تخطٍ إلى المحتوى

ELÇİ

الفصل 3 · قراءة 6 دقيقة

ELÇİ

الفصل 3

"III"

Bölüm 3: Başvuru

"Hayal etmeyi bırakın ve onu gerçekleştirecek eyleme geçin."

✨

" Türk tarihine ait 8. Yüzyıla kadar Türkçe yazılı metin bulunmadığı için, Türk adının ne zamandan beri kullanıldığı bilinmemektedir. Bugün kullandığımız şekli ile Türk kelimesine benzerliği ve Türklerle ilgisi olabileceği düşünülen bazı tarihi olaylarda geçen kavimlerin Türk olabileceği tasavvur edilmiştir. Herodotus'da bahsi geçen doğu kavimlerinden Targitarları, Tevratta zikredilen Yafes'in torunu Togharmayı, eski Hint kaynaklarında bahsedilen Turukha/ Turuşka'ları ve Çin kaynaklarında ismi geçen Tık kavmini Türk kavmi olarak ifade etmişlerdir. Rumeli'nin bir kısmına adını veren (Trakya Bölgesi) Thrak'ları, çivi yazılı metinlerde zikredilen Turukku'ları veya Turkae ile eski Troya'lıları bizzat Türk adını taşıyan Türk kavimleri olarak düşünmüşlerdir. Çinlilerin Tu-ki-yu, Ural kavimlerinden Macarların Törük, Hintlilerin Turukha veya Turuşka, Tibetlilerin Du-rug-gu, Ruslar Tok ce Torki gibi isimler verdikleri Türk kavimleri farklı zaman ve mekanlarda bu şekilde anılmıştır." (Kafesoğlu 1988: 42; Taşağıl 2017: 43- 44; Cöhce 1995: 19- 23).

"İlk defa Bizans kaynaklarında rastlanan Türkiye (Turhia) tabiri coğrafi ad olarak kullanılmıştır. 6. Yüzyılda Türkiye tabiri Orta Asya (Türkistan) için kullanılıyordu. Theophanes Çonfessor Türkiye adını iki bölgeyi ifade etmek için kullanmaktadır. Birincisi Gök- Türk Kağanlığı toprakları, diğeri ise Hazar Hakanlığının hâkimiyetindeki Derbend ve civarı ile kuzeyinde kalan bölgedir." (Özcan 2011: 67: Marco Polo 2017: 67; Taneri 1993: 31).

Yanımda bulunan, sessize aldığım telefonumun alarm sesiyle sürekli tekrar ettiğim, canım sıkıldıkça okuduğum paragraftan bakışlarımı çekip neden alarm kurduğuma baktım. Alarmım tam olarak şundan çalmış, 'abini ara'.

Bunu yapan tabi ki de abimdi. Gıcıklık değil mi aramayacaktım. Çünkü şu halk ile birlikte olmak için ayarladığı geziyi bugüne çekmişler ve sabahtan gitmişti. Bana ise tek kelime etmemişti. Gitmeden de telefonumu eline geçirerek alarm kurup gitmişti demek ki.

Ara vermişken telefonumu elime alıp sosyal medya da gezindim. Bugün evden çıkmamıştım. Sadece sabah sporu için çıkmış geri eve dönmüştüm. Derslerime de evde çalışmıştım. Evde bulunan kütüphaneye çıkarak bana ait olan raflardan Prof. Dr. Havva Selçuk' un Selenge'den Tuna'ya, Türk Kültür Tarihine Dair Notlar kitabını alıp okumaya koyulmuştum. Bu kaçıncı okuyuşumdu bilmiyorum. Hem yeni kitaplar alarak onları okuyordum hem de önceki kitaplarımı tekrar okuyarak, altını çizdiğim yerleri neredeyse ezber yapıyordum.

Önüme devletin paylaştığı bir duyuru düştü. Babam sayesinde bir çok kişiye de hakimdim.

Dışişleri Bakanlığı'nın ayarladığı Diplomatik Kariyer Hizmeti sınavı duyurusu vardı. Denemekten zarar çıkmazdı. Bu sınav, genel kültür, yabancı dil, siyasi, ekonomik ve hukuki konuları kapsıyordu. Geneline zaten hakimdim. Başvuru daha devam ederken hızla siteye girip başvurumu yaptım. Sınav tarihine baktım.

15 Ekim diyordu. Yakındı. Zaten başvurunun da son günü bugünmüş. Allah'tan hemen görüp yapabilmiştim.

Kütüphane odasından çıkarak zemin kata indim. Annem salonda oturuyor, sağlıkla ilgili olan dergileri okuyordu.

"Anne?" Dergiden kaldırdığı gözlerini bana çevirdi. "Efendim kızım"

Yanına oturdum. Daha yeni başvuru yaptığım sınavın duyurusunu gösterdim. "Ben bir şey yaptım" elimden telefonu alarak inceledi. "Yaptın mı başvurunu?" Kafamı olumlu anlamda salladım. "Yaptım" gülümsedi. "E, ne güzel bir şey yapmışsın kuzum" gülümsedim. Böyle bir tepki vereceğini biliyordum. Sadece biraz onu endişelendirmek amacıyla öyle demiştim fakat kızını çok iyi tanıyan bir anneydi o.

"Hakkında hayırlısı olsun canımın canı"

"Amin" dedim içtenlikle.

Babam, ömrünü devletine adamıştı.

Abim, babamı örnek alarak devleti için ömrünü adamaya hazırdı.

Annem, bu ülkenin doktoru olarak adını dört bir yana duyurmuş, bu ülkenin halkına hizmet etmişti.

Ben böyle bir aileye sahipken az uz şeylerle yetinmemi kimseler bekleyemezdi.

Bende bilgilerimle bu devlete hizmet etmeye hazırdım. Ülkem için yapamayacağım bir şey yoktu.

Derin bir nefes verdim.

Umarım hakkımda hayırlısı olurdu.

✨

Günlerim şu son zamanlarda ev içinde geçmeye başlamıştı. İki sınava girecektim. Öncelik KPSS iken ardından Dışişleri Bakanlığı'nın sınavı idi.

Zamanımı ev de ders çalışarak, dil tekrarı yaparak ve kütüphane de okumalar yaparak geçiyordu.

Abim o gün akşam gelirken sevdiğim meyveli pastayı alıp gelmişti ve uzun süre küs kalamayan biz ikili de hemen barışmıştık.

O gün akşam abim de babam da eve geldiğinde onlara da bu sınavdan bahsetmiştim. İkisi de güzel duygular ile karşılamış, her zaman ki gibi destekçim olmuşlardı.

Güne her zaman ki gibi koşuyla başlamıştım. Gri eşofman takımını giymiş, saçlarımı at kuyruğu yapmış, telefonumun kılıfının arkasına kredi kartımı koymuş, bluetooth kulaklığımı takmış koşuya çıkmıştım. Sahil kenarında koşumu yaparken sabahın erken saatlerinin serinliğiyle gözlerimi kısa bir süreliğine kapatmıştım ki kendimi önce sarsıntı yaşarken ardından birinin kolları arasında bulmam bir olmuştu. Gözlerim hızla açılmış olan biteni anlamaya çalışıyordu. Karşımda genç bir oğlan bulunuyordu ve yüzü, yüzüme fazlasıyla yakındı. Kendimi geri çektim ve yüzümde ki ciddiyetlik yerini korurken çıkıştım.

"Önüne baksana ya!" Evet, klişe olan o replik benden de çıkmıştı fakat o an ki şaşırmış bir duyguya sahipken, daha olan biteni çözememişken böyle bir tepki vermem gayet normaldi.

Karşımda ki çocuğa şöyle hızla bir göz gezdirdim. Sanki tanıdık geliyordu bu yüz bana ama nereden? Ya da insan insana benzerdi.

Koyu kahve, siyaha çalan saçı, saçının kıvırcık tutamların alnına dökülmesi, siyah kaşlar, yeni traş olduğunu belli eden yüzü, ciddiyeti, kahve gözleri, siyah tişörtü, siyah eşofman altı ve siyah spor ayakkabıları ile yakıyordu ortalığı.

"Pardon kardeşte gözleri kapalı olan ben değil sensin!"

Kaşlarım yukarı kalktı. "Hah," Sinirle devam ettim. "Hadi benim gözlerim kapalı da görmedim. Peki ya sen kardeş?"

Bakışlarını denize çevirdi, kısık sesle 'sabır' çekti. Asıl bana sabırdı bir kere.

Derin bir nefes verip denizde olan kahve bakışları bana döndü. "O sıra telefonda acil bir işim vardı. Sizi fark etmedim. Kusura bakmayın" dediğinde daha çok şaşırdım. İlk önce çıkışıp sonradan böyle bir şey demesi beklenmedikti. Ben kavga uzar diye bekliyordum açıkçası.

Bende hanım kişiliğime dönüş yaparak, "Önemli değil. Siz de kusura bakmayın. Dikkat etmem gerekiyordu" dedim. Kafasını hafif eğerek, "Önemli değil, iyi günler" dedi. "İyi günler" dediğim an yanımdan geçip gitti. O sırada asıl fark etmem gereken ama o an fark edemediğim şeyle karşı karşıya geldim. Adamın biraz uzağından yürüyen iki tane takım elbiseli adam vardı. Bizler koruma adı verdiğimiz o kişiler. Bunu nasıl fark edemedim bilmiyorum. Normalde ufacık bir şey dikkatimi çeker ve hep tetikte davranırdım.

Önemli biri miydi?

Ya da bir mafya?

Bir bakan olamazdı diye düşünüyorum. Bakanları az çok tanırdım.

Bir iş adamı olabilir miydi ki?

Kafamı iki yana sallayıp düşüncelerden sıyrıldım. Kimse kimdi. Bundan bana neydi ki?

Koşuma devam ettim. Gideceğim koşu yolunu tamamlayıp eve geçtim. Güzel bir duşun ardından mutfağa geçtim ve Gülşen sultana kahvaltı hazırladım.

Masaya son rutuşlar yaparken abim indi geldi yanıma. Yanağıma öpücük kondurdu. "Günaydın abisinin Mila'sı" gülümsedim. "Günaydın abim."

Salatalıktan aldı. "Erkencisin" omuzlarımı silktim. "Koşu sonrası uyku tutmadı. Bende bir jest yapayım dedim anne kuşa" güldü. "Güzel bir jest olmuş " dedi sofraya bakarak. Sırıttım. "E, kimin kızıyım, yapıyoruz bu sporu" dediğimde elini saçlarıma daldırdı ama tam olarak dağıtabileceği bir açıklıkta olmayınca saçım, bir tutamını tutarak asıldı. Acıtmadığı halde "acıttın" dedim. Bu sefer de salamdan aldı. "Yalancı"

Tekrar bir şey almak isterken eline vurdum. "Alıp durma ya, otur da ye!"

"Valiliğe geçmem gerek" deyip odadan çıktığında bende arkasından ayrıldım. O dış kapıya geçerken bende mutfağa geçip beklemesini söyledim. Hızlı bir şekilde sandiviç yaptım ve abimin eline tutuşturup yolcu ettim.

Dış kapıyı kapatırken merdivenlerden annem indi. "Abin mi çıktı kuzum?" Kafamı olumlu anlamda salladım. "Evet, anne."

"Kahvaltı yapıp gitseydi ya," dedi mutfağa geçerken. Mutfağa girmeden kollarından tutarak yönünü salona çevirdim. "Sofra kurulu bile" dediğimde şaşırdı. "Benim kızın hamaratlığı mı tuttu."

"Oldu öyle şeyler" salona geçip masaya oturduğumuz da devam ettim. "Abimi de merak etme. Ekmek arası bir şeyler yapıp eline tutuşturdum." Gülümsedi. "Sağ ol annem" tebessümle karşılık verdim ve kahvaltımızı yapmaya koyulduk.

"Almila, bugün mahalle günü var. Oraya gideceğiz, haberin olsun kızım." Omuzlarım çöktü. "Anne bende gelmek zorunda mıyım?" Bakış attı ve o bakışı yetti de arttı.

"Tamam anne gidelim" dedim.

Gazamız mübarek ola.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.