Skip to content

Destina

Chapter 2 · 5 min read

Destina

Chapter 2

-1-

Asya polise ifadesini verdikten sonra bir süre dışarıda bekledi. Ne yapacağını düşünüyor ama işin içinden bir türlü çıkamıyordu. Polise olayları yüzeysel anlatmıştı. Detayları anlatması için görüşmesi gereken biri vardı. İçini büyük bir sıkıntı kapladı. Polislerin onu takip edeceğinin de farkındaydı. Hira’yı çok merak etse de yapacağı en iyi şeyin eve gitmek olduğuna karar verdi.

Dalgın adımlarla karakoldan çıktı. Kapının önünde Ziynet ablası onu bekliyordu.

Ziynet onun komşusuydu. Anne ve babasının evde olmadığı zamanlarda Asya’ya o bakardı. Asya’nın yanına geldiğinde, endişeli bakışlarını onun yüzünde gezdirirken, bir yandan da ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

“Asya, neler oldu!”

Ziynet’in tiz sesi Asya’nın kulaklarını tırmaladı. Rahatsız olduğunu belli eden bir yüzle Ziynet ablasına baktı. Dudaklarını kıpırdatarak ‘sonra’ dedi. Konuşmaya hali yoktu. Bir an önce eve gitmek istiyordu. Ziynet ablası sanki bu isteğini anlamış gibi Asya’nın koluna girerek eve doğru yürümeye başladı. Eve gidene kadar düşünceler Asya’nın zihnini bir türlü bırakmadı. Sanki düşünmüyordu da zihninin içinde oturmuş, olan biteni izliyordu. Aklına yine Hira geldi ve kalbi büyük bir acıyla doldu. Hemen ardından yanaklarından süzülen gözyaşlarının ıslaklığını hissetti.

Ziynet büyük bir endişe ve merakla gözlerini Asya’ya dikti. Her ne kadar sormak istediği birçok soru olsa da, Asya bu haldeyken ona bir şey soramıyordu.

Asya’yı ilk defa böyle görüyordu. Genelde sakin olmakla birlikte alaylı bir tavrı vardı. Gözlerinde her zaman cin gibi parıltılar olurdu. O parıltıların altından pek iyi bir şey çıkmasa da Ziynet, Asya’nın hep arkasında olurdu. Kendi kızı gibi sevip baktığı için onun hatalarını görmezdi. Onu hep ilk gördüğü zamanki gibi, küçücük bir kız çocuğu olarak görürdü.

Asya evinin önüne geldiğinde Ziynet’i beklemeden bahçe kapısını açıp içeri girdi. Ziynet sessizce onu takip ediyordu. Evin içine girdiğinde, Asya’nın kendini koltuğa bıraktığını gördü. Sanki bir beden koltuğa oturmamış, bir çuval koltuğa düşmüş gibiyi.

Ziynet daha fazla dayanamadı ve doğruca Asya’nın yanına gitti. Tam karşısına oturup gözlerini, Asya’nın ağlamaktan kıpkırmızı olmuş, kehribar rengi gözlerine dikti.

“Neler olduğunu artık anlatır mısın Asya” dedi.

“Çok şey oldu Ziynet abla. Nasıl anlatırım, anlatsam bile nereden başlamam gerekir bilmiyorum.” Asya büyük bir çaresizlik ve hüzünle baktı. Düşünceleri hala arka planda ondan izinsiz akıp gidiyordu. “Polise anlatamadım. Anlatsaydım çok kişinin canı yanacaktı Ziynet abla. Ne yapacağımı bilmiyorum. En kötüsü de; bu işin içinde olanlarla konuşamıyorum.”

Asya’nın gözyaşları büyük bir hızla akmaya başladı. Ziynet, Asya’ya sımsıkı sarıldı. Asya’nın kalp atışlarını duydukça işin iç yüzünü bir an önce öğrenmek istiyordu. Ancak sormaya, ısrar etmeye cesareti yoktu.

Asya ağlamaya ne zaman başlamıştı, ne zaman sakinleşip Ziynet ablasının kollarında yatmıştı bilmiyordu. Tek bildiği zihnine kendisinin hâkim olmadığıydı. Derin bir nefes aldı. Zaman anlamadığı bir hızla ilerliyor ve hayatının ipleri elinden kayıyordu, buna izin veremezdi. Derin bir nefes daha aldı. Ziynet ablasına güvenebileceğini biliyordu. Bu olayları en başından anlatabileceği tek insan oydu.

“Beni hiç soru sormadan, sabırla dinler misin Ziynet abla?”

Ziynet hem merak ettiği, hem de öğrenmekten korktuğu olayın kendisine anlatılma vaktinin geldiğini anlayınca, kafasını evet anlamında sallamakla yetindi.

***

Asya’nın, Ziynet ablasına her şeyi anlatmasından iki yıl önceydi. Olaylar hem birbirlerini seven, hem de birbirlerinden nefret eden beş kişinin aynı ortama gelmesiyle başlamıştı. Okula yeni gelen üç kişi, Asya ve Hira’nın hayatlarını tamamıyla değiştirmişti.

Büyükada’da hayat yoğun değildi. Adaya çok fazla göç eden olmazdı. Ancak o sene sanki anlaşmışlar gibi, üç yeni öğrenci Büyükada’nın lisesine kayıt yaptırmıştı. Asya ve Hira, hayatlarını değiştirecek bu üç öğrenciden habersiz, bisikletlerine binmiş, ilk derse yetişmek için pedalları hızla çeviriyorlardı. Hatta bu derse yetişme çabalarını çoktan yarışa döndürmüşlerdi bile.

Hira, Asya’yı geçtiğinde muzip bir sırıtışla ona bakmıştı. Asya pedalları daha hızlı çevirmeye çabalasa da, lisenin önüne ilk varan Hira olmuştu. Bisikletlerini bırakıp hızlıca okulun içerisine girmişlerdi. Sınıfın kapısının önüne geldiklerinde biraz soluklanmak için duraklamışlardı. İçerden gelen sesi duydukları anda ise ilk dersin matematik olduğunu anlamışlardı. Asya Hira’ya kapıyı göstererek geri çekildi. Bu hareketin sebebi matematik öğretmenlerinin Hira’yı sevdiği kadar Asya’yı sevmemesiydi.

Hira kapıyı tıklayıp içeri girdiğinde hoca, sözünün bölünmesinden rahatsız olup kapıyı açan kişiye bakmıştı. Fakat Hira’yı görünce ifadesi biraz yumuşasa da Hira’nın ardından Asya kapıda belirince yine kaşlarını çatmıştı.

“Trafik mi vardı kızlar,” diye soru iğneleyici bir ses tonuyla. Büyükada’da trafiğe açık alan olmadığı için, öğretmenler geç kalan her öğrenciye bu soruyu sorarlardı.

“Hocam matematik sınavı için erkenden çalışmaya başladık. Biliyorsunuz Asya matematikte pek başarılı değil,” saliselik bir özür bakışıyla Asya’ya bakıp matematik hocasına yaptığı açıklamasına devam etti. “Bu nedenle dün gece matematik çalıştık ve zamanın nasıl geçtiğinin farkına varamadık. Saati fark ettiğimizde hayli geç olmuştu. Uyuduk ama sanırım biraz geç kalınmış bir uykuydu.”

Hira’nın açıklamasına öğretmeni inanmasa da en sevdiği öğrencisini her zaman olduğu gibi bu sefer de kayırarak inanmış gibi yaptı. “Bundan sonra matematik çalışma saatleriniz akşam vakitlerinde olmasın kızlar, yerlerinize geçebilirsiniz” demekle yetindi.

Ancak bir sorun vardı. Asya ve Hira’nın sırasında iki yabancı oturuyordu.

Asya bu iki yabancının yüzlerini Ada’da görmediğine emindi. Boş bir sıraya geçerken ters bir şekilde yeni olan o iki yüze baktı. Birisi yoğun kıvırcık saçlara sahip, kızıl saçlı bir kızdı. Diğeri ise muzip gülüşlü bir erkekti. Erkeğin yüzündeki muzip gülüşün, Hira’nın az önce yaptığı açıklamalardan kaynaklandığının farkındaydı. Asya sırasına otururken yeni gelenlerin iki kişi olmadığını fark etti. Duvar kenarında oturan bir başka erkek daha vardı. Oturduğu sıradan yeni gelen diğer erkeği sadece arkadan görebiliyordu.

“Yeni gelen üç kişi mi? Bu okulda yeni öğrenci kavramı bu kadar çok olmazdı” dedi Hira, Asya’nın kulağına fısıldayarak.

“Bende garipsedim,” dedi Asya ve yeni gelenlere tekrar bakıp, gözlerini sınıfta gezdirdi.

“Açıkçası,” dedi Asya sesinde keyifli bir ton vardı. “Bu durum çok iyi oldu. Aynı kişilerle uğraşmaktan sıkılmıştım.”

Hira onaylar bir ifadeyle Asya’ya bakmıştı. İkisi için yeni eğlenceler vardı. Kendilerince uzun sayılacak bir süredir kimseyle uğraşmıyorlardı.

İnsanlarla uğraşmayı ve onların zayıf noktalarını bulup, bunları kullanmayı çok severlerdi. Ve bunu öyle bir ustalıkla yaparlardı ki insanlar fark etseler de karşı koyma cesaretini kendilerinde bulamazlardı. Çünkü anlamadıkları bir şekilde karşılarındaki iki insan, kendileri hakkındaki en gizli şeyleri dahi bilirdi.

End of chapter

30 comments