"Geldik" sesini duymamla daldığım düşüncelerimden ayrıldım ve etrafa bakınmaya başladım. Burası bir uçurumdu! İkimiz aynı anda arabadan indiğimizde kapıyı kapatıp uçuruma doğru ilerlemeye başladım.
"Atlamayı düşünüyorsan hiç uygun bir zaman değil." Dediğinde ona döndüm. "Söylemek istedim sadece." Dediğinde tekrar önüme dönmemle karşımdaki manzaraya bakakaldım.
Efsaneydi! Mükemmeldi!
Ben şaşkınlıktan öylece kalakalırken haktan çoktan yanıma gelmişti bile. "çok beğendin galiba?"
Yanağımda asılı kalan gözyaşlarımı sildiğimde artık ağlamıyordum. "Evet, çok güzelmiş burası." Dedim etrafa bakmaya devam ederken.
Uçuruma yakın bir yerde yere oturduğumda haktan da hemen yanıma kuruldu. Birkaç dakika ikimizde konuşmazken bu sessizliği bozmak istedim.
"Özür dilerim."
"Niye özür diliyorsun? Özür dileyecek bir şey yapmadın." Dedi bana dönerek. Ama ben ona değil uçurumun ardındaki manzaraya bakıyordum.
"Yaptım. Sen bana tehlikeli o adam dediğin halde ben o adamın yanında durdum. Özür dilerim."
"Sana bir şey mi yaptı?" Demesiyle yavaşça ona döndüm. "Ne yaptı sana güzelim? Eğer anlatmak istemi..." derken sözünü kestim.
"Haktan..." diyebildim sadece.
"Söylemek istemezsen o piçten öğrenirim." Ayağa kalkmak için hareketlenmişti ki bileğinden tutarak durdum onu.
"Zorla öpmeye çalıştı beni." Dedim aniden.
Haktan kaskatı kesilirken tekrar konuştum. "Otur lütfen." Dediğimde kendine geldi ve sakince oturdu.
"Niye söylemedin bunu bana?" Dedi sinirle. Siniri bana değildi bu çok belliydi.
"Söyledim ya..." dedim önüme dönüp manzaraya bakarken.
Haktandan ses gelmeyince devam ettim. "Biliyor musun ben kendimi hep çok güçlü sanardım. Ama değilmişim bunu farkettim bugün." Gözlerim akan şelaleye değdi.
"Bugün yaşadığım şeyi başka biri yaşasaydı hiç düşünmez suratına tokatı yapıştırırdı. Ama ben yapamadım o yaptı bana." Dediğimde gözlerim doldu yine.
Hızla ayağa kalktı. Bir şey demedim veya durdurmadım. Gidecekti. O da beni kötü anımda bırakıp gidecekti.
Ne ara aktığını bilmediğim yaşlarımı yanağımdan sildim ardından yanıma oturduğunu hissettim. Gitmemişti.
1 saat sonra
"Gidelim mi artık? Hayru daha fazla merak etmesin beni." Dedim ve birlikte oturduğumuz yerden kalktık.
Ellerimi tutup beni kendine çevirdi. "Sana bir şey söylemem gerekiyor."
"Tabii söyle." Diyerek ellerimize baktım.
"Direkt mi söylememi istersin yoksa dolandırarak mı?" Diye sordu.
Sevmezdim dolandırarak söylenen lafları.
"Tabiki direkt söyle." Dedim kendimden emin bir şekilde.
"Ben de öyle tahmin etmiştim." Diyerek gülümsedi ve devam etti. "Asistanım olarak çalışmanı istiyorum."
"Haktan, ben..." sözümü kesip devam etti.
"Bak, işten ayrılmışsın şu an iş aramaya kalksan bile bulamazsın. Gel benim yanımda çalış işte."
"Haktan sen tehlikelisin."
"O adam da tehlikeli, ama sen gittin çalıştın. Üstüne üstlük seni zorla öpmeye çalıştı ardından da sana tokat attı! Sence tehlikeli olan ben miyim?" Diye sordu. Son kelimeye doğru ses seviyesi daha da düşmüştü.
Haklıydı...
"Hayır tabiki ama ya tekrar kardeşime bir şey olursa?" Diye sordum endişeyle.
"Bir daha olmayacak söz veriyorum."
"Bu söz verebileceğin bir şey değil." Dedim manzaraya dönerek.
Çenemden tutarak gözlerini gözlerime kilitledi. "Tam olarak söz verebileceğim bir şey. Bir daha böyle bir şey yaşanmayacak, güven bana." Gülümsedi.
Ben bir şey demezken tekrar konuştu. "Hadi gel gidelim."
Sessiz bir yolculuğun ardından eve gelmiştik. "Ben sadece sana yardım etmek istiyorum. Başka hiçbir amacım yok. Unutma bunu. Sana zarar vermem."
Başımı sallarken arabadan indim. Kapıyı hala tutarken konuştum. "Yarın kaçta gelmem gerekiyor?"
"Ne? Yani afedersin, nereye tam olarak?" Şaşkınlığı aşırı komik ve tatlıydı.
"Şirkete canım şirkete başka nereye olacak." Dedim gülerek.
"Canım?" Dedi yine aynı şaşkınlıkla.
"Lafın gelişi dedim onu ben, ayrıca o kadar şey dememe rağmen sadece buna takıldıysan işimiz var senle."
"Sen şirkete mi geleceksin?"
"Evet, eğer istemiyorsan sıkıntı yok yani..."
"Saçmalama! Beklemiyordum sadece, şaşırdım." Dedi hala şaşkınken.
"Eee saat kaçta geleyim."
"9... 9 gibi şirkette olsan yeter."
Gülümseyerek "tamam o zaman yarın konum atarsın bana ben de o saatte orda olurum." Dedim.
"Tamamdır görşürüz yarın. Şirkette."
"Görüşürüz." Diyerek kapayı kapattım ve apartmana doğru yürüdüm.
Bir yanım yanlış yapıyorsun derken diğer yanım doğru yapıyorsun demeye başladı. Sonuçta bana çarptığı halde yardım etti. Etmeyedrbilirdi. Şimdi de iş bulamadığım için iş teklif etmişti ve bende kabul etmiştim.
Yardım etti alt tarafı! En fazla ne olabilir ki?
Zili çaldığımda gökdeniz açtı kapıyı. "Hoş geldin abla!" Dedi sevinçle.
İçeri girip kapıyı kapattığımda eğilip yanaklarından öptüm. "Hoşbuldum bir tanem."
"Yorgun görünüyorsun. Patronun çok mu yoruyor seni."
"Hayır canım, ama artık orda çalışmıyorum."
"Niye?" Dedi merakla.
"Bir takım şeyler oldu. Önemli değil yani. Hayru ablan nerde?"
"Mutfakta." Dediğinde ayağa kalktım.
"Ödevlerin bitti mi senin?"
"Hayır az bir şey kaldı." Dedi bezmiş bir şekilde.
"Tamam o zaman yemek yiyelim sonra tekrar devam edersin." Dedim. Başını sallayınca odama doğru yöneldim.
Odamın tam karşısında annem ve babamın odası vardı. Kapısı genelde yarım açık olurdu. Onların bizi izlediğine inanıyorum çünkü. Sanki hala ordalarmış gibiler.
Odamdan içeri girerek üstümü değiştirip rahat bir şeyler giydim. Ardından ellerimi yıkayıp mutfağa geçtim.
"Yardıma ihtiyacın var mı?"
Hayru bana dönmemeyi tercih ederek "hayır, gel otur." Dedi.
Ne olmuştu ki?
Yanına gidip koluna dokundum. "Ne oldu ya, ne yaptım yine?"
"Kendini tanıman çok güzel nehir." Dedi ve ardından sandalyeyi gösterdi. "Otur lütfen." Elimden sıyrılarak elindekileri masaya bıraktı ve oturdu. "Hadi otur. Gökdeniz yedi. Ben de seni bekledim. Beraber yeriz diye."
"Niye böyle davranıyorsun? İşim vardı o yüzden geç kaldım."
Gözlerini önündeki yemeğinden çekerek hızla bana döndüğünde ben de karşısına oturdum. "Hala yalan söylemeye devam ediyorsun. İnanamıyorum sana! Biz değil miydik birbirimize yalan söylememek konusunda söz veren."
"Hayru..."
"Haktanla olduğunu neden söylemedin bana?"
Nerden biliyordu?
"Sen..." derken sözümü kesti. "Ben nerden biliyorum değil mi? Hemen söyleyeyim. Pencereden bakarken gördüm sizi." Dedi 'sizi' kelimesini bastırarak. "Ne karıştırıyorsun nehir? Niye benden saklama gereği duyuyorsun."
"Hayru ben gerçekten özür dilerim. Eve gelince anlatacaktım. Bugün kötü bir gün geçirdim ve o da yanımda olmak istedi, hepsi bu. Başka bir şey yok."
"Ne oldu bugün? Bu kadar önemli ne oldu da haktan senin yanına geldi. Ya da neden mi çağırdın desem?" Dedi şüpheyle.
"Ben çağırmadım!" Aklıma gökdeniz gelince sesimin seviyesini düşürdüm. "Ben çağırmadım. Yolda gördü beni."
"Ne oldu bugün nehir? Hala söylememek de direniyorsun."
"Tamam anlatacağım ama sonuna kadar dinle ve kızma. Olur mu?" Dedim masum rolüne bürünerek.
"Anlat." Dedi sadece.
Her şeyi en baştan anlatmaya başladım. Anlattıklarım bittiğinde sadece son bir kısmı anlatmamıştım. Haktanın iş teklifini kabul ettiğimi...
"Evet devam et." Dedi sinirle.
"Haktanın iş teklifini kabul ettim." Dedim dan diye.