Asya okuldan döndüğünde ilk iş olarak odasına çıkıp bilgisayarını açtı. Uğraşmaktan zevk aldığı şeyi yapacaktı.
Aslında kimsenin hayatıyla ilgilenmiyor ve umursamıyordu. Sadece insanlar hakkında bilgi sahibi olmak hoşuna gidiyordu. Böylece onların zaaflarını görüyor ve kendi istediği doğrultusunda kullanabiliyordu. Bu özelliğin sadece kendisinde olduğunu düşünüyordu. Çünkü aynı bilgileri Hira’nın da bilmesine rağmen insanları kendi çıkarı doğrultusunda kullanmakta başarılı değildi. Bu düşünce istemsizce mutlu olmasını sağlıyordu.
Hira onunla gelmemişti. Çünkü Asya araştırma yaparken pür dikkat kesiliyordu ve bu nedenle onun yanında oturmaktan aşırı sıkılıyordu. Evine gitmek istemese de yapacak başka bir şeyi yoktu. Evden sonsuza kadar kaçamazdı.
Asya en basit yoldan başlayarak birkaç arama motorunda Gülçin Solmaz’ı arattı. Ortaokulda açtığı facebook hesabından twitter hesabına kadar her adresi bulmuş ve şifrelerini kırmıştı. Gülçin’in sosyal hesaplarını daha sonra incelemeye karar verdi. Gülçin’in telefon ve bilgisayar IP adreslerini bulmaya çalıştı. Karakurt bu bilgilere ulaşmanın kısa yollarını öğretmiş hatta ona bir program vermişti.
Asya ulaşmak istediği çoğu bilgiye ulaştıktan sonra biraz dinlenmek adına yatağına uzanmıştı. O esnada aklına Gülçin’in yanında gördüğü sarışın çocuk geldi. Onların o garip halleri zihnine takılı kalınca yatağından kalkıp bilgisayarının başına geçti ve Gülçin’in instagramından sarışın çocuğa benzeyen profil aramaya başladı. Asya hesapların mesaj kısımlarına bakmıştı. Ancak hiçbir sonuç elde edemedi. Mesaj kutusu bomboştu. Gülçin ya tam bir asosyaldi ya da bütün mesajları siliyordu. Mesajları geri getirebilirdi ancak şuan zihnini karıştırmak istemiyordu. Ancak Gülçin’in diğer sosyal ağlarındaki mesaj kutularına baktı. Hiçbir mesaj kutusu yoktu. Gülçin ya arkasında iz bırakmayan bir insandı ya da en iyi ihtimalle asosyaldi.
“Asya, akşam yemeği yiyecek misin?”
Ziynet kapının kenarından Asya’ya bakıyordu. Oldukça şık bir hali vardı. Genelde daha rahat kıyafetler giyer hiç makyaj yapmazdı. Asya tek kaşını kaldırarak Ziynet’e baktı.
“Bu şıklık benimle akşam yemeği yemek için mi?” diye sordu alaycı ve meraklı bir ifadeyle.
“Maalesef o şeref bu akşam başka birisine ait Asya Hanım.”
“Kiminle buluşacaksın?”
“Burada müzede çalışmaya başlayan bir beyle. Market alışverişi yaparken tanıştık. Hoş bir adam.”
Asya “Uzun zamandır,” diye cümleye başladı ama biraz düşündükten sonra “Ben bildim bileli senin bu erkek kapıların kapalı. Nasıl oldu da açıldı?” diye sordu hala şaşkındı.
“Bazı şeyler değişkendir kedicik. Sorgu bittiyse ben gidiyorum. Yemekler sıcak. Soğutmadan yersin. Bu arada küçük bir farklılık da bile hemen beni arıyorsun.”
Ziynet evden çıkarken Asya onun arkasından bakmaya devem etti. Bir an içinde gaip bir duygu oluştu. Daha önce hiç hissetmediği bir duygu… Zihninde Ziynet’in düğünü, çocuğu olduğu anlar canlanmaya başladı. İçindeki duygu daha da hissedilir bir şekilde rahatsız etmeye başlamıştı. Hissettiği şeyin ne olduğu konusunda kafa yormaktan ziyade midesini doyurmanın daha doğru olduğuna karar verdi. Yemek yedikten sonra odasına geri döndü. Telefonunu masasında bırakmıştı. Eline aldığında 4 cevapsız aramanın olduğunu gördü. Asya, aramalara geri döndüğünde Hira’nın ağladığını belli eden sesini duydu.
“Yanıma gelir misin?” dedi Hira. Tekrar ağlamaya başlamadan önce sesini güçlükle toparlayabilmişti. Asya telefonu kapatıp hemen evden çıkıp bisikletine bindi. Evden çıkmadan Ziynet’e nereye gittiğiyle ilgili bir mesaj bırakmıştı.
Sarıoğlu Otel, Ada’nın en eski ve ihtişamlı oteliydi. Eski yapısı her daim korunmuştu. Hira’nın ailesi üç kuşaktır çok severek ilgileniyorlardı bu otelle. Her bir nesil bir önceki nesilden daha bağlı bir şekilde buradaki görevini yerine getiriyordu. Hira’nın annesi otele bakmayı isteyen son kişiydi ancak kocasıyla birliktelikleri başladığında ve kocasının buraya olan hayranlığı nedeniyle otelin sorumluluğunu almıştı. Ve zaman geçtikçe otelin büyüsüne kapılmıştı.
Asya bisikletini otelin önüne bırakıp içeri girdi. Ortalık oldukça sakin gözüküyordu. Sonbahar ayları yaza göre biraz sakin olurdu ancak ilk defa bu kadar sessiz görüyordu avluyu. Otelin resepsiyon bölümüne girdiğinde hiç kimsenin orada olmadığını gördü. Eğer bir yabancı girmiş olsaydı otelin terk edildiğini düşünebilirdi. Asya Hira ve ailesinin yaşadığı kata çıkmaya karar verdi. Otelin en üst katını daire olarak kullanıyorlardı. Otel onların hem evi hem de ekmek kapılarıydı. Asya küçükken özellikle yaz ayları, bu otelde kalmaktan zevk alırdı.
En üst katın merdivenlerinin başına geldiğinde daha önce görmediği bir şey karşıladı onu. Merdivenlerin başına demirden bir kapı konulmuşu. Üst kata doğru olan korkulukların boş kısımları da demir ağla kapatılmıştı. Asya zile basmadan önce Hira’yı araması gerektiğini düşündü. Bir yandan da onu karşılayan bu manzara karşısında oldukça şaşkındı.
“Hira, ben geldim. Sizin katın merdivenlerindeyim.”
“Yukarı çıksana odamdayım.”
“Kapı var.”
“Ah, o saçma kapıyı her defasında unutuyorum.”
Hira, Asya’nın bir şey demesini beklemeden telefonu kapattı. Merdivenlerin başında geldiğinde peçeteye burnunu siliyordu. Asya’nın içindeki merak gittikçe büyüdü. Hira kapıyı açtı ve bir şey demeden gerisin geri merdivenleri çıkmaya başladı. Asya’da onu takip etti
Asya ikinci şaşkınlığını Hira’nın odasına girdiğinde yaşamıştı. Kendi aksine aşırı dağınık olan Hira’nın, odası temiz ve topluydu. Otelin müşteriler için ayrılmış odalarına benziyordu.
“Sana sorular yağdırmama gerek kalmadan, baştan sona her şeyi anlatır mısın?”
Hira burnunu tekrar sildikten sonra kıpkırmızı gözlerle Asya’ya baktı.
“Babamın sanırım başka bir ailesi daha varmış,” dedikten sonra Asya’nın tepkisini ölçmek için biraz duraksadı. Asya hiçbir tepki vermeyince, devam etmesi gerektiğini anladı.
“Annem uzun bir süredir şüpheleniyormuş bu durumdan. Bir gün babam Üsküdar’a geçerken annem onu takip etmiş. Bir erkek çocuğuyla buluşmuş babam. Ortaokul yaşlarında bir erkek çocuk. Onunla bir lokantada oturup yemek yemiş. Daha sonra bir siteye birlikte girmişler. Annen babamı aramış o sırada. Ne yaptığını sormuş. Babam lise arkadaşlarıyla maç oynayacaklarını söyleyerek gece geç geleceğini haber vermiş.”
Hira’nın gözyaşları yavaşça süzülüyordu. Bir yandan da gittikçe kısılan bir ses tonuyla konuşuyordu. Asya arkadaşının anlatmakta zorlandığını o an fark etti. Hira’nın odası da bir otel odası mantığında olduğu için, odanın köşesinde mini bir mutfak vardı. Asya oraya yönelip su ısıtıcısına su koydu ve dolaptan iki tane fincan çıkardı. Hira’nın yatmadan önce en sevdiği şey papatya çayı içmekti. Kendisini yegâne sakinleştiren ve kaliteli bir uyku çekmesini sağlayan şeyin bu olduğunu söylerdi. Asya suyu fincanlara döküp papatya çayının poşetlerini almak için bir iki dakika daha bekledi. Bir yandan duyduklarını sindirmeyi bekliyordu. O hareketlenince Hira susmuştu. Asya’nın ne yapmak istediğini anladığı için sessizce onu bekliyordu.











