تخطٍ إلى المحتوى

ELÇİ

الفصل 18 · قراءة 15 دقيقة

ELÇİ

الفصل 18

"XVI"

Bölüm 16: Kalbime Konan Çiçekler 🌸

" Sevmek ile beğenmek arasındaki farkı biliyor musun Pooh?"

"Hayır Piglet, anlatsana."

"Eğer bir çiçeği beğenirsen onu koparırsın. Ama onu seversen her gün gelip sularsın."

- Winnie The Pooh

Babam, annemi çok saf, temiz bir sevda ile sevmiş. Koşuşturmalı hayatımda durup nefes alabildiğim yerdi annen, derdi. Belki hayatları boyunca bir çiftin geçirdikleri zamandan daha az bir zaman dilimi geçirdiler. Fakat onlar birbirlerine pamuk ipliği ile bağlanmışlar ve o bağın kopmaması için uğramışlar. Ben Sevda nedir, ilk önce ailem de gördüm. Birbirlerine olan bakışlarından öğrendim. Babamın görevi olduğu vakitlerde o gün akşama, babamın sevdiği bir yemek olduğunda yiyemeyen annemden öğrendim.

Ama hayatıma uğramış mıydı o sevda? Bu zamana kadar uğramadığına eminim. Sevda bana Alparslan ile birlikte gelmişti. Babamdan daha zor bir mesleğe sahip olan adamla gelmişti.

Kız çocuklarının kaderi annelerinin kaderidir, derlerdi. Doğru muydu peki bu? Hiç bilmiyorum.

Pişman mıydım? Kesinlikle hayır. Belki Alparslan çok uzun zaman geçirmedim ama derler ya, kaderinde ki kişi karşına çıktığında hissedersin diye. Öyleymiş. Hissediyormuşsun. Hiç bir karşı cinste böyle hissetmedim. Doğrusu Alparslan da hissettiklerimi hayatım boyunca hiç hissetmedim. Alparslan uzağımdayken bile aslında bana bir o kadar yakındı. Sanki yanı başımda duruyormuş gibiydi. Daha aramızda bir şey olmadığındayken de böyleydi ama farkına şimdi varıyordum.

Abim destek olmak amacıyla kolunu boynuma attı ve kolumu okşadı. Bu, ben yanındayım demekti. Sevdanın ne demek olduğunu bilen babamın ters tepki vermeyeceğini de biliyordum. Ama ister istemez insanın içinde acaba soruları da oluyordu.

Derin bir nefes alıp verdim. Babam tekrardan Alparslan'a bir şeyler dedi ve kafasını olumlu anlamda salladı. Alparslan da onu onaylayınca babamın hedefi tekrardan ben oldum. Bana bir adım attı. Ben de bir adım attım ve birbirimize doğru ilerledik. Ortada buluşunca babam kollarını iki yana açtı. Şaşırdım. Duraksadım. Gülümsedi. "Benim güzeller güzeli kızım, babasının kollarına gelmeyecek mi?" Gülümsedim ve sadece bir adım atarak babamın güvenli kolları arasına girdim. Saçlarımın üzerine öpücük kondurdu.

Abim de yanımıza geldi. "Hayırdır baba, Alparslan ile ne konuşuyordunuz?" Babam gözlerini kıstı. "Asıl sana hayırdır evlat? Alparslan ile iş hakkında konuştuk. Babayı böyle sorgulamakta neymiş?" Abim toparlandı hemen. "Estağfurullah baba, ne sorgulaması? Sordum sadece" aslında abimin sorusu benim içindi. Çünkü biliyor ki, ben babama soramazdım bu soruyu. O da benim için sormuştu. Babam güldü. "Oğlum takıldım öyle. Hemen niye ciddi alıyorsun?" Abim de rahat bir nefes verdi. Babamı örnek alır, onun adımlarını takip ederdi ama kaç yaşında olursa olsun annemden de babamdan da korkar çekinirdi. Sadece abim de değil, bende öyleydim. Biz öyle öğrenmiştik çünkü. Yeri gelindiğinde anneden babadan da çekinilirdi.

Annemden almış olduğum gözlerime bakındı. "Güzel yavrum benim. Doğum gününü kutlamak nasip olamadı bugün. Nice güzel yıllarına kuzum. Rabbim ömrünü, bereketlendirsin. Uzun, hayırlı, sağlık dolu yaşlar nasip etsin. Başarılar peşini bırakmasın" dediğinde içtenlikle "amin" dedik abim ile.

"Baba, seni çok seviyorum. Nice sizli yıllarım olsun benim" kafamı yüzüne kaldırdığım için alnımı öptü. "Amin güzel kızım."

"Bu arada hediyeni yakın zamanda takdim edeceğim"

"Gerek bile yok babam. Varlığın hediye senin" burnuma vurdu. "Seni Elma yanaklı, babayı ne de güzel kandırıyorsun sen öyle"

"Ya, ne kandırması? Doğru söylüyorum" kafasını salladı. "Biliyorum canımın içi"

Devam etti. "Haydin içeriye, üşüme daha çok" babamın güvenli kollarından çıkarak salona girmek için hareketlendiğim zaman diliminde gözüm çok kısa süreliğine sevdiğime kaydı. Bana, bize gülümseyerek bakıyordu. Bakışlarımız kesişince göz kırptı. Babama çaktırmamak adına hiç bir şey yapmadan içeri geçtim.

Kına çoktan bitmiş ve toparlanmıştık. Tüm misafirler gitmiş, sadece iki tarafın ailesi kalmıştı. Bir de bizim aile.

Çantama telefonumu koymak için eğildiğim vakit arkamda bir hareketlilik hissettim. Sonra ise o klasik sözü duydum. "İyi ki doğdun, iyi ki doğdun, iyi ki doğdun Gökçen Almila"

Arkamı döndüm. Alçiçek'in elinde pasta vardı. Üzerinde adımın yazılı olduğu not kağıdı. İyi ki doğdun Gökçen Almila.

Ellerim ile ağzımı kapattım. "Niye zahmet ettiniz?" Anane yanıma gelip söylendi. "Gökçen kız ne zahmeti? Bir pasta alıvermişler, çok mu?" Gülümsedim. "Olsun anane, ne gerek vardı?" Sinirle Hatice teyzeye döndü. "Bu kız çok saf Hatice" herkes bu dediğine gülmüştü. Hatice teyze söze girdi, bana bakarak. "Yok anne saf değil ama çok masum."

"Sağ ol Hatice teyze ya" dedim. Omuzlarını silkti. O sıra söze Alçiçek atladı. "Gökçen! Üfle artık şu mumları"

"Tamam tamam" pastaya yaklaştım. Gözlerimi kapattım ve dileğimi diledim. O dilek bana özeldi.

Gözlerimi açtım ve mumları üfledim. Alkışladılar. Hacer teyze konuşan ilk kişi oldu. "Güzel kızım iyi ki doğmuşsun, nice güzel yaşlarına. Bugün doğum gününmüş, eh bizim de kına düğün işi derken kutlamaya vakit bulamadık. Alçiçek'in aklına da böyle bir şey gelmiş"

"Allah razı olsun hepinizden Hacer teyze. Düşünmeniz bile yeterliydi benim için. Zahmet vermişsiniz" dediğimde anane daha çok bastonuna dayandı. "Yok anam, yok! Bu kız akıllanmaz."

Tek tek güzel dileklerini aldım. Teşekkürlerimi ilettim. Annem yanıma geldi ve sıkıca sarıldık. Ayrıldığımız da çantasından bir şey çıkardı. Bu bir altındı. Doğrusu bileklik olarak takabileceğim bir altın. Bileğime taktı. "İyi ki doğurmuşum seni miniğim." Dolu olan gözlerim ile, "iyi ki" dedim ama bu iyikimin neye olduğunu ikimizde çok iyi biliyorduk. İyikim, onlardı. Ailemdi.

Alçiçek tekrardan ortaya atladı. "E haydin o zaman eve geçerek pastamızı keselim" Varlığını ilk defa belli eden Hasan amca itiraz ederek, "Yok kızım, biz yaşlı başlı insanlarız. Yorulduk. Gidip yatalım biz" dediğinde Hacer teyze koluna vurdu. Hasan amca tekrardan konuşarak, "Yanlış bir şey mi dedim?" Dediğinde Hacer teyze de "Kendi adına konuş belki kızlarının yanına gitmek isterler" dedi. Babam olaya müdahale ederek, "Yok kardeşim, yanlış bir şey değil doğru bir konuya değindin. Yorulduk biz, eve geçelim" dedi. Hasan amca, Hacer teyzeye 'bak' bakışları atıyordu. Babam bana baktı. Gözleriyle konuştu. "Gitsek sorun olur mu?" Diye sordu. Kafamı iki yana salladım hafifçe. Gülümsedi.

Ve birlikte salondan ayrıldık.

📑

Gamze ablaların evine geldikten sonra gençler olarak pasta kesilmiş, sohbetler ediliyordu. Alçin başsavcı da kısa süre de bize alışmış ve ayak uydurmuştu.

"Tolga abi sen çok fenaydın ya." Diyen Alçiçek'i, Gamze abla desteklemişti. "Kesinlikle katılıyorum. Yapmadığı yaramazlık kalmazdı."

Alçiçek gülerek, "bizi de kendine benzetirdi. Arkamızı toplayan da hep abim olurdu" dedi. Tolga, yüzünü asarak "Ulan ben mi diyordum bana ayak uydurun diye. Sizin de içinizde varmış o cengaverlik" diye sitem etti.

Alparslan yüzünde oluşan huzurlu bir tebessüm ile anlatılanları dinliyordu. Anlatan kişileri can kulağıyla dinliyordum dinlemesine fakat gözlerim sadece bir tek kişiyi görüyordu.

Gülten Akın'ın da dediği gibi;

Seni sevdim,

Seni birdenbire değil usul usul sevdim.

'Uyandım bir sabah' gibi değil,

Öyle değil nasıl yürür özsu dal uçlarına

Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara...

Seni sevdim...

Artık tek mümkünüm sensin...

Artık tek mümkünüm o'ydu. Onun sevdası idi.

Benim Alparslan'a olan bakışlarımı fark eden Gamze abla oldu. O sıra bir göz göze geldik ve bana en içten bir şekilde gülümsedi. Bende karşılık olarak gülümsedim. Tekrardan göz hapsime Alparslan'ı alacakken Sarp konuya beni dahil etmiş ve tüm gözler bana dönmüştü. Bu sıra Alparslan ile göz göze gelmiştik, göz kırptı. Onu izlediğimin elbette ki farkındaydı.

Sarp'a çevirdim bakışlarımı. "Konu neydi?" Hepsi gülüştü. Abim yanımda oturduğunun verdigi avantajla kolunu boynuma attı ve "Hangi denizlere daldın öyle sen?" Dedi. Ah, tabi ki o da farkındaydı her şeyin. Bazı şeylere göz yumsa da genel olarak abi statüsünde olarak yeri geliyor kıskançlık yapıyordu.

"Ay abi! Hangi denize dalacağım. Sizi dinliyorum ben" hepsi 'tabi tabi' der gibi bakış attı. Sarp tekrar konuyu ele alarak, "Senin küçüklüğün nasıldı Gökçen abla?"

Abim yanımda kahkaha attı. "Hiç sormayın bence" Alparslan tek kaşını yukarı kaldırmış, yüzü daha meraklı bir ifadeye bürünmüştü. "Bak şimdi daha çok merak ettim"

Omuzlarımı silktim. "Normal bir çocuktum yahu. Öyle abartılacak hallerim yoktu"

Abim, şaşırmış ifadeyle bana baktı. "Normal çocuk?"

"Hı-hım, normal çocuk işte"

Sarp, "Baybars abi sen anlat o zaman Gökçen ablayı" deyince abim bu anı bekliyormuş gibi "Hay hay" dedi. Bu sefer şaşkınlıkla ben baktım abime. "Biri Gökçen'in küçüklüğünü sorsa da anlatsam diye mı bekliyordun vicdansız" abim gülerek Alparslan'ı gösterdi. "Kime talip olduğunu bilmesin mi çocuk?"

"Ya harbiden normal bir çocuktum. Bence şimdikiler bir anormal" diye söylendim.

"Gökçen aşırı titiz bir çocuktu. Dört kaşık ile kahvaltı yapardı." Diye söze giren abim ile Sarp şaşkınlıkla gözlerini açılmış, kaşları yukarı kalkmıştı. "Dört çatal mı?" Abim kafasıyla onu onaylayıp devam etti. "Evet, dört çatal. Yumurta çatalı farklı, peynir çatalı farklı böyle sıralanıp gider. Zeytin çekirdekleri kesinlikle önüne veya sofraya çıkarılmayacaktı." Alçiçek, "Sen neymişsin be!" Dediği sıra abim devam etti. "Yağlı şeylerden nefret ederdi ve hâlâ fazla yağlı şeylere gelemez. Eli kesinlikle yağ olmayacak, eğer olursa da hemen yıkanacaktı."

"Abi!" Araya girip abime uyarıda bulunmuştum ama beni duyan yoktu ve ayrıca hepsi merakla abimi dinliyordu. Allah aşkına bu kadar merak edilecek bir durum yoktu ya!

Gamze ablanın eşi, Giray abi konuştu. "Gökçen, bizim Mert'e de azıcık öğretmenlik yapar mısın bu konuda?" Yüzümü ellerim ile kapatmak istiyordum. Giray abiye cevabı Gamze abla verdi. "Neyi var benim oğlumun Giray? Benim kuzumdan ne istiyorsun sen?"

Gerçekten tartışacakları konu bu muydu?

Alparslan'a baktım. Yüzünde şaşırmışlık yoktu. Hatta benimle ilgili yeni ve bilmediği bilgileri öğrendiği için memnun bir ifade hakimdi.

Abim tekrar konuşacakken araya girdim. "Abi, yeter bu kadar! Her şeyi dök de demedik"

Alçin başsavcı sessizliğini bozmuştu. "Her çocuğun farklı kişilikleri olur ve bu kişilikler aslında o çocuğun büyüklüğünü yansıtır"

Gamze abla merakla sordu. "Ne gibi savcım? Malum benim de iki tane evladım var. Bilgileneyim bu konuda"

Bu arada Alçin'in başsavcı olduğunu herkes öğrenmişti.

Alçin başsavcı, masanın üzerinde ki ellerini birbirine bağladı. "Bir yer de okumuştum. Çocukların davranışları büyüyünce oluşan karakterlerini yansıtırmış. Bir çocuk yaramazlık yapıyor, evet, ama aslında yaptıkları yaramazlıklar da bile kişilikleri ortaya çıkarmış" Gamze abla tekrardan bizden önce davranarak, "Yaramazlıkların da bile bir şeyler mi gizliymiş" dediğinde Alçin başsavcı gülümsedi. "Galiba öyleymiş Gamze abla. Çok fazla içeriğine hakim değilim ama böyle bir şey okumuştum."

"Anladım" dedi Gamze abla.

Sarp abime bakarak, "Peki ya, hiç yaramazlık yapmaz mıydı?" Diye sordu. Hayretle Sarp'a baktım. "Ablacım, neden bu kadar üsteliyorsun yahu? Gidip yatsana sen. Sınav senesinde uyku önemli bak." Sarp sırıttı. "Bu bilgilere sahibim abla. Lakin senin gibi başarılı birini merak etmem normal değil mi?" Kafamı iki yana salladım. "Hiç normal değil"

Abim bana yandan bir bakış atıp Sarp'a döndü. "Yaptığı yaramazlıklar vardı elbette ama yaramazlık yaparken bile aklını kullanırdı." Alçin başsavcıya döndü abim ve "Şimdi siz diyince bir düşündüm de haklısınız galiba" dedi. Bu cümleyi elbette Alçin başsavcının daha yeni verdiği bilgiye istinaden dediğini hepimiz fark etmiştik.

Sarp, "mesela?" dedi.

Konu benden çıkmayacaktı bu gidişle.

"Yengem yeni gelindi o zamanlar, amcamın hanımı. Gökçen de dört yaşındaydı. Yengemin düğünlerinden kalan altın bilezikleri vardı bir kaç tane. Babaannem de çiçekleri çok sever, evinde çeşit çeşit çiçekleri bulunur ve onlarla her gün ilgilenir, sular. Tabi o zaman amcamlar babaannemlerle kalıyorlar. Bir gün babaannemlere gittik. Kimsenin haberi olmadan Gökçen amcamların odasına girmiş. Yengemin bilezikleri de makyaj masasının üzerinde duruyir tabi. Sen onları al, babaannemin çiçeklerinin topraklarına ek. Her neyse sonradan yengem altınlarının olmadığını fark ediyor, işte ecin her tarafını arıyorlar yok. Gökçen'e soruyorlar, bilmiyorum diyor. Yarın oluyor, babannem çiçeklerini sulayacak, bir bakıyor topraklar kalkık kalkık. Ne var falan derken bilezikleri buluyor. Tabi bunu Gökçen'in yaptığını anlayıp ona neden böyle yaptığını soruyorlar"

Alçiçek herkesin içinden geçen o soruyu dile getirdi. "Gökçen ne dedi?"

Madem her şey dökülmüştü, bunu abime bırakmadan ben diyebilirdim. "Babaannem toprağa çiçeklerini ekiyor, suluyor ve onlarda büyüyorlar. Bende kendi kendime bu altınları da ekersen eğer babaannem çiçekleri her suladığında bunlarda sulanır ve büyüyüp çoğalırlar diye düşündüm."

"Zekaya bak be" diye söylenen Sarpken, "Babaannenin çiçeklerle ilgilenmesine ve onların büyüyüp çoğalmasına dikkat etmişsin ve bu sebepten aklına böyle bir şey gelmiş." Bu cümleleri kuran ise Alçin başsavcıydı. Devam etti. "Dikkatli misindir, Gökçen?"

"Kesinlikle, ufacık ayrıntıların dahi farkına varabiliyorum. Her şeye dikkat ederim ama dikkat ettiğimi de kimseye belli etmem" gülümsedi. "İşte küçükken gelen bir alışkanlığın bugüne yansımaları"

Gamze abla aydınlanma yaşamış gibi yerinde dikeldi. "Ben tam olarak şimdi anladım." Giray abiye dönerek, "Bundan sonra çocuklarımıza daha çok dikkat kesilelim" dedi. Giray abi ise kafasını sallamakla yetindi.

"Benim olaylarımı döküp Sarp'ın merakını, abimin anlatma isteğini giderdiğimize göre bana müsaade"

Gecenin ikisini bulmuştuk ve bizi bekleyen bir düğün vardı.

Benim cümlemle birlikte bir aydınlanma daha yaşayan kişi Tolgaydı. "Yarın benim düğünüm var. Şiş gözlü damat olmak istemiyorum. Hepinize hayırlı geceler" demiş ve aramızdan ilk ayrılan o olmuştu. Kısa süre de hepimiz dağılarak yataklarımıza girmiştik.

📑

Düğün koşuşturması sabah erken saatler de başlamış bulunmaktaydı. Önceliğimiz kuaföre gitmek olmuş ardindqn Hatice teyzelere geçmiştik. Saat bir de konvoy eşliğiyle gelin kız alınmış ve düğün salonuna gidilmişti.

Salonun kır bahçesini andıran bahçesine masalar kurulmuş, Konya'nın meşhur düğün yemeği yenilmişti. Düğün yemeği aslında hepimizin evlerinde yapmış olduğu yemeklerdi ama bir masanın etrafında tanımadığın kişiler ile birlikte oturup aynı tabaklardan o yemeği kaşıklamak farklı bir hissiyattı.

Yemek faslı bittiğinde saat 16.15'ti. Salonun içerisine girmiş masalara oturmuştuk. Erkek ve kadın karışık olduğu için bir masayı annemler doldurmuş bir masayı da biz gençler doldurmuştuk. Yuvarlak, üzerinde krem tonlarının hakim olduğu, plastik bardaklar ve bir litrelik suyun konulmuş olduğu masada sahnenin rahat görüneceği bir yere geçip oturmuştum. Sağım da Alçiçek, solum da abim oturuyordu. Abimin yanında ise sırasıyla Alparslan, Sarp, Giray abi ve Mert varken; Alçiçek'in yanında ise Alçin başsavcı ile Gamze abla oturuyordu. Bir masayı bu şekilde kaplamıştık.

Düğün, 17.00'de başlayacak olup 21.00 civarında bitecekti.

Alçiçek bakışlarını etrafta dolaştırdı, masadan ayaklanıp "Ben hemen geliyorum" diyerek yanımızdan ayrıldı.

Eyüp, Gamze ablanın kucağındaydı ve çok mızmızlık yapıyordu. Gamze abla ise gelen misafirlerle ilgilenmek için kalkıp duruyordu. "Gamze abla?" Bakışları bana döndü. "Efendim ablacığım" kucağında huysuzluk eden Eyüp'ü işaret ettim. "Ben alayım istersen, misafirlerle rahat ilgilen" minnetle gülümsedi. "İnan çok iyi olur Gökçen" yanıma gelerek Eyüp'ü kucağıma bıraktı. Bebek çantasını da Alçiçek'in kalktığı sandalyenin üzerine koydu. "Çantanın içinde her bir şeyi mevcut. Biberonunda maması da var. Olmazsa onu içir" gözlerimi kapatıp açtım. "Sen meraklanma abla" tekrardan teşekkürlerini ileterek, Giray abi ile birlikte masadan ayrıldı. Mert de kendi yaşıt çocuklarını bulunca masadan kalktı. Abim, Sarp, Alparslan, Alçin ve ben kalmıştık masada.

Eyüp kucağıma geldiğinden itibaren gözlerini benim üzerimde gezdiriyor, beni inceliyordu. "Yakışıklı kuzum, sen çok tatlısın, Maşaallah sana" beni anlamış gibi güldü. İki yaşında bir bebekti ama şimdiden yakışıklı bir erkek bebekken büyüyünce daha çok yakışıklı olacağı belliydi.

Minik elini yanağıma koydu ve kendi dilince sesler çıkarmaya başladı. Abim bize eğildi. "Şş, kerata kardeşimi mi seviyorsun sen?" Abim ona güzel bir şey demiş gibi bakışlarını ona çevirip güldü yeniden. Abim de onun bu haline güldü.

Alçin başsavcı da masadan ayrıldığında abim masadan ayaklanıp saçıma öpücük kondurdu. "Geliyorum ben şimdi"

Sarp da herkesin masadan tek tek ayrılışına güldü. "Ne oluyor hepsine ya? Sırayla kalkıyorlar" abisine çevirdi bakışlarını. "Doğru söyle, hepsini sen mi ayarladın? Benimde kalkmamı istiyecek misin?" Alparslan, Sarp'a ters bir bakış attı. "Kalkmayacaktım zaten" diyerek elinde ki telefonuna gömüldü.

Benim de renkli gözlerim Alparslan'a kaydı. Onun da bakışları bizdeydi. Gülümsedim, gülümsedi.

Eyüp dudaklarını büzerek ağlamaya hazırlandığında yönünü değiştirerek sahne de oynayan çocuklara bakmasını sağladım. Ama bana mısın dememiş ağlamayı koymuştu. Alparslan'a kısa bir bakış attım. "Bebek çantasından biberonunu verir misin? Acıkmış olmalı beyefendi" beni onaylayıp sandalyeden kalkarak sağımda kalan bebek çantasına bakındı. Biberonu bulduğunda soluma geçerek abimin kalktığı yere oturdu ve eline çok yakışan biberonu uzattı.

Eline çok yakışan?

Yalan yoktu ama şimdi,

Çok yakışmıştı eline.

Biberonu elinden alarak beyefendinin ağzına dayadığımda ağlaması kesilmişti. Eyüp biberonun içinde ki mamasını yerken Alparslan ile bakışlarımız kesişti.

Bu bakışmayı kestiren ise Sarp'ın sesi oldu. "Çok güzel çıktınız ama" Alparslan ile aynı anda Sarp'a baktık. Elinde ki telefonunun kamerası bize dönüktü. Bizi çekmişti.

Alparslan elinden telefonu alarak resimli yakından görmemizi sağladı. Kucağımda Eyüp, yanımda Alparslan ve biz birbirimize bakıyorduk. O kadar...

O kadar güzel çıkmıştık ki!

Alparslan, WhatsApp uygulamsına girip 'abim' yazan sohbete girdi. Resimi kendisine gönderdikten hemen sonra galeriye girerek, resimi sildi. Ardından çöp kutusunu da temizleyip Sarp'a geri verdi. Sarp, "Devletin adamı olmak böyle bir şey işte. Çöp kutusunu dahi unutmuyor" dedi. Alparslan, Sarp'ın kafasına vurdu. "Sussana oğlum, her şey her yer de konuşulmaz"

Alparslan'ın vurduğu yeri tutarak, "Haklısın abi" dedi. Alparslan'ın bakışları bana döndüğünde "Ne yapıyorsun?" Bakışı atmıştım. Omuzlarını silkmekle yetindi.

Annemlere yandan bir bakış attığım da masa da sadece annemin gözleri bizdeydi. Ve bakışları manidardı.

Sorguya çekileceğim an meselesiydi.

📑

Alçiçek Alptekin

Bakışlarımı salonda gezdirdiğim an da gözlerimiz çarpıştı. Göz kırptı ve ardından kapıyı işaret etti. Masadan kalktım ve "Ben hemen geliyorum" diyerek salonun çıkışına yöneldim. O önden ben arkadan ilerledim ve bahçeye çıktık. Tenha bir yere geçti. Ardından ilerleyip yanına vardım. "Güzelim" der demez sıkıca sarıldı. Kollarımı boynuna sardım. Geriye çekildiğimiz an gözleri gözlerime değdi. Dudaklarının kenarı kıvrıldı. "Güzelliğinizden gözümü alamıyorum hanımefendi" utançla gülümsedim. "Teşekkürler beyefendi, siz de çok yakışıklı olmuşsunuz"

Beyaz bir gömlek, siyah bir pantolon giymişti. Belki düğünler de erkeklerin sıklıkla giymiş oldukları bir takımdı ama ona çok bir ayrı yakışıyordu.

Benim üzerimde ise gece mavisi, kolları ve boyun kısmı tüllü olup elbise boyu dizlerime gelen, üzerinde gri simlerin bulunduğu şık bir elbiseydi. Çok beğenerek almıştım. Saçlarımı alttan toplattırmış, sade bir makyaj tercih etmiştim. Elbisemle aynı renkte olan ince topuklu ayakkabım ve yine aynı renkte olan sade el çantam vardı.

"Talha?" Diye mırıldandım. Onun adını söylemek bile çok farklı ve güzeldi.

"Hım" dedi.

Esmer teniyle daha çok yakışıklı gözüküyordu ve ben bu adamı kimselere göstermek istemiyordum. Talha yine bir düğünle hayatıma girmişti. Ege'nin incisi olan İzmir Efesiydi, Talha.

Anne taraftarımız kuzendi ve babası İzmirli olduğu için Talha da oralıydı fakat İstanbul da yaşıyorlardı.

Kendisi de Bilgisayar Mühendisiydi. Abim ile yaşıttı ve o çoktan görevini icra ediyordu. Bunca sene beni beklemiş, kendi ayaklarım üzerinde durmam için destekleyip durmuştu.

"Annen, anneme beni sormuş. Annem konuyu irdeledi biraz. Bende anneme konuyu açmış bulundum" yüzünde huzurlu olan gülümseme sırıtışa döndü ve inci gibi dizilen dişleri görüş açıma girdi. "Oh be! Hacer teyzenin bilmesi çok iyi, hatta gidip abinle de konuşacağım şimdi" adım atmak için hareket edeceği an kolunu tuttum. "Annene sen mi dedin?" Diye sordum.

Kafasını olumlu anlamda salladı. "Evet, ben söyledim. O da annene niyetimizi hafif çıtlatmış." Derin bir nefes verdi, elleri yanaklarıma çıktı. "Güzelim, benim niyetim ciddi. İlişkimiz iki yıldır çok güzel devam ediyor. Mesleğini icra edebiliyorsun artık. Ailelerimize konuyu açmamız gerekli. Ben aramızda ki bu ilişkiye bir ad vermek istiyorum." Bakışlarına endişe tohumları düştü. "Sen peki çiçeğim? Sen de bunu istiyor musun?" Yanaklarımın ısısı avuçlarına vuruyordu. "Tabi ki isterim Talha" koyu kahve harelerinde ki endişe tohumları yok oldu ve yerini heyecana bıraktı. "O zaman en kısa zaman da abin ile görüşeceğim" dediği an, abimin sesi duyuldu. "Ben de diyordum ki ne zaman bana bir şeyler anlatılacak?"

Abimin sesi mi?

Hemen yanıma döndüm ve abimin heybetli vücudu görüş açıma girdi. Talha'nın yanaklarımda olan elleri iki yanına indi. "Alparslan?" Abim tek kaşını yukarı kaldırdı. "Talha?"

Talha, "Ben de tam seninle konuşacaktım, çok iyi oldu" dedi. Abim kafasını eğdi, bu onay verdiğini gösteriyordu. Abimin bakışları bana çevrildi. "Çiçek hanım, müsaade mi etsen bize"

Şu kısa süre de ne olup bitmişti anlamamıştım. "T-tabi abi"

Son kez Talha'ya baktım. Beni rahatlatmak amacıyla gözlerini açıp kapattı. Arkamı onlara dönüp titreyen ayaklarım ve ellerimle birlikte salona girdim.

Abimin tepkisi iyiydi sanki ya?

İyiydi değil mi?

İyiydi, iyiydi!

Hem sevdayı bilen kişiydi abim.

Evet, evet, öyleydi!

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.