda tanıyamadığım mahalleyi de tanımaya başlamıştım. Annemle günlere gitmekte fazlasıyla yardımcı olmuştu.

Abim birkaç kez eğer istersem özel okul veya dershane gibi yerlere en azından bir süreliğine başvurabileceğimi dile getirmişti. Fakat istememiştim. Çünkü annem emekli olmadan önce hastane de çalışırken, abim valilik için çaba harcarken, babam görevden göreve koşarken, ben de başarıdan başarıya koşmuştum. Eve gelsem evde kimseler olmazdı. Ben de kendi başarılarım için gayret etmiştim. Bir süre sonra annem emekli oldu, babam emekli olmayı düşünmeden işine devam ediyordu. Annem emekli olduğunda en azından biraz daha evde vakit geçirir olmuştum ama bu vakitler kısaydı. Mahalleyi tanımayacak kadar kısa.

Şimdi ise annemle hiç olmadığı kadar vakit geçirecek zamanı bulmuşken, anne-kız evde kalıp yapamadığımız onca aktivite varken, bu fırsatı kaçırmayı istemiyordum. Belki çoğu kişi için bunlar basite kaçabilirdi ama benim için çok özel şeylerdi.

Alçiçek işinden gayet memnundu ve her sabah mutlulukla gidiyordu işine. Bazı günler yoğun oluyordu ama buna bile bir şey demiyor hatta mutluluğunu dile getirip duruyordu. Onun için tamamen seviniyordum.

Sarp ile derslere başlamış onu harika bir tempoya tutmuştuk, Alçiçekle birlikte. Zaten abisi de dershaneye yazdırmıştı. Ayrıca dershanesine gidip geliyordu. Tabi bunlar bizim zorlamamızla değil tamamen kendi isteğiyle olan şeylerdi.

Sarp önünde ki soruları arka arkaya çözerken abimden üst üste mesaj geldi.

Mon Héros 🤍: ne yapıyorsun abisinin Mila'sı ?

Sarp'ın soru çözen hâlini çekip attım abime.

Gökçen Almila: Ders ders ders

Gökçen Almila: Sen de nasıl durumlar?

Mon Héros 🤍: İş iş iş

Güldüm. Taklitçi, beni taklit etmişti.

Gökçen Almila: Kolay gelsin abilerin güzeli

Mon Héros 🤍: Teşekkürler kardeşlerin güzeli

Gökçen Almila: Nasıl ya, senin başka kardeşlerin de mi var?

Mon Héros 🤍: Kızım sen gerizekalı mısın? Sen abilerin güzeli yazınca bende öyle yazdım. Bazen diyorum ki kendi kendime, bu Mila, bu akılla nasıl başarılar elde etti.

Gökçen Almila: Abilerin en nemrudu! Konuşma benimle

Mon Héros 🤍: Bu kadınları anlamak zor ama kardeşleri anlamak daha da zor

Mon Héros 🤍: Almila dellendirme beni! Bak şimdi, akşama halı saha maçımız var, mahalleli gençlerle. Bugün erken gelmeye çalışacağım. Eğer geleceksen benimle haberin olsun istedim.

Abim bambaşkaydı benim. Başka abiler gibi kıskançlığıyla ne işin var orada demezdi. Ben varken kimse sana bir şey diyemez derdi. Kraldı kendisi. Ama o bilmese de olurdu.

Gökçen Almila: Tamam geleceğim. Haber verdiğin için teşekkürler

Mon Héros 🤍: Abisinin Mila'sı yapma bak böyle ya, ne yaptım ki hem?

Gökçen Almila: .

Mon Héros 🤍: Nokta da geldiğine göre anlaşıldı. Gelirken ne getireyim sana abiciğim?

Mon Héros 🤍: Benim büyümeyen kız kardeşim

Gökçen Almila: Büyümediysem abime, babama büyümedim

Mon Héros 🤍: Doğru abiciğim, başka kimseye böyle takılma sen zaten. Hadi söyle ne istiyorsun?

Gökçen Almila: Bir pamuk şekere hayır demem

Mon Héros 🤍: Mesaj alındı. Abin seni çok seviyor Mila'm

Gökçen Almila: Ben de onu çok seviyorum. Mon Héros'um.

Mesaj yerinden çıkıp sırıttım. Bu dünya da böyle bir aileye geldiğim için şanslıyım fakat böyle bir abim olduğu için daha çok şanslıydım bence.

İyi ki ama iyi ki vardı abim.

Sarp sorularını çözmeye devam ederken sessiz olmaya özen göstererek çalışma odasından çıktım ve rehberimden Alçiçek'i bularak aradım.

"Efendim, caaanım arkadaşım" diyerek açınca telefonu gülümsedim. Bu kızın enerjisinden istiyordum. Net.

"Nasılsınız, Bayan Mühendis Hanım?"

"Oyy, bittim, yoruldum, koşuşturmaca hep ama mutluyum, hem de hiç olmadığım kadar" bende mutlu olacaktım inşallah, sonuçlar açıklanınca.

Bekle beni, Ankara.

Gökçen Almila Akşir, gelecek.

Hem de öyle bir geliş olacak ki herkes onu konuşacak.

Umarım. İnşaallah. Tam olarak öyle olması dileğiyle.

"İyi, iyi, çalış. Ülkemizin yeni icatlara çok ihtiyacı var. Böyle devam" güldü.

"Hiç merak etmeyin efendim, o iş biz de EvelAllah"

"Azminize hayran kaldım madam"

"Teveccühünüz efendim."

"Neyse bak ben sana ney diyeceğim. Abimlerin akşam mahallenin gençleriyle halı sahaları varmış. Abim beni de istersem götürebileceğini söyledi. Sen de gelir misin?"

"Bilemedim ki şimdi. Aslında gelmeyi çok isterim de. Abim de bugün akşam gelecek İstanbul'a. Anneme bir sormam gerek"

Alparslan o günden sonra tekrar etraftan kaybolmuştu. Bunu sıklıkla yapıyordu. Bir gidiyor bazen gelmediği uzun süreler oluyor, hatta Hacer teyzeler ufacık bir haber dahi alamıyorlardı. Bazen de gidiyor ama kısa süre içerisinde geliyordu. Bugün de geri dönüş günüydü muhtelemen.

"Tamam sen bir sor, haber et bana da"

"Tamamdır canım, şimdi kapatmam gerek"

"Pekala, kolay gelsin"

"Teşekkürler" vedalaşıp kapattık. Mutfağa geçerek, annemin daha yeni yaptığı tahinli kurabiyelerden bir tabağa koydum. Yanına da daha dün yapmış olduğumuz ev yapımı soğuk limonatadan iki bardak koyup tekrardan çalışma odasına döndüm.

Masanın bir köşesine tepsiyi bırakıp Sarp'ın neler yaptığını incelemeye koyuldum.

✨

"Haydi Almila!" Bağırıp duran abimi göz ardı ederek, son kez aynada kendime baktım.

Düşük bel, açık renk bir kot pantolon, bordo renkli, dirseğime kadar gelen kısa kollu bir tişört giymiştim. Saçlarımı salık bırakmış, aksesuar olarak sadece kolumda bulunan akıllı saat ile telefonum vardı. Aşağıya indim. Bugün babam evdeydi, birlikte akşam yemeği yemiştik.

Annemin sofrayı toplamasında yardımcı olmuş, abimin 'hadi' ısrarlarıyla da odama geçerek üzerimi değiştirmiştim.

Abim, siyah eşofmanının ceplerine ellerini koymuş, beyaz tişörtü ile havalı gözükürken yüzünde ki asık ifade ise mafediyordu.

Gülerek yanına vardım. "Yakışıklılığını bozuyor bu asık surat" gözlerini devirdi. "Dokuzda başlayacak maça biz on dakika geç gideceğiz farkındaysan " dediği an sesimizi duyan babam olaya dahil oldu. "Baybars, on dakika geç gitmek sana bir şey kaybettirmez ama bunun lafını yapman kardeşini üzebilir, işte o zaman bir şeyler kaybedersin oğlum, kaybettiğin şeyde abiliğin olur," duraksadı hemen sonra devam etti. "Bilgilendirme yapayım dedim, sen gerekeni anladın"

Abim sinirlendiği vakit ya da bu durumlarda bana karşı ufak bir şey de bulunduğu an annem ve babam konuya dahil olur, aramızda sorun çıkmasını, birbirimize yanlış ifadelerde bulunup kalplerimizi kıracak olmamızı engellerlerdi. Aynı şeyi bana da uyguluyorlardı. Belki de ailemizin bu tutumu sayesinde biz bu kadar iyi anlaşabiliyorduk.

Abimin bakışları mavi gözlerimi buldu. "Kusura bakma ufaklık," sırıttım. "Sen yanlış bir şey demedin ki Mon Héros, merak etme" gülümsedi.

"Harbiden senin kahramanın mıyım?" Dediğinde gülümsedim. "Tabi ki öylesin abi, bunu sorman hata" mutluluğu daha çok arttı.

Bu sırada beyaz spor ayakkabılarımı giydim. O da kramponunu giydi. Beni kolunun altına aldı. "Biz çıkıyoruz" diye seslendi. Bu sefer ki cevap annemdendi. "Dikkat edin kendinize"

Evden çıktık. Abim kapıyı çektiği an Alçiçek'in sesini duyduk. "Selam"

Bakışlarımı önce Alçiçek'i ardından arkasında kalan daha bugün İstanbul'a ayak basan kişiyi gördüm. "Selam" diye karşılık verdim. Abim kolunu boynumdan çekip birkaç adım da Alparslan'ın yanına gitti. "Hoş geldin koçum" kafasını eğdi hafifçe Alparslan. "Hoş bulduk kardeşim"

Abimden çektiği bakışlarını bana ve Alçiçek'e çevirdi. Kısa süre içinde bakışları geri abime döndü. "Halı saha varmış"

"Aynen öyle, senin bugün geleceğini bilmiyordum. Gel gidelim"

"Bugün geleceğim sonradan kesinleşti kardeşim, ben aslında Alçiçek'i getirmiştim."

"Tamam kardeşim de gel birlikte gidelim, oynamasan bile köşede kızlarla durursun"

Alparslan'ın üzerinde gezdirdim gözlerimi. Baştan aşağıya simsiyahtı. Siyah eşofman takımını giymiş, siyah spor ayakkabısını tercih etmişti. Siyahlar içerisinde çok, çok farklıydı.

"Gelelim bakalım" onlar önden biz ardılarından ilerledik mahalle içerisinde.

Halı sahanın olduğu yere geldik. Ekip toparlanmıştı.

Kendi aralarında konuşup bir ayar yaptıktan sonra sahanın içine girmeye başladılar. Abim yanıma geldi. Başıma bir öpücük bıraktı. Arkasından duyacağı şekilde bağırdım. "İyi şanslar abim" bana göz kırpmakla yetinmişti. Biz de tribün yerine oturduk.

Alçiçek aramızda kalacak şekilde oturmuştuk. Abimler maça başladılar.

Top bir abimlerin takımında bir karşı tarafın ayağında dolaşıp duruyordu. Çok bir zaman geçmeden abimlerin takımından bir çocuk karşı tarafın oyuncusuyla çarpıştı ve feci derece de düştü. Alparslan dahi sahanın içine girip çocuğun başına toparlananların arasına katılmıştı.

Çocuğu ayağa kaldırdılar ama topallıyordu, abime döndü. "Yok abi, ben bu ayakla oynayamam" abimin bakışlarının hedefi Alparslan olmuştu.

Alparslan tabi ki bu bakışları anlamıştı. "Oynamasam mı? Malum yorgunluk falan" diye mırıldanırken, abim iyice onu hedefi haline almıştı. "Kardeşini yalnız mı bırakacaksın be oğlum" diyerek onun ayarlarıyla oynamaya başladı. Alçiçek yanımda kıkır gülmeye başladı. "Abim kolay kolay kanan biri değil ama" dediğinde Alparslan oflayarak, "Tamam lan ağlama " deyince Alçiçek devam etti. "Aması buydu işte. Kolay kolay kanmaz lakin konu sevdikleriyse kendinden taviz de vermeyi bilir" dediğin de yüzümde istemsiz bir gülümseme oldu.

Alparslan'ın az çok karakteri belliydi zaten. Bunu yapabilecek birisiydi o.

Çocuğun koluna girip sahanın dışına çıkardı ve bizim önümüzde kalan yere oturttu. Gözleri çok kısa sayılacak bir dilimde benim mavilerime değip geçti.

O kahve gözler de farklı şeyler vardı fakat buna dur demezsem, o gözlerde ki farklılığı bulmak için uğraşırsam olan bana olacak gibi hissediyordum ve ben bu bir şeyleri kurcalama huyundan ise nefret ediyordum.

Tekrardan sahanın içine döndü ve kendi kendine ısınma hareketleri yaptı. Sonradan da devam ettiler, kaldıkları yerden.

Top bir süre ortalıkta döndü. Neden sonra karşı takımda ki çocuğun biri ayağında ki topu sürerek abimlerin kalesine doğru ilerledi. İyi çalımları vardı. Abim, çocuk kaleye yaklaştığı an ayağında ki topu aldığı gibi bu sefer o diğer kaleye ilerlemeye başladı. Onu hemen ilerisinde bekleyen Alparslan'a pas attı. Alparslan topu aldığı gibi ilerledi ama karşı takımda ki başka oyuncular önünü kesince etrafına hızla bir bakış attı ve kendi kalelerinin olduğu kısma gelmeye başladı. Bir an yanlış kaleye gidiyorsun, diye bağırmak istesem de kendimi zor tuttum. Salak değildi ya, illa ki farkındaydı. Tam orta saha alanında duraksadı, tekrar etrafına baktı ve yönü kendi kalelerine dönükken topu ayağının arka topuğuyla yönü abime dönük olmadan attı topu. Top abimin olduğu alana ilerledi ve abimin ayağına geldi. Abim hızlı bir manevrayla kaleye gidip şutunu attı ve gol oldu. Alçiçek yanımda çığlık çığlığa bağırırken ben şaşkınlıkla bakınıp kaldım. Abim ile harika bir ikili olmalarını geç, acayip iyi top oynuyordu.

Abim bize bakındı, gülümsedi.

Onun bakışları bize döndü, Alçiçek'e tebessüm etti. Benim şaşırmış halimi fark etti ve göz kırptı.

Bana göz kırptı.

Bana.

Onlar sevinçlerini yaşarken, "Kim kazanıyor kızlar?" Diyerek ortaya giren Esra ablaydı. Mahallemizde Onur abimizin eşiydi. Oğlunu kucağına aldığı gibi gelmişti. Onur abi de abimlerin takımındaydı. "Bizimkiler abla" dedim. Güldü. "İşte kimin kocası" dediğin de bu sefer gülen bendim. Sahaya ilerledi. Oğlu Can'ı havaya kaldırdı. "Bak annecim baba"

Can bir buçuk yaşında bir bebekti. Ellerini çırptı. "Ba-ba" diye heceledi. Onur abi onların sesini duyunca sahadan çıkmadan onların olduğu alana geldi ve sahanın demirliklerinden birbirlerinin ellerini tuttular. "Oğlum" dedi, hemde öyle bir dedi ki, o oğlum kelimesi içtenlikle denildiğini hepimiz fark etmiştik.

Onur abi gülerek kendi takımına baktı. "Gençler benim şanslarım gelmiş, ikinci gol benden"diye bağırdı. O sıra onunla göz göze geldik. Öyle bir baktı ki, bu bakışın tarifini yapamazdım ben. Bunun tarifi olamazdı. Bu bakışları ben hayatımda ilk defa yaşıyordum. Bu abimin bana baktığı gibi bir bakış değildi. Babamın şefkat dolu, annemin sevgi dolu bakışlarından değildi. Bu beğeni dolu veya arkadaşça bakılan bir bakışta değildi.

Bu farklıydı.

Bakışı farklıydı.

Düşünceleri farklı.

Mesleği farklı.

O farklıydı.

Aşk dedikleri şeye hiç bir zaman inanmamıştım. Aşk yoktu benim lugatımda.

Görüyordum çevremden. Aşığım diyebiliyorken birine. Ondan ayrılınca da bir diğerine aşk diyordu.

Aşk bu olamazdı.

Aşk dedikleri bu kadar kirli bir duygu olmamalıydı.

Sevgi dedikleri duygu, herkese duyulan bir şeydi. Bir insana, bir ağaca, bir hayvana...

Sevgi herkese duyulurdu.

Her bir canlıya.

Bana göre Sevda vardı. Hayatına bir kez uğrayan bir duygu. Bir kişiyi sevdiğin, seyirlik değil ömürlük dediğin o duygudur, Sevda.

Hecelere bile ayrılamayan bir kelimedir, Sevda.

Bu duygu hayatında bir kez gelir ve geldiğinde ya yakalarsın ya da elinden kaçırırsın.

Sevda, kaderinde ki kişidir.

Nasiptir, Sevda.

Kirli olmayan bir duygudur.

Ve;

"Sevda'nın rengi mavidir, bence.

Gökyüzü kadar

Deniz kadar

Sonsuzdur, Sevda."

-Melike S. Akbak

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.