Asya ve Ziynet ne yapacaklarını şaşırmış donup kalmışlardı. Gündüz gözüyle eve kim girebilirdi ki? Bunu düşünürken Asya bir anda evin arka tarafına yönelmeye başladı. Ziynet onun ne yaptığını anlayana kadar, Asya evin arka tarafına yaklaşmıştı.
Bahçenin arka tarafı evi sokaktan ayıran duvara çok yakındı. Asya gözlerini bahçede gezdirirken duvarın üzerinde bir hareketlilik gözüne çarptı. Başını kaldırıp baktığında bahçe duvarının üzerinde simsiyah giyinmiş birisinin diğer tarafa atlamaya çalıştığını gördü. Asya koşarak bahçenin ön tarafına geçti ve arka yola doğru koşmaya devam etti. O sırada Ziynet’e telefonu alıp polisi araması için bağırdı. Ziynet bir an itiraz edip Asya’yı durduracak gibi olsa da öncelikli olarak polisin aranması gerektiğini biliyordu.
Asya bahçeden çıkıp evin arka tarafına doğru var gücüyle koşsa da yolda kimseyi göremedi. Yol bomboştu. Evlerin bahçelerinde kimse gözükmüyordu. Saldırıya uğrama korkusu yüzünden fazla ilerlemek istemiyordu.
Caddenin diğer ucundan komşu oldukları kadını görünce içi biraz daha rahatlayarak cadde de ilerlemeye başladı. Kendi evinin arka cephesine gelince durdu ve çevresine bakındı. Şimdi de kendi geldiği yönden Ziynet geliyordu. Ziynet’i görünce daha büyük bir rahatlama yaşadı. Ve çevresini iyice kolaçan etmeye başladı. Cadde o kadar sakindi ki ne kadar bakınırsa bakınsın bir sonuca varamayacağını biliyordu. Tam bunları düşünürken kaldırımda bir şey dikkatini çekti. İnce gümüşten bir bileklik vardı yerde. Erkeklerin taktığı türden bir gümüş bileklikti bu. Ya oradan geçen birisi bu bilekliği düşürmüştü ya da duvardan atlayan kişi. Ziynet Asya’nın yanına geldiğinde onun dikkatlice baktığı yere doğru eğildi. Gümüş bilekliği oda görmüştü. Tam elini uzatıp bilekliği alacakken Asya ona durmasını söyledi.
“Polisler geldiğinde onlar alır. Üzerinde illaki parmak izi vardır.”
“Doğru” dedi Ziynet “Büyükada da daha önce hırsızlık olayı hiç duymamıştım. Hele ki gündüz gözüyle. Çok garip.”
“Hırsızlık olduğunu sanmıyorum Ziynet abla. Hırsızlık olsa antreden başlanırdı bir şeyler çalınmaya. Antika olan gümüşlükleri almış olsa mesela yukarı çıkma zahmetinde bulunmazdı giren kişi. Ayrıca duvardan atlarken elinde hiçbir şey yoktu. Merdivenlerden çıkınca ilk oda annemle babamın odası. Oradan bir şey almış olsa bile elinde olurdu ya da sırtında bir çanta olurdu ki hırsızlık diyebilelim.”
Ziynet Asya’nın bu kadar hızlı düşünüp gözlemleye bilmesine takdirle bakmıştı. Asya Ziynet’in bu bakışını fark edip hafifçe gülümsedi. Asya olaylar karşısında soğukkanlı duruşunu korur ve hızlı düşünürdü genelde. Ve bu soğukkanlılığı onu birçok olaydan kurtarmıştı.
“Polislere haber verdin mi?”
“Evet, tabi ki.”
“Nerede kaldılar, ada zaten küçük bir yer.”
Tam o sırada sokağın başında iki tane polis belirdi. Hızlı adımlarla onlara yaklaştılar.
“Evin sahibi siz misiniz?” dedi Ziynet’e bakarak.
“Hayır, ama ev sahipleri yurt dışında oldukları için ev bana emanet. Ev sahiplerinin kızlarının bakıcısıyım. Hemen yanda ki evde oturuyorum.”
“Neden evde değil de bu caddedesiniz?” dedi Polis bir yandan da etrafı inceliyordu.
Asya “Hırsızın duvardan buraya atladığını gördüm. Ayrıca,” dedi yerdeki bilekliği göstererek “Bunu bulduk. Onun geçtiği hizada duruyor.”
Polis tek kaşını kaldırarak gözlerini bilekliğin olduğu yere çevirdi. Sonrada duvara ve ardından eve baktı. Camdan duvara atlanılacak kadar kısa bir mesafe yoktu. Duvara tırmanmış olmalı, diye geçirdi içinden.
“Kenan, evdekilerden birisine söyle bilekliği almaya gelsinler.”
“Emredersiniz başkomiserim.”
“Sizde benimle gelin.”
Asya ve Ziynet başkomiseri takip etmeye başladılar. Eve girdiklerinde başkomiser doğruca oturma odasına geçti ve koltuğa oturdu. Evin sahibi kendisiymiş gibi davranıyordu.
“Anladığım kadarıyla hırsızı fark eden sizsiniz,” dedi Asya’ya bakarak. “Ne zaman ve nasıl olduğunu sırasıyla anlatır mısınız?”
“Okuldan eve geldim. Eve girdiğimde bir şey fark etmedim. Odama çıktığımda eşyalarımın yerinin değişmiş olduğunu gördüm. Ziynet abla o sırada bahçedeydi. Onun yanına gittim ve eşyaların yerini değiştirenin o mu olduğunu sordum. O sıra da evin kapısı içeriden kapandı. Birkaç saniye sonra aklıma evin arkasına bakmak geldi. Evin arkasına gittiğimde ise duvarın üzerinden atlayan birisini gördüm. Simsiyah giyinmişti. Yüzünü seçemedim. Başında siyah bir şapka vardı.”
“Ziynet hanım, siz ne zaman ve neden bu eve geldiniz?”
“Daha önceden de dediğim gibi Asya’nın bakıcısıyım. Evin sahipleri şehir dışında olduklarında evle ben ilgilenirim. Bugün de bahçede bakım yapmam gerekiyordu. Asya’dan on dakika önce kadar gelmiş, eşyalarımı antreye bırakmış ve bahçeye geçmiştim.”
Ziynet cümlelerini bitirirken başka bir polis merdivenlerden inip başkomiserin yanına geldi.
“Başkomiserim, evin bu katı kadar üst katıda temiz. Her hangi bir şey aranmamış. Her yer derli toplu. Kapı girişi zorlanmamış. Eve arka bahçenin balkonundan girildiğini düşünüyoruz.”
“Benim odam da toplu gözükebilir ama eşyalarımın yerleri değişmişti. Masamın üzerindeki klavye ve fare gibi.” Asya bu cümleleri polise bakarak söylemişti sonra başkomisere dönerek “Eve girenin hırsız olduğunu düşünmüyorum. Çünkü giren kişi, girdiğini belli ettirmemeye çalışarak hareket etmiş. Ben eşyalarımın düzeni konusunda titiz olmasaydım fark etmezdim. Asıl üzerinde durulması gereken yer benim odam.”
“Senin odana kim neden girmek istesin ki, hadi diyelim istedi ne bulmayı amaçlıyor?”
Başkomiserin bu sorgulayıcı sesi Asya’yı rahatsız etmişti. Başkomiser de Asya’nın rahatsız olduğunu fark etmişti. Oysaki sorusu sadece eve girenin hırsız olmadığına dair düşüncesinin mantıksız olduğunu göstermekti. Gözlerini kısıp Asya’ya baktı.
“Bilmiyorum.”
“Şüphelendiğin biri ya da birileri var mı? Senin odana girip bir şeyler elde etmeye çalışmak isteyen.” Asya hayır demeden önce saniyeler içerisinde zihninden bir sürü isim geçmişti.





