Skip to content

EFNAN

Chapter 5 · 13 min read

EFNAN

Chapter 5

Beş

•

Uyumamak için verdiğim çabayı kazanmak için mutfaktan aldığım kahveyi camın önünde içiyordum.

Gelmesini ve görmeyi beklediğimi fark ettiğim adamla ne yapacağımı bilmiyordum. Yeterince acı çekiyordum. Fakat yokluğunu kabullenmiştim. Şimdi ise bu şekilde görüyorum ama kilometrelerce uzakta duruyor.

Acı çekmek için mi dünyaya gelmiştim?

Onu görebileceğim ortak noktalardan uzak durmam gerekiyordu. Başka türlüsünü kaldırabilecek gücüm kalmamıştı.

Kahvemin bittiğini görüp kupayı mutfağa bıraktım. Salona geçerken bahçeden araba sesi gelmişti.

Hızlıca yürüyüp kapıyı açtım. Saat geç olduğu için çalışanlar gitmişlerdi.

Arabadan inen Devran yürüyerek sağ kapıyı açtı ve uyuduğunu gördüğüm Yade ablayı bir hamlede kucakladı.

Kenara çekilip geçmesini bekledim. Önümden hızlıca ilerleyip merdivenlere yöneldiğinde üst kattan gelen ağlama sesiyle bende adımlarımı hızlandırdım.

Leyal çoktan odasından çıkmış geliyordu. Yanına gidip sessiz olmasını fısıldadım fakat bana mısın demiyordu.

Onu zorlukla alt kata indirdiğimde yine koltukta yan yana oturmuştuk.

-"Güzelim benim ağlama ne olur bak annen uyuyor." Saçlarını öpüp başını göğsüme bastırdım.

Alçılı kolunu oynatıp hıçkırıyordu. Ağrısı olmadığına emindim çünkü gerekli ilaçlarını kullanıyordu. O yalnızca alçının varlığından rahatsız oluyordu.

-"Annen de hasta oldu Leyal. Lütfen yapma böyle."dedim mırıltıyla.

Nihayet dikkatini çekmiştim.

-"Hasta mı oldu?"diye sordu içini çeke çeke ağlarken.

-"Evet dayın onu doktora götürdü. Şimdi odasında uyuyor. Ağlamanı duyarsa uyanır ve dinlenip iyileşemez."

-"Dayım nerede?"

Geri çekilip yüzündeki yaşları elimle sildim.

-"Buradayım." Arkamdan gelen sese dönüp bakmadım sadece düz konuma gelip Leyal minik elini tuttum.

Leyal yine dayısının ilgisini bildiğinden ağlamaya başlayınca gözlerimi kısa bir an kapattım.

Devran yürüyerek koltuğun önüne geldikten sonra yerde eğilerek Leyal'in yüzünü avuçladı.

-"Dayım canın mı yanıyor? Niye ağlıyorsun?" Ses tonundaki değişim karnımda bir yanmaya neden oldu. Nefesimi sessizce üfleyip kenara kaydım. Çünkü neredeyse bacaklarımın yanında duruyordu.

-"İstemiyorum bunu çıkartsınlar."

-"Gidelim çıkartalım istemiyorsan? Ama çıkarırsak kolun iyileşene kadar hastanede kalmak zorundasın. İster misin?" Elleri yeğeninin yüzünde ve saçlarında gezinirken bu yakınlıktan dolayı çok üşüyordum.

Leyal başını iki yana sallamıştı. Ağlaması iç çekişe döndüğünde biraz olsun rahatladım.

-"Deniz kızını açar mısın?"diye sordu bana.

Tebessüm edip onayladım ve az önce yarısında uyuduğu animasyonu yeniden açtım. Devran o esnada yine doğrulup kalktı ve önümde bir dağ gibi durdu.

-"Dayı gitme."dedi Leyal ağlamaklı bir sesle.

-"İşim var dayım."

-"Hepiniz aynı şeyi söylüyorsunuz. Babam da gitti." Ağlaması burnunun ucunda olduğu için şaşırmadım fakat böyle söylemesine üzüldüm.

Devran da üzülmüş olmalı ki diğer yanına oturup az önce öptüğüm saçlarını öptü.

Derin bir nefes alıp çilekli pijamasının üstünden bacağını okşadım.

-"Ben artık gitsem olur mu?" Küçücük bir çocuktan çekinerek izin alıyordum.

Elimi tutup bana yaşlı gözleriyle baktı.

-"Gitme lütfen."

Ama olmaz ki böyle.

Ciddi anlamda çıkmazdayım.

Yıllar önce yollarını ayırmış iki insan ve küçük bir bücür olarak animasyon izliyorduk. Daha doğrusu sadece Leyal izliyordu.

-"Annem çikolata yememe çok kızıyor." En azından artık dikkati alçısında değildi.

-"Zararlı çünkü."dedim kısık tonda.

-"Ama tadı çok güzel. Sen seviyor musun?"diye bana bakarak sordu.

Eskiden çikolatanın her türlüsünü sürekli yiyebilirdim. Bayılırdım hatta. Ama tıpkı hayatım gibi ağzımın da tadı kaçmıştı.

-"Pek sevmiyorum yemiyorum."dedim Leyal'e.

-"Dayım da sevmiyor."dedi dudaklarını büzerek. Ardından dönüp dayısına baktığında ondan bir öpücük almıştı.

Eskiden de sevmezdi. Tatlıyla arası yoktu. Hala öyle demek ki.

-"Pizza sever misin Efnan?"

Merakla beni keşfetme isteğine gülümsemeden edemedim.

-"Severim. Sende sever misin?"diye sordum.

Kırmızı ojeli tırnaklarımla oynarken başını salladı.

-"Annem evde yaptığımızı yememe izin veriyor."

Yade ablanın onu sağlıklı besinlerle büyütme isteği olduğunu biliyordum.

-"Dayı sen seviyor musun?" Leyal ona bakarken ben bakmadım. Muhtemelen bir baş hareketiyle cevap vermişti.

Yaklaşık beş on dakika daha filme bakmış yine konuşmaya başlamıştı.

-"Hayvanat bahçesine gidelim mi Efnan?"

Omuz silktim.

-"Bilmem ki istersen gideriz."dedim. O tarz oluşumları sevmediğim için gitmemiştim.

-"Annem ona da kızıyor. Hayvanlar orada mutsuzmuş. Öyleler mi dayı?"

İç çekip elimi boynuma attım ve bastırarak masaj yaptım. Gerilmekten kaskatı olmuştum.

-"Evet evlerinde değiller."

-"Evleri neresi dayı?"

-"Bir gün de evlerini izleriz."diyerek geçiştirdi onu. Sesine bıkkınlık yansımıştı. Bu kadar mıydı çocuğa olan sabrı?

Leyal aklında gelişen fikirlere kapılıp düşünürken hafifçe esnemişti. Başı koluma doğru yaslandı.

-"Efnan bir gün seninle kalabilir miyim?" Durup durup yeni bir şey buluyor.

-"Annenden izin alırsak olur."dedim.

-"Annem izin vermez ki. Sen annenden izin al bizimle kal. Olmaz mı?"

Göz ucuyla bedenine baktığım adam koltukta epeyce yer kaplamış elleri bacak arasında dimdik oturuyordu. Boş bakışları ise televizyon dönen filmdeydi.

-"Olmaz bebeğim."diye cevap verdim gözlerim hala onda iken.

-"Yoksa seninde annen izin vermiyor mu? Vermezse ben alırım izin bana hayır diyemez."

Leyal'in zekasına gülümserken dudaklarımdan acı akıyordu.

-"Annem biraz uzakta Leyal'cim." Umuyorum ki olduğu yerde mutludur.

Leyal ağzının içinden mırıldandı.

-"Ya...babandan izin alırım."

Başımı önüme döndürdüm. Artık konuyu kapatabilir miyiz Leyal lütfen.

-"İkisi de uzakta bitanem."derken boğazım düğümlenmişti.

Kısa soluklu nefesiyle iyice göğsüme sokulmuştu. Ayaklarını dayısının dizlerine doğru uzatınca minik bir tebessüm ettim.

-"Babam gibi yani. Ne zaman gelecekler?"

Eğilip başının üstünü öptüm. Gözlerimde oluşan bulanıklık hoşuma gitmiyordu.

-"Gelmeyecekler. Uzaktan beni izliyorlar."diye fısıldadım duyacağı yükseklikte.

Üstüme döndüğünü hissettiğim bakışlardan dolayı gerildim kasıldım.

-"O zaman ben sana gelirim Efnan." Uykudan mayışmış halde son cümleleriyle göğsüme sokulup uyuduğunda kirpiklerimi kırpıp sakin kalmak için çabaladım.

İçimde kopan fırtına ve harlanan yangına rağmen dıştan duru bir su gibi görünebiliyordum.

-"Uyudu."dedim bir kaç dakika sonra.

Başıma her şeyin geleceğini düşünürdüm de tekrar onunla aynı koltukta bir çatı altında olacağım aklıma gelmezdi.

Bacakları arasında birleştirdiği ellerini çözüp Leyal'e göz gezdirdi ve ayağa kalktı. Ardından ikinci kere elini bedenime değdirerek beni soluksuz bıraktı. Yeğenini kucakladığı esnada hemen ardından ayağa kalktım ve portmantoya ilerledim.

Kürkümü üstüme geçirip çantamı aldım. Aklımdan çıktığı için salona geri döndüm televizyonu kapattım. Loş ışıkla aydınlanan evin koridoruna ayak bastığımda Devran merdivenlerden iniyordu. Daha fazla onunla aynı havayı solumak istemiyordum.

Ciğerlerim kokusuyla yangın yerine dönmüştü. Gözlerim yaşarıyordu.

Dinmeyen bu hasretim yüzünden kendime büyük bir kin besliyordum.

Evin kapısına çıktığımda sakin yağan fakat ıslatan bir yağmurla karşılaştım. Kapının üzerinde bulunan küçük çatının altında durup kapıyı usulca üstüne çektim.

Telefonumu çıkarttıktan sonra buraya yakın taksi duraklarına baktım. Bulduğum numarayı ararken Devran da evden çıkmıştı. Gitmesi için kenara çekildim.

Bu numara açmayınca farklı bir numarayı tuşladım.

Bacaklarım buz gibi olmuştu. O kadar üşüyordum ki titremekten yerimde duramıyordum.

-"Buyrun?"

-"İyi geceler. Bir taksi rica edecektim."

-"İyi geceler abla. Şu an durakta taksi yok. Bir yarım saat kadar bekleteceğim seni olur mu?"diyen adama karşılık oflamadan edemedim.

-"Tamam teşekkürler tekrar ararım."diyerek kapattım.

Devran onu bekleyen arabasına binmiş olmasına rağmen henüz gitmemişti. Ardı sıra duran diğer iki koruma arabası çalışır haldeyken Devran'ın bindiği araba yola girdi. Geride kalan arabanın şoförü inip koşar adımla yanıma geldi.

-"Gideceğiniz yere sizi bırakacağım. Şemsiye yok kusura bakmayın." İki adımlık yolda erimeyecektim.

-"Teşekkür ederim kendim gidebilirim."dedim.

Ondan gelecek herhangi bir yardımı kabul etmem haksızlık olurdu. Hem kendime hem ona.

-"Sizi bırakmam için görevlendirildim." Yüzüme asla bakmadan konuşan adam yaklaşık on dakika boyunca benzer cümleler sıraladı.

Bütün itirazlarıma verecek bir cevabı vardı ve benim yarım saat taksi bekleyecek canım kalmamıştı. Ayaklarım patlayacak gibi ağrıyordu.

Arabanın sıcak arka koltuğunda oturmuştum. Bu bana nedense o aileye dahil olduğum günleri anımsatmıştı. Aynı lüks araçlarda kendimi yine yabancı hissetmiştim.

Eskiden yanımda Devran olmadan her yere yabancı kalırdım. En azından ben öyle düşünürdüm.

Asıl şimdi kendime yabancılaşmıştım.

'

İlerleyen günlerde aklımı dağıtmak ve düşüncelerim arasında hayallerime sızan görüntüleri yok etmek için sürekli bir şeylerle meşgul olmuştum. Gerektiğinde uyumamış koşuya çıkmıştım.

Ama yine olmamıştı.

Gözümün önünde canlanan eskiler beni günden güne eritiyordu. Artık elimde olmadan sürekli onu düşünür olmuştum. Hep düşünüyordum ama bu sefer farklıydı işte. Canlı kanlı görmüş solumuştum.

Sürekli ne yapıyor nerede diye düşünmekten beynime ağrı giriyordu. Dayanamıyordum.

Sen ondan gittin Efnan.

Gün içinde binlerce kez tekrarlamama rağmen her seferinde kalbime yenik düşüyordum. Sırf karşılaşırız diye Yade abla ve Leyal'i görmeye bile gitmemiştim. Bir buçuk haftadır onun gerçekliğinden kaçıyordum.

Ama artık ofise uğramayan Yade ablayı merak ediyordum. Her ne kadar gün içinde konuşsak bile kötü olduğunu hissettiğim için bende rahatsız oluyordum.

Hafta sonu geldiğinde yine erkenden uyanmış duşumu almıştım. Saçlarımı odamda kuruturken öylesine dalgındım ki başımda sıcaklık hissettiğimde kendime gelebilmiştim.

Dakikalardır aynı yere tuttuğum makineyi kapatıp derin bir iç çektim.

Bugün Yade abla doktor kontrolüne gideceğini söyleyince ona dışarıda konuşmayı teklif etmiştim. Az da olsa görüşüp nasıl olduğunu bilmek istiyordum.

O yüzden hazırlanıyordum.

Saçlarımı dalgalandırıp hafif bir makyaj yaptım. Hava bugün kış mevsimine rağmen güneşli olduğu için bir nebze enerjiktim.

Dolaptan aldığım iki parçayı üstüme geçirmeden önce ten rengi iç çamaşır takımını çıplak bedenime giyindim.

Evden çıkmadan önce ağzıma ufak tefek bir şeyler atmıştım fakat yine de açlık hissim vardı.

Spor ayakkabının verdiği rahatlıkla sokakta yürüyerek caddeye kadar ilerledim. O sırada Yade ablaya çıktığıma dair bir mesaj atmıştım.

Sahil kenarında güneşin altında bir mekanda oturmuştuk. Gözlerine yorgunluğu yansıyan Yade ablanın hali hiç hoşuma gitmemişti.

Sebebini ise öğrenmiştim. Kendisi saklamamıştı.

Eşi olacak olan adam ikinci bir çocuğu istemiyormuş. Korunmalarına rağmen istemeden hamile kalmış olmasına rağmen Yade abla isterken kocasının istememesi çok kırıcı bir durumdu.

Sırf bu yüzden aralarını açtığı için eşini affetmeyeceğini söyleyen Yade ablanın ağır hüznü üstüme çökmüştü.

-"Devran onu bulduğu yerde öldürmeye bahane ararken yine engel oluyorum. Halbuki benimde öldüresim var."diyince zoraki güldüm.

-"Yani ne diyeceğimi bilmiyorum. Sana bu şekilde davranması kabul edilir gibi değil."dedim içimden geçeni söyleyerek.

Başını sallayıp sütlü kahvesinden büyük bir yudum aldı.

-"Kendime ya da çocuğuma hatta çocuklarıma üzülmüyorum. Onun için gösterdiğim çabaya üzülüyorum. Böyle bir adam değildi. Leyal doğduktan sonra değişti. Çocuk gürültüsü huysuzluğu onu rahat etmeye başladı."

Hayretle dinlerken ağzım açık kalmıştı. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi olmuyormuş.

Yade abla asla aldırmayacağını söylüyordu. Sessiz bir hayat istiyorsa eşine gidebileceğini bile söylemişti.

Bir saati aşkın süredir otururken Devran'ın ablasını araması üstüne bakışlarım masaya düştü.

Kısa cevaplarla iyi olduğunu söyleyen Yade abla aramayı sonlandırdıktan sonra dirseklerini masaya dayadı.

-"Hamile olduğumu öğrendikten sonra ilgi görmeye başladım. Beyefendi zorla arıyordu."

Omuzlarımı düşürüp gerçekçi olduğunu düşündüğüm yalan bir tebessüm gösterdim.

-"Senin için endişeleniyor."

Başını salladı.

-"Bende onun için."

Bende kendim için diye geçirdim içimden. Birisinin de bana endişe duyması gerekiyordu.

-"Bize geçip yemek yiyelim mi?"diye sorduğunda direkt başımı olumsuz anlamda salladım.

-"Sağ ol abla sende git dinlen."dedim.

-"Gökhan'la tartıştık yanlışlıkla onu evden kovdum. Yani aslında yapmam gerekeni yaptım. O yüzden yalnızım çekinme."

Çocuklarının sesinden rahatsız olacak bir adamın evde kalması lüzumsuz olurdu.

-"Ondan değil de...biliyorsun sürekli karşılaşıyoruz ve...hoş olmuyor."dedim utana sıkıla.

-"Yabancı değilsiniz."

Boğazımı sıkan o cümleye karşı gülümsedim.

-"Yabancı bile değiliz. Hiçbir şeyiz."

Sıkıntılı bir nefes vermiş başını eğmişti.

-"Her şey güzel olacak."dedi.

-"Onun için olabilir. Benim için olmayacak. Kalkalım mı?"dedim ve göğsüme batan soluğumu üfledim.

'

Aynadaki görüntüme bakarken içimde oluşan kasırga görünmediği için bir nebze rahattım.

İlk kez işimi yapmak istemiyordum. Yataktan zorla kalkmıştım ve uzun bir süre avucuma aldığım yüzüğümle kendimi dinlemiştim.

Sonra bana iyi gelecek sıcak duşun ardından saçlarımı düzleştirmiş makyajımı yapmıştım. Bu hep böyle olurdu.

Hislerim yok gibi kendimi akışa bırakırdım. Sonra daha çok yara alarak yatağıma dönerdim.

Şimdi ise bulunduğum bu otelde kapıdan çıkasım gelmiyordu. Öğlede buraya gelmiştim ve otelin girişinden kokteyl olacak bahçeye kadar her yeri düzenlemiştik.

İşler bittiğinde üstümdeki eşofman takımından kurtulmak için geldiğim odada makyajımı tazelemiş elbisemi giyinmiştim.

Bu akşam benim için zor geçecekti.

Yade abla üşütmüştü. Yeterince stres altındaydı fakat yine de kendisi geleceğini söylemesine rağmen hasta olması planları alt üst etmişti. Hamile ve hasta bir kadını kendi özel hayatım için yoramazdım. Ki o benim patronumdu ve bunu ben yapmalıydım.

Devran'ın yakın arkadaşı evleniyordu.

Bu akşam hem ona hem çevresine yaklaşmak benim için ne kadar zordu anlatamam.

Normalde bir çalışana devredebilirdim fakat Yade abla böyle bir aileye kendi adına ayıp olacağını söylemişti. Bizzat yetkili birinin işleri yönettiğini görmek isteyeceklerinden bahsetmişti.

İki köklü aile tek çocuklarını evlendiriyordu. Büyük bir düğündü.

Düğünlerden hoşlanmıyordum. Birbirine aşkla bakan gelin ve damat görmek istemiyordum.

Sevdiğim adama kavuşmanın acelesiyle ne beyaz bir elbise ne de gelinlik giymemiştim. İçimde hiç ukte kalmamıştı ama kavuşmamıza dair bir anı kalmaması beni hüzünlendiriyordu.

Bu akşam işimi güzelce yapıp eve dönecektim.

Evet Efnan yapabilirsin.

Hazırlandığım otel odasında yatağın ucuna çöküp oldukça yüksek stilettolarımı ayağıma geçirdim. Bana kalsa eşofmanlarımla devam ederdim ancak öyle olamıyordu.

Kısa elbisemin altına çorap giyip giymemekle kararsız kalsam da yeterince bunaltıcı bir akşam olacağı için giymedim.

Tabletimi telefonumu alarak gelin odasına geçtim.

Gelin ve arkadaşları burada hazırlanıyorlardı. Neredeyse bitmişti ve moda evinden gelen gelinliği kılıfından çıkartıyordum.

Askıyla dolabın üst kapağına asarken çok güzel oluşuyla dikkatimi çekmişti.

-"Gelmeye başlamış herkes."

-"Yavuz nerede ya gelmedi." Bunu söyleyen gelin olan kızdı.

Konuşulanlardan anladığım kadarıyla Yavuz damattı ve teknik olarak Devran'ın arkadaşı olması lazımdı.

-"Bahçedeydiler en son." Göz ucuyla konuşan kıza baktığımda saks mavisi elbisesi içinde doğal sarışınlığı ile muazzam görünüyordu.

Herkes o kadar iddialı ve dekolteli giyinmişti ki. Hepsi ayrı ayrı ışıldıyordu.

-"Artık giyinmek istiyorum."

Gelinin arkadaşlarının hepsi çıkarken sarışın kız kaldı. Gelinliği giymek için üstünden sabahlığını attığında gözlerim irileşti.

Yok artık.

Yalnızca ince bir tanga ile kalmıştı ve onun yerine utandım diyebilirim.

Belli etmeden giyinmesine yardımcı olmak için bir adım öne çıkmıştım.

-"Devran hala gelmemiş."

Ellerim hareketsiz kaldı. Gözlerimi kırpıştırıp duyduğumu idrak etmek için bekledim.

-"Gelir birazdan. Nerdeyse her gün yanındasın hala telaş yapıyorsun." Gelin neşeyle kıkırdarken arkadaşı ona eşlik etti.

Göğsüme bir taş oturmuştu. Kaldıramayacağım kadar ağırdı.

-"Ne yapabilirim ya heyecanlanıyorum işte. Az kaldı ama bak göreceksin."dedi sarışın kız gelinliğin düğmelerini iliklerken.

Kenara çekilmiş karnıma yumruk yemiş halde dururken yalnızca yutkundum.

-"O zaman sıra sizde diyorum."

Attıkları kahkahalar kulağımda çınlarken içimdeki ses dünyada bir tane Devran yok diyordu.

Umarım yoktur.

Sabah kahvaltıdan beri bir şey yemediğim için bulanmaya başlayan midem yüzünden elimi karnıma bastırdım.

Salona bakmak için odadan ayrıldığımda asansörden bulanık görüşümle zor duruyordum. Niye bu kadar güçsüzüm niye?

Bitmedi mi? Bitti. Neden geçmiyor? Neden sanki yıllar geçmemiş gibi taze taze sızlıyor?

Beni ilgilendirmiyordu ki.

Böyle paramparça olmaya hakkım yoktu ki.

Farklı insanlarız. Hayatlarımız farklı. Yürüdüğümüz yollar farklı ve ben bunu atlatmalıyım.

Kendi kendimi telkin ederek salona ilerledim. Gelin hazırlanırken yanına iki kere uğramış olan kuzeni salonun kapısında beni görünce gülümsedi.

Herhangi bir karşı cinsle göz göze gelmek dahi beni irite ediyordu. Fakat mecburen hafifçe dudağımı yukarı kıvırdım.

Güçlü adımlarla ilerlerken bir yandan tabletime baktığım için önümden geçen içki arabasını görmeyince koluma sarılan el sayesinde kenara çekildim.

-"Dikkat et."

Hemen kolumu elinden kurtardım ve teşekkür ederek yanından uzaklaştım.

Bakışları hiç hoş değildi.

Salondaki görevli çalışanı bulup girişteki giriş çıkışları ayarlamasını söyledim. Gelin ve damat gelecekti. Davetlilerin artık oturma düzenine yerleşmiş olması gerekliydi.

Sanırım herkes gelmişti. Büyük ve kalabalık bir salondu. Bu yüzden gözlerim aradığını bulamazken aklım bunu inkar ediyordu. Arama bakma diye içimden bir ses yankılanıyordu.

Canlı orkestra insanların ilgisini çekmese bile söylediği şarkılarla benim beynimi oyalıyordu.

Özlüyorsan

Dönmüyorsan

Yazık

Nihayet görmek istediğimi gördüğümde burnum istemsizce sızlamaya başladı. İnsan aynı yatağa girdiği adamla nasıl da kolay yabancı olabiliyor değil mi?

Ve ben yıllardır o yabancıyı düşünmeden bir dakikamı bile geçirmedim.

İçinde aşk var

Yüzünde kin

Yüreğine sor bu da kim

Gözlerimiz uzaktan uzağa kesiştiğinde başımı çevirdim ve kapının yanında yüksek kolona yaslandım.

Her sabah baktığın aynadaki

Bana deliriyor hala

Gelin ve damat girer diye beklerken gözüme çarpan kadın bütün göz alıcılığı ile gülümseyerek yürüyordu. Gözleri resmen parlıyordu ve yürürken süzülür gibi gidiyordu.

Boğazımı sıkan eli yok etmek istercesine tenimi sertçe okşadım. Elim gevşekçe yanıma düştü.

Kül oldum.

İsmi gibi berrak bir güzelliğe sahip kadın Devran'ın koluna dolanarak uzandı ve yanağını öptü.

Göğsüme bir kurşun yemiş gibi omuzlarım sarsıldı ve karnımı içeri çekerek dudaklarımı araladım. Ağzımdan kaçan inleme gerçek bir acıdan oluşuyordu.

Herkes yaşamanın bir yolunu bulur. Herkes unutur ve herkes yeniden sevebilir. İnsanlar acıyı unutmayı başarır ve yeniden doğabilir. Doğamızda unutmak alışmak olmasaydı hiçbir acıyla yaşayamazdık.

Fakat biliyorsun ki ben acımı atamadım senden başka yol bulamadım. Hiçbir yolda sensiz yürümek istemedim ve alışamadım da.

İnsan nefesini kesen insanda soluklanmak ister miydi?

Zaman dursun. Ya da lütfen canımı al tanrım.

•

İyi geceler herkese 🌙

Biraz hüzünlü şarkılar dinleyince bölüm de ona doğru kaymış oldu.

Gelişine yazdığımı biliyorsunuz. Yani şimdi ne nasıl ilerler diyemem. Kendi hayal dünyam sizin yorumlarınız fikirleriniz derken akıp gidiyor.

Sizi seviyorum. Düşüncelerinizi bekliyor olacağım❤️

Ayy bu arada instagramı olmayanlar için ben bu sıralar dizide Fikret'i canlandıran Burak Sevinç'e fazlasıyla yükseldiğim için onu Devran olarak kullanmayı planlıyorum. Bir bakarsınııxzz

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.