Yarı relflekslerle yarı zihninin yönlendirmeleriyle yemeğini hazırladı. Yemeğini hazırlarken ister istemez vücudundan ayrılmaya bu kadar meyilli olan saçının veya kıllarının yemeğe girmemesine ne kadar dikkat ettiğini fark etti. Aslında yemeğe girse ve o bu yemeği yese bile ona hiçbir zararı olmayacaktı ama içgüdüleri onu bunu yememeye yönlendirdiği için bu durum onun kafasında “iğrenç” olarak kodlanmıştı tıpkı bir sineğin yemeğinin içine girmesi gibi oysaki sineği yemek vücudu için saf protein kaynağıdı. O an içgüdülerinin bunca zamandır onun üzerinde ne kadar etkisi olduğunu düşündü. Bazı şeyler sırf içgüdüleri istemiyor diye yanlıştı.
Sonrasında içgüdülerine kafa yormak için oldukça yorgun hissetti ve zihinsel yorgunluğun fiziksel yorgunluktan ne kadar daha üstün olduğunu fark etti.
Masaya oturdu ve yemek yerken kafasını oyalayacak ve dinlendirecek türde izleyecek bir içerik aramaya başladı, yemek yerken bir şeyler izlemek yaygın bir alışkanlıktır ancak daha önceden bir arkadaşının bunu sevmediğini hatırladı çünkü o daha çok yemeğe odaklanan biriydi ve yemek yerken sadece yemek yerdi ama o arkadaşının tersine yemek yemeği zihni için yeterli bir etkinlik olarak görmüyordu yemek yerken sadece yemek yerse kafasında düşünceler uçuşurdu yemek asla kafasını oyalamaya yetecek bir aktivite olmamıştı.
İnternette thewizardliz ismiyle ünlü bayanın videolarına bir süredir aşinaydı. Bu sefer izlediği videoda aklında kalan birkaç cümle duydu “Bir insan hayatınızdan çıkıyorsa onları geri getirmeye çalışmayın, herkes hayatımıza bir sebep için girer ve hayatımızdan çıktıklarında bizim hayatımızdaki görevleri bitmiştir bizim de onların hayatındaki görevimiz bitmiştir” bu söz uzun süre aklında kalacak gibi görünüyordu aklında kalmasının sebebi tecrübelerinin bunu doğruluyor olmasıydı. Ancak sadece insanlar değil yaşadığı her şey sanki onu hayatının sonraki aşamasına hazırlıyordu. O yüzden ne zaman bir zorluk yaşasa artık aklına Nietzsche’nin felsefesini getiriyor ve her zorluğun onu ne kadar geliştirdiğini ve ne kadar daha iyi bir insan yaptığını düşünmeye çalışıyordu. Aslında zorluklar ona güzel duygular yaşatmasa da ona iyilik yapıyordu ve bu açıdan düşünmeyi başarabilirse yaşadığı zor anlar ona yaşadığı iyi anlardan çok daha fazlasını katıyordu.
Bunları kafasına kazımaya çalıştı çünkü hayatı açısından iyi bir durumda değildi. Oturduğu yerden ‘şu an kötü bir durumdayım ama bu kötü durum bana yardımcı oluyor’ diye düşünmeye çalıştı ne kadar çok kötü durum içerisinde bulunursa yaşadığı iyi durumlar o kadar değerli olacaktı. Ancak şu anda bu masada oturup sıkılması ona ne katabilirdi ki? Görünüşe göre yalnızca duygularını aşağıya çekiyordu bu durum.
Zamanını internette geçirmemesi gerektiğini internet yaygınlaştığından beri etrafındaki herkes kafasına kazıyordu ve o da bunun bilincindeydi. Bulaşıkları yıkamak için kalktı ve müzik açtı. Müzik basit bir ses olsa da ona çok fazla zevk veriyordu ancak bulaşık yıkarken müzik dinlemek de kafasını meşgul etmeye yetmiyordu. Bir süre sonra durdu ve o sırada son zamanlarda favorisi olan şarkının çaldığını fark etti. Odaklanmazsa ne çaldığını duymuyordu bile. Zihnimiz her şeye alışmaya o kadar meyilliydi çalan müziğe alışır alışmaz başka düşüncelere dalıyordu ve bizler durumun bilincinde bile olmadan müziği duymaz oluyorduk.
Bunca zamandır zihninin alışmaya olan meyili ona neleri fark ettirmemişti kim bilir?
Düşüncelere dalmak sandığından çok daha fazla onu dünyadan koparıyordu oysaki teknik olarak dışarıdan onun yaptıklarını yorumlayan birisi onun bulaşık yıkarken müzik dinlediğini sanacaktı ancak onun çalan müzikten haberi bile yoktu. Dışarıdan yorumlarken ne kadar da zihnimizin gücünü ihmal ederek yorumladığımız ise de onun için ayrı bir konuydu.