تخطٍ إلى المحتوى

EKİP

الفصل 7 · قراءة 14 دقيقة

EKİP

الفصل 7

7. BÖLÜM ~ TANIŞMA

​ÖNCEKİ BÖLÜMDEN ÖZETLER:

Ayşegül'ün okula geç gelip olayları Burak'ın anlatımıyla dinlemesi ve etrafta olmayan Can'ı fark etmesi... Can'ın ağrıyan karnı ve karıncanın sesini bile duyabilen kulakları ona sorun olmaya başlamıştı. Lavaboda onu gören Hakan'ın Can'ı sakinleştirmesi ve bu olayın okul çıkışında devam etmesi... Burak'ın çağrısıyla gelen Hakan yine Can'ı sakinleştirmişti. Can doktora gitmeyi düşünmüştü ama bunu düşündüğü an telefondan özel numara Can'ı Hakimiyet Parkı'nda beklediğini söylemişti. Can telefonun IP adresini takip edip koordinatlarını bulmuştu. Can oraya gittiği an herkesin hakkında konuştuğu süper kahraman olan FİLİNT'i görmüştü. Filint onu köprünün altında uyuşturucu ihracatı yapan kişilerin olduğu yere götürmüştü ve Can'a saklanmasını söylemişti. Filint altı kişilik ekibi dövmüştü ama Can'ın güçleri olup olmadığını bulmak için yakalanma numarası yapıp Can'ın kendisini kurtarmasını istemişti. Can da Hakan'ın önceden söylemiş olduğu sözlerle cesaretlenip Hakan'ı tutan adamın birine sert bir yumruk atmıştı. Can şaşırarak olayı idrak etmeye çalışmıştı. Filint, Can'a bütün olayın kendi planı olduğunu anlattı ve Can'ın da güçleri olduğunu ona anlattı. Can bunu nereden anladığını sorunca maskesini çıkarıp gizli kimliğini açıklamıştır:

"Beni tanıyorsun aslında."

"HAKAN, ama nasıl?"

Adlı konuşmalardan sonra Hakan Can'ı evine bıraktı ve Can eve gidip günün yorgunluğunu atmak için eve girer girmez gözünü kapatıp uykuya daldı.

​OLAYDAN BİRKAÇ GÜN SONRASI:

​"Tamam Can, şimdi sana atacağım frizbiyi tutup bana atmanı istiyorum olur mu?" dedi Hakan, yanında bir sürü eşya olan kutudan frizbiyi çıkarırken.

​Can çok kolay bir şey olacağını düşünüyordu, o yüzden direkt ukala bir ses tonuyla: "Ne yani, sıradan bir frizbi tutarak mı bu kadar iyi oldunuz?" demişti. Hakan kutudaki frizbiyi bulup Can'a dönüp konuştu: "Göreceğiz bakalım," dedi. Elinde tuttuğu kırmızı frizbiyi Can'a fırlattı; frizbinin kenarlarındaki küçük bıçaklar havaya attığı an açılmıştı. Bunu Can son anda fark edip frizbiyi tutmaktan vazgeçip onun yerine arkaya doğru eğilmeyi tercih etmişti. Arkaya o kadar çok eğilmişti ki sırtüstü yere düşmüştü. Ayaklarını kaldırmadan oturur pozisyonda yerde oturmaya devam edip frizbinin gittiği yöne baktı ama görünmüyordu. Sonra önüne dönüp Hakan'a baktı. Hakan da: "Sıradan bir frizbi mi demiştin?" diyerek sırıttı ama hemen ciddi moduna geri dönüp devam etti: "Hadi kalk, frizbiyi yakalayana kadar devam edeceğiz," dedi.

​Can sabahın yedisinden beri buradaydı ve okuldan izin alıp gitmemişti. Çok yorulmuştu ama saat daha sekiz yeni olmuştu. Can yere geri uzanıp ellerini iki yana açtı ve "Bizimkiler ne yapıyorlar acaba?" diye düşünmeye başladı.

​OKULUN KÜTÜPHANESİNDE İLMİYE'NİN YANINDAN:

​İlmiye: "Adınız ve soyadınızı alabilir miyim lütfen?" dedi kitap yazdırmak isteyen kıza. Kız: "Adım Buse Gündoğan," dedi. İlmiye de adını yazdı, kızın kitabının adına bakmıştı: "İstanbul'daki Tehlike mi? İnanmıyorum, bu kitap çok güzel bir kitap, eminim kitabı okurken çok eğleneceksiniz," dedi. Diğer kızın kitabını eline aldı, aynı şekilde ona da adını sordu. Kız: "İlayda Şahin," dedi. İlmiye kafasını sallayıp adını yazdı ve kitabı çevirip kitabın adına baktı şaşırarak: "Aaa, demek Saftirik Greg'in Günlüğü'nü aldınız. Ben de çok severim Saftirik okumayı. Genelde Saftirik türü kitapları sevenler çizgi romanları da çok sever, peki sen seviyor musun İlayda?" İlayda kafasını sallayıp: "Evet severim ama tam olarak çizgi romanların nerede olduklarını bilmiyorum," dedi.

​İlmiye hemen sevinçle: "Şu an bunu duyduğuma çok sevindim. Burak'tan korkusuna kimse çizgi roman rafına yaklaşamıyor, Burak çizgi romanlarını bebekleriymiş gibi koruyor ama eminim başkasının da onun gibi çizgi roman hayranı olduğunu görünce sevinir. Siz Saftirik'i okuyunca çizgi roman okumaya başlayabilirsiniz."

"Çok teşekkür ederiz."

"Rica ederim," dediği anda Ebru, Derin ve Kumsal geldi. Ebru, İlmiye'nin yanına gelerek: "İlmiye, Elif'i gördün mü?" İlmiye kaşlarını çatıp: "Bilmem hiç görmedim ama Ayşegül bilir, ona sora..." derken Ayşegül soluk soluğa gelip: "Yok, hiçbir yerde yok. Tuvalet, spor salonu, öğretmenler odası... Hiçbir yer."

"O zaman ben bilmiyorum, ben ilk dersten beri kütüphanede nöbetçiyim," dedi İlmiye.

​Arkadan Ata, Ahi, Kaan ve Burak geldi. "Kızlar Elif'i gördünüz mü?" Kızlar "Hayır" diyerek cevap verince erkekler "Biliyordum" der gibi duruyorlardı. Kızlar kaşlarını çatık erkeklere bakıyorlardı. Ayşegül sağa sola bakıp "Eee?" dedi ve cevap beklemeye başladı. Herkes Ayşegül'e "Ne?" der gibi bakmaya başladı. Ayşegül de: "Elif'in nerede olduğunu bilmiyor musunuz?" dedi. Ata da: "Ha onu diyorsun. Yok, biz Elif'in nerede olduğunu bilmiyoruz."

"E niye o zaman Elif'i sordunuz?" dedi Derin.

"Ha biz Elif'i değil Alp'i gördük ve onun yanına gittiğini düşünmüştük ki öyle de olmuş," dedi Kaan.

​Kızlar aynı anda: "Nee?"

"Alp, Elif'in peşinden çıktı ve gitti; yani biz öyle düşünüyoruz," dedi Ata. Ebru: "Peki niye peşinden gitmediniz?" dedi. Ahi: "Aslında bu bizim tahminimiz. Yani Elif'in gittiğini bilmiyorduk ve ayrıca Alp'in de Elif'in peşinden gidip gitmediğini de bilmiyoruz; yani Alp'in peşinden gitmemiz saçma olurdu," dedi sakin bir sesle. Ayşegül: "Ahi haklı ama ne olur ne olmaz diye Alp'in peşinden gitseydik?" dedi. Burak da: "Sizce de çok abartmıyormusunuz? Sonuçta altı üstü bir sevgililerdi ve ayrıldılar. Yani ne olabilir ki? Alp, Elif'i mi öldürecek?" dedi.

​Kızlar Burak'ın bu sözüne karşı kaşlarını çatıp kollarını birbirine bağladılar ve "Evet" anlamında Burak'a baktılar. Burak da: "Abartmayın be, o kadar da olmaz!" dedi ama kızlar "Emin misin?" der gibi bakınca Burak da: "OHA, ABARTMAYIN O KADAR DA DEĞİL!" diyerek bağırmıştı. Bir an kütüphanede olduğunu unutmuştu. "Hiişştt!" diye Burak'gili uyardılar kütüphanedekiler. Burak da "Pardon," demişti sessizce ve devam etti: "Bence çok abartıyorsunuz."

​Kumsal ağzını açıp konuşacakken zil çaldı ve Kumsal devam etti: "Burak haklı kızlar, biraz abarttık. Okul çıkışı Elif'i ararız tamam mı?" dedi. Kaan da: "O zaman biz de Alp'in nereye gittiğini öğreniriz," dedi. İlmiye de: "Size iyi dersler o zaman. Ben bugün full olarak kütüphanedeyim. Aslında bu hafta full olarak kulüpleri düzenleyeceğim; sonuçta bir dahaki hafta sınav haftası. Beni ararsanız ya buradayım, ya spor salonunda ya da bahçede. Yani bu iki buçuk üç hafta pek görüşemeyebiliriz sınav haftası, kulüpler falan... Görüşürüz," dedi. Ayşegül koşarak İlmiye'ye sarıldı ve "O zaman sınav haftası görüşürüz," dedi ve yürümeye devam ettiler. Kaan aniden birinin yokluğunu fark etti ve sordu: "Bu arada Can nerede?" Burak da: "Geçen rahatsızlandığından beri hiç haber alamadım. Evi de kilitli; içeri giriyorum ama içeride de olmuyor. Yani kısacası ben de Can'a ulaşamıyorum ve merak ediyorum, umarım iyidir," dedi derse girerken.

​HAKAN VE CAN'IN YANINDAN (SAAT ÖĞLEDEN SONRA 4.30):

​"Tuttum, TUTTUM BAŞARDIM!" Can bunu diyerek heyecanla bağırmaya başladı. Tam o sırada elindeki frizbinin bıçakları dönmeye başladı ve Can'ın elini kesti. O sırada Can elindeki frizbiyi yere attı ve elini tutmaya başladı.

"Demek ki erken kabullenmeyip her şeye hazırlıklı olmalıymışsın değil mi Can?" dedi Hakan, Can'ın yanına giderken.

​Can elini tutarak dizüstü yere çöktü. Hakan da "İyi misin Can?" dedi. Can'ın eline baktı; derin bir şekilde kesilmiş durumdaydı ve çok fazla kanıyordu. Hakan, Can'ın elini sarmak yerine bakmakla yetindi. Can dişlerini sıkıp konuştu: "Elimi sarmam için bir bez getirecek misin, yoksa sadece elime bakmakla mı yetineceksin?" dedi. Hakan gözlerini kısıp Can'ın eline bakmaya devam etti. Aniden Can'ın kanaması yavaşlamaya başladı; Can'ın gözleri şaşkınlıkla açılmıştı. Hakan ise yandan sırıtıp Can'ın eline bakıyordu. Can'ın kanaması durmuştu ve yarım dakika (30 saniye) sonra ise yara tamamen kapanmıştı. Can şaşkınlıkla: "Nasıl?" diye bir soru sordu. Hakan da tamamen sırıtıp: "Evet, demek bu özelliğin de olduğuna göre bence herkesle tanışmaya hazırsın," dedi ve ikisi de yerden kalkıp dağdan inmeye başladılar.

​1 SAAT SONRA:

​"Ee, beni kimlerle tanıştırmaya götürüyorsun?" dedi Can Hakan'a. Hakan ise önden yürüyerek: "Vardığımızda göreceksin, az sabırlı ol," dedi.

​Yaklaşık bir yarım saat sonra yürüyüp hafif tepe bir yere geldiler. Etraflarında full ağaç olan ama yolu mükemmel bir şekilde güzel ve özenle yapılmış bir yerdi. Yürüdükçe yolun kenarlarındaki duvarlar ve o duvarlardaki işlemeler güzelleşiyordu. Belliydi, güzel bir yere gidiyorlardı. Bir iki dakika sonra kocaman kapısı olan, çok güzel ve devasa denilecek kadar büyük bir ev; hayır şato duruyordu karşılarında. Resmen bir şatoydu bu. Ev ya da villa demek bu karşılarındaki yapıya hakaretti resmen.

​(Can'ın gördüğü devasa şato kapısı)

(Giriş)

(Salon)

​Kapının önüne geldiklerinde Hakan: "Ben geldim Sanem, kapıyı açar mısın?" dedi ve kapı bir anda açıldı. Can bir anda şaşırdı ama "Olabilir" diyerek devam etti. Evin içine girdiklerinde büyük bir girişle karşılaştı. Karşılarına; elinde klasör dosya tutan, saçını atkuyruğu yapmış, kulağında siyah bir kulaklık olan bir kız yürüyerek geldi. Üstünde sıfır kol diyebileceği göbeği açık yeşil bir tişört, altında da siyah kalem etek vardı.

​(Sanem'in temsili görüntüsü,gemini ye yaptırdım mecbur)

"Hakan hoş geldin, yanındaki kim?" dedi Can'ın ilk defa görmüş olduğu kız. Ama Can'ın o kızdan önce dikkatini çeken daha önemli şeyler vardı; örneğin kafasının üstünde duran kocaman elmas avize... Gerçi avizeler üstündeki elmasların gerçek olmaması gerektiğini de biliyordu ama yine de "Gerçek olabilir" fikri aklının bir kenarında duruyordu. Sadece o da değildi ki; yerdeki beyaz mermerler tertemiz görünüyordu ve ayna gibi yansıtıyordu görüntüsünü. Yukarı doğru çıkan merdiven tırabzanları, yukarıdaki odaların bile güzel olduğunun sinyalini veriyordu. Girişin hemen karşısında duran gri koltuk takımı bile dikkatini çekiyordu. Her yer çok aydınlık ve ferahtı; ayrıca büyük ve genişti. Can'ın aklından "Hakan zengin miydi?" diye geçirmeden yapamıyordu ama bu zenginlik değil, bu başka bir şeydi. Burası saraydı, Hakan da sultandı ona göre.

​Hakan kıza kafa selamı verdi. Yeni doğmuş ve etrafı kontrol eden bebek gibi etrafa bakan Can'a bakıp: "Hoş bulduk Sanem, tanıştırayım bu Can," dedi. Can gözlerini açıp şaşkınlığını gizleyemeden iç sesini dışa vurdu: "Sen insansın!" dedi. Kız gülümseyip: "Evet insanım, aynı senin gibi," diyerek hafif kikirdedi. Can da: "Şey, kusura bakma. Ben seni evin yapay zekâsı sanmıştım, ondan biraz şaşırdım. Tekrardan özür dilerim."

"Ne kusuru," dedi Sanem.

​Hakan da etrafa bakan Can'ı görüp: "Ee Can, etrafı sevdin mi?" dedi. Can da kendini tutamayıp: "Evin saray gibi, sevmemek mümkün değil. Ayrıca çok aydınlık ve ferah duruyor," dedi. Hakan ellerini cebine atıp kafasını yere eğdi ve omzunu silkip: "Burası benim değil ki," dedi. Sanem: "Ay çocuk sen çok komiksin, beğendim seni. Ama Hakan'la bir şey konuşmam gerekiyor, bir dakikanı alabilir miyim?" dedi. Hakan'ı eliyle çağırma işareti yapıp yanına çağırdı ve fısıldayarak konuşmaya başladılar. O sırada Can hâlâ etrafı inceliyordu.

​SANEM VE HAKAN'IN FISILTILARI:

​"Hakan, bu çocuğu kimseye söylemeden niye getirdin buraya? Ya Kemal amca bunu duyarsa ve sana kızarsa? Hem daha Atilla da görevden dönmedi, artık başına buyruk hareket etme," dedi Sanem. Hakan kollarını göğsünde birbirine bağlayıp konuştu: "Öncelikle çocuk dediğinin adı var, adı Can. İkinci olarak size önceden de..." diye konuşurken Sanem, Hakan'a dur işareti yapıp kulaklığını tuttu ve kafa sallayıp "Tamam," dedi. Hakan'a dönüp: "Sözünü kestim kusura bakma ama Kemal abi Atilla'nın geldiğini söyledi. Seni ve şu... aaa Can'ı çağırdı. Toplantı odasında bizi bekliyorlarmış," dedi ve Can'a bakarak el işareti yaptı, yanlarına çağırdı.

​Sanem: "Hadi Can, sizi çağırıyorlar," dedi. Sanem önde, Hakan ortada, Can arkada yürüyerek aşağı inen merdivenlerin olduğu yere gelip inmeye başladılar. Hakan bir anda Sanem'le aynı hizaya gelip yine fısıldayarak konuştu: "Sanem beni dinlemelisin, bak Can bizden bi..." derken Sanem elini kaldırıp Hakan'ın konuşmasını durdurdu: "Hakan, onu sen tek başına bilemezsin. Ona toplantıda ortak kararla verilir. Yani ben ne desem şu an önemsiz. Orada ne dersen dersin, biz de ona göre karar veririz. Şimdi konuşmazsan sevinirim," dedi Sanem. Hakan sustu. Toplantı odasına yürümeye devam ettiler. Merdivenler bitip birkaç kapı olan uzun koridorda yürüyüp direkt karşıda duran kapının önünde durdular ve Sanem kapıyı tıklattı.

​TOPLANTI ODASINDA:

​İçeri girdiğimizde yaşlı gri saçlı bir adam karşı koltukta oturuyor ve ellerini masada birleştirmiş bir şekilde bize bakıyordu. Yanında ayakta duran genç bir çocuk vardı; genç çocuk Hakan'dan birkaç yaş büyük duruyordu, yapılıydı, fark etmemek mümkün değildi. Hiç dile getirmemişim ama Sanem de yapılı ve fit bir görünümde duruyordu. İçeride küçük yuvarlak bir masa ve etrafında uzun koltuk diyebileceğim sandalyeler duruyordu. Etraf büyük değildi ama çok da küçük değildi. Sadece sandalyeler ve masa vardı, avize göze çarpıyordu. Etraf giriş kat gibi aydınlık ve ferah bir görünümde değildi. Etrafa çok baktığımı fark eden ilk kişi gri saçlı koltukta oturan adam oldu.

​(Toplantı masası,yuvarlak var sayım)

"Evet genç adam, sanırım etrafı incelemeyi çok seviyorsun. Geldiğinden beri her yere gözlerinle en ince ayrıntısına kadar bakıyorsun. Ee, beğendin mi bari?" dedi gri saçlı adam. Şaşırmıştım haliyle; adam benim ne yaptığımı incelemişti. Ev büyüktü o yüzden her yerde kamera olması normal ama her hareketime bakması... İşte beni şaşırtan kısım tam da burasıydı.

​Tam ağzımı açıp konuşacakken genç adam kalın ve bir o kadar da sert bir şekilde konuştu: "Bence direkt konuya girelim. Öyle değil mi Hakan?" dedi. Yaşlı adam elleriyle sandalyeleri gösterdi ve herkes oturmaya başladı. Ben de oturmam gerektiğini anlayıp hemen karşımda duran Hakan'ın yanındaki sandalyeye oturdum. Herkes yerine oturunca Hakan söze girdi: "Biliyorum, hiçbirinizin onayı olmadan Can'ı buraya getirdim ama dediğim gibi, Can'ın da bizim gibi güçleri var," dedi.

​Genç adam yine aynı kalınlıkta ama bu sefer sinirli olduğu belli olan, biraz da yüksek bir ses tonuyla konuşmaya başladı: "NE GÜCÜNDEN BAHSEDİYORSUN SEN HAKAN!"

Gri saçlı adam: "ATİLLAA!" diyerek genç adama sert bir bakış attı. Meğer genç adamın adı Atilla'ymış; bu duruşa ve sese anca böyle bir isim giderdi zaten. Ama neden beni istemiyorlar ki diye düşünürken, kafasını eğerek oturan Sanem başını kaldırıp Hakan'a baktı ve konuştu: "En azından çocuğu getireceğini bize önceden söyleseydin Hakan," dedi hayal kırıklığına uğramış bir ses tonuyla.

​Gri saçlı adam konuştu: "Sinirlenmenin ya da kırılmanın artık bir faydası yok, olan oldu, gelen geldi. Asıl şey şimdi olacaklar. Can, burada duydukların ve duyacaklarını kimseye söyleyemezsin, hatta buraya geldiğini bile. Eğer bunu kabul ediyorsan tanışma faslına geçelim," dedi. Ben de dediğini onaylar bir şekilde kafamı salladım ve adam devam etti: "Güzel. Öncelikle ben Kemal. Bunlar bana abi deseler de ben amca hatta dede diyebileceğin kadar yaşlıyım, ki saçlarımdan anlamışsındır..." Gerçi saçları gri olsa bile bakımlı olduğu için genç duruyordu; ben de olsam ben de abi derdim. "...Ve ayrıca Hakan'a sorduğun soru vardı; burası ne Hakan'ın, ne Sanem'in ne de Atilla'nın. Bu ev benim ama konumuz bu değil. Buraya geliş sebebini biliyorsundur; Hakan daha önceden bize senden bahsetti. Yetenekliymişsin, çabuk öğreniyormuşsun ama gençsin, bir o kadar da toy. Ama... Ne kadar becerikli olursan ol, ne kadar bilgili olursan ol, sen daha küçüksün. Sen daha gençsin, yaşayacağın ve göreceğin bir sürü şey var... Ben gücümü ilk bulduğumda bu gücü iyilik adına nasıl kullanırım diye düşündüm. Bizim aile mesleğimiz terzilik; neredeyse yedi kuşaktır terziyiz. Ben son varisim, burada varislik denir mi bilmem, bütün miras bana ve torunlarıma kaldı ama ben hiç evlenmedim. Haliyle bütün para bana kaldı ama gördüğün gibi ben yaşlıyım, bir ayağım çukurda. Ben de bana miras kalan parayı iyi bir şey adına harcadım, bu evi aldım ve yeteneği olan kişileri toplayıp özel bir topluluk olan Koruyucuları kurdum. Bu sayede Türkiye olmak üzere bütün dünyanın iyilik içinde olması için bunu yaptım. Ama bunu yaparken her şeyi göze alacağız; sonuçta bu yolun sonunda üzüntü, yalnızlık ve ölüm var. Ama senin bunları görmeni istemem, senin mutluluğu görmeni isterim. O yüzden şimdi oylama yapıyoruz: Can'ın burada kalıp bizimle birlikte savaşmasını isteyenler el kaldırsın," dedi Kemal amca.

​Vay be, çok iyi konuştu. Ama ben de bu yolda savaşmak istiyorum. Ölmek umurumda mı? Evet belki biraz ama diğer insanların mutluluğu için benim ölümüm küçük bir fedakârlık sadece. Ben bunları düşünürken çoktan herkes kararını vermişti. Bir anda Hakan konuştu: "Daha Mergen, yani Emir görevinden dönmedi. O gelince oylama yapılmasını istiyorum," dedi. Ama Kemal amca Hakan'ı dinlemeyip diğer seçeneği sordu: "Peki, Can'ın genç ve toy olduğunu kabul eden ve onu istemeyenler?" dedi ve hemen Atilla ve Sanem'in elleri havaya kalktı. Kemal amca da elini üzgün olduğunu belli ederek yavaşça kaldırdı: "Karar verilmiştir, Can oy birliğiyle ekibe alınmamıştır," dedi ve ayağa kalktı. "Üzgünüm Can ama dediğim gibi; gençsin ve genç olan birinin bu uğurda hayatını mahvetmesini istemem. Ama seni görmek güzeldi, yolun açık olsun, görüşürüz," dedi.

​Hakan hızlıca ekledi: "Bari bir güçlerini test ettikten sonra bu olayı kabul..." dedi ama Kemal amca dinlemeden kapıdan çıktı. Onun arkasından Atilla da çıktı. Sanem bize bakıp: "Üzgünüm, gerçekten. Ama iyiliğin için bu şarttı. Yolun açık olsun, umarım tekrardan görüşme fırsatımız olur," dedi bana. Sonra Hakan'a bakıp hafif kafasını salladı ve çıktı.

​Hakan koltuğa geri oturup alnını ovalamaya başladı ve ağzının içinde bir şeyler geveledi; "Bunlar beni deli edecek" gibi bir şeydi sanırım. Hakan aniden "Üzgünüm," dedi. Ben "Ne?" deyince elini alnından çekip başını geri yasladı: "Her şey için üzgünüm. Sana ümit verdim, kusura bakma," dedi. Moralinin bozuk olduğunu anladım ve konuşmaya başladım: "Özür dilemeye gerek yok, gerçekten. Tabii ki gücümü iyi amaçlar için kullanmak çok isterdim ama Kemal amcanın dediği gibi; gencim, toyyum, daha öğreneceğim ve göreceğim çok şey var. O yüzden pek üzülmedim, yani sıkıntı yok. Sıkma canını. Hem biz seninle aynı okuldayız, yine görüşürüz. Burayı da çabuk unuturum zaten, kafamda bir sürü şey var sonuçta. Hem geç oldu, benim eve gitmem lazım, evde bir sürü işim var. Hadi kalk; o koltuğun rahatlığını anlayabiliyorum ama gitmeliyim, beni yolcu etmelisin. Ben buraları bilmiyorum, kaybolurum. Beş yıl sonra benim kemiklerime ulaşırsınız benden demesi; burası saray gibi, yolunuzu nasıl kaybetmiyorsunuz hâlâ anlamış değilim," dedim. Fark ettim ki morali çok bozuk, birkaç komik şeyle morali yerine gelir diye düşündüm. Tahmin ettiğim gibi de yandan buruk da olsa bir güldü, bu bana yeterdi.

​Ayağa kalktı ve geldiğimiz yoldan geri yukarı kata çıktık. Kapının önüne gelince durduk, selamlaştık. O sırada kapıya çıkan Sanem'i gördüm ve yanında da Atilla vardı. Sanem bana el salladı, ben de ona salladım ama Atilla bana ters ters baktı ve kafasını yana çevirdi. O sırada Sanem, Atilla'nın elini tuttu ve bana el sallamaya devam etti. Atilla, Sanem'e bakmaya başladı. Ben de önüme dönüp evime yürüdüm. 20-25 dakika sonra eve varmıştım.

​Evime geldiğimde saat akşam 10'du. İlk odama gidip üstümü değiştirdim, ardından ise aşağı laboratuvarıma inip elimi birbirine vurdum ve Lara'ya seslendim:

"Lara!"

"Efendim Can?"

"Yeni bir dosya adı aç."

"Adı ne olsun?"

"Koruyucular."

"Hemen başlatıyorum."

"Bu gece uyumak yok Lara, tüm gün bu projeye çalışacağız, anlaşıldı mı?"

"Anlaşıldı Can."

(BÖLÜM SONU)

Karakterler:

Atilla

Kemal amca

Hakan

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.