تخطٍ إلى المحتوى

ELÇİ

الفصل 21 · قراءة 14 دقيقة

ELÇİ

الفصل 21

"XVII"

Bölüm 17: Gökçe Kız

"Zaman zaman baharı yaşamazsa,

Murat bahçelerinde gezinmezse gönül,

Dünyanın kahrı çekilmez.

Ali ile Fatıma'nın muratlarını,

O istedi, filizlendiler.

Yaşamak istiyorum artık,

Murat ağacının gölgesinde,

Serinlemek için.

Açacak çiçekleri koklamak bahttır,

Meyvelerini sevmek zevktir..."

Düğün biter bitmez biz gençler olarak kendimizi Konya'nın meşhur turistik yerlerinden biri olan Sille'ye atmıştık.

Öncelikle biraz dolaşmış, ardından bir kafeye geçip oturmuştuk. Kolumda ki saate baktım.

21.20

Önümüze menüler bırakılmıştı. Toplu kararla demlik çay almıştık.

İki demlik çay gelmiş ve birini bir köşeye diğerini diğer köşeye koymuşlardı. İki masayı birleştirmiştik. Bizim maşa olarak karşımda abim, yanımda Alparslan, abimin yanında Alçin başsavcı vardı. Bizim masaya bitişik olan yan masada ise Gamze abla, yanında Giray abi, onların karşılarında benden tarafta Alçiçek, Alçiçek'in yanında ise Talha adında olan aslında bizim Alçiçek'in sevdiği çocuk olan kişi vardı.

Çaylarımızı beklerken öğrenmiştik ki Alçiçek'in konuştuğu çocuk Talha'ydı. Gamze abla, öğrendikten sonra "ben biliyordum" deyip durmuştu. Alparslan ise her şeyin farkında olup bugün olanları sadece ortaya çıkarmış bulunmaktaydı.

Şanslıydık ki bugün kafede canlı müzik vardı. Abiler, türkü çalıyordu ve içten girmeyi de çok iyi biliyorlardı.

Şu an çalan türkü ise Erisin Dağların Karı idi.

Gamze abla, başını Giray abinin omuzuna dayamıştı. Alçiçek ile Talha ise sürekli bakışıp duruyorlardı.

Alçin, Sillenin tepelerini seyir ederken abim kaçamak bakışlar ile ona bakıyordu.

Ben ise gönlüme taht kuran beyefendiye döndüm. Yanağını avucuna dayamış, yüzünü bana çevirmiş ve o güzel kahve hareleri ile beni izliyordu. Gülümsedim. Gülümsedi.

"Ecel kapımı çalmadan durma gel ömrümün baharı" diye fısıldadığında içim cız etti. Ona bir şey olma fikri bile içimi yakıp geçmişti ki, böyle bir şeyi düşünmek bile istemedim.

Çaylarımızı yudumladık. Her birimiz kalbimize sahip olan kişiler ile bakışıp konuştuk. Neden sonra Alparslan ayaklandı, elini bana uzattı. Düşünmeden tuttum elini. Beni de kendi gibi ayaklandırdı. Tüm gözler bize dönmüştü. Alparslan ise abime baktı. "Kardeşim?" Dedi. O kelimenin altında bir çok anlam yatıyordu. Abim, "Eyvallah kardeşim" dediğinde Alparslan, işaret parmağı ile orta parmağını birleştirip kaşının bitiş noktasına getirerek işaret yaptı. Abim güldü, kafasını eğdi.

Alparslan elimi bırakmadan beni de kendi ile birlikte ilerletti. "Nereye?" Dedim. Yandan bir bakış attı. "Fark eder mi?" Dişlerim gözükecek şekilde gülümsedim. "Fark etmez" dudağının kenarı kıvrıldı. Kendi arabasının önüne getirtip kilidini açtı, "Haydi" dediğinde yolcu koltuğuna oturdum. Arabayı çalıştırarak geldiğimiz yol ikiye bölünüyordu ve sağda ki yol aşağı kısma inerken solda ki yol yukarı çıkıyordu. Biz kafeye oturmak için aşağı inen yolu kullanmıştık. Şimdi de Alparslan yukarı çıkan yolu tercih ederek arabayı sürdü.

Sessizliği bozdu. "Yukarı da sille barajının bulunmuş olduğu bir piknik alanı var. Bu yere göre daha sakin bir yer bulabiliriz. Birlikte kalalım istedim." İçtenlikle gülümsedim. "Çok iyi düşünmüşsün" gülümsedi.

Kısa süre de yolu tamamlayıp güvenlik yerinden geçmek için bir miktar para ödedi ve piknik alanına giriş yaptık. Araba park yerine park edip arabadan indik. Alparslan tekrar elimi tuttu ve birlikte yürüdük. Bizi çok sakin, çok fazla kişilerin bulunmadığı ve sille barajını rahatlıkla yukarıdan izliyebileceğimiz bir alana getirdi. Manzarayı rahatlıkla izleyebileceğimiz yerin orada bir bank boştu. Oraya ilerleyip oturduk. "Burası harika"

"Senin kadar olamaz" dudaklarımı birbirine bastırdım. Yüzüme eğildi. "Utandın mı sen?" Ellerimi yanaklarıma koydum. "Yok canım, ne utanması?"

Yalan!

Sırıttı. Yememişti zaten.

"Emin misin?" Ofladım. "Ya böyle yapacaksan kalkar giderim bak" başını geriye attı ve sesli bir şekilde güldü. Adem elması daha çok belirginleşmişti. Hızla etrafıma baktım. Bir kaç kızın bakışları bize kaymıştı. Alparslan'ın koluna vurdum. "Susar mısın Alptekin? Millet bize bakıyor" gülüşü soldu. "Hayda, yine Alptekin olduk" omuzlarımı silktim. "Herkes bize bakıyor" gözlerini etrafta gezdirdi. "O 'herkesi' veya 'milleti' neden ben göremiyorum acaba?"

Surat astım. Zaten ne millet ne herkes bakmıyordu. Sadece o bir kaç kız bakıyordu.

"İyi" dedim. Bedenini bana çevirdi. "Tamam Gökçen kız, böyle yapma"

"Bir şey yapmıyorum"

"Yapıyorsun"

"Yapmıyorum"

"Yapıyorsun"

"Yapmıyorum"

"Yapıyorsun" dediği an, "Evet, yapıyorum" dediğim de sırıttı. Sinirle devam ettim. "Sadece bir kaç kız bakmıştı ve sen o halinle çok..."

"Çok?" Dedi. "Çok güzel gözüküyordun, kıskandım" gülümsedi. Kolunu boynumdan atarak beni kendi göğsüne çekti ve o bergamot kokusu etrafımı sardı. "Bana hep doğruyu söyle Gökçen kız" sessiz kaldım ama o çoktan onu onayladığımı biliyordu. Çünkü bu tür şeyler bana da tersti.

Cebinden telefonunu çıkardı, kokusundan ayrılmak istemesem de hafif geriye çekildim.

Ay, tüm güzelliğiyle karanlık geceyi aydınlatıyordu.

Alparslan, telefonundan bir şarkı açtı. Melodisini tanıyordum ama şarkının kendisini çıkaramamıştım.

Alparslan konuştu. "Bu şarkı benden sana peri kızı"

Şarkının sesini kıstı ve daha çok kendi sesini duymamı sağladı.

"Döndüm hemen sözümden

Yaş inmesin gözünde

Döndüm hemen sözümden

Yaş inmesin gözünde

Üzülürsen yüzümden

Sızı sızlı hüzünden

Üzülürsen yüzümden

Sızı sızlı hüzünden"

Kalbim çok ama çok hızlı atıyordu.

"Baş eğmişim gökçe kız

Bu boynum kıldan ince

Çok sevmişim gökçe kız

Aşk gözüme inince

Baş eğmişim gökçe kız

Bu boynum kıldan ince

Çok sevmişim gökçe kız

Aşk gözüme inince"

Elimi, daha yeni çıkan sakallı yanağına koydum.

"Göremezsem yüzünü

Gör bendeki hüzünü

Göremezsem yüzünü

Gör bendeki hüzünü

Vuslata yol almışım

Düşürme sen yüzünü

Vuslata yol almışım

Düşürme sen yüzünü"

Gözümden akan bir damla yaşa engel olamadım. Göz yaşım daha kendine bir yol çizemeden işaret parmağıyla tutup sildi.

"Baş eğmişim gökçe kız

Bu boynum kıldan ince

Çok sevmişim gökçe kız

Aşk gözüme inince

Baş eğmişim gökçe kız

Bu boynum kıldan ince

Çok sevmişim gökçe kız

Aşk gözüme inince"

Ben nasıl bir sevap işlemiştim ki, Rabbim onun gibi mükemmel bir adamı bana yâr etmişti.

"Gece gündüz rüyamda

El açtığım duamda

Senin gülüşün olsun

Bu sıcacık yuvamda

Senin gülüşün olsun

Bu sıcacık yuvamda"

Amin, dedim. Amin Rabbim, bize o günleri de göster.

"Baş eğmişim gökçe kız

Bu boynum kıldan ince

Çok sevmişim gökçe kız

Aşk gözüme inince

Baş eğmişim gökçe kız

Bu boynum kıldan ince

Çok sevmişim gökçe kız

Aşk gözüme inince"

Sözlerini noktaladığı an sıkıca sarıldım. Kollarımı boynuna doladım. Ellerini belime sardı. Kulağına fısıldadım.

"Şükürler olsun, Alparslan. Seni bana nasip eden Rabbime şükürler olsun"

"Şükürler olsun, Gökçen kız. Seni bana nasip eden Rabbime şükürler olsun" diye beni taklit etmişti. Ayrıldık. Güzel yüzüne baktım. Erkek güzelliği vardı bu adam da.

Telefonunda çalan şarkıyı kapattı. "Ozan Manas dinlerim ben, severim şarkılarını. Ve sen karşıma çıktığında, adını dahi bilmediğim o vakitlerde Ozan Manas'ın bu şarkısı düştü zihnime. Dedim ki, bu şarkı bu kız için yazılmış. Başka açıklaması olamaz. Oysa nereden bilebilirdim ki, o kızın adının da Gökçen olduğunu." Derin bir nefes alıp verdi. "Nasip, derler ya. Sen nasibimsin benim Gökçen kız. Hayatıma hep hoş geldin sen." Gözlerimden akmaya hazır olan gözyaşlarımı durdurabilmek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Alparslan"

"Hım" dedi sesinin en güzel tonuyla.

"Cemal Süreya demiş ki;

Dokunulmasa da,

Görülmese de,

Kalpte yer verilir

Bazısına nedensiz." Devam ettim. "Benim bunca yıl beklediğim, görmeden, dokunmadan, kalbimde yer verdiğim kişisin sen, Alparslan. Hayatıma hep hoş geldin"

📑

Başımı Alparslan'ın omuzundan kaldırıp gözlerimi yüzüne diktim. "Alparslan?"

"Hm" dedi. Telefondan Ozan Manas'ın başka bir şarkısı çalarken. Yandan attığı bakışlar ile baktı gözlerime. "Kız güzelisin" dediğimde boğazından gelen bir sesle güldü. "Ne?" Omuzlarımı silktim. "Doğruya doğru" yönünü bana çevirdi. "Nasıl oluyormuş o ya?" Bende yönümü tamamen ona çevirdim. "Yakışıklısın ama bir o kadar da güzelsin. Hem de bir çok kızı kıskandıracak kadar." Çenesini hafif havaya dikti. "O zaman bu güzel bir şey oluyor değil mi?" Güldüm. "Tam olarak öyle oluyor"

Kafasını ağır ağır salladı. "İyi, iyi" kısa süreliğine baraja çevirdiği bakışları geri bana döndü ve, "sen yine de bunu her yerde deme" dediğinde seslice güldüm.

Kafasını yana eğdi. "Sonuçta benim de çevrem de belli bir karizmam var. Rezil olmayalım şimdi" sırıttım. "Çakma amir" tek kaşını yukarı kaldırdı. İşaret parmağı ile kendini gösterdi. "Ben mi çakma amir?" Benim bir şey dememe fırsat vermeden devam etti. "Sen bir de beni saha da göreceksin. O zaman kim çakma amirmiş görürüz" içten bir şekilde gülümsedim. "Nasip olsun da bir de seni saha da göreyim" kötü bir şey demişim gibi aniden kaşları çatıldı ve kolunu omuzuma atarak beni tekrar göğsüne çekti. "Nasip olmasın. Seni öyle bir ortam da düşünmek bile yüreğimi sıkıştırdı. Sen beni böyle gör, savaş olmadan, sadece ikimizin olduğu ortamlarda gör, sen beni her yerde gör ama saha da görme de bulunma da uğur böceği"

İçim cız etti. Kolay bir meslekte değildi. Bulunduğu ortamlar silah seslerinin bulunduğu, mermilerinin hava da uçuştuğu, kan kokularının etrafı sardığı ve dahi ölümle hep burun buruna olduğu ortamlardı. O beni öyle bir ortamda düşünmek bile istemiyorken ben onu hep öyle ortamlara yollayacaktım.

Derin bir nefes alıp verdim. O da aynısını yapmıştı, bunu şişip inen göğsünden anlamıştım.

"Ozan Manas'ın şarkılarını severim, dinlerim. Türkülerin yeri ise çok farklıdır ben de. Her bir türkü de ayrı hikayeler vardır. Pop da dinlerim ama onlar popdan daha anlamlı geliyor bana."

Konuyu değiştirmek istediğini anlamıştım. Ben de ona ayak uydurdum.

"Ozan Manas'ı çok dinlemedim. Belli başlı bir iki şarkısını dinlemişimdir sadece ve Gökçe Kız adlı bir şarkısı olduğunu ise bilmiyordum. "Devam ettim. "Türkü de dinlerim, severim, senin de dediğin gibi her bir türkü farklı hikayeler barındırıyor. Popda da kulağıma hoş gelen şarkıları dinlerim." Kafamı göğsünden hafif kaldırdım. "Hatta sana kendimle ilgili minik bir bilgi de vereyim. Ben Vatan marşları, türküleri, şarkıları da dinlemişliğim vardır ve hâlâ dinlemekteyim de. Ali Kınık hastasıyım. Sözleri, şiirleri, şarkıları her birinin sözleri fazla anlmali ve güzel gelir bana" nefes verir gibi güldü. "İşte benim sevdiğim kadın!"

Daha çok sırıttım. "Ben öyle her kıza benzemem yiğidim! Aklını başına alasın, şimdiden söyleyeyim ben de" kollarını daha çok sıktı ve beni kendine daha çok çekti. "Sen kimseye benzemezsin zaten Gökçen. Sen teksin, senin benzerin yok, olamaz. Sen nasibimsin, kaderimsin, yolumsun ve sonsuzluğumsun! Sen, bensin Gökçen Almila Akşir. Benim bir diğer yarımsın. Sana söz Uğur Böceği, son nefesime kadar seni seveceğim" gözümden akan yaşa engel olamadım. Bu aralar çok fazla sulu göz olup çıkmıştım. Hadi hayırlısı!

Bende kollarımı daha çok sıkılaştırdım. "Sana söz, kara kedi; son nefesime kadar seni seveceğim"

Gözlerim karanlık geceyi aydınlatan Ay'a takıldı. Ay, bu gece Hilaldi. Bakışlarımı parlayan Ay'dan çekmeden konuştum.

"Bir rivayete göre japon erkekleri sevdiklerine utandıkları için seni seviyorum diyemezlermiş. Onun yerine 'Bu gece ay seninle birlikteyken çok güzel değil mi?' derlermiş. Olumlu bir cevap verecekse karşıdaki kişi," sözümü kesip cevabı o verdi.

"Ölmeyi göze alırım"

"Biliyor muydun?" Kafasını olumlu anlamda salladı. "Eh, biz de boş birileri değiliz" gülümsedim. "Peki ya, cevap olumsuz olursa ne derler o zaman?" Dedim. "Bizim için öyle bir cevap olmayacağı için çok da önemli değil" dedi. Tekrar konuştum. "Alparslan?"

"Söyle Uğur Böceği?"

"Bu gece ay seninle birlikteyken çok güzel değil mi?"

Cevabı gecikmedi. "Ölmeyi göze alırım, Uğur Böceği"

Huzurlu olmak böyle bir duygu muydu? Kendini onun kollarında güvende hissetmek.

Aklıma bugün Kpss tercih sonucumun açıklanacağı geldiği an Alparslan'ın kolları arasından çıktım. Merakla kaşları çatıldı. "Ne oluyor Uğur Böceği?"

"Alparslan bugün sonucum belli olacaktı. Birlikte bakalım mı?" Kaşları eski, düz halini aldı. "Bakalım güzelim" telefonumu cebimden çıkartarak, sonucumu bakmak için siteye girdim ve gerekli bilgileri yazdım. Ekranın açılmasını bekledim.

Puan sonucum açıklanmıştı, gerekli tercihler de bulunmuştum. Zaten istediğim tek bir yer vardı.

Ne olur Allah'ım, gelsin. Ne olur.

Ekran da çıkan yerleştirme yerine baktım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Arşivliği

Doğru okuyordum ben değil mi? Gelmişti. Ben kazanmıştım değil mi?

Gözlerim hızla Alparslan'ı buldu. Sonucu o da görmüştü ve o inci gibi dizilmiş olan dişlerini göstererek gülümsüyordu. Şaşkınlıkla, "ben kazanmışım" dediğimde "biliyordum, kazanacağını" demişti.

İçimde ki sevincin tarifi yoktu. İstediğim yeri kazanmıştım. Gelmişti.

Telefonumun ekranı açıkken yukarıdan bir bildirim düştü ve benim sevincim, korkuya, paniğe, üzüntüye ve daha nice kötü duygulara yer bıraktı. Alparslan da görmüş olacaktı ki, "Hay böyle işin!" Dedi. Kısa süre içerisinde Alparslan'ın telefonunun melodisi duyuldu. Alparslan arayanı hiç bekletmeden açtı.

"Dinliyorum, yeni gördüm, tamam, geliyorum" kısa konuşmasının ardından kapatmıştı telefonu. Bana döndü. "Gitmem gerekiyor, Uğur Böceği. Seni abinlerin yanına bırakayım. Hemen çıkmam gerekli" sadece kafamı sallayabilmiştim.

Yerimizden kalkıp hızla arabaya yürüdük. Bildirim ise aklımda dönüp duruyordu.

SON DAKİKA: İçişleri Bakanlığımız Emniyet Genel Müdürlüğü giriş kapısı önüne hafif ticari araçla gelen iki terörist bombalı saldırı eyleminde bulunmuştur. Teröristlerden biri kendini patlatmış, diğer terörist etkisiz hale getirilmiştir. Açılan ateş sırasında iki emniyet mensubumuz hafif biçimde yaralanmıştır.

📑

Alçin Çolpan

Çalan türküye kulak verip Sille tepelerini izledim. Drama Köprüsünü çalıyorlardı.

Gökçen ile Alparslan masadan kalktıktan sonra Gamze abla eşi ile Alçin de sevdiği kişi ile sohbet ediyordu. Ben sessizce türkülere kulak verirken Baybars'ın arada kaçamak bakışlar ile beni seyrettiğinin ise farkındaydım. Mesleğim gereği bir çok konu da uzmanlaşmıştım.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Başsavcısı olarak zorlu görevleri alıyordum. Bu görevler de elbette tehlikeli durumlar oluyor, tehtidler aldığım oluyordu. Bundan sebep yanımdan silahımı eksik etmediğim gibi yanımda veya çevremde olan polis arkadaşlar ile dolaşıyordum. Bu mesleğin bana getirdiklerinden biri de dikkat olmuştu. Her konuyu ince ayrıntısına kadar irdeler ve etrafımda olup bitene dikkat kesilirdim.

Baybars sonunda konuşma kararı alarak, "yürüyelim mi?" diye teklifte bulunduğunda bakışlarım ona çevrildi.

"Olabilir aslında" aynı anda ayaklandık. Bakışlar bize döndüğünde Baybars, "dolaşacağız biraz" demiş ardından eliyle önüne geçmem için işaret vermişti. Çantamı koluma takarak ilerlediğim vakit yanımda yerini aldı.

Kafeden uzaklaştıkça canlı müziğin sesi de azalmaya başlamıştı.

"Drama Köprüsünün hikayesini bilir misin?" Sorusuyla birlikte olumsuz cevap verdim. "Hayır, hiç duymamıştım" ellerini pantolonun cebine koydu. Omuzlarını daha çok dikleştirdi. Heybetliydi, bir çok erkeği kıskandıracak şekilde yakışıklıydı. Şu bir kaç gün de tanıdığım kadarıyla efendi birisiydi. Nerede, ne yapmasını bilen birisi.

Mesleğim sayesinde insan sarrafı da olup çıkmıştım.

"Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu'nun toprağı olan Yunanistan'a bağlı Doğu Makedonya bölgesindeki Drama'da geçer. Türküde, yaptıkları ile Sarisaban, Serez ve Drama halkının gönlünü kazanmayı başarmış olan Debreli Hasan'ın yaptıklarından bahsedilir" dediğinde kaşlarım yukarı kalktı. "Ben pek türkülerin hikayesini araştırmıyordum" diye itiraf ettiğim de gülümsedi. "Bakma benim de böyle konuştuğuma. Benim de araştırdığım söylenmez. Mila sayesinde öğreniyoruz" kaşlarım çatıldı. "Mila?" Sorumla birlikte kahve tonlarının hakim olduğu gözleri bana döndü. "Kardeşim Gökçen Almila" diye cevapladı. Kaşlarım eski haline döndü. "Mila, deyince" diye mırıldandım.

"Küçükken Mila dermişim bizimkine. Öyle de kaldı. Genelde öyle seslenirim. Alışkanlık olunca arada böyle kaçıyor ağzımdan" gülümsedim. "Demek kardeşin Gökçen sayesinde bilgileniyorsun" dedim, türkülerin hikayelerinden bahsederek.

Kafasını olumlu anlamda salladı. "Gökçen, çok dinler şarkı türküyü. Özellikle türkü ve marşlara bayılır. Her bir türkünün kendince hikayesi olduğunu dile getirir ve araştırır. Sonra da gelir, bana anlatır. Ben de o konuşurken bir şeyler kapıyorum işte"

Yüzümde ki tebessüm çok içtendi. "Çok iyi bir abisin bence. Gökçen şanslı."

Bakışlarını karanlık gökyüzüne kaldırdı. "Şanslı olan o değil, benim." Gökyüzünden ayrılan gözlerini benim gözlerime denk düşürdü. "Gökçen Almila çok farklı bir kız, küçükken de öyleydi. Her bir şeyi sorgulardı hatta bunu çoğu zaman kendi kendine yapardı. Araştırmayı severdi. Yeni bilgiler edinmeyi ve her bir yeni bilgi de heyecanla bana gelir, anlatırdı. Belki anlattığı konu ilgimi çekmezdi ama her defasında onu dinlerdim. Gökçen, her konuda çok iyi olduğu gibi bacılıkta da çok iyi." Derin bir nefes verdi. "Hayatımda annem ve Gökçenden hariç bir kadın olmadı ve ben çok şanslı biri olarak hem annem hem Gökçen harika bir kadındı. Bu şans hep benden yana oldu ve ben inanıyorum ki karşıma öyle bir kadın çıkaracak ki bir kez daha bana çok şanslı olduğumu hissettirecek."

Gözleri...

Nasıl tarif edilir bilmiyorum ama çok farklı ve bir o kadar da çok anlamlı bakıyordu.

Bakışlarının altında kaldığımı fark ettim.

Bakışlarımı gözlerinden ayırdım ve önümdeki yola çevirdim.

Daha yeni konuşmuyor diye sitem ettiğim Baybars'ın şu an ise susmasını istiyordum çünkü ben ilk defa böyle bir görevle karşı karşıya kalıyor ve ne yapmam gerektiğini, ne yapılması gerektiğini bilemiyordum.

Bu görev, kalp sancısıydı.

Bu görev, en ağırı olan, sevdaydı.

Beni bir kez daha dumura uğratacak o sözlerini dile getirdi.

"Belki de o kadını çoktan bulmuşumdur"

Hiç bir görev de elim ayağım böyle titrememişti.

O sıra telefonuma bir bildirim düştü.

SON DAKİKA: İçişleri Bakanlığımız Emniyet Genel Müdürlüğü giriş kapısı önüne hafif ticari araçla gelen iki terörist bombalı saldırı eyleminde bulunmuştur. Teröristlerden biri kendini patlatmış, diğer terörist etkisiz hale getirilmiştir. Açılan ateş sırasında iki emniyet mensubumuz hafif biçimde yaralanmıştır.

Baybars' da bildirimi benimle birlikte okudu ve göz göze geldik.

Ardından telefonumun melodisi duyuldu. Bekletmeden açtım telefonu.

"Alçin başsavcım, gördün mü?"

"Evet, gördüm başkanım"

"Buraya en acilinden gelmen gerekli başsavcım"

"En kısa süre de orada olacağım başkanım"

Telefonu kapattığım sıra Alparslanların arabası gözüktü ve önümüzde durdu. İkisi de çevik bir hareketle arabadan indiler.

Alparslan'ın bakışları Baybarsdaydı. "Kardeşim acil gitmem gerekli, Uğur Böceği önce Rabbime sonra sana emanet" dediğinde Baybars kafasını eğdi, "Eyvallah kardeşim, Rabbim yar ve yardımcınız olsun"

Alparslan da, "Eyvallah" dedi. Araya girdim. "Alparslan, başkan beni de çağırdı. Ben de geliyorum seninle" kafasını sallamakla yetindi. Arkamda kalanlara döndüm. Gökçen'in yüzü bembeyaz olmuş, öylece Alparslan'a bakıyordu. Renkli gözleri kısa bir anlığına bana döndü ve zoraki bir gülümseme gönderebildim. O da aynısını yaptı. Bu sefer yanında ki kişiye döndüm ve göz göze geldik. Gözlerini açtı, kapattı.

Ve size yemin ederim, ben o gün ilk defa göreve giderken içimin huzurla dolduğunu hissettim. Sadece onun ufak bir hareketiyle bunu hissetmem ne kadar normaldi?

Ona arkamı döndüm ve Alparslan'ın arabasına ilerledim. Bakışlarını ise sırtımda hissediyordum.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.