Asya ve Hira eve geldiklerinde Ziynet yemekleri hazırlamış masada onları bekliyordu. Yaşanan olay yüzünden kendi evine gitmek istemiyordu. Asya ve Hira’nın eve girdiğini duyunca yaptığı mercimek çorbasını tabaklara dökmeye başladı.
“Hoş geldiniz kızlar,” dedi, kızlar mutfak kapısından gözükünce.
“Hoş bulduk Ziynet abla” dedi Hira yüzünde gülümsemeyle. Ziynet’i çok severdi. Özellikle hazırladığı yemekleri.
“Imm, leziz yemeklerinden yemeyeli baya zaman olmuştu.”
Hira çantasını yere bırakıp masaya doğru ilerledi.
“İlk önce ellerini yıka bakalım Hira Hanım.”
Hira geldiği gibi geri dönerek ellerini yıkamaya gitti. Asya o giderken dönüyordu. Hira’nın yanından geçerken muzip bir şekilde güldü.
Ziynet “Nasıl geçti bugün?” dedi Asya’ya.
“İyi sayılır, dersler dışında olan tek şey resim yarışmasının olması.”
“E bu senin için güzel bir haber Asya,” dedi Ziynet. Asya’nın yüzündeki isteksizliği görmüştü.
“Evet, aslında güzel bir haber.”
Hira ellerini yıkayıp Asya’nın yanına otururken “Ama Asya resim alanından ilerlemek istemiyor,” dedi Ziynet’e.
Ziynet Asya’yı hep resim alanında destekleyen o alanda başarı elde edebilmesi için gerekli bütün eğitimleri almasını sağlayan kişiydi. Asya’nın resim alanında ilerlemek istememesi Demet hocasını üzeceği kadar Ziynet’i de üzerdi. Bu nedenle de Ziynet’e de bu konudan bahsetmeyi erteliyordu. Hira Asya’nın bu durumu halletmezse zihninde büyüteceği bir olay olduğunu bildiğinden Ziynet’e söylemekten geri durmadı. Asya bu duruma içten içe rahatlasa da Hira’ya kaşlarını çatarak baktı.
“Ziynet abla sonra konuşsak bu konuyu, yemekler soğumadan yesek daha iyi.”
Kısa bir sessizlik olsa da Ziynet üstelemedi ve tabakları kızların önüne koydu. Kendisine de bir tabak çorba alarak masaya oturdu. Yemeklerini gergin bir sessizlik içerisinde yediler. Ve hepsi farklı şeyler düşünüyordu. Hira’nın ailevi problemleri vardı ve bu durumu Asya’ya anlatıp anlatmamakta kararsızdı. Asya ise savaşın kolundaki bilekliği ve garip tesadüfü düşünüyordu. Ziynet’in ise aklı tamamen Asya’nın resmi bırakma ihtimaline takılı kalmıştı.
Yemek boyunca kimse sesini çıkarmadı. Asya tabaklarını tezgâha bıraktığında Hira’nın yemeğini bitirip bitirmediğine baktı. Neyse ki Hira’da bitirmişti tabağındaki yemeği.
“Odama çıkalım” dedi Asya mutfaktan çıkarken.
Merdivenleri çıkarken Hira “Ziynet ablaya ayıp olmuyor mu?” dedi.
“Şuan zaten zihnim dolu bir de onunla tartışmayı çekemeyeceğim,” dedi Asya gözlerini devirerek. Bu gibi durumlarda kendisinin o an ne hissettiğini önemserdi. Karşısındaki insanın ne hissettiği ya da ne düşündüğü umurunda olmazdı.
Asya odasına girdiğinde bilgisayarının açık olduğunu fark etti. Eskiden olsa bu durumu garipsemezdi. Çünkü bilgisayarına erişim sağlayan kişiyi sanalda olsa tanıyordu. Ama şimdi bir diğer ihtimal olduğu yerde kalmasına sebep olmuştu.
“Ne oldu?”
Hira arkadaşının bir anda kaskatı kesilmesine şaşırmıştı. Asya’nın baktığı yere baktı. Bilgisayarın açık olduğunu gördüğünde korkup Asya’nın kolunu tuttu. Tedirgin gözlerle birbirlerine baktılar. Odada az eşya olduğundan gizlenme alanı yoktu. Ama kızlar odada ilerlemekten çekiniyorlardı. Asya’nın kendisine gelmesi bilgisayara gelen bildirim sesiyle oldu. Bu bildirim sesini özel olarak ayarlamıştı. Karakurt mesaj attığında bu ses geliyordu. Asya derin bir nefes alıp verdi. Şimdi Hira’ya durumu fark ettirmeden bildirimleri gizlemesi gerekiyordu.
“Hira Ziynet ablayı çağırır mısın merdivenlerin başından,” dedi. Aşağıya inip çağırmasını söyleseydi kendisini bu katta yalnız bırakmak istemeyeceğini biliyordu. Hira kapıdan çıkar çıkmaz Asya bilgisayarın başına gidip bildirimleri kapattı ve bilgisayarındaki ikinci hesaba giriş yaptı. İkinci hesapta Karakurt’tan gelen bildirimler gözükmüyordu.
Hira odaya tekrar girdiğinde Asya’yı bilgisayar başında görünce kaşlarını çattı.
“Ne yapıyorsun?”
“Oda da kimse yok, sanırım bilgisayarı ben açık unuttum.”
Ziynet bir telaşla odaya girdiğinde Asya cümlesini daha yeni bitirmişti. Ziynet’in korku ve endişeden cümleleri algılaması biraz geç olsa da derin bir nefes aldı ve hiçbir şey söylemeden odadan çıktı. Hira’da derin bir nefes alarak yatağın kenarına oturdu.
Asya’nın Hira’dan sakladığı tek şey Karakurt’tu. Çünkü Karakurt kendisini kimsenin bilmesini istemiyordu. Asya’ya yakalanmasaydı kendi âleminde de hayalet olarak devam edecekti zaten. Asya için bunu Hira’dan saklaması çok zor bir olaydı. Ama büyük yemin etmişti. Bu nedenle kendini tutuyordu. Zaten bir süre sonra bundan kimseye bahsetmiyor olmak Asya’nın hoşuna gitmeye başlamıştı. Çünkü tamamen ona özel olan bir durumdu bu. Özel hissetmek onun için ilk ve çok farklı bir duyguydu. Çünkü kendini bildi bileli her şeyini Hira ile paylaşır, özel her zaman ikisinin özeli olurdu. Hira içinde aynı duygular geçerliydi.
***
Gecenin karanlığında devasa ağaçların olduğu taş yolda küçük bir kız çocuğu ilerliyordu. Korku dolu gözlerle çevresine bakıyordu. Kollarını bedenine sarmıştı. Titrek adımlarla ilerliyordu. Cılız bir ışık kümesinin altında oturan birisini gördü. Yüzünü seçemese de içi büyük bir rahatlamayla doldu. Onu tanıdığına emindi. Ama kim olduğunu bir türlü hatırlamıyordu. Ağacın altına yaklaştıkça bedeninin titremesi geçmişti. Ve tahmin ettiği gibi tanıdığı o yüz karşısındaydı. Masmavi gözleriyle kendisine bakıyordu. Yanağı ve boynu yine kanlar içerisindeydi. Küçük kız elini uzattığında küçük çocuk kafasını başka bir yöne çevirmişti.
***
Asya her ayrıntısını bildiği rüyadan uyandığında yanında Hira’yı gördü. Evine gitmemiş Asya’yla kalmıştı. Bu yüzden Asya tüm geceyi aklında Karakurt’la konuşmamış olmanın verdiği gerginlikle geçirmişti. Yatağının yanında duran saatine baktı. Saat altıyı gösteriyordu. Okula daha bir saat vardı. Bu süreyi değerlendirmek için hemen yatağından kalktı. Masasını başına geçip bilgisayarı açtı. Hira’yı uyandırmamak için olabildiğince sessiz olmaya çalışıyordu.
Bilgisayar açıldığında Karakurt’tan gelen mesajın sesi tekrar duyuldu. Asya biraz tedirgin biraz heyecanlı mesajı açtı.
“Açıklamayı daha sonra yaparım. Bir hafta kadar iletişimde olmamamız gerekiyor. Bu mesajıma cevap verme. Dün akşam ki olay yüzünden üzgünüm.”
Asya büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı. Birkaç kez mesajı okumuş sonra mesajı çöp kutusuna yollamıştı. Aşırı bir merakla bilgisayarı kapattı. Okul için hazırlanmaya karar vererek banyoya gitti. Her zaman ki gibi büyük bir özenle yüz temizliğini yapıp, makyajını yaptı. Omuzlarına dökülen kumral saçlarını düzleştirdi. Banyodan çıkıp odasına girdiğinde Hira’nın da uyanmış olduğunu gördü.
Yataktan kalkmak için onun banyodan çıkmasını bekleyen Hira, yeni uyanmış olmanın verdiği bir mahmurlukla odadan çıktı. Asya okul formasını giyinip çantasını hazırladı. Mutfağa indiğinde Ziynet’in orada olduğunu gördü. Şaşırmıştı çünkü hiç ses duymamıştı. Oysa çoktan kahvaltı sofrası hazırdı.
“Ne zaman geldin?” diye sordu şaşkın bir sesle.
“On beş dakika oluyor sanırım.”
Ziynet’in sesi tek düzeydi. Asya bu cevaptan sonra Ziynet’in neden böyle bir tavır takındığını hatırladı. Aklı tamamen Karakurt’ta olduğu için Ziynet’le olan olayını unutmuştu. Zaten kafasını bu duruma yormamıştı. Çünkü Hira sayesinde ilk kırılma yaşanmıştı. Bundan sonraki kırılmalar pekte önemli değildi. Onun için bir şeyleri söylemek zordu. Ama söylendikten sonra hiçbir zaman sonuçlarını umursamazdı. Çünkü ne olursa olsun kendi istediğine ulaşırdı.
Asya’nın aklıda birçok düşüncele savrulup duruyordu. Bir yandan eve giren kişinin kim olduğunu düşünüyor, diğer yandan Karakurt’un neden öyle bir mesaj attığını düşünüyor, ayrıca Ziynet abla ve resim olayı da aklına gelip onu rahatsız ediyordu. Ve rüyası… Aslında sıklıkla gördüğü bir rüyaydı. Çok uzun zamandır üzerinde düşünmüyordu bile. Ancak şuan zihni, rüyasındaki çocuğu Ayaz’la eşleştiriyordu.
“Asya yavaşlasana.”
Hira’nın sesiyle Asya dikkatini olduğu ana vermişti. Okulun önüne yaklaştıklarını gördü. Eğer Hira uyarmasaydı hızla okulun önünden geçip gidecekti. Bisikletlerini okulun önünde park ettiler. İçeri girecekleri esnada Asya okulun köşesinde kızıl saçlarıyla oldukça dikkat çeken Gülçin’i gördü. O kız onda anlamadığı bir huzursuzluk uyandırıyordu. Gülçin’in yanında da oldukça uzun boylu sarışın bir erkek vardı. Bir şey tartışıyorlarmış gibi gözüküyorlardı. Sarışın erkek aniden Asya’nın olduğu tarafa bakıp bir şeyler mırıldandı ve Gülçin’e bir baş selamı verip hızlı adımlarla oradan ayrıldı. Gülçin’de Asya’ya ters ters bakıp okulun içerisine doğru girdi.
“Neden öyle baktı ki şimdi,” dedi Hira.
“Bilmiyorum. Ama bir şey şuan için kesin. Bizim harekete geçme zamanımız geldi. Zaten bu yılımızı meşgul edecek birisine ihtiyacımız vardı. Gülçin’de buna istekli gibi.”
Bu sözler Hira’nın neşesini yerine getirmişti. Biraz olsun zihninin meşgul olmasına ihtiyacı da vardı zaten.
“Ne zaman başlıyoruz?” dedi Hira.
“Yarın…”





