Skip to content

ELÇİ

Chapter 5 · 8 min read

ELÇİ

Chapter 5

"V"

Bölüm 5: Beklenmedik Durumlar

"Fakat gözler kör, yüreğiyle bakmalı insan"

-Küçük Prens

Babamın erken geldiği bir akşamdı. Annemle ben akşam yemeği ardından içilecek çay ve yanına gidecek atıştırmalıkların hazırlığını yaparken abim ile babam da konuşuyordu. "Toplantı bugün mü yapıldı?" abimin sorusuna olumlu yanıt verdi babam. "Evet, Alparslan'ın dediği mantıklı geldi bana." Normalde devlet işlerine girmezdim. Fakat babam sıklıkla Alparslan'dan bahseder, onun nasıl yiğit, cesur biri olduğundan dem vururdu. Elimde ki tepsiyi sehpaya bıraktım. "Alparslan kim?" babamın yanına oturdum. Beni kolları arasına aldı, saçlarıma kokulu bir öpücük kondurdu. "MİT'in mensup birimi olan Operasyonlar Bakanlığı'nın başında ki amir" bakışlarımı, yukarı babama kaldırdım. "O zaman yaşı baya var" abim sinirle, "Hem de baya yaşlı" deyince babam ters ters ona bakıp benim sorumu cevapladı. "Yok kızım, yaşlı değil. Abin gibi genç bir çocuk, yeni atandı amirliğe zaten" şaşırdım. "Genelde yaşlı kişiler olmuyor mu ya?" babam, bu sorumu da cevapladı. Ne sorsam bıkmadan usanmadan tüm sorularıma cevap verirdi. "Hayır elma yanaklım. İlla yaşlı olacak diye bir kural yok. Tecrübeli, zeki, disiplinli, mantıklı ve bunun gibi özelliklere sahipse genç, yaşlı demeden olur kızım. Tabi genelde gençlerimiz bu kadar büyük başarılar elde edemedikleri için bu tür durumlar biz yaşlılara kalıyordu."

Abim konuya dahil oldu. "Ayıp ediyorsun baba?" güldüm. Babam da gülerek, "sizin için demiyorum oğlum, kızımın da oğlumun da maşallahı var. İstiyoruz ki tüm gençlerimiz böyle çalışkan olsun, her ne mesleği yaparsa yapsınlar aşkla yapsınlar, kendi bölümlerinde uzmanlaşsınlar. Bu Vatan'ın evladı olduklarını unutmadan yapsınlar yapacaklarını." abim kafasını salladı. "Haklısın baba"

Babam tekrardan bana döndü. "İşte güzel kızım, böyle başarılı gençler de çıkınca Devletimiz değerlendiriyor. Nerede, başarılı bir genç görseniz, devletine hizmet eden o gençlerin başarıları hep kendi başarılarıdır. Bunu unutmayın ve kısacası bu işler buna bakıyor kızım" diyerek işaret parmağıyla aklını gösterdi. "Doğru söyledin babam," annemin konuyu başka yere çekmesiyle konu kapanmıştı.

✨

Alparslan Alptekin.

O Alparslan?

Abime baktım. "Abi?" Sırıttı. "Ne oldu abiciğim? Beklemiyor muydun?"

Beklemiyordum.

Gülen yüzü ciddileşti. "Bu Vatan'ın evlatları her yerde abiciğim. Düşmanı, haini çok olduğu kadar Vatan evlatları da bir o kadar çoktur." kesinlikle öyleydi. Sadece bizim mahalleden bile bir Mit amiri, bir Orgeneral, bir gazi Albay, bir Vali, bir Uçak mühendisliği ve ben.

Ayrıca daha bilmediğimiz onca yiğit kişi.

"Haydin yemeğe!" annemin sesiyle abimle birlikte odadan çıkıp aşağı kata indik. Sofra da babamı görmemle mutlu oldum. Yanına gidip yanaklarına öpücükler kondurdum. "Bakıyorum da bugünde erkencisiniz Komutanım?"

"Özledim evlatlarımı, olsun o kadar da" yerime geçip oturdum. "Kesinlikle hep olmalı" gülüştüler. Sessizlik içerisinde yemeklerimizi yedik, babam koltuğa geçerken abim bize yardımcı olmuş, tabakları mutfağa taşımıştık. Abim de içeri, babamın yanına geçince annemi de arkasından yollamış, kendim halletmeye koyulmuştum.

Bulaşık makinesini doldurup çalıştırdım. Kendim de geri de kalan bulaşıkları elimde yıkadım. O korumalar o yüzdendi demek ki.

Düşüncelerime engel olamıyordum. Başak burcu olmamdan sebep olsa gerek her şeyi ince detayına kadar düşünürdüm ve bu da beni çok yorardı.

Kpss sınavım yaklaşıyordu. Neden sonra da Dışişleri Bakanlığı'nın yapacak olan sınavı vardı. Köşede duvarda asılı olan takvime baktım. Haftaya pazar kpss sınav günüydü. Şu son bir haftayı iyi değerlendirip bol bol konu tekrarı yapmam gerekiyordu.

Çay suyunu da koyup içeri geçtim.

"Anne, Münevver teyzenin torunu Murat, askere gidiyormuş" diyen abime bir bakış attım. Münevver teyzenin bana istediği torunu, Murat. Ama çocuk ne benimle ilgileniyordu ne de ben onunla.

"Evet, geçen Münevver abla demişti. Bahçelerinde çetnevir yapılacakmış davet etti. Erkekler de cadde de olacakmış. İki taraftan yolları kapatalım demişler" abim kafasını salladı. "Gidelim gitmemek olmaz şimdi"

"Anne, bu çetneviri genelde Konya halkı yapmaz mıydı?" Dedim. Onların adetleri olduğunu biliyor gibiydim.

"Herkese göre değişir bence kuzum. Yapmak isteyen yapar. Hem ayrıca Münevver teyzen de Konyalılar hem."

"Aa, bilmiyordum ben onların Konyalı olduğunu" dediğim de annem sitemle, "Sen bu mahalle de kimi biliyorsun ki?" Dedi. Sustum. Bir şey dersem olay daha çok bana patlayacaktı.

Gözümün önüne gelen anılarla hüzünle gülümsedim. "Senin askerlik zamanların neydi öyle?" Güldü abim. "Bensiz yapamayan bir kardeş olunca" yüzümü buruşturdum. "Tekrar gitsen ya"

Aman Allah'ım, ben öylesine dedim. Gitmesin o.

Hiç bir yere gitmesin.

Abime olan sevgim abartı gelebilirdi bazı kişilere ama benim annemin de babamın da meslekleri kolay bir meslek değildi. Yanımız da olamadıkları zaman olurdu. O zaman diliminde annem de babam da o'ydu benim. Abimdi. Gece korktuğum da babam yerine hep abime gittim ben. Acıktığım da annem yerine abime gittim. Çünkü annem de babam da nöbette olduğu oluyordu.

Abim bana her şey olmuştu.

"Giderim bak" diye tehtid etti. "Güle güle abiciğim" annem gözlerini devirdi. "Git diyene bak hele bey. O zamanlar burnumuzdan getirmemiş gibi"

"Aman be anne. Küçüktüm işte."gözlerini açtı, şaşkınlıkla. "Gökçen küçülde cebime gir kızım. Abin askere gittiğin de yirmi yaşındaydın." Omuzlarımı silktim. "Küçükmüşüm işte"

Az ağlamamıştım, abim gelsin hemen diye. Öyle bedelli falan da yapmamıştı abim. Bizzat gitmiş aslanlar gibi yapıp gelmişti. Akrabalar az dememişti babama, durumunuz iyi isterseniz parayla yaptırtırsın. Babam bu duruma karşı çıktığı gibi abim de karşı çıkmış, Vatan borcu parayla ödenmez, giderim aslanlar gibi yapar gelirim, demişti.

Yiğit abim benim.

"Almila'm, bir haftan mı var sınava?" Babama cevap verdim. "Evet, babam. İşte tekrarlarımı yapayım. Allah'ın izniyle üstesinden gelirim." Gülümsedi babam. "Hatun gördün mü benim kızımı? Tam babasının kızı" annem tebessümle baktı bana. "Gördüm Aybar bey, gördüm amma bilmediğin bir şey var, anasının biriciği o. Aynı annesi."

Abim eliyle durun işareti yaptı. "Şş, durun orada. O abisinin Mila'sı. Aynı da abisi. Kimse üzerine alınmasın lütfen. Ben saçımı süpürge ettim ona, bana benzemeyecekte kime benzeyecek"

Dediğinde babam abimin kafasına geçirdi. "Şu hâlini görseler kim der bu İstanbul Valisi diye"

"Çok ayıp ediyorsun Aybar komutan" dedi ciddi olmaya çalışarak. Babam abimi tınlamadan bana yöneldi. "Diğer sınava da girmek istiyorsun değil mi kızım?"

"Evet baba, istiyorum. En azından kendimi deneyim."

"Sen nasıl istersen Elma yanaklım" devam etti. "Eğer diğer sınavı kazanırsan gitmeyi düşünüyorsun ama değil mi? Kimsenin hakkına girmeye de gerek yok kızım"

Haklıydı babam. Kendimizi deneyeceğiz diye bir çok sınava giriyorduk. Kazanıyorduk, kazanmak isteyen kişilerin önüne geçerek ama bir de diyorduk ki ben kendimi denemeye girdim, kazandığım yere gitmeyeceğim. Bu sefer de asıl o yerleri kazanmak isteyen insanların hakkına girmiş oluyorduk.

Böyle bir şey yapmaya kimsenin hakkı yoktu.

"Tabi ki bab

a. Gelirse giderim. Kimsenin hakkına giremem. "

"Aferin kızım"

✨

Önümde duran kitaplardan birinin daha özetini bitirince oturduğum yerden ayaklanıp gerneştim. Masa başında oturunca her yerim tutulmuştu. Odamın camını açarak temiz havanın içeri girmesine izin verdim.

Camdan kafamı çıkarıp sokağa bakındım. Mahallenin oğlanları maç yapıyor. Kızlar köşe de seksek oynuyor, bir kaç mahalleli de kapılarının önüne oturmuşlardı. Gözüme Hacer teyze ve Alçiçek takıldı. Bizim eve doğru geliyorlardı. Zaten kısa süre içerisinde de bizim evin kapısı çaldı.

Geri çekilip odamın kapısına yönelmiştim ki annem seslendi. "Gökçen, misafirlerimiz var"

Köşede duran boydan aynalığıma baktım. Açık krem, dirseğime uzanan bir kısa kollu vardı üzerimde. Altımda da gri tona hakim olan bir eşofman. Ayağımda krem, tüylü, önü açık, yumuşak, terliklerim vardı. Saçlarım salık duruyordu. Çokta paspal değildim bence.

Telefonumu eşofmanımın cebine katarak aşağıya indim. İçeri girdiğim de Hacer teyze ve annem ikili koltukta, Alçiçek de pencere kenarında duran tekli koltuktaydı. Önce Hacer teyzenin yanına gidip elini öptüm. "Nasılsın Hacer teyze?"

"Çok şükür iyiyim kızım, sen nasılsın?"

"Bende iyiyim," Alçiçek'e döndüm. Sarıldık. "Hoş geldin, nasılsın?"

"Hoşbuldum, iyiyim, evde durunca can sıkıntısı ile geçiyor zaman" Hacer teyze anneme dönerek, "bizim zamanımız da can sıkıntısı nedir bilemezdik, nesil işte" ikimizde güldük. "Ne zaman canın sıkıldı, çık gel bize"

"Ay hiç olmam demem, gelirim. Sende çık çık gel" dediğinde "inşaallah" dedim.

Mutfağa geçerek dolapları karıştırdım. Evde mutlaka hâli hazırda bir şeyler bulundururduk. Buzluktan Elmalı kurabiyeyi çıkaracakken annemin çoktan çıkardığını hatta buzu falan kalmadığını fark ettim. Annemin cam tabağa dizdiği kurabiyeleri kenara aldım. Marketten aldığımız çubukları da başka bir tabağa dizdim. Hazır böreği borcama yerleştirip fırına verdim. Ardından hızla bir kek çırpmaya koyuldum. O sırada mutfağa Alçiçek girdi. "Bunlara gerek yoktu Gökçen, niye zahmet ettiniz?"

"Estağfurullah ne zahmeti. Birlikte yeriz. Hatta hiç bir şey yapamadık bile."

"Düşünmeniz bile yeterli inan ki" gülümsemekle yetindim.

Kek de hazır olunca böreği fırından çıkartıp keki koydum.

Mutfakta diğer işlerimi de hallettikten sonra birlikte içeri geçtik. "Murat diyor başka da bir şey demiyor" konuşmaların başını kaçırdığımız için Hacer teyzenin son cümlesine denk geldik. Alçiçek de benim gibi meraklanmış olacak ki aklımızda ki o soruyu dile getirdi. "Kim Murat diyormuş anne?"

"Banu var ya, mahallemizin terzisi. O, diyor."

Banu, bu mahallenin terzisiydi. Aşağı yukarı bizimle yaşıttı. Onun Murat'ı istediğini bilmiyordum yalnız. Hacer teyze devam etti. "Tabi Münevver abla durur mu? Ben Banu'yu değil, Gökçen'i isterim der" bana da yandan bakış attı.

Konunun bana dönmesiyle dahil oldum. "Benim öyle bir düşüncem yoktur, Hacer teyze. Murat'ın da olduğunu zannetmiyorum. Sağ olsun, Münevver teyze torununa beni uygun görmüş, Allah razı olsun. Ama istemiyorum." Derin bir nefes verdi. "Aman iyi kızım"

"Hatta evlilik gibi düşüncem yok" diye de son noktayı koydum. Yüzü düştü. Düşüncesi o günkü gibi oğluna almaksa aman kalsın. Ben o bay bilmişle falan olmazdım. Aman aman!

Annemler tekrar sohbete dalmışken Alçiçek'e sordum. "Senin iş ne oldu?"

Gülümsedi. "Haftaya pazartesi başlıyorum. Elhamdülillah. Kabul edildim." Bir an yüzü düştü. "Ne oldu?" Dedim. "İlk başta araştırmışlar beni. Okuduğum okul, başarılarım ve ailemi."

"Ee?" Dedim devam etmesi için.

"İşte babamın gazi olduğunu, abimin devlet memuru olduğunu öğrenince bende bu yüzden kabul ettiler sanmıştım. Hatta abimin devreye girdiğini falan düşünmüştüm. O yüzden ilk kabul etmedim. Onlar beni kabul etsin isterken ben reddetmiş oldum. Tabi sonradan bu iş için ne abim bir şey yapmış ne de onlar beni ailem için kabul etmiş. Tamamen başarılarım için kabul edilmişim"

"Ne güzel işte, senin adına çok sevindim." Mutluluğu gözlerinde ki ışığa bile yansımıştı. "Çok teşekkür ederim. İnan bende o kadar mutluyum ki. Hayal ettiğim yerde işe başlayacağım

"Başarıların daim olsun inşallah"

"Amin. Senin de arkadaşım"

Arkadaş kelimesini duyunca bir tuhaf hissetmedim değil. Çünkü pek arkadaşım olmamıştı. Babamın mesleği sebebiyle şehir şehir gezmişliğimiz vardı. Arkadaş edinememiştim. Birde abim olunca çokta aramamıştım ama şimdi fark ediyordum ki kız arkadaşın olması farklıymış.

Belki de Alçiçek ilk ve tek arkadaşım olarak kalacaktı.

Umarım.

End of chapter

1 comments

  • Çok güzel olmuş kalemine sağlık.Umarım istediğin okur kitlesine ulaşırsın ☺️

    1Answers