Skip to content

Çılgınlar

Chapter 4 · 11 min read

Çılgınlar

Chapter 4

4.Bölüm : Umut

Kin bazen öyle bir hal alır ki hayatta en değer verilen bir şey bile değerini kaybeder.

Uyarı: Bu hikaye içerisinde kan, kavga, şiddet vb. gibi unsurlar yer almaktadır.

Karan

Melis topuklu ayakkabıları ile laboratuvarın o gri zeminlerinde yürüyordu. Doktorlar, hemşireler, infazcılar hepsi Melis'i görünce selam veriyorlardı. Laboratuvarın kontrol odasına doğru yol alıyordu. Doktorlardan birini görünce "Durum nedir?" dedi. Doktor başını eğdikten sonra "Efendim gerekli numuneleri elde ettik. Her şey bizim kontrol altında aynı zamanda ilerlemeler elde ettik." Melis "Tamam, çekil." Doktor başını tekrar eğdikten sonra gitti.

Melis bir tane kapsül önünde durdu. Kapsülün içinde bir kadın oturuyordu. Kadının saçlarında beyazlar vardı. Kadın yavaşça Melis'e döndü. Gözleri kıpkırmızıydı. Yüzündeki damarlar belli oluyordu ve üstünde sadece beyaz bir önlük vardı. Kadın Melis'e baktı. Melis kadına gülümsedi ama bu gülüş hiç samimi değildi. Kadın aniden cama doğru atlayarak "Canavar" diye haykırmaya başladı. Melis ise sadece avucuyla camın yukarısından köpek yemi atıp gitti.

Melis biraz daha gittikten sonra bir tane daha kapsülün önünde durdu. Bir tane çocuk duvarlara çizik atıyordu. Melis ona bakarken çocuk kulaklarını dikti. Sonra yavaşça Melis'e döndü. Çocuğun saçı yoktu. Gözleri ise koyu yeşildi. Çocuk Melis'e baktı ve ona gülümsedi. Melis'e bakarak "Anne" dedi. Melis iğrenir bir şekilde bakarken çocuğun damarları iyice belirginleşti. Sonra çocuk yavaşça kapsülün camlı duvarlarına yaklaştı ve camı yaladı. Sonra "Anne buradayım" dedi. Sonra çocuğun yavaşça gözleri siyahlaştı. Simsiyah olan gözlerinden gözbebeği düştü ve gözlerinin olduğu yerlerde rüzgarlar esiyordu.

Çocuğun sesi boğa sesi gibi çıkarak "Sen. Sen. Sen canavarsın." Sonra bir anda kapsülü yumruklamaya başladı ama daha sonra kendisi yere serildi. Melis hiç umursamaz bir şekilde yürümeye devam etti. Melis bunlar gibi birçok numuneyi görmüştü. Eski merkezinde bunlardan çokça numuneler alıp satmıştı.

Kontrol odasına geldiğinde onu görevliler karşıladı ve Nihat'ta oradaydı. Nihat Melis'i görünce ayağa kalktı ve gülümseyerek "Oo demek sen Kenan'ın yeni ortağısın." Melis küçümser bir şekilde bakarak "Bu kadar samimi olmayalım. Ben bu kadar samimilikten hoşlanmıyorum. Hanım demen gerekir." Nihat gülümsemesini bozmadan "Peki Melis Hanım. Ben Nihat." Melis Nihat'ın eline baktı. Sonra ellerini göğsünde birleştirerek Nihat'a baktı. Nihat "Peki sen baya çetin bir ceviz çıktın."

Melis kontrol odasındaki cihazlara bakarak "Demek numuneler için gerekli şeyler buradan yapılıyor. Tabii küçük." Nihat onun yanına gelerek "Hanımefendi kusura bakmayın elimizden ancak bu geliyor." Melis bilgisayara bakarak "Niye onca zenginlerden milyonlarca paralar alıyorsunuz. Burayı düzeltebilirsiniz." Nihat ellerini arkadan birleştirdi ve sonra "Elbette ama bizler o paraları daha iyi şeyler için kullanıyoruz. Tabii bunu zamanla görecek(sin)siniz." Melis ona ters ters baktı.

Melis daha sonra "Peki. Çılgınlardan haberler neler?" Nihat "Saklandıkları yeri bulduk." Melis "Hımm. İşte bugün aldığım en güzel haberlerden biri." Nihat "Umarım öyledir. Bizler oraya güvenlikleri gönderdiğimizde İzem ile silahlarla kapışmalara girmiş ve vurulmuş." Melis tek kaşını kaldırarak "Demek o kız bu kadar çetin ceviz çıktı." Nihat "Öyle. Elbette güvenliklerimizin kimisi yaralanmış kimisi ölmüş." Melis "Şimdi ne yapacağız." Melis "O sistemin içine gireceğiz." Nihat "Nasıl?" dedi. Melis gülümsedi ve "İçlerinden biri bize yardımcı oluyor." Nihat "Kim?" Melis "Çılgınlardan değil merak etme." Nihat derin bir nefes verdi. "Acaba söylemek ister misin? Acun'a bağladın affedersin ama." Melis ise "Şimdilik söylemeyeceğim. Sonralarında öğreneceksin."

⬜

Bulut

Sinsilerin arasında kalan kuzu her zaman yem olarak kullanılır.

Ahsen Öykü'yü kaldırıp götürürken ortalık karmakarışıktı. İzem burulmuştu. Bizler restoran içerisindeydik ve orada genel bir konuşma konuşuyorduk ve o anda önce bir kadın sesi ardından silah patlamaları. Çıktığımızda kızlardan üçü masanın arkasına saklanmışken İzem elinde silah ile ateş ediyordu. Arka cebimden çıkardığım silahla bende ateş ettim. O an diğerleri de ateş etti. En sonunda durduğumuzda İzem vurulmuştu. Yanına önce Uraz koştu ve onu kucağına aldı. Uraz'ın gözlerindeki o korkuyu görmüştüm. Uraz İzem'i seviyordu. Ona aşık olmuştu.

Rüzgar ise o kağıtta yazan akrostiş çalışmasını okumuştu. Açıkçası yazan her kimse bence akrostişte iyi iş çıkarmıştı. Ahsen Öykü'yü sakinleştirmeye çalışırken kendisi ise gözleri dolu bir şekilde Rüzgar'ın elindeki nota bakıyordu. Ahsen'e yardım ettim. Öykü'yü Hera alarak gitti ve arkasından Rüzgar gitti.

Ahsen çimenlere dolu gözlerle baktı. Ona sarıldım ve "Sakin ol. Bir şey olmayacak İzem güçlüdür." Ahsen üzüntülü bir şekilde "O bizi korumak için canını feda etti. Ben onu kardeşim gibi görmeye başlamıştım çünkü içimde onunla daha önce böyleymişiz gibiydik. Ona bir şey olursa kendimi asla affetmem." Ona daha sıkı sarılarak "Sakın öyle bir şey deme. Senin suçun yok." Ahsen bana bakarak "Nasıl bir suçum yok? O bizi korumaya çalışırken ben korkak gibi saklanıyordum." Yüzünü ellerimin arasına aldım ve gözlerime bakmasını sağladım.

Başparmağımla akan göz yaşlarını sildim ve "Bak. Size aniden saldırdı o şerefsizler. Senin haberin bile yoktu. Bak eğer Öykü'ye yardımcı olmasaydın belki çok kötü şeylere kadar giderdi. Sen suçlu değilsin. Şu anda kendini suçlama. İzem için dua edelim. Elbette o kurtulacaktır ama sen asla kendini suçlama." Ahsen bana bakarak "Öyle mi dersin?" kafamı salladım ve "Öyle" dedim.

Ahsen bana sarıldı ve aynı şekilde bende sarıldım. Ahsen ayağa kalktığında kolundan tuttum ve yavaşça gittik. İzem'in bulunduğu hastane odalarından İzem'in ameliyat olduğu dört numaralı odanın önüne geldik.

Herkes gözü yaşlı bir şekilde bekliyordu. Asım abi geldi. Sonra hepimize baktı ardından Yakup abiye baktı. "Abi biz güvenlikleri sıkılaştırdık." Yakup başını salladı. Sonrasına İnci geldi. İnci "Yakup, gerekli bilgilere eriştik. Zaten nottan anlaşıldığı gibi bu güvenlikler Karan ekibine ait." Yakup abi bir küfür savurdu ardından bize dönerek "Siz burada kalın. Gelişme olduğunda bizlere haber verin." Kafamızı salladığımız anda Narin ablanın sesini duyduk.

Narin abla gözleri yaşlı bir şekilde "Kızım nerede?" diye bağırdı. Yakup Narin Hanım sakin olun kızınız şu anda ameliyata alındı." Narin abla Yakup'a bağırarak "Hani burası çok güvenliydi? Bu mu güvenlik anlayışınız?" Asım abi "Narin Hanım bakın kızınız ansızın bir durumda kalmış ayrıca silahlı çatışmaya giren kendisi." Narin Hanım Asım'a dönerek "Ben size nasıl güvenebilirim?" diyerek önlerinden geçti ve odanın kapısının önünde feryatlarla ağlayan oğlu Berk'in yanına gitti.

Ahsen ve diğerleri ağlamaya başladı hatta duygusuz diye düşündüğüm kız Hera bile ağlıyordu. O anda gözlerimden yaşların akmasına izin vermiştim. Kapıdan Meryem abla çıktı. Meryem abla Yakup abinin eşiydi. Siyah saçlı, mavi gözlü bir kadındı. Ameliyat yorucu geçmiş olacak ki yüzünden terler boşalıyordu.

Meryem abla maskesini indirdiğinde hepimiz başına toplandık. Meryem abla derin bir nefes aldı o anda Narin abla "Kızımın durumu nasıl?" Meryem abla üzgün bir sesle "Şu anlık hayati riski devam ediyor. İlerleyen zamanlarda nasıl olacağına bakacağız ama kan almamız lazım. İzem'in kan grubu A negatif." Berk kaşlarını çattı. Narin abla "Benim kanımla uyuşmuyor" dedi büyük bir kırgınlıkla. O anda Hera öne çıkarak "Benim kanımda A negatif." Meryem abla hemen "Tamam o zaman hemen sizden kan alalım." Hera ve Meryem abla gittikten sonra Narin abla dua etmeye başladı.

Gözlerim Uraz'ı bulduğunda ağlamaktan şişmiş gözlerle sandalyede oturuyordu. Ahsen yanımdan ayrılıp Öykü'nün yanına gittiğinde bende Uraz'ın yanına gittim. Uraz ağlamaklı bir şekilde "Oğlum resmen benim yüzümden vuruldu." Uraz'a bakarak "Uraz Allah rızası için senin bir suçun yok. Sende bilmiyordun. Lütfen yapma böyle." Uraz sessiz bir şekilde ağlamaya devam ederken "Hadi kalk biraz açık havaya çık." Uraz baktı. Sonra "Bulut yapma yalnız bırakamam. Bir haber gelene kadar burada olmalıyım."

Uraz'ın omzuna elimi tutarak "Uraz biliyorum İzem'i seviyorsun ama böyle ağlamaktan kendini bitiriyorsun. Biraz açık havaya ihtiyacın var. Lütfen yapma. Hadi" dedim. Uraz'ı bir şekilde oradan kaldırdım ve yavaşça dışarı çıktık. Etrafımızda güvenlikler dört bir yanda hareket ediyorlardı.

Bizler restoranın içinden yukarı kata çıktık ve balkondaki sandalyelere oturduk. Uraz'a "Bir şey içmek ister misin ne zamandır bir şeyler yemedin." Uraz bana sadece başını sallamakla yetindi. Derin bir nefes vererek "Oğlum yapma ya. İzem seni böyle görse yine aynı şekilde yapacak mısın?" cevap vermedi bende üstelemedim.

Dizleri titriyordu. Ellerini birbirine kenetlemiş şekilde yere bakıyordu. Uraz "Bulut aslında ben geçmişimde yani küçüklüğümden beri aslında hep İzem'i sevmişim." Kaşlarımı çatarak ona baktığımda kafasını kaldırdı ve bana baktı. "Aslında ben küçüklüğümden beri ona aşık olmuşum. Mesela ben hep ona çiçekler veriyorum o beni kırmadan alıyordu. Dış görünüşüm cılız bir şey olduğu için doğru düzgün sesim çıkamazken İzem hep beni bir şekilde korumaya çalışmıştı. Bunları hatırlayabiliyorum hatta daha niceleri. O anılarımda şunu görebiliyorum ki İzem bir şekilde hep beni korumuş ama ben ona bir tane kan bile veremedim" dedi ve tekrardan ağlamaya başladı.

Bunları gerçekten hatırlıyor muydu? Ben geçmişimdeki anılarla bir türlü kaynaşamıyordum yani yine belli bir şeyler hatırlıyordum. Örnek vermek gerekirse küçükken yaptığımız haylazlıkları hatırlıyordum. Mesela Ceren diye bir kadının elbisesini yırtarken ki anımız gelmişti. Sonra Ahsen'in onu koruduğum için benim yanağıma öpücük kondurduğun ani gelmişti.

Uraz benim kardeşim gibiydi. Bizi Yakup abi tanıştırdığından beri hep kardeş bir şekilde beraber gittik. Şimdi ise kardeşim karşımda çaresiz durumdaydı.

⬜

Kenan yine Türk kahvesini içiyordu. Kapısı çaldığında içeriye arkadaşları geldi. Önden Melis hızlıca geldiğinde neredeyse düşüyordu ama Nihat onu kolundan yakaladı. Kenan ise "Benim bu güzel kahve keyfim esnasında neden işiniz oldu?" Melis gözlerini devirerek "Hani bizler büyük bir tesiste iş yapıyoruz ya. İllaki işimiz düşecektir."

Kenan "Tamam edebiyat yapma." Melis "Çılgınları şu arkadaşının talimatı sayesinde yerlerini tespit etmişler. Tabii belirlediğimiz kişi sayesinde." Kenan gülümsedi. Nihat "Ya bu belirlediğiniz kişi kim?" Kenan "H-" aniden sirenler çaldı. Kenan kaşlarını çatarak bakarken güvenliklerden biri gelerek "Efendim" diye kapıyı yumruklamaya başladı. O anda kapıyı açınca güvenlik "Efendim. Numuneler çalındı."

⬜

İzem

Bir yol üzerinde ilerliyordum. Yolun kenarlarında yıkık dökük evler ve cesetler vardı. Yavaş adımlarla ilerlerken bir silah sesi duydum ve silah sesinin olduğu tarafa baktım.

Orada bir kadın yere yığılmış bana bakıyordu ve bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Ardından yanımdan birden fazla çocuk koşturdu. Daha sonrasında bir tane beyaz bir adam bana "Kızım" diye seslendi. O anda kulaklarımı delecek bir ses "İzem" diye bağırıyordu. "İzem, İzem, İzem."

Tekrarlanan bu sesler kulaklarımı acıtıyordu ve haliyle kulaklarımı kapatıyordum. En sonunda bir karanlık oluştu ve ben gözlerimi yavaş yavaş açmaya başladım. Gözümü açtığımda odada ışık parlıyordu ve ışığa alışmaya çalışıyordum. Gözlerim açılmamak için direniş gösterirken sol tarafımda bir ağrı vardı. Acısı da doyulmazdı.

Gözlerimi zoraki bir şekilde açtığımda bir tane hastane odasında olduğumu gördüm. Ne olmuştu bana? Yavaş yavaş anılarım gelirken kulaklarımda silah patlamaları vardı. Anılarımı kurcaladığımda ben ve kızlar bir yerde oturuyorduk. Sonra bir silahlı çatışma çıkmış ve bende o silahlı çatışma içerisinde kalmıştım. Sonra elimde silahla birilerini vurmaya çalışıyordum. Vurulmuştum. Vurulmuştum ve şu an bir tane hastane odasındaydım.

Kafamı sağa zorlukla çekerken baş ucumda Uraz vardı. Kaşlarımı çatarak ona bakarken kolları birbirine bağlamış bir şekilde uyuyordu. Gözlerinin altı mordu. Belli ki doğru düzgün uyuyamamıştı. Sakin bir şekilde göğsü yavaş yavaş inip kalkıyordu.

Bir anda kapı açılınca gördüğüm kişi annemdi. Annem benim uyandığımı görmemiş elinde bir adet tepsiyle gelmişti. Zorlukla "An-anne" dedim. Annem bakışlarını bana çevirince "İzem" dedi ve elindeki tepsiyi komodine bırakarak yanıma koştu. "İzem, yavrum. Uyanmışsın" dedi saçlarımı öperek. Sonra "Allah'ıma şükürler olsun. Ah canım benim kaç gündür uyanmanı bekliyorduk. Şükürler olsun uyandın." Annemin gözleri dolmaya başladığında boğazımın kuruduğunu hissettim. Anneme "Anne s-su" dedim. Annem hemen sol tarafımda sürahiden bardağa birazcık su doldurdu ve beni yavaşça kaldırdı. Sudan iki üç yudum aldığımda boğazımdaki kuruluğun yerini serinlik aldı.

Seslerimize gözlerini açan Uraz uyandığımda çocuksu bir mutlulukla "İzem. Uyanmışsın" dedi. O sırada annem "Ben doktora haber vereyim" dedi ve çıktı. Uraz bana bakarak "Çok geçmiş olsun" dedi. Ona bakarak "Sağ ol. Bu arada refakatçim olarak kalmışsın." Uraz "Evet. Annen yorgun kalmıştı ben bakacağımı söyledim." Uraz'a bakarak "Ne zamandır beri uyanmadım?" Uraz derin bir nefes verdi ve "Bir hafta" dedi. Gözlerimi açtığımda "Gerçekten mi?" dedim. Uraz başını olumlu anlamda salladı.

O sırada kapıdan içeriye bir tane kadın bir doktor geldi. Bana gülümseyerek "İzem, uyanmışsın. Çok geçmiş olsun canım. Durumların normal. Üç gün sonra çıkabilirsin. Sana ilaçlar yazdım. İyileşmen yaklaşık bir ayı alabilir çünkü kurşun neredeyse kalbinin altına denk gelmiş. Elbette ilaçlarla vs. iki haftaya iyileşebilirsin. Bu süreç zarfında ağır işler ve dövüş gibi seni yoracak hareketlerden kaçınmalısın."

O anda bir tane kız çığlık attı ve üzerime doğru atlayan bir beden gördüm. Bu deli Ahsen'di. Ahsen bana bakarak "Canım benim uyanmışsın" dedi ve yanaklarımı sıktı. Daha sonra bana sarıldı ve ardından yanaklarımı öpmeye başladı. Sol tarafım birazcık acıdı ve hafif tısladım. Doktor "Ahsen. Biliyorum arkadaşının uyanmasına çok sevindin ama yeni yeni dikişler iyi olmaya başlıyor lütfen. Aksi takdirde dikişleri patlayabilir."

Ahsen "A ben unutmuşum. Kusura bakma İzem" dedi. Ona gülümsedim ve "Merak etme bir şey yok" dedim. Sonra kapıdan iki kişi daha geldi. Bunlar Berk ve Öykü idi. Berk beni görünce ağlayarak yanıma gelip bana sarıldı ve "Abla" dedi. Ona sıkıca sarılarak "Kardeşim" dedim. Öykü bana bakarak "Geçmiş olsun İzem. Her şey benim yüzümden oldu kusura bakma." Öykü'ye kaşlarımı çatarak baktım ve "Saçmalama. Senin hatan bile değildi" dedim.

Kapının arkasından Hera ve Rüzgar çıkageldi. Rüzgar "Geçmiş olsun" dedi. Hera ise "Geçmiş olsun" dedi. Onlara tebessüm ederek karşılık verdim çünkü konuşmaya tam manasıyla mecalim yoktu. Annem "Hera kızım kan verdi." Gözlerimi açarak ona baktığımda Hera "Teşekkür etmene gerek yok" dedi.

Sonrasında Bulut geldi önce Uraz'a baktı sonrasında bana bakarak "Geçmiş olsun" dedi. Ona da aynı şekilde tebessüm ederek karşılık verdim. Asım ve Yakup geldiler. İkisi de aynı anda "Geçmiş olsun İzem" dedi. Onlara "Sağ olun" dedim.

Gerçekten o kadar uyumuş muydum? Bira hafta. Gerçekten çok uzundu. Hastaneden çıkmama üç gün vardı. Üç günün sonunda çıkabilecektim. O anda bir tane kız çığlık attı ve hepimiz oraya baktık.

  • Bu bölüm biraz kısa gibi oldu. Bölümü beğenmişsinizdir. Buraya kadar okuduğunuz için Teşekkürleer.
End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.