تخطٍ إلى المحتوى

DUBOKO

الفصل 6 · قراءة 5 دقيقة

DUBOKO

الفصل 6

MORSKA

Sibirya’nın doğusu, Kuzey Buz Denizi’ndeydik. Çevreye bakacak olursam buz gibi donmam gerekirdi. Ama içim,bedenim sıcacıktı.

Buraya gelirken, etrafımı doya doya izlemeye çalıştım. Armin, her canlıya selam veriyordu. Kimisiyle kısa bir muhabbet, kimisiyle ise tebessüm ile ayrılıyordu yanından. Bir balina ailesiyle karşılaştık hatta. Hepsi birbirine kenetlenmiş bir tablo gibi yanımızdan geçiyorlardı. Sırtlarında ki dik yüzgeçten onları yine köpek balığı sandım önce ama bize doğru yaklaştıklarında gövdelerinde ki siyah ve beyaz renk karışımından onların bir balina yani orca olduklarını anladım.

Daha önce sadece birini yakından gözlemleyebilmiştim. Şimdi ise dokuz on tane birdendiler. Armin onlara Moby’yi sordu. Moby’yi aradıklarını, onun başının dertte olduğunu bildirdi orcalara. Gelecek olan kaptanlara karşıda onları uyardı. Onlarla orada vedalaştık ve yolumuza devam ettik.

Hızla ilerlememize rağmen çevreyi dikkatle inceleyebiliyordum. Bir an, uzun bir ahtapot kolunun beni sarıp sarmalayacağını sandım. Aslında sadece Armine sarılmak, onunla selamlaşmak istiyormuş. Karada yaşayan bir insan olarak deniz canlılarına uzak hissetmek… Yabancı gözlerime dostla gülümsüyorlardı.

Büyük devasa kayalıkların içinden geçiyorduk. Gözlerimi etraftan alamıyordum. Babamla izlediğimiz belgesellerin içine düşmüştüm. Ege’den Kuzey Buz Denizi’ne uzanan bir öyküydü benimkisi. Bu öyküden asla çıkmak istemiyordum derken :

“Armin! Mia’yı gördüm.”

“Emin misin Emala?”

“Evet evet kayalıkların aşağısana doğru ilerliyordu. Kuyruğunu görebiliyorum.”

“Tamam Emala. Hemen aşağıya ilerliyoruz. Yalnız bu dar patikadan benim geçmem olanaksız.”

“Peki. Ben iniyorum, kendim devam edeceğim. Sen beni burada bekle lütfen.”

“Emala! Kalbini dinlemeyi unutma olur mu? Ne olursa olsun ışığı takip et”

Armin’in sesi cam gibi kalbime vurmuştu. Gözleri parlıyor, derisi ise ışıl ışıldı. Ondan bir saniye bile ayrılmak istemiyordum ama Şans’a bir adım daha yaklaşmışken onu bırakıp gidemezdim.

Ona tamam der gibi başımı salladım. Zaman daralıyordu. Kötü kalpli kaptan beyaz balina avına çıkmıştı. Onlar böylesine telaşlıyken onlara yük oluyor ve zamanlarını çalıyormuşum gibi hissediyordum.

Hızla yüzmeye başladım. Armin’in yüzgecinden ayrıldıktan sonra sırtımda 60 kilo yük varmış gibi birden ağırlaştım. Ama pes edemezdim. Hadi Mia! Kızım gel yanıma artık diye bağırırken kafamı sert bir kayaya çarptım. Başımın aşağısından kanlar, içimdeki duygularla birlikle yeni dökülmüş bir asfalt gibi yol alıyorlardı her bir tenimde. Yukarı baktığımda Armin çoktan gözden kaybolmuştu. Gözlerim de bulanıklaşmaya başlamıştı ve gerisini hatırlayamıyordum.

Balinaların cıvıltısı… Okyanusun tatlı salınımı…Burnuma gelen su yosununun salgıladığı sülfürün başımı döndürmesi ile yavaş yavaş gözlerimi açıyordum. Yüzümde bir yanma hissi vardı. Bu tıpkı denizanalarının ayaklarınızı yakması gibi bir histi. Kocaman bir denizanası sanki yüzüme yapışmıştı. Gözümü tamamen açtığımda çevremde bir sürü deniz kaplumbağası vardı.

İçlerinden irice olanı bana doğru yaklaşarak:

“ Gözünü açtığına sevindim Emala.” dedi tebessüm ederek.

Yo hayır tekrar deniz canlıları benimle konuşmaya başlamıştı. Ama bu durum artık beni şaşırtmıyordu. Balıksı insanlar ile yaptığım onca yolculuktan sonra hiçbir şey beni şaşırtmıyordu.

“Mia! Miami arıyordum, en son kafamı vurdum ve gerisini hatırlamıyorum.” dedim.

“Ona rastlamadık Emala. Çok kan kaybediyordun. Üstüne üstlük denizanaları yüzünü sarmıştı. Onların hızla çoğalmasını engelledikten sonra seni tedavi ettik.”

“Çok teşekkür ederim, isminiz neydi?”

“Bana Morska diyebilirsin, tanıştığımıza çok memnun oldum Emala.”

“Ben de memnum oldum Morska. Eee peki Armini gördünüz mü?” dedim merakla.

“Bizi buraya o gönderdi. Senden uzun süre belirti gelmeyince bizimle bağ kurdu ve bizim yolumuzu buraya çevirdi.”

Demek Arminin böyle bir özelliği vardı. İstediği canlının yolunu isteği tarafa yönlendirebiliyordu ve bunu tıpkı balinaya zarar veren adama ya da orkayı gönderdiği gibi yapmıştı. Onun kalıtsal mirasıydı buydu.

Şimdi daha iyi anlıyordum. Sizi bana Armin yolladı demek.

Arkamda biri saçıma dokunuyordu. Başımı çevirdiğimde ise yavru bir deniz kaplumbağasıyla göz göze geldim. Bana gülümsüyordu.

“Merhaba minik şey.” dedim.

Bana cevap vermemişti.

“Yavrular dokunarak iletişim kurarlar Emala.” dedi Morska.

Sonra bende onunla konuşmak için kabuğuna hafifçe dokundum. Yanımdan ayrılmayınca dokunmaya devam ettim onu incitmeden. Kabuğunu sevdikçe üstünde ki kare parçalar renk renk parlamaya başladı. Bu muazzamdı. Sonra ona daha da yaklaşarak yüzgecini öptüm.

Etrafım birden yüzlerce yavru deniz kaplumbağası ile dolmuştu. Daha konuşamayan yavrulardan garip bir ses çıkıyordu. Bu şey sanki piyanonun sol anahtarında en tiz si notasını çıkarışı gibi bir şeydi.

Halka yukarıya doğru ilerliyordu. Bende onlarla beraber yukarıya doğru yüzdüm. Bu muazzam görüntüyü babama anlatmak çok isterdim. Ama ne o bu hayattaydı ne de ben. Onun dönemeyeceği kesindi ya benim? Seni çok özledim baba. Bu sonsuz okyanusun derinlikleri hep bana seni hatırlatıyor.

Hepsi birden yarama son tedaviyi yaparcasına arı gibi başıma kondular. Sonra yüzgeçlerini havaya kaldırarak bana güle güle der gibi hızla okyanusun derinliklerinde kayboldular.

Ne tarafa gideceğimi bilmiyordum. Armin’in son sözleri kulağımda çınlıyordu. ‘Kalbini dinlemeyi unutma olur mu?’Önce derin bir nefes aldım ve ışığı bulmaya çalıştım. Biraz ilerlemiştim. Gözüm hem Şansı hem de Armini arıyordu.Mantığımla değil kalbimle ilerlemeliydim. Kalp yanlış yönlendirmezdi.

Hangi yönde olduğumu bilmiyordum. Kuzey kutbuna gelmiştik ama ben neredeydim. Armin’in yanından hiç ayrılmamalıydım.

Bir yandan da denizin içinde yüzebilmenin tadını çıkarıyordum. Hem de doyasıya nefes alarak. Bu hiç bitsin istemiyordum. Keşke Şans da yanımda olsaydı. Onu nasıl gözümden kaçırdım bilmiyorum. Acaba denizin yüzeyine mi çıktı diye aklımdan geçirdim.

Tüm cesaretimi toplayıp yukarıya doğru yüzmeye başladım. Fakat yine aynı şey oluyordu, her taraf kararmayabaşlıyordu ama bu sefer devam edecektim çünkü onubulabilme ihtimali tüm siyahları beyaza çeviriyordu.

Geliyorum kızım

Bu sefer tüm kalbimle geliyorum.

Sana çıkıyor ufuk, sana uzanıyor gökyüzü.

Bu sefer son bulsun telaşımız

Sevincimiz boğsun denizi

Dalgalar sarmalasın bizi

Geliyorum.

Sağım, solum balıklarla çevriliydi. Değişik garip garip sesler yükseliyordu yüzeye doğru yaklaştıkça. Bu bir insan sesine çok benziyordu. Yüksek bağrışlar çığlıklardı sanki. Ama korkmuyordum çünkü Şansı aramadığım tek yerdi denizin yüzeyi. Belki de onun sesiydi. Benim gelmemi bekliyordu minicik yüreğiyle.

Gök gürültüsü tüm okyanusu inletiyordu. Sanki birisi denizin kalbine bıçak saplamıştı. Ağlamaktan nasıl da gözleri köpürmüştür güzelim denizin. Ah deniz affet beni belki de hiç burada olmamam gerekiyordu affet. İşgal ettim yüreğini. Esir aldım tüm hücrelerini. Ama çıkıyorum sabret çok az kaldı. Ağlama artık tamam ağlama geçti. Bitti, bu sabırsız insandan kurtuluyorsun. İrmela’ya , Armin’e çok selam söyle benden olur mu ? Onlara verdiğim sözleri tutamadığım için üzgünüm. Ne Moby’ye ne de Şansa ulaşabildim. Armin’in dediği gibi kalbimi değil zihnimi dinliyorum bir kez daha ve çıkıyorum bu dipsiz bucaksız mercan yuvasından… Elveda inançların ,cesaretin ve sevginin büyük yurdu elveda , parıltın hiçdinmesin.

Elimi yüzeye çıkarttığımda buz gibi hissettim. Tüm bedenimle şimdi yüzeydeydim. Karşımda devasa buz kütleleri kükreyerek çakan şimşek ve hırçın dalgalar… Ben neredeydim?

Daha iyi nefes almam gerekirken nefesim gittikçe azalıyordu…

Son bir çırpınışla ;

“Şans! Şans! Şans!” diye tüm gücümle bağırmaya başladım. Gözüm kapanıyor kalbimin ritmi durmaya başlıyordu…

نهاية الفصل

5 تعليق