تخطٍ إلى المحتوى

EKRU

الفصل 9 · قراءة 18 دقيقة

EKRU

الفصل 9

SAFİR MAVİSİ

Bölüm sonunda görüşeceğiz nasılsa burayı fazla doldurmak istemiyorum🤭❤ keyfinize bakın🥰
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

《ALAZ》

Henüz yanından ayrılmamın üzerinden yarım saat bile geçmemişti ki odaya döndüğümde onu uyurken buldum. Kumral ve gür saçları her gece onu düşünerek uyuduğum uykulara yoldaş olan yastığıma altın tozu gibi saçılmıştı. Yüksek ve geniş pencereden içeriyi ısıtan güneşin akşamüzeri yorgun ışıkları saçlarıyla buluşmuştu. Bir insanın uyurken bile hüzünlü bir simaya sahip olması mümkün müydü? Firuze'de evet, mümkündü...

Öyle masum, öyle şefkate muhtaçtı ki; onu, her bakışta sarıp sarmalayan ilk önce gözlerim oluyordu. Ellerim ona duyduğum müthiş çekimle karıncalanıyor, her fırsatta ten teması kurmak için delirirken buluyordum kendimi. Bana göre Firuze deliliğin eşiğiydi. Onu bir sapıkmışım gibi haftalarca takip edişim bu deliliğin bir yansıması diyebilirdim pekala.

Göbeğine kadar anca örtülmüştü üstü, hemen örtüyü onu uyandırmamaya çalışarak çektim daha yukarıya. Kollarını zarif hareketlerle dışarı çıkardı tekrar. Kimsenin boyunduruğu altına girmeye yanaşmayan özgür ruhu onu daima koruyup yönlendiriyordu. Gülümseyerek baktım ona ellerimden biri cebimde diğeri ensemdeydi. Ne zaman ona baksam bu hareketleri bir yanıt olarak geliştirmişim gibi ellerimden biri cebime biri enseme gidiyordu. Bazen başımı hafif yana eğip onu görebileceğim her açıdan mümkün olduğunca farklı tonlarıyla görmeye çalışırken buluyordum kendimi.

Kaza günü gözlerimde yeniden can bulurken pencerenin önüne konumladığım koltuğa oturdum. Hem denizi seyredip hem kaza gününü anımsadım. Hemen aşık olunmazdı kimseye, ben de bu kadar iddialı değilim zaten. Ama o ilk elektriklenme hissi, işte onu tarif bile edemiyorum.

İhaleye yetişeceğim diye gazı köklemişken patlayan lastik yüzünden savrulan aracım bir elektrik direğine çarparak güç bela durmuştu o gün. Başımı konsola çarpmamla alnımda ve bir kaç başka yerimde daha yaralar oluşmuştu. Ama bu derdim bile değildi. Aceleyle yakın korumam ve bu gibi işlerimi halleden çalışanım Burak'ı aradım. Hemen yeni bir araçla gelmesini söyleyip cevap bile beklemeden kapatmıştım. Bütçe yönetim toplantısı uzın sürmese geç kalacak değildim, o zaman o kaza da yaşanmazdı.

Ben Burak'ı beklerken karşıdaki sokaktan ana caddeye Firuze çıktı. Tabi o zaman adını dahi bilmezken, her şey çok farklıydı. Hayatıma giren az sayıda kadın olmuşsa da benim aşk unsurum daima şirketim ve çalışma hayatımdı. Çok ciddi ilerleyen bir ilişkim sırf işkolik olduğum gerekçesiyle son bulmuştu. Sabahına kalkıp toplantıya katıldım elbette oturup aşk acısı çekecek değildim. Hayatımı Firuze'den önce ve sonra diye iki kısma ayırmam gerekirdi belki de... öncesindeki hayatımda çalışmanın, bütün yaraları ve acıları bir silgi gibi silebileceğine inanırdım. Ama Firuze'den sonra bu böyle olmadı.

Çantasına telefonu koyarken caddeye doğru minik aceleci adımlar atıyordu, telefonu koyup başını kaldırdığında esen rüzgar saçlarını havalandırıp ahenkle tekrar yerlerine kondurdu. Sağa sola bakıp caddeye adım atacakken arabayı gördü. Ön kısmı direkle bütünleşmiş araçtan gözlerini çekip idrak ettiği anda hızla tekrar bakışlarını çevirdiğinde beni gördü. Aracın içinde oturmuş bekliyordum. Ama o çıkamadığımı düşündü. Panik bir halde elleri titrek bir hamleyle çantasına gitti. Telefonu çıkarıp kısa bir görüşme yaparken yanıma gelmişti. Kapıyı açtı yüzü kireç gibiydi. Konuşmak istediğinde önce kekeledi. Sadece onu izliyordum. Muhtemelen hiç kaza görmemişti ya da bununla ilgili bir travması vardı. Aksi halde bu kadar sarsılmazdı kimse. Biraz beceriksizce biraz kararsızca arabadan çıkmam gerektiğini her an patlayabileceğini söylediğinde elimde olmadan gülümsedim. Ama o safir mavisi gözleri... öyle korku ve endişe yüklüydü ki; kaza yapan ben olmama rağmen onu sakinleştirmek durumunda kalan da ben olmuştum.

Sonra bir mendille alnımdan akan kanı silmek için buzdan daha soğuk, titreyen parmaklarını sıcak tenime bastırdı. Yanağımda, görünmez ama bir o kadar da varlığından emin olduğum bir damga oluşmuştu. Kor ateşi benden, izi bırakan serinliği Firuze'dendi. Arkamdan gelen boğuk siren sesleri gözlerimi gözlerinden çekmek zorunda bıraktı beni. Ambulans mı çağırmıştı? Evet, tam olarak bunu yaptı, itiraz edemedim. Her hali etkilemişti, ilgimi cezbetmişti. İtiraz etseydim o buğulu sesiyle bana hastaneye gitmem için ısrar ederdi. Teşekkür ettim ve ambulansa geçtim, çağırdığı ambulansla hastaneye gittim. Bu kaza bana ihaleyi kaybettirdi ama Firuze'yi kazandırdı.

Kazandırdı dediysem öyle kolay değildi tabi ki, Firuze'yi araştırdım, öyle çok şeye ulaştım ki, en acısı da ailesiyle geçirdiği kazaydı. Sahiden de derin bir yarası varmış trafik kazasıyla ilgili. Bu beni ona daha da çekmişti. Daha çok araştırdım. Okulu doğduğu yer evliliği ilk aşkı annesi babası hayatına ucundan köşesinden giren çıkan kim varsa hepsi avuçlarımın içindeydi.

Kaza sonrası bir kaç gün bir fotoğrafçı tutturup her halini fotoğraflamalarını istedim. Elimde yüzlerce fotoğrafı olmuştu. Ama ona bir kağıt parçası üzerinden bakmak bana yetmedi. Bizzat işi gücü bırakıp günlerce peşinde dolaştım. Cesaretimi toparladığımda ise Firuze beni görmeyi ummuyordu ürktü. Uzaklaştım, amacım korkutmak değildi. Ama bu böyle devam etti. Ayın, dünyanın yörüngesine hapsolması gibi ben de Firuze'nin çekiminden kurtulamadım. Hoş, belki de kurtulmak istemedim. Çok ama çok güzeldi.

Denizi seyretmeyi bırakıp diğer koltuğa geçtim. Bu açıdan Firuze'nin yüzünü görmem mümkün oluyordu. Hafifçe kıpırdandı zarif bedeni, benden yana dönüp ellerinin ikisini birden başının altına koydu, bacaklarını karnına çektiğinde ise küçücük kalmıştı. Kuşkusuz, ona ait hiç bir fotoğrafı, sahici güzelliğini resmetmeye yetmiyordu.

Sonrasında yaptıklarımdan gurur duymuyorum belki, ama bu gün bu kadın benim yatağımda uyuyorsa aldığım hatalı kararlar ve yaptığım hamleler sayesindeydi. Tahminlerinde haklıydı Firuze, hastaneyi kapattıran bendim! Zeki kadındı, anlamıştı ve gelip bir güzel tokatladı beni. O gün elleri ilk karşılaşmamızın aksine alev alevdi. Bu kez yüzümde bıraktığı iz, benim adımın anlamından bir parçaydı. İlk kez o gün yalan söyledim ona, hastaneyi kapattırmadığımı söyledim... Firuze bilmiyordu ama ben profesyonel bir yalancı olabiliyordum istediğimde...

Onunla direkt konuşarak kalbinde yer edinemeyeceğimi anladığımda, iş teklif ettim. Bunu yaptığım ortam tartışmaya açık bir ortam olsa da teklifimde dürüsttüm. Amacım hem rahat yaşamasını sağlamaktı hem de birlikte geçireceğimiz mesai saatlerinde beni tanıyıp sevmesini sağlamaktı. Ama o bunu da kabul etmedi.

Ne yönden yaklaşmak istesem hep önüme setler çekti. Yaklaşmama asla izin vermedi. Aslında bu imkanı bana verse, hayatında yaşayabileceği en büyük aşkı ona yaşatacaktım. Ben onu takıntılı bir şekilde sevmiştim. Kimsenin beni sevmediği kadar sevdim onu, ama diğer herkes gibi o da sevmedi beni.

Sevilmemek yoruyor... insan önce kendini sevmeli safsatalarını es geçelim... insan sahici ve yabancı bir bakışla yüreği okşansın istiyor. Tabiatımız bu, inkar etmek boşuna!

Telefonun tiz sesi beni daldığım düşüncelerden koparırken Firuze'yi de daldığı uykudan sıçrattı. Telefonunun melodisi bir yerlerden tanıdıktı, nereden aşina olduğumu çıkaramadım. Hızla doğruldu ve ayaklarını yataktan aşağı sarkıttı. Yüksel yatağımın üzerinde ayakları yerden bir kaç santim havada asılı haliyle çok şirin görünüyordu. Uykunun mahmurluğuyla ellerini yüzüne götürdü. Sonra saçlarını aynı hareketin devamı olarak geriye savurdu.

Ben de hafif dikleştim koltukta ve fark etmesi için boğazımı temizler gibi yaptım. İrkilip bir anlığına nerede olduğunu sorgulayan gözlerle baktı ve hatırladı. Bunların hepsi onun safirlerinde saniyeler arasında gerçekleşti. Israrla çalan telefonu için arkasında kalan kapıya yakın tarafta duran komodinin üzerindeki çantasına yöneldi.

Telefon, o çantadan çıkarana kadar susmuştu. Yeni yeni odaya çöken karanlıkta, bildirimlerine baktığı ekranın aydınlığı yüzüne yansıdı. Mutsuzdu Firuze... Bunu biliyor ve düzeltmek için ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. "Sare'ymiş arayan. Meraklandı tabi, bu gün konuşamadık hiç." Her gün konuştuklarını bilmiyordum. "Sare'yi nereden tanıyorsun? Çok yakınsınız. Merak ettim." Yüzünü yüzüme doladı, kadife bir kumaşın, bir çiçeği sarmalaması gibi ruhumu okşuyordu bakışları. Öyle uyumlu, bir o kadar da farklıydık. Ben dikenleri olan bir çiçektim sanki. Ona zarar vermekten ödüm kopuyordu.

"Sare... bir kaç yıl önce tanıştık. Çok kafa kızdır. En dertli insanı bile iki dakikada neşeye boğar." Tamam işte şimdi oldu. Onu neşelendirmenin yolu Sare'ydi demek, "Akşam yemeğe davet etsene, bizim Burak alır onu istediği yerden." Gözlerinden geçen ani titrek ışıkları gördüm. Sanki bir yıldız evinden, gökyüzü olan onun gözlerinden kayıp gitmişti.

İtiraz etmeye hazırlanır bir hali vardı. Kendince kafasından neler geçirdiğini bilmesem de itiraz edecek olduğunu biliyordum. "İtiraz istemiyorum Firuze, lütfen bir kere de, bir şeye aksi cevap verme. Sen davet etmezsen ben ikimiz adına davet ederim. " dedim. Şaşkındı ama bunu yapacağımı da iyi biliyordu. Sare'nin telefon numarasına da Firuze'yi araştırırken ulaşmıştım. Lazım olur belki diye kaydettiğim numara bu gün bana cankurtaran gibi yetişmişti. Hızlıca adını rehberden bulup gözlerim hala Firuze'deyken Sare'yi aradım. Bir kaç çalıştan sonra tereddütlü bir sesle "Alo," dedi. "Merhaba Sare, ben Alaz. Nasıl-" daha cümlemi tamamlamadan telaşla atladı "Firuze'ye bişey mi oldu? Az önce onu aradım açmadı, şimdi sen.. yani siz aradınız. Ne oldu Firuze'ye?"

Hemen kesin bir yargıya varmış, Firuze'den yana endişe etmişti. Bu da onun fevri ve aceleci kişiliğini ortaya koymuştu. Oyalanmadan yatıştırmak için telefonun sesini dışarı verdim. "Hayır hayır, Firuze iyi ve yanımda, seni duyuyor-" derken Firuze'ye de konuşması için göz kırptım. "İyiyim ben canım, seni endişelendirmek istemezdim. Biraz uyumuşum." Konuşmayı devralarak, konuya, tabiri caizse bodoslama girdim. "Gördüğün gibi iyi ama biraz keyifsiz. Bu akşam için seni yemeğe davet etmek istiyoruz, sana da uygunsa bize katılır mısın yemekte?"

Biraz bocalayarak cevap verdi; "Ben sana... yani size zahmet vermek istemiyorum. Daha sonra gelsem daha iyi olur sanırım." Sen- siz- olayını bir an önce çözsek daha rahat olurdu belki. "Bana 'sen' şeklinde hitap edebilirsin. Lütfen kasma kendini ve siz ikiniz çok itiraz ediyorsunuz, ben ise itiraz kabul etmiyorum. Konum atarsan gelip seni alacaklar. " Aslında Sare istiyordu buraya gelmeyi, fakat nezaketen ayak sürümüştü. "Tamam gelirim kendim. Siz... yani sen bana konum atarsan yeterli olur. " Güldüm ve başımı sanki Sare görebilirmiş gibi salladım. "Tamam, gönderiyorum konumu, bulmakta zorlanırsan haberim olsun." Diye de eklemeyi ihmal etmedim.

Firuze daha güzelini imkansız kılan bir tebessüm yerleştirdi o güzel dudaklarına. Her kıvrımının beni nasıl ateşlere atıp kavurduğunu bilmiyordu. Hemen bu ortamı dağıtmazsam, her an o pürüzsüz kadifemsi dudaklarına dudaklarımı yaslayabilirdim. "Hadi gel sana bahçeyi göstereyim rıhtımda çay ya da kahve içeriz. Açık hava iyi gelir. Ama üzerine bir hırka alsan iyi edersin denizin rüzgarı çarpar insanı."

Bir hayal kadar güzel sesiyle bana "Tamam" dedi. Gelecekti, benimle denizi seyredecekti. Belki biraz üşürdük ama birlikte yan yana olabileceğimiz düşüncesi beni zaten ısıtırdı. Onun yanında kendime hakim olmakta zorlanıyordum. Yavaş yavaş ilerleyip kapıyı araladım, önce onun çıkmasına müsaade ederek arkasından ben de çıktım. "Ben nerede uyuyacağım?" İçten içe beni germişti bu sorusu, "Bunu rıhtımda konuşuruz olur mu? Merak etme son karar yine senin olacak..." şüpheyle tek kaşı havaya kalkarken merdivenlerin başındaydık. Melodik buğulu sesi kulağımdan zihnime sızdıkça kalbimde çalan trampetlerden haberi yoktu. "Sen ne zaman böyle desen başıma yeni bir bela açılıyor, korkmalı mıyım?" Elimde olmayarak güldüm ve onu belinden tutarak merdivenlere yönlendirdim. Bir kaç basamak indikten sonra zihnimi anca toparlamış olarak cevap verdim. "Hayır, hayatta asla korkmaman gereken biri varsa o da benim." Sesimle birlikte yüzünü bana çevirmişti, gece karası gözlerime ay doğdu... ona göz kırptığımda yanaklarındaki hafif pembeleşmeyi saklamak için yüzünü benden çevirdi. Ay tutulmuştu... gecem zifire karışmıştı yeniden. Anlık bir mutsuzluk duydum. Ona olan ihtiyacımın boyutunu asla tahmin edemezdi. Her zerremin nabzı onun için atıyordu ama o bunu bilmiyordu. Henüz...

Rıhtıma ilerlerken Nilüfer'e seslendim. Koşar adımlarla yanımıza geldi, "Buyrun efendim?" Gözlerimi Firuze'den alamıyordum. Denizi seyrederken nasıl da hayran hayran bakıyordu, çehresini süsleyen saçları rüzgarın peşine takılıp uçuşuyorken nasılda umursamaz görünmüştü gözüme ama içinde bir yerde İnci için atan kalbi bu manzarayı onunla paylaşmak için deliriyordu. Biliyordum...

"Firuze için bir hırka getir ve bir çay bir de sütlü kahve yap. Kahveye şeker atma, buraya getir şekeri..." Aslında sadece bir çay kaşığı şeker atıyordu kahvesine, bunu biliyordum ama ona bunu belli etsem bana aşık aşık bakmayacaktı. Korkacaktı, tedirgin olacaktı. Dedim ya ben profesyonel bir yalancıydım. Bilmezden gelmek, bilmediğimi düşündürmekte üstüme yoktu. Bunu asla kötüye kullanmadım. Şimdi de kötüye kullanmıyordum, sadece Firuze rahat etsin kendini güvende hissetsin diye yapıyordum. "Nilüfer," sesimi duymasıyla birlikte kapıda bana döndü, "evet efendim?" Firuze'nin gözleri ikimiz arasında gidip gelirken ben sadece ona bakıyordum. "Bir de kül tablasını getir..." Firuze'ye göz kırparken gülümsedim. Bütün dişlerimi muzip sayılan bir ifadeyle sergilediğimde kıkırdadı ve sabdalyeye iyice kuruldu.

Onu odada bırakıp dışarı çıktığımda ona sigara ve bitter çikolata almıştım. Ceketimin iç cebinden çıkarıp birlikte başında oturduğumuz masaya koydum. Usulca gözleri çikolatayı buldu. İlk kez gözlerinin içi gülüyordu. Onun gülümseyişinin bendeki tezahürünü anlatamıyordum. Öylesine özeldi ki hissettiğim şeyler, hep bana özel kalsın istedim.

"Bu gün için çikolata kotamı doldurdum... ama sigaraya hayır diyemem." Bu bağımlılığı can sıkıcıydı... "Bırakmayı düşünmüyor musun?" Paketi ince parmaklarıyla zarifçe açarken dikkati bende olsa da gözleri bende değildi. "Hayır, yani evet... işin aslı, ailemi bir kazada kaybettiğimde başladım ve şimdi bırakamıyorum." Bunları söyledikten sonra bakışlarını yüzüme dikti. Yırtıcı görünüyordu, tahditkâr... biraz da öfkeli... "Gerçi sen kazayı zaten biliyorsundur, değil mi? Hakkımda bir çok detaya hakimsin, ama ben seni azıcık bile tanımıyorum..." sesindeki azarlar tonun altonda gizli bir sitem saklıydı. Bir hayalet gibi silik, bir o kadar belirgindi. Başımı 'evet' manasında sallayarak konuştum "Kazayı biliyorum, benim hakkımda ne bilmek istiyorsan sorman yeterli... dürüst olacağım. Söz!"

Hayatının en büyük zaferini kutluyormuş gibi mutlu oldu bir anda. "Peki, soru bir, kolay başlayalım. Nerelisin?" Ona 'Senin nefes aldığın şehrin çocuğuyum' demek istedim, ama "İzmir'de doğdum, İstanbul'da büyüdüm." diyebildim. Gülümsedi, gönül bahçemde, eşi benzeri bulunmayan güller filiz verdi. "Tamam, ikincisi... kaç yaşındasın?" Ona 'Seni tanıdığımdan beri hiç olmadığım kadar gencim' demek istedim ama " Otuz iki" diyebildim.

Zihninden hesap yapıyordu, gözleri denizi yokladı, bilmiyordu ki baktığı denizden bin kat daha güzeldi, içimde onun rüzgarıyla dalgalanan nehir. "Aramızda dört yaş var. Ben yirmi sekizim." Sonra unutmuş gibi ekledi cümlesine bir yenisini, "Hoş! Sen zaten bunu da biliyorsundur..." sesli bir nefes verip güldüm. Sözlere gerek yoktu. Lisanımız dilsiz de anlaşmamızı sağlıyordu..

"Daha ne kadar vuracaksın beni? Hırsını hâlâ alamadın anlaşılan?" Diye cevapladım onu eğlenen bir tonda. "Evet, alamadım. Benim hayatım bana özeldi, öyle kalmasını tercih ederdim." Yaptığım şeyi saygısızca buluyordu, ama ben onun bundan bir şekilde etkilendiğini de hissediyordum. Kalbinin çarpıntısı bir kuşun kırık kanadı gibi kulaklarımda yankılanıyordu. "Kızma bana, kazada yardım ettiğinde düzgün bir teşekkür etmek isteğiyle seni bulmak için araştırdım. Kasıtlı değildi yani." Yüzünde oluşan alaycı bir gülüşle "Benden buna inanmamı mı bekliyorsun cidden?" dedi. Madem o beni köşeye sıkıştırıyordu, sıra bende demekti. "Başka ne sebebi olabilir ki, sana aşık olduğumu mu düşündün, yoksa sapık olduğumu mu?" Soruyu böyle pervasızca sorduğum için anında kızaran yanakları afalladığının işaretiydi. Belki de ne cevap vereceğini düşünüyordu. O sırada gelen Nilüfer evde ilk kez gözüme fazlalık gibi görünmüştü. "Alaz Bey, çayınız... Firuze Hanım, buyrun kahveniz. Bu da hırka efendim..." Firuze ona, kurtarıcısına bakan bir köle gibi baktı. Gülümseyerek ve minnetle, "Teşekkürler" Nilüfer de aldığı teşekkürü kibar bir tebessümle karşıladı. Sadece seyrediyordum. Elini kolunu koyacak yer bulamayışı, kızarmış yanaklarının üzerindeki safirleri benden sakınışı çok tatlıydı. Çok güzeldi...

"Eee? Hala bir cevap vermedin bana," Kaçacak yeri kalmadığını anlayınca sinirle soludu. "Seni ben mafyatik tiplerden sanmıştım, takıntılı bir psikopat olduğunu düşünmüştüm." Kahkaha attım, bunu gerçekten tahmin edemezdim. Çok mu dizi izliyordu acaba? Eğlenirken bir yandan ekledim "Yani sana göre takıntılı manyağın tekiydim, kısacası sapıktım!" Telaşa bürünen gözleri çelişkiyle, panikle bana baktı acele acele cevap verdi. "Hayır, öyle demek istemedim! Neden bana bunu yapıyorsun?" Sorusu beni afallattı bu kez. "Nasıl yani, ne yapıyorum sana?" Mızmız bir kız çocuğu gibi dizlerinin üzerinde birleştirdiği ellerine dikti gözlerini "sana göre her şey oyun... beni köşeye sıkıştırmaktan zevk alıyorsun resmen, ayarlarımla oynuyorsun Alaz..." kaşlarım ortaya yığıldı, ciddiyet gelip yüzümde can buldu. "Bu seni üzüyorsa bir daha yapmamaya çalışırım. Ama bu benim genel halim, yani değiştirmek çok da kolay olmayacak."

"Benim için değişmek zorunda değilsin, zaten bir kaç aya kadar hayatından ilelebet çıkmış olacağım. Sadece bana yapma bu yeter." Tadım kaçmıştı, bu fikirden onu uzaklaştırmak için fazla bir zamanım yoktu ama hep hayatımda olmasını nasıl sağlayacağımı da bilmiyordum. "Tamam, yapmam..." dedikten sonra ayaklandım. Firuze de kalktı "Mereye gidiyorsun?" Sorusuna ceketimin yakasını düzelttikten sonra kolumdaki saate bakarak cevap verdim. "Çalışma odama gidiyorum. Konferans görüşmem var. Önemli bir toplantı." Başını uysalca salladı. "Sen deniz manzarasının tadını çıkar mümkün olduğunca çabuk dönerim yanına." Bu da yalandı... sadece son konudan uzaklaşmak istediğim için kalkmıştım. Ondan uzaklaşma fikri beni kasıp kavuruyordu. Dışım güllük gülistanlıktı belki ama için yangın yeriydi.

Onu ardımda bırakıp o çiçeksi hafif şekerli kokusunun hakimiyetinden kurtulduğumda az önceki gerginliğin yerini bir yol aramak fikri aldığında gerginlikten kasılan bedenimi esneterek çalışma odamdaki siyah iki kişilik koltuğa bedenimi bıraktım. Gözleri, dudakları, burnu, yanakları ince ve beyaz bakımlı parmaklarına kadar her bir zerresini umarsızca aklımda gezindirip duruyordum. Onu mutlu etmek için herşeyi yapardım.

İnci'yi alabilmesi için kademe kademe verdiğim rüşvetleri bilse aklı dururdu. Bir ev için bana o fersiz parmağını sallayarak cehennemin kapısını aralayan kadın, kızı için yaptığım harcamalardan habersizdi. İnci hayatımda gördüm en şeker şeydi. Lüleli saçları babamın elinde can veren küçük kız kardeşiminkilere çok benziyordu. Onun gibi esmer ve güzel bir çocuk zor bulunurdu. Ama İnci gülümsediğinde güzel kardeşim Lara'yı andırıyordu. Firuze öyle güzel yetiştirmişti ki çok da nazik bir kızdı. Annesi onu kreşe bıraktığında iki kez uğramıştım yanına, kapalı bahçede birliktr oynamıştık. Kahkahası hala kulaklarımda yankılanır. Ah benim küçüğüm... seni annenden istemeden ayırdım ama sizi kavuşturmak için de yer şeyi yapacağım.

Kapı tıklatıldı, ardından gelen ses Nilüfer'indi. "Efendim misafiriniz az önce geldi. Rıhtımdalar Firuze Hanımla birlikte." Onların başbaşa konuşması için biraz zaman tanıyıp yanlarına geçecektim. "Tamam gelirim ben de birazdan."

Duygusal olarak gerilimli bir yarım saatti, Firuze, İnci, Lara... onları düşünmek her birinin ayrı ayrı gerilimini yaşamak yormuştu. Ama bunu içimde tutmak zorundaydım. Firuze'nin tebessüm eden yüzünün hayalini kurdum, bana şifa oluyordu bu kadın. Anında değişen ruh halim için ona içten içe teşekkür ettim ve loş ışıklı çalışma odamdan ayrıldım.

Rıhtıma çıkarken ceket sırtımda bir ağırlıktı sanki, çıkarıp yanımdan geçen Nilüfer'e verdim, odama bırakması için. Firuze ve Sare'nin yanına ilerlerken kol düğmelerimi açıp manşetleri bir kaç kat sıyırdım, bu manzara birini dövecekmişim hissi verebilirdi görenlere ama hayır, bu gün keşfettiğim yeni şeye istinaden yapmıştım. Bu halim Firuze'ye ceketli halimden daha yakın olabilme imkanı veriyordu. Daha samimi görüyordu beni bu halimle. O yüzden yapmıştım bunu, Firuze'nin beni kendine yakın görmesi için.

"Selam Sare, hoşgeldin, kolay bulabildin mi?" Sare içten bir gülümsemeyle ayaklandı. "Teşekkür ederim, evet navigasyonla kolayca buldum elbette.." ben de ona gülümsedim ve ellerimi ceplerime yerleştirdim. Bizimle birlikte Firuze de ayaklanmıştı. Üzerindeki ince ve kırık beyaz rengindeki hırkasına daha da bir sarındı. "Üşüdün değil mi? İçeri geçelim isterseniz, hasta olmayın." Firuze kibarca başını salladı elimle onlara yol gösterirken en önden Sare ilerlemeye başlamıştı. Firuze oyalanarak denize göz attı sonra bana dönüp yürümeye başladı, onu bekliyordum. Sahte bir evlilikte de olsak o benim karımdı artık. Asla yalnız bırakmak istemediğim karımdı.

Ben Firuze'yi güler yüzle bekliyorken denizde bir hareketlilik oldu. Bir bot etrafını saran suyu kuduz bir dalgaya çevirerek hızla rıhtıma doğru yöneldi. İçinde karanlıkta seçemediğim siyahi silüetler görüyordum. Hepsi yapılıydı, zihnimde çalan tehlike çanları kulaklarımı uğuldatırken bir kaç el ateş edildi. Kurşunların yuvasını terkederken çıkardığı patlama sesi kalbime sirayet ediyordu. Firuze'nin gözleri korkuyla aralanırken hızlı bir hamle yapıp hemen ona koştum. İçeri geçmemize imkan yoktu, Firuze'yi kendime çekip bedenimi ona siper ederken bir kuş gibi titriyordu kollarımda. Gözleri buğulanmıştı. Denizin derinlerinden bir bot daha çıktığında üzerine kapandım. Tek istediğim onu koruyabilmekti. Şimdi ikinci botla birlikte bir çok silah aynı anda ateşleniyordu. Hedefinde olansa bendim. Bir serseri kurşunun Firuze'yi benden alacağı düşüncesi bütün aklımı bulandırıyordu. Onunla birlikte yere kapaklandım. Ağırlığımı vermeden üzerine kapandım. Gözlerimiz buluştuğunda, siyah irisleri safirlerini incecik bir halka gibi bırakacak kadar büyümüştü.

Bütün bunlar olurken, evin diğer yakasındaki korumalar hızla rıhtıma akın etti. Karşılıklı süren bir çatışmada çapraz ateş altında kalmıştık. Üç koruma bizden yana gelip az önce üzerinde çay içtiğimiz masayı devirip bize korunak yaptı ve ellerindeki silahlardan kulakları sağır eden gümbürtülerle birbiri ardına ateş etmeye devam ettiler. Botlardan bir isabet aldığında batmaya yüz tuttu. İçindekiler diğer bota geçtiğinde hızla uzaklaştılar.

Sesler dindiğinde yardımcım Burak silahını beline yerleştirip omzuma dokundu. "Efendim, iyi misiniz?" Gözlerimi Firuze'den bir an olsun ayırmıyordum. O iyi miydi? Bundan emin olmak istercesine bakıyordum gözlerine. Yavaşça üzerinden kalkmaya çalıştığımda çok keskin bir sancı bedenime saplandı. Bu acıya aşinaydım.

Vurulduğumu ancak böyle anlayabildim. Hareketlerim bir ağır çekim sahnedekiler kadar yavaştı. Bir koruma ve Burak birlikte kollarıma girip beni kaldırdığında Firuze'nin üzerindeki hırka kana bulanmış, kızıllaşmıştı. Acıyı sesime yansıtmamaya çalıştım. "Firuze, yaralandın mı?" Her ne kadar belli etmek istemesem de bunu sorarken kalbimle birlikte sesim de çatlamıştı. Firuze olduğu yerde oturur hale geçti. Ellerine bulaşan kana baktı, gözlerini bana diktiğinde aklından geçenleri titrek sesiyle ortaya döktü. "Se.. sen yaralandın..." Sonra dolu dolu gözlerinden bir damla yaş, kirpiğine takılıp yanağına damladı. Hatırladığım son görüntü buydu.
<>¤<>¤<>¤<>
Kendi bilincimi yeniden bulduğumda Firuze başımdaydı. Kendi yatağımda, kendi evimdeydim. Ağlamaktan kızaran gözleri endişeyle baktı. "İyi misin Alaz?" Yatakta hafifçe dikleştirdim kendimi. Bedenimin sağ tarafından sıyırıp geçen kurşun, anlaşılan saplanmamıştı. Öyle olsaydı bir hastanede olurdum. Kolumda bir serum, bedenimde sargıyla dikleştiğimde Firuze telaşlanıp kalktı. Sırtıma dayanak olan yumuşak yastığı benim için düzeltti. Yüzü yüzümden bir kaç santim uzaktaydı. Gözlerim, gözlerinin çelmesiyle derinlerine yuvarlandı. Konuşmuyorduk. Bakışıyorduk ve bu iletişimin belki de en saf haliydi. Nefesi dudaklarıma vurduğunda anlık bir dürtüyle ellerimden birini ensesine doladım. Onu öpmek, dudaklarını dudaklarımda hissetmek için yanıp tutuşuyordum. Korkmuş olması dışında iyiydi ve sırf benim için endişelenmişti. Onu kendime çekip alnını alnıma dayadım. Birbirimizin nefesine ilk kez karışmıştık. Karşı koymadı, istemediğini belirten küçücük bir harekette bulunmadı. İçinde bulunduğumuz hali korurken sessizce fısıldadım. "Sana bir şey olacak diye ödüm kopuyor. Sen iyiysen ben de iyiyim Firuze." Derin ama titrek bir nefes çekti. Çektiği nefes değil de ruhumdu sanki. Ensesündeki elim saçlarını okşadı. Yumuşacık saçları avcumun içinde kıpırdanmıştı.

Hâlâ uzaklaşmamış aksine o da bana sokulmuştu. Narin beyaz elleri ürkekçe çıplak göğsüme dokundu. "Çok korktum..." dediğinde nefesi daha şiddetle çarptı dudaklarıma. Göğsüme dayadığı elleri buz gibiydi. Bu temasıyla daha fazla duramadım ve alnımı onunkinden ayırıp, temkinli bir bakışla dudaklarımı dudaklarına kenetledim. İlk temasımızdı. İlk öpücük, içimin yangınının ilk kıvılcımıydı. Derin bir duyguydu bu. Şehvetten uzak; korkunun yanında, hayatta olmasına minnetle öptüm. Küçücük bir titremeyle sarsıldı bedeni. Yumuşacık dudakları karşılık vermediğinde küçük bir öpücük daha bıraktım ve kendimi geri çektim. Öylesine güzeldi, öylesine eşsizdi ki... şaşkınlıkla aralanmış safirlerine muzip bir kaçamaklıkla baktım. Kalbimde sarsıntılarla yer yerinden oynuyordu. Ama gözlerim sakin bakışların esiriydi.

Alt dudağını, pembeleşmiş yanakları eşliğinde hafifçe dişledi. Saliselik zaman diliminde bundan hoşnut olduğunun sinyalini bana veren küçük bir tebessüm kayıp gitti dudaklarından. Kendini çekti ve bana bakmaktan kaçınarak konuştu. "Sen iyisin, artık gidip şu kanlı giysilerden kurtulsam hiç de fena olmayacak."

Ayaklanıp kapıya yöneldiğinde "Nereye gidiyorsun? Kıyafetlerin bu odada..." dedim. Kaşlarını çattı ve bana uzun uzun baktı. "Ne yani aynı odada mı kalacağız?"

Dudaklarım kıvrım kazandı, "Biz evlendik unuttun mu?"
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Herkese merhaba:) yeni bölümü nasıl buldunuz? Alaz'ı daha derinden tanıyalım, Firuze'yi nasıl gördüğünü anlayalım istediğim bir bölümdü bu.

Alaz'a kızmanıza ya da daha çok sevmenize sebep olan bir nedeni buraya bırakın:)

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum. Yazarken heyecanlandıran bir bölümdü. Umarım okurken siz de keyif almışsınızdır. Hepinizi seviyorum ve hikayemde bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ediyorum♡

Şimdilik hoşçakalın😌

(Bölümü tekrar okuyup düzenleyecek vaktim olmadı hatalı gördüğünüz yerlere yorum bırakırsanız çok sevinirim ve hemen düzeltirim😂)

-tembel yazar şeysi-🤭

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.