Skip to content

ELÇİ

Chapter 22 · 11 min read

ELÇİ

Chapter 22

"XVIII"

Bölüm 18: Rüyalara Yansıyan Gerçekler

"Umutsuzluk yok!

Gün gelir gül de açar

Bülbül de öter."

- Sezai Karakoç

Alparslan ve Alçin gittikten sonra biz de apar topar eve geçmiştik. Babam ve abimin kararı ile birlikte biz de bu gece yola düşecektik. Ev halkıyla kısaca vedalaşmış ardından evden ayrılmıştık. Hacer teyzeler yarın çıkacaklardı. Babamın bir an önce İstanbul'a ardından Ankara'ya geçmesi gerektiği için biz kısa süre içerisinde yola çıkmıştık.

Benim için getirilen arabayla geri dönerken abim sürücü koltuğunda babam yolcu koltuğunda, biz de annem ile arka koltukta oturuyorduk. Babamı korumakla görevli olan özel harekat mensuplu abiler de arka da ki araçla bizi takip ediyorlardı.

Hepimiz de moral diye bir şey kalmadığı gibi ayrıca Alparslan aklıma takılmıştı.

Telefonumdan WhatsApp uygulamasına girerek bir saat öncesi konuştuğumuz mesajlara tekrar baktım.

Gökçen Almila: Alparslan beni merakta bırakma. Tek nokta dahi olsa at. (23.35)

Alparslan: Tamam güzelim. (23.45)

Gökçen Almila: Kendine de dikkat et, Kara Kedi. (23.46)

Mesajımı daha görmemişti. Telefonumda ki saate baktım.

00.50

Neredeyse gecenin biri olmuştu.

Bu olay hepimizi üzmüştü. Kimsenin konuşmaya dahi hâli yoktu. Kafamı cama yasladım ve karanlıkta akıp giden yolu izledim.

İçimde ki duyguların tarifi imkansızdı sanki.

Babamdan biliyordum ben bu tür olayları. Doğdum doğalı bu tür olayları çok duymuştum, kaç kişinin canları yanmıştı. Yine bu olay da çok fazla bir şey olunmadan engellenebilmişti çok şükür ki. Fakat yine de üzüyordu bizi. Öfkelendiriyordu.

Kafamı camdan kaldırıp anneme baktım. Sessizliğini koruyor ve sadece dışarıyı izliyordu. Babam ise ön de oturuyordu fakat kendisi hiç burada değil gibiydi. Bir saattir yoldaydık ve yarım saati babamın telefon görüşmeleri ile geçmişti. Telefonu daha yeni susmuş bulunuyordu. Dikiz aynasından abim ile göz göze geldik. Gülümsedi. Bu gülümseme mutluluktan uzak bir gülümseme olduğunun elbette farkındaydım. Ben de aynı karşılığı verdim.

Arabada ki sessizliği bozarak, "Tercihim Ankara'ya çıkmış." dedim. Abimin yüzündeki gülümseme mutluluğa dönüştü. "Biliyordum abicim"

Annemin bakışı camdan bana döndü. Gülümsedi. Kolunu açarak beni davet etti. Davetine icabet ederek kolunun altına girdim. Saçıma öpücük kondurdu. "Yapabileceğine inancım tamdı, güzelim"

Babam yan dönerek yönünü bize çevirdi ve tebessüm etti. "Annenin de dediği gibi yapacağına inancımız tamdı, elma yanaklım. Şu olaylar çözülsün, boş olduğum vakitte Ankara'ya giderek evini de tutalım" bu sefer içim mutlulukla doldu. "İnşaallah baba"

Ben yapmıştım.

Hayallerime ulaşmıştım.

Çok şükür.

Abim tekrardan konuşmayı devralarak, "Diğer sınavın ne zaman?" Diye sordu.

"İki güne kadar gireceğim ona da lakin mülakat yapılır gibi. Mülakat da Ankara da olacak büyük ihtimalle" dedim.

"Biz de olmazsa sınavından sonra Ankara'ya gider, hem evini tutar hem de mülakatına girersin" dedi babam. Kafamı sallayarak onu onayladım ve araba da tekrardan sessizlik hakim oldu.

Gözlerimi kapattım. Annemin kolları arasında günün yorgunluğuyla kapanan gözlerimi itaat ederek kendimi uykuya bıraktım.

📑

"Almila! Almila!"

Beynimin kuytu köşelerinden gelen sesle bilincim yavaştan kendine gelirken gözlerimi kısarak açtım. Annemin gözleri üzerimdeydi.

"Gelmek üzereyiz kızım" dediğinde olduğum yerde doğruldum ve gözlerimi dışarıya çevirdim. Sabahın erken saatleri olduğu belliyken mahalleye girmek üzere olduğumuzu da görmüştüm. Önüme gelen saçlarımı elimle geriye itekledim. Yana düşen telefonumu elime alarak bildirim olup olmadığına baktım.

Alçiçekten ve Alparslandan mesajlar vardı. Önce Alçiçek'in mesajına girdim.

Alçiçek: Gökçen ne yaptınız? (04.55)

Alçiçek: Vardınız mı? (05.00)

Telefonumun köşesinde ki saate baktım. Saat, 06.30'du.

Gökçen Almila: Geldik, Alçiçek

Gökçen Almila: Sizin tren ne zaman?

Alçiçek ile olan sohbetten çıkarak Alparslan'a girdim.

Alparslan: Söz kendime dikkat edeceğim, Uğur Böceği 🐞 (03.20)

Alparslan: Ankaradayız güzelim, müsait oldukça yazarım. Merak etme sen beni. (03.22)

Gökçen Almila: Merak ederim, Alptekin!

Gökçen Almila: Hemen işlerini bitirip gelebilirsin umarım.

Alparslan: ..

Tek nokta, iyi olduğunu belli edecekti ama bu iki nokta neyi belli ediyordu, bilmiyorum. Fakat anladığım kadarıyla mesajımı gördüğünü ve müsait olmadığı için böyle attığını düşündürmüştü.

Abim arabayı bizim evin önüne park ettiğinde kapıyı açarak indim ve esnedim. Her tarafım uyuşmuştu.

Babam da aşağıya indi ve bizi yol boyunca takip eden diğer arabada ki korumalar da indiler. Babam anneme baktı. "Gülşen benim gitmem gerekli" dedi. Annem kafasını salladı. Sanki aralarında bizim anlamadığımız bir konuşma geçmiş gibiydi bu bir cümle de.

Kaç yıllık evliydiler ve artık birbirlerini konuşmadan bile anlıyorlardı. Onlara hep imrenirdim. Aralarında ki bağ çok güzel ve özeldi.

Umarım biz de Alparslan ile böyle olabilirdik.

Babam bizlere döndü. İlk hedefi abim oldu. "Baybars annenler sana emanet oğlum." Abim kafasını eğdi. "Aklın burada kalmasın baba" babam devam etti. "EvelAllah sen olduğun müddetçe kalmaz. Bir de," duraksadı. "Temkinli olun siz yine de" diye mırıldandı. Bunu hep derdi. Çünkü önemli adamları hedef alamazlar ise onların ailelerini hedef alırlardı.

"Tamam baba" dedi abim. Babam bana döndü. Yanıma geldi. Kolları arasına aldı. "Hemen geleceğim kızım ve geldiğim de Ankara için yapılması gerekenleri yapalım"

"Tamam baba" dedim, biraz daha kulağıma eğildi. "Alparslan ile olanları biliyorum" dediği an, elim ayağım birbirine girdi. Kafamı babamın göğsünden kaldırdım. Bakışlarım, bakışlarına tutundu. "Baba-" sözümü kesti. "Arkan da hep destekçin olduğumu bil kızım, seviyorum baba diyorsan, Eyvallah derim"

"Baba sen nereden, nasıl öğren-" tekrar sözümü kesti. "Benden bir şey kaçmaz kızım. Bunu en iyi sen bilirsin" dedi gülerek, devam etti. "Nereden, nasıl öğrendiğim önemli değil. Sen uygun zamanı geldiğinde anlatırdın da biliyorum. Hatta sen anlatana kadar bekleyecektim ama baba yüreği işte dayanamadı." Derin bir nefes verdi.

"Bir baba için kızına bu cümleleri kurması zor. Fakat Alparslan tanıdığım, bildiğim bir çocuk. İyi de bir çocuk. O, duygularından emin kızım. Sen de kendinden emin olmasaydın hareket etmezdin, kızımı da çok iyi tanıyorum. Ben de bir baba olarak arkanda, arkanızda destekçi olacağım. Tabi bu Alparslan çok kolay kız vereceğim anlamına gelmiyor. Önce benim sınavlarımdan geçsin bir hele de sonrasına bakarız" dedi. İkimizde güldük. Bu konuşmayı annem de abim de duymuştu elbette. Zaten herkes her şeyin farkındaydı, bu zamana kadar tek göremeyen bendim.

Alnıma öpücük kondurdu. Hepimiz de bakışlarını gezdirdi. En son annem de durdu ve annemin gözlerine bakarak konuştu. "Hepiniz Allah'a emanetsiniz"

"Sen de Rabbime emanetsin, Aybar" diye karşılık verdi annem de.

Babam bizlere arkasını dönerek korumaların olduğu arabaya ilerledi. Bir koruma arka kapıyı açtı babam için. Babam tekrar bize baktı ve ardından arabaya bindi. Korumalar da araba da yerini aldığı vakit sokağın içinde ilerleyerek kayboldular.

"Geçelim biz de" dedi abim. Yine her zaman ki gibi babamın gidişi ardından bizi toparalayan abimdi. Hep de öyle olmuştu.

Birlikte eve geçtik, abim biraz dinleneceğini söyleyerek odasına çekilirken annem de odasında olacağını söyleyerek çekilmişti. Ben de odama geçtim ama uykum olmadığı için üzerime bir ceket alarak balkonuma çıkıp sabahın serin havasında oturdum.

📑

Bir zamanlar gökyüzünde birbirlerini çok seven bir bulutla yıldız varmış. Bulut gökyüzünün en şeker, en pembe bulutu, yıldızsa; en parlak, umudu en çok yansıtan yıldızıymış. Gökyüzünde ki her varlık onların sevgisini kıskanırmış. Tatlı bir kıskançlıkmış tabi ki onların ki. Ama biri varmış ki, bulut ve yıldızın ayrılmalarını yürekten istiyormuş. Hem de yıldızın en yakın arkadaşı olmasına rağmen.

Bulut biraz safmış, kimseyi kıramazmış. Yıldızsa 'bulut'u için elinden gelen her şeyi yapabilir, herkese meydan okuyabilirmiş. Zaten onun için bir çok sevdiği bulutu ve bir de arkadaşı peri varmış.

Bir gün nazar değmiş, bulut ile yıldıza. Hiç yoktan bir sebepten tartışmışlar. Bulut, çekip gitmiş, hatalı olmasına rağmen. Yıldızsa, nasılsa bulutum beni seviyor, dönecektir diye düşünmüş. Fakat hiçbir şey beklediği gibi gitmemiş ve bulut dönmemiş. Kim bilir belki de cesaret edememiştir. Ama tek bir gerçek vardı ki: O da ikisinin de çok üzgün olduklarıydı. Gökyüzünde ki iyilik melekleri bile ağlamışlar onların bu durumuna ama ne fayda...

Ertesi gün Yıldız olanları yakın arkadaşı periye anlatmış. Periyse göstermelik üzülmüş, eline geçen büyük fırsatı değerlendirmiş ve hayatı boyunca kıskandığı kişiye karşı kozlarını kullanmış. Bulutun yanına gitmiş ve yıldızın artık onu sevmediğini söylemiş. Bulut ise çok üzülmüş, boynunu bırakmış ama elinden bir şey gelmeyeceğini düşünmüş. Çünkü yıldız çok inatçıymış, bir kere olmaz dediyse bir daha olur demezmiş. Peri de bulutun üzgün durumundan yararlanarak duygularını itiraf etmiş. Bulut kimseyi kıramadığı için perinin yıldızın yerine geçmesine izin vermiş.

Yıldız günlerce bulutun dönmesini, ondan af dilemesini bekledi. Ama bulut gelmedi. Bir gün Yıldız bulutun yanina gidip konuşmaya karar verdi. Gece yola çıktı.

Bulut, dostu sandığı, periyle birlikte ayda eleleydi. Melekler dayanamayıp tüm olup biteni anlatmışlar yıldıza. Yıldız çok üzülmüş, çaresiz dönüp gitmiş. Ve zamanla sönmeye başlamış.

O günden sonra yıldız söndü, ışık veremez oldu. Bulutsa artık ne o kadar pembe ne de o kadar kadifeydi.

Yıldız ilk zamanlar her şeyden vazgeçti, hayata küstü. Ama kolay pes etmedi. Kısa bir süre sonra hayatıyla ilgili o önemli kararı verdi.

O güne kadar hiç görmediği güneşin yanına gidecek ve biraz daha ışık istiyecekti ondan. Çok geçmeden daha önce hiç görmediği güneşin yanına gitti. Ondan yansıtması için biraz daha ışık istedi ve güneş ışık yerine sevgisini verdi yıldıza.

O gün bu gündür yıldız, dünyaya güneşin sevgisini yansıtır; Bulutsa, hep gözyaşlarını akıtır dünyaya...

Bir de yüreğinden kopan fırtınaları...

Kitabı sinirle kapattım. Şu aralar oluşan tüm heyheylerimi buluttan çıkarmak istemedim değil. Hakikaten de ne safmış.

Kitaba baktım. Sonra boydan olan aynadan kendimle göz göze geldim. İyice şaşırmıştım valla. Kitaptaki buluta kızmak da ne bileyim.

Açık bıraktığım saçlarımı geriye attım ve içimde biriken o hissi nefesle birlikte vermek istedim ama o his geçmedi.

Dün sabah gitmişti babam. Bugün tam bir gün olmuştu. Alparslandan ise dün konuşmadan sonra haber alamamıştım. Telefonu açıktı ama bakamıyordu. Attığım mesajlar gitmiş fakat görüldü olmamıştı. Bende rahatsızlık vermemek adına bir daha yazmamıştım. En son ki mesajımda müsait olunca bana dönmesini söylemiştim zaten. Müsait olunca yazacaktır, diye düşünüyordum.

Bakışlarımı pencereye çevirerek karanlıkta parlayan ay'a baktım. Çok hoşuma giderdi ay'ı izlemek.

Yarın Dışişleri Bakanlığı'nın yapacağı sınava girecektim. Diğer gün de Ankara yolcusu olacaktık.

İçimde çok farklı bir hissiyat vardı ve bu his ne babama ne de Alparslan bağlıydı. Bu his tamamen benimle ilgiliydi lakin ben ne olduğunu daha anlayabilmiş değildim.

Arada bir çok değişik, farklı rüyalar gördüğüm de oluyordu. Fakat ben rüyalarımı da çözümleyemiyordum. Anneme anlatıyordum, o da kendince bir şeylerden bahsediyordu ama o da tam olarak çözümleyemiyordu.

Kitabı komidinin üzerine bıraktım. Yatağımın başlığına kafamı yasladım ve gözlerimi kapattım. O sıra odamın kapısı açıldı ve içeriye biri girdi. Gözlerimi açarak gelene baktım. Annemdi.

Yanıma gelerek oturdu. "Uyumamışsın"

Yerimde daha çok doğruldum. "Uyku tutmadı anne" kucağımda duran ellerimi ellerinin arasına aldı. "Sen uyudun diye biliyordum. Bir şey mi oldu?" Dedim.

Bakışlarını gözlerime çıkardı. "Uyudum uyudum da" devam etmesi için "Ee?" Dedim. "Bir rüya gördüm, uyandım işte."

Merak etmiştim. "Ne gördün?"

"Gökçen, bir şey olacak ama iyi mi olacak kötü mü bilmiyorum" korkuyla kaşlarım çatıldı. "Ne diyorsun anne?"

"Dur bi', gördüğüm rüya kötü değil. Ben iyiye yorumlamak istiyorum en azından"

"Anne anlatacak mısın artık?" Dedim sabırsızla.

"Rüyam da böyle büyük bir tarladayım, yarısı kurak yarısı yeşillik. Bu farklı iki kısımın arasında duran büyük bir kapı var. Ahşap ama ağır bir kapı böyle. Ama o kapının arkasını göremiyorum ben. Sadece yanlarından gördüğüm kadarıyla yeşillik olan kısım orası. Ben kurak kısımdayım. Biri geliyor yanıma. Tanımıyorum, bir adam. Bana o kapının arkasında kimin olduğunu bilip bilmediğimi sordu. Bilmediğimi söyledim. Bana kapıyı aç, dedi. Yürüdüm ve o kapının tokmağını tuttum. Eski kapılara benziyor zaten. Açamadım ilk başta. Korktum. Arkamda ki adam aç kapıyı, dedi. Bunu bekliyormuşum gibi açtım kapıyı. Ama açar açmaz gözümü bir ışık aldı, gözlerimi bir süre açamadım Gökçen" duraksadı. "Gözlerimi açtığımda güneş ışığının parıl parıl parladığını gördüm. Öyle bir parlıyor ki gözlerimi kısarak bakıyorum böyle. Sonra çınar ağacı var kızım. Köklü bir ağaç olduğu belliydi. Yemyeşil yaprakları, kahve gövdesi, o kadar güzeldi ki. Hani yaşlı, köklü bir ağaç ama bir o kadar da çok farklı işte."

Sanki o anı yaşıyormuş gibi olmuştu annem.

"O ağacın önünde yani kapının hemen ardında ise biri vardı." Dediğinde "Kim?" Diye bildim. "Sen vardın, Gökçen. Gülümsüyordun bana. Senin tarafın yemyeşildi kızım. Orada ne aradığını sordum. Bana gülümseyerek, 'Ben artık buradayım anne' dedin. Anlayamadım, ne demek istediğini. Tekrar sordum ama benim sorduğuma cevap vermek yerine bana başka şeylerden bahsettin. Benim olduğum kurak kısmı gösterip ardından kendinin durduğu yeşil kısmı gösterdin ve, 'Ben yaptım anne, ben yeşerttim' dedin. En son, 'Ben artık buradayım anne' diye tekrar ederken uyandım. Rüyayı algılayamadım bile Gökçen"

Ellerimi tutan ellerini öptüm. "Güzel bir rüyaymış annecim. Niye tasalandın bu kadar?" Küçük bir çocuk gibi omuzunu silkti. "Bilmiyorum evladım, bir tuhaf oldum işte" ellerimi bıraktı. "Neyse ben yattıysan diye kontrole gelmiştim ama yatmamışsın. Hadi yat güzelim, yarın sınavın var sonuçta" kafamı salladım. "Tamam yatarım annecim" saçlarıma öpücük kondurup odadan çıktı. Çıkarken de ışığı kapatmıştı. Yatağıma yatmak üzereyken telefonuma bildirim geldi. Hemen elime alarak bildirime baktım.

Alparslan: Birisini yürekten sevmek güç verir. Birisi tarafindan sevilmek cesaret verir, demiş Lao Tzu.

Alparslan: Seni sevmek bana güç, senin tarafından sevilmek ise cesaret veriyor bana. İyi geceler Uğur Böceği 🐞

Gökçen Almila: Hayatta sadece bir mutluluk vardır: Sevmek ve sevilmek, demiş George Sand.

Gökçen Almila: Sen benim mutluluk sebebimsin, Kara Kedi 🐈

Alparslan: :)

Alparslan: Neden uyumadın?

Gökçen Almila: Uyku tutmadı.

Gökçen Almila: Sen neden uyumadın desem?

Alparslan: Eh, beni de uyku tutmadı ;)

Gökçen Almila: Alparslan!

Alparslan: Uğur Böceği?

Gökçen Almila: Babama sen mi dedin?

Alparslan: Neyi?

Gökçen Almila: Bizi?

Alparslan: Konuşmayı düşündüm ama diyemedim daha. Hayırdır?

Gökçen Almila: Babam biliyormuş da, seninle bir konuşma yapmayı düşünüyormuş.

Alparslan: Asker adam, anlamaması anormal olurdu.

Alparslan: Ben buradayım. Her zaman konuşurum Orgeneralim ile

Gökçen Almila: Rahatlığa bak

Alparslan: Biz de böyle ;)

Gökçen Almila: :)

Alparslan: Yarın sınavı olan sensin. Yat artık Uğur Böceği. Seni seviyorum. Yarın ki sınavında başarılar.

Gökçen Almila: Peki, peki. Alındı mesaj. İyi geceler Kara Kedi. Seni seviyorum.

Alparslan: :)

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.