Kahvaltıya oturduğumuzda baş köşede annemin eşi , onun sağında annem , solunda ben ve yanımda eşsiz kokulu o adam. Hayatım boyunca böyle kaliteli bir koku solumadım.
-"Ee Liya'cım beğendin mi evimizi ?"
Gelen soruyla hala boş duran tabağımdan başımı kaldırdım.
-"Evet çok..şey...ım size nasıl seslenmeliyim ?" diyince dişlerini göstererek güldü.
-"Daha çok yaşlanınca amca diyebilirsin ama şimdi abi de sen karizmam bozulmasın."
Sözlerine gülümseyip başımla onayladım.
-"Olur Akın abi." dedim.
-"Atahan sana amca desin ne de olsa aldın yaşını artık !" Akın abinin alay dolu sesini kahkahası takip edince bende istemsizce kıkırdamıştım.
Çayını yudumlayan eşsiz kokulu adam dudağını kıvırıp gülümsedi.
-"Sadece Atahan yeterli Akın. Henüz senin kadar yaşlanmadım. "
Atahan.
Ona ismi ile sesleneceğim bir durum olmayacağından eminim.
Akın abi onun konuşmasından sonra üzülür gibi yaptı.
-"Kırıyorsun beni alt tarafı aramızda beş yaş var. 40 yaşında olmam beni yaşlı yapar mı hayatım ?"
Annem Akın abinin masadaki elini okşayıp yanağını öptü.
-"Hayır hayatım sen her zaman genç kalacaksın !" dedi sıcacık yüzüyle.
Basit işlemle yanımdaki adamın 35 yaşında olduğunu anladım. Evet tahmin ettiğim kadar varmış. 16 sene benden büyük !
-"Dede olma zamanın geldi de geçiyor Akın!"
Mavi gözlü onunla dalga geçmeye devam ederken aynı zamanda kahvaltısını da yapıyordu.
-"Eh artık Liya bir gün evlenirse dede olurum." Akın abi bunu söyleyince utanıp tabağıma gömülmek istedim. Ben kim evlenmek kim ?
-"Kızım neden bir şey yemiyorsun ?" Annemin sorusuyla dudaklarıma getirdiğim çay bardağını çektim.
Tedirgin gözlerimi gözlerine diktim.
-"Pek kahvaltı yapmaya alışık değilim. O yüzden iştahım yok sanırım. " dedim utanarak.
Evimizde hiç bir zaman kahvaltılık görmemiştim. Marketten aldığım domates ekmek tarzı yiyeceklerle geçiştirirdim hayatım boyunca. Çoğunlukla Melike teyze yaptığı yemekleri Eylül'le yollardı bende karnımı doyururdum.
-"Alışırsın canım sen bir şeyler atıştır yinede. " Annemi kırmamak için tabağıma bir kaç tane yiyecek koydum. Yardımcılar sürekli çayları yenilerken bir değişik oluyordum. Oturduğun yerden sana hizmet edilmesi güzel bir şeymiş aslında.
Kahvaltı bitene kadar daha kimse konuşmamıştı. Zaten heyecandan konuşulanları da duyacak gibi değildim.
-"O zaman bizde sizinle çıkalım. "
Akın abi anneme tamam deyince o da yukarı gitti. Dış kapının önünde onlar ceket ve kabanlarını giyerken ayakta dikilip parlak parkeleri izliyordum.
Gelen annem elime siyah bir mantoyla çanta verdi. Beraberce giyinip çıktık. Dışarıda siyah transporter araba bekliyordu. İlk annemle Akın abi girip arabanın arka koltuklarına yan yana oturdular. Sonra ben girdim ve şoförün arka tarafına yani ters oturdum. Annemlerle yüz yüze bakacak şekilde. Tekrardan yanıma o geldi. Bacaklarını erkeksi hareketle yana açarken otomatik kapı kapanmıştı.
-"Akşam yemeği unutma hayatım olur mu ? Liya ile vakit geçirmeni bende istiyorum ama biliyorsun önemli bir yemek." dedi Akın abi anneme dönüp.
Annem yeni aklına gelmiş gibi yüzünü düşürdü.
-"Şimdiden unutmuştum doğru söylüyorsun. Ama Liya'yı evde yalnız bırakmak istemiyorum. Yemek de uzun sürer. Ne yapsak ?"
-"Benim için sorun değil." dedim.
-"Olmaz tatlım şimdilik evde tek kalma ne olur ne olmaz. Atahan amcası ona göz kulak olmaz mı biz gelene kadar ?" Akın abi alttan alttan sırıtırken kalbim sıkışır gibi oldu.
-"Başlatma amcana Akın." Sinirli sinirli konuşurken dizinin üstüne koyduğu büyük kemikli elini yumruk yapmıştı.
-"Tamam kızma bir şey demedim."
Yol boyunca bu tarz güldürücü atışmalarla gitmiştik. Kabuğuma çekilmiş bir köşede bulunduğum durumu sindirmeye çalışıyordum. İki gün önceye kadar bu tarz bir arabayı mahallemde bile göremezken içindeydim. Yada böylesine pahalı kıyafetler giyiyor olmak. Bilmiyorum ama aitlik hissi veremedi.
-"İyi gezmeler hanımlar. "
Akın abiye görüşürüz dedikten sonra arabadan indim. Bizim inmemizle gitmişlerdi. Yalan olmasın akşama doğru altı civarlarına kadar yapmadığımız şey kalmadı. Anneme göre bir sürelik bana göre ömrüm boyunca idare edeceğim kadar kıyafet , çanta , ayakkabı , takı vb kişisel eşyalardan tutun makyaj malzemelerine kadar. Dünya dolusu şey aldık. Bazı aldıklarımızı hatırlamadığımdan sayamıyorum. En sonuncusu ise zorla bana kabul ettirdiği son model bir telefondu. İstediği zaman ulaşması gerekiyormuş. Kabul ettirme bahanesi buydu.
Gitmeden yemek yemiştik. Sonra aldıklarımızı bir arabayla eve gönderirken bizde Akın abinin ve annemin şirketine gittik. Kolay kolay yorulmayan birisi olarak şimdi de fazla yorgun hissetmiyorum. Sanırım anneme çekmişim çünkü o da aynısını söyledi.
-"O halde biz gidiyoruz. Kızım sana emanet Atahan." Şirketin girişinde annem ve Akın abi geldiğimiz arabaya binerken beni beşinci kez öpüp el salladı , ardından gitti. Onun bu halini tebessümle izliyordum.
-"Gel bakalım ufaklık."
Ufaklık ? Ben mi ?
Ah bayım hayır.
Ben ufak olamayacak kadar olgunlaşmak zorunda kalıp büyüdüm.
Mat siyah range rover jipe binince çekingen hareketlerimle ön tarafa bindim. Arkaya oturursam şoförmüş gibi olurdu. Ayıp olur.
Oturunca kısalan eteğimi aşağı çeksemde bir faydası olmadan olduğum yerde sabit durdum.
-"Kemerini bağla."
Otoriter sesi karşı gelinemeyecek kadar sert olunca mecbur anında dediğini yaptım.
Tanımadığım yabancı bir adamla aynı arabada olmanın verdiği gerginlikle kendimi yola odakladım. Bu geçtiğimiz semtleri daha önce görmemiştim. Görmediğim bir dünyaya artık sahiptim.
-"Aç mısın ?" Sorunun sahibi mavi gözlere baktım. Gözlerinin etrafı kızarmıştı. Bir bana bakıp bir yandan da yolu kollarken dudaklarımı araladım.
-"Hayır." dedim.
Deri direksiyonu kavrayan uzun parmakları yutkunmama neden oldu. Elleri çok güzel.
-"Açsan söyleyebilirsin." Ne ısrarcı çıktı böyle.
-"Çocuk değilim. Karnımın aç olup olmadığını anlayabiliyorum." dedim az önceki kibar tavrımın aksine.
Yola bakarken alt dudağını büküp kaşlarını havaya kaldırdı. Sonra gülümsedi. Kalbim sıkıştı derken kendimi topladım. Saçma hayal dünyasına kapılma Liya !!
-"Buradan bakınca çocuksun. "
Aldığım derin nefesi burnumdan duyacağı yükseklikte dışarı soludum.
-"Öyleyse sizde benim bakıcım olmalısınız ?"
Sonra söylediğim , kurduğum cümleden utandım. Ben böyle küstah konuşan bir kız değildim.
Cevap vermemesini fırsat bilip durumu kurtarmaya çalıştım.
-"Şey özür dilerim öyle söylemek istememiştim." Utançla ellerimi kenetleyip yüzümü kucağıma indirdim. Ne kadar patavatsız bir kız olduğumu düşünüyordur. İçinden hem küçük hem patavatsız dediğine eminim. Çok ama çok utandım.
Yol bitene dek bir şey demesini o ilahi sesi duymayı bekledim. Konuşmadı. Önemli değil yada sorun yok gibi geçiştirmesi gerekmişti. En azından benim açımdan.
Araba bir süre sonra yeşilliklerin arasında durduğunda usulca indim. Moralim bozulmuştu. Etrafıma bakmadan inmesini bekledim. İlerleyince bir kaç adımda yanına ulaştım.
-"Kızdınız mı ?" Fazla yakın olduğumu fark edince geri adım atıp gözlerimi yukarı kaldırdım. Aramızda hatrı sayılır boy farkı yüzünden başımı da biraz kaldırmak zorunda kaldım.
-"Hayır , kızmadım."
Yeniden arkasını dönünce bu defa geldiğimiz eve baktım. Ağzım bir karış açıldı diyebilirim. Nefis bir ev ! Yada ev değil pardon ev demek az kalır.
Ben böyle ormanların içinde olan evlere her zaman hayran kalmışımdır. Ve bu evi beğenmeyecek kimse olamazdı bana göre.
-"Ağzını kapatıp gelmezsen soğuktan donabilirsin." Onun çoktan kapıya vardığını görünce yanına ulaştım. Yine bir rezillik anı.
Ahşap kapıyı çalıp açılmasını bekledi. Ellerini önündeki önlüğe silen çok tatlı bir teyze kapıyı açtı.
-"Hoşgeldin oğlum. Pardon hoşgeldiniz. " Beni sonradan görmüştü. Tombul yanakları ve bembeyaz yüzüyle gerçekten çok ama çok sevimli.
Gülümseyip kenara çekildiği yoldan içeri girdim. Ayakkabılarımı çıkarmak gibi bir olayı asla yapmayacağımı onun direk girmesiyle anladım.
-"Yine ne yemeklerle kokuttun evimi Hasibe sultan ?"
Onun böyle neşeli sesine şaşırmakla kalıp içten içe güldüm.
-"Hoşbulduk." dedim arkamdan kapı kapanırken.
-"En sevdiklerin." diye yanıtladı gözden kaybolmuş olan Atahan'ı.
Ah Atahan demek. Ne farklı. Acaba sesli telaffuzu nasıldır ?
-"Montunu alayım istersen." Öylece dikildiğim yerde montumu ve çantamı uzattım. Portmantonun kapaklı gözlerinden birine astıktan sonra bana döndü.
-"İsmin ne senin güzel kız. İlk defa gördüm seni." Eliyle belime destek verince ilerledim.
-"Liya. Evet ilk defa geldim." Gözlerim sürekli evin her bir yanında geziniyordu. Fazla eşya olmamasına rağmen olan eşyalarda çok değerli gibiydiler. Evin girdiğimiz alanı duvarsız kocaman bir yerdi. Ayrıca muhteşem olduğunu söylemeden geçmeyeyim.
-"Bende Hasibe. Sen Hasibe teyze diyebilirsin kızım."
(Temsili)
Tek ürkütücü yanı ormanın gözükmesi.
Geri kalan herşey şahane.
-"Masaya geçin siz. Ben bir servis daha açayım. Misafirin olduğunu haber verseydin keşke evladım."
İçeri doğru yürürken o çoktan oturmuştu.
-"Açmayın siz hiç zahmet etmeyin. Ben yeni yemek yemiştim." dedim.
-"Aa olur mu öyle ? Bir çay verseydim, içer misin ?" Hasibe teyzeyi kırmamak için olur dedim ve tekli koltuklardan birine oturdum. Evde tek kalsaydım daha iyi olurdu diye geçirdim içimden. En azından rahat olurdum. Burada değnek yutmuş gibi oturmak çok zor. Zorlaştıran diğer etmen de o adam.
Hasibe teyzenin getirdiği siyah mermer desenli çay bardağını teşekkür ederek aldıktan sonra mis gibi kokusunu içime çektim. Farklı aromalar vardı yanlış anlamadıysam. Üstünde tüten buharı yüzünden koltuğun koluna bırakıp bir kaç dakika soğumasını bekledim.
-"Liya ile iş arkadaşı mısınız diye soracağım ama sen eve iş getirmezsin."
Tadı efsane olan çaydan bakışlarımı çekip siyah mutfak tezgahında uğraşan Hasibe teyzeye baktım. Karşıya bakarak masadaki Atahan'a soruyordu. Bana arkası dönük olduğundan onun yüzünü görememek canımı sıkmıştı sanki. Bu düşünceyi anında kafamdan def ettim. Deliriyorum.
-"Tamay'ın kızı."
-"Aa ! Anlata anlata benide ağlattığı o kızı sen misin ?! Aman Allah'ım ne kadar da benziyorsunuz. " Elindeki işini bırakmış şaşkınlıkla yüzümü inceliyordu. Tebessüm etmekle yetindim. Konuşmamı gerektiren bir durum yoktu.
-"Ayrıntıları annenden alırım ne de olsa. Seni sıkmayayım." diyip işine geri döndü.
Biraz sonra Atahan masadan kalkarken bende bitmiş çay bardağımla mutfak tezgahına ilerledim. İncelediğimde sağdan giriş yapıldığını görmüştüm ama önünde durup tezgaha koydum.
-"Çok güzeldi çayınız. "
Masayı toplarken bana bakıp güldü.
-"Öyledir. Eskiden gelen bir karışım. Hastalıklara karşı da korur diye inanırım. Atahan pek inanmasa da ben ona zorla içiriyorum."
O sırada tezgaha dayalı kollarımı çekip ona baktığım sıra iç cebinde çalan telefonunu çıkarttı.
-"Seni aramayı unuttum değil mi ?" dedi direk sıkıntılı yüz ifadesiyle.
Yüzümü yere eğip az önce oturduğum koltuğa geri döndüm. O da köşenin ortasına oturmuş bacaklarını düzgün bir açıyla iki yana açmıştı. Telefonu tutan elinin dirseğini dizine koymuş yere bakarak konuşuyordu.
-"Saat geç olur sonra gelirsin canım. Onlar da zaten uğrayıp giderler."
Canım mı ?
Bir erkeğe canım diyemeyeceğine göre. İlk defa görüp gözlerimi üzerinden çekemediğim bu adamın bir kız arkadaşı mı vardı ? Tanrım!
-"Tamam Duru görüşürüz."
Bu olmasa daha iyiydi sanki !
•••


