Skip to content

CANPARE

Chapter 2 · 8 min read

CANPARE

Chapter 2

1.BÖLÜM: Gayipten sesler

15.09.2018/Rize

Çoğu kişiler beni deli olarak tanımlar ama ben onların en akıllısıyım. Mesela Şükrü gibi kendimi her sabah ezanında camdan sarkıtmıyorum.

Tahir gibi bahçeye giren başka tavukları kurşuna dizmiyorum.

Halime nene gibi her gün çaylıkta namaz kılmıyorum...

Bizim köy deliydi de işte bir akıllı ben kalınca deli oluyordum onlarda.

Varsın bana deli desinler. Yeter ki benimle insancıl konuşmasınlar.

Ben kendi halinde nenesi ile yaşayan bir laz kızıyım. Annem ve babam şu dağlarda kör kurşun kurban gitti. Aslında vurulan yalnızca babamdı ama aynı kurşun sanki anneme de değmiş ve canını almıştı. Her zaman neşeli, merhametli olan annem babamın vefatından sonda bir ruh gibi olmuş kendi evlatları dahil kimseyle konuşmaz olmuştu.

Evlatları...

Birdaha bir araya gelemeyecek evlatları.

Annem kendini büyük Irmaktan aşağıya atarken kardeşimle köprünün yanında annemizin Irmakta suya kapılmasını izlemiştik. Ben onu görmesin diye kendime bastırmıştım ama geç olmuştu. Sonuçta intihar eden benimde annemdi ve şoktan ancak çıkabilmiştim. Sonuç olarak 8 yaşında ki ikizim, canım akıl sağlığını gerçek anlamda kaybetmişti. Bunu 18 yaşında geldiğinde annemin ruhunu görmesiyle anlamıştık. Nenem ne kadar yörelerine uygun bir kadın da olsa torunun göz göre göre delirmesine katlanamamış ve onu Rize Akıl ve Ruh hastalıkları hastahanesine kapattırmıştı.

O günden sonra yani 5 senedir canımın içini görmez olmuştum çünkü birimizi bile görmek istemiyordu.

Bana aslında akıllı olduğum için deli demiyorlardı. Aslında ben kardeşimin hastalığını 12 yaşında bir şekilde fark etmiştim ama bunu kabul edememiş gerçek bir deli gibi davranmaya başlamıştım.

Köyde herkese sataşıyor ve her hafta bir kavga çıkarıyorduk.

18 yaşına kadar köylüyle bile şaka şamata, kavga içinde geçinmiştik.

O gidince köylü bana gerçek anlamda deli demeye başladı.

Sonuç olarak o zamana kadar aynı şeyi yapıyorduk ve o da hastahaneye yatınca herkes benim de deli olduğumu varsayarak uzaklaşmaya başladı.

Sonuç olarak Asya ve Ayşe KARMAN'ın devri kapanmıştı bu köyde. Geriye ikiz kardeşlerden köyün tescilli delisi Asya ve hastahanede yatan Ayşe kalmıştı...

Ama bu tescili değiştirmek ve hayalimi(zi) gerçekleştirmek için Acil doktorluğu okuyordum.

Ben Asya KARMAN. 23 yaşındayım.

7 yaşında öksüz, 8 yaşında yetim kalan Asya. 12 yaşında kardeşinin deli olduğunu fark eden Asya.

18 yaşında gerçek anlamda yetim kalan Asya.

Ve 23 yaşında şu anda yağmurun altında sırtında odun çeken Asya.

Lanet olsun Rize şartlarına. Hatta Karadeniz şartlarına. Yaz, kış demeden yağmurun sel götürdüğü bir şehirdi Rize. Tüm Karadeniz şehirlerine nazan, Artvin ve Trabzon hariç, yüksek tepelere sahipti. Genelde her iki dağın arasında bir dere olurdu. Bu da Sel olma olasılığını yükseltiyordu.

Yine o günlerden bir tanesiydi.

Haberlere çıkan seller genelde bayağı olurdu ama Allah'a şükür bu sefer az oluyordu. Yani az derken dizimin altındaydı su.

" Çız Asya! Nereya kaldun ortaluği sel götüriyi " diyerek 100 metre ileride ki evimizin camından kafasını uzatan Hanife neneme baktım.

" Çeliyrum bir dur be nene! Zaten fuşki gibi oldi ortaluk, nereye bassam kayayrum. " diye homurdana homurdana evin bahçesine girdim ve baraka tarzında olan odunluğa sırtımda ki yükü attım. Sırılsıklam olmuştum ama 1 hafta yetecek kadar odun almıştım. Bundan önce de 2 tur yapmıştım.

" Asya! Çız nerdesun?! " diyen nenemle göz devirdim.

" Kocaya kaçtum nene, bir diyeceğun mi var?! " diyerek eve girdim ve kendimi hızla banyoya attım. Arkamdan sövdüğünü duyuyordum.

" Fuşki yiyenun sıçtugi uşak! Beynamazın kulakladuği "

•••

Genç adam tim arkadaşlarına bir bakış attı. Yağmur, Yaz, Kış demeden vatan millet meselesi diyerek savaşıyorlardı.

Buralarda bu kadar olmuyordu bu itler.Hatta yok denecek kadar azdı.

Ama terörün olmadığı yer yoktu.

Tıpkı o terörist inlerinin içinde her zaman olan köstebekler gibi...

Genç adam bundan önce 3 sene Gaziantepte yapmıştı doğu görevini. Daha buralara atanalı

4 ay oluyordu ama tim arkadaşlarıyla kısa sürede bile bir aile gibi olduğunu hissediyordu.

" Şafak 1'den Şafak 5'e, durum bildir! "

Kulaklıktan 5.ekip arkadaşına seslendiğinde Yakup ses verdi.

" Komutanım sisten ve yağmurdan göz gözü görmüyor ama 3 tane hareket halinde cisim seçtim. "

" Şafak Timi'nin halledemeyeceği iş yoktur, hadi uşaklar Rizenin dağlarını çınlatalım" diyerek timine vur komutunu verdiğinde silah sesleri dört bir yandan yankılandı.

Kurşunlar kulaklarının dibinden geçmeye başladığında yerinin belli olduğunu anladı. Her değiştirirken omzuna giren bir sancı ile dişlerini sıktı ve itlerin olduğu kısma iki el ateş etti. Kendini ağacın arkasına atarken " Şafak 1den Şafak 3'e çok müşkül bir durumda değilsen saat 2 yönüne gelsen iyi olur. Şafak 2 ikinci bir emre kadar emir komuta sende " dedi. Tim komutanları için endişelenmişti haliyle ama çatışmada birşey diyemedi.

" Emredersiniz Komutanım "

Şafak 3, gerçek adıyla Ali yerinden hareket etmeye çalıştı ama ağacın gövdesine peş peşe saplanan kurşunlar ile bir küfür savurdu.

" Komutanım çıkamıyorum."

Dişlerini sıktı ve yarasına bir bakış attı. Bu aslında onun için ufak bir yara olabilirdi. Eğer sıyırsaydı.

Kurşun onundaydı ve kan kaybediyordu. Üniformasından çamura karışan kana bakmak bile istemiyordu. Ama kendini hemen bırakmak istemedi.

Bu çatışmaya girmeden önce timin hepsi biliyordu bu ormana sıkıştığını. Plânları ormanın bir tarafından boşluk açmaktı ama o boşluk bir türlü açılamıyordu.

" Şafak 5, senin gözünün ayarını sikeyim " dedi Şafak 2. Gerçek adıyla Pusat.

" Şafak 2! bağırma çocuğa. Sisten göz gözü görmüyorken üç tane seçebildiğine dua et. Ben silahımı bile zor seçebildim. " diyerek yardımcısını azarlayıp kafasını ağaçtan uzattı ve kıpırdama olan tarafa üç el ateş etti. Kıpırdanan ikisinin yere düştüğünü belirten inleme sesleriyle sırıttı.

Pusat dişlerini sıktı ve şu 4 ayda tanıdığı bir adama karşı kardeşlik duygusu beslediği için lanet etti.

Genç adam bir kurşun daha sıktı ve diğerini de yere düşürdü.

Arkasında hissettiği hareketlenmeyle hızla o tarafa döndü ve üç tane iti kendine doğru gelirken gördü. Aralarında çok az bir mesafe vardı. Hızla ortadakini indirdi ama o sırada sağdaki ona bir yumruk savurdu. Yumrudan eğilerek kurtuldu ve silahını ite doğru çevirdi. Ateş edecekken yandan gelen bir tekmeyle silah yere düştü. Bunlar eğitimliydi.

" Orospunun eğittiği yavşaklar " diyerek sağdakine bir uçan tekme savurdu. Adam kafasına gelen tekmeyle yere düştü. Genç adamın kulağından çekilen kulaklık ve kafasına vurulan sert bir cisimle gözleri dehşetle açıldı. Hırsla tekme atarken plan yapamamış ve sırtını çakala dönmüştü. Bu onun için çok büyük bir hataydı.

" Siktiğimin puştları " diye homurdanarak yere düştü. Aslında adam vurmasaydı kan kaybından gözü kararacak ve bayılacaktı.

Ama o şekilde bayılmak bu itlerin elinde bayılmaktan çok daha iyiydi.

Asker olmak demek, hataya yer yok demekti. En düşük rütbeden eb yüksek rütbeye kadar bütün askerler bunu bilir ve hep kendilerine hatırlatırdı.

Genç adamın kan kaybından bulanan aklı ve hırsı ise bu kuralı unutturmuş hata yapmasını sağlamıştı.

Asker olmak, hataya yer yok demekti ve Genç adam bunu ilerleyen zamanlarda çok net bir şekilde anlayacaktı.

•••

" Nene bir duramadun gittu da! Senin ne işun var ha buraya?" diyerek memesine söylenen kız okulun bahçesinde ki kuru bir bakta oturmuş kollarını göğsüne bağlamış olan memesine bakıyordu.

Asya bugün KPSS sınavına girecek ve küçüklüğünden beri hayalini kurduğu doktorluk sınavına girecek ve nenesinden ayrı kaldığı zamanların hıncını kitapçıktan çıkartacaktı.

" Sen oni buni boşver da, Sınava ne edeceğuni düşün. " diyerek kolumu dürteklediğinde derin bir nefes verdim. Stres yapamaya gerek yoktu. Gerekli tüm bilgiye sahiptim.

Sınav saatti geldiğinde sınava girdim ve rahat bir şekilde optikleri doldurmaya başladım. Bazı arkadaşlar ağlayarak sınavı terk etti,bazıları geç kaldı..

Sınavı bitirip nenemin yanına gittiğimde bana sıkıca sarıldı ve

" Sana çüveniyrum çızum " dedi.

Bu hayatta yalnızca iki varlığım vardı. Nenem ve Ayşe.

Bu hayatta yanımda olan bir varlığım vardı. Nenem.

Ben varlığımı, varlıklarımı her zaman korumak istiyordum. Kimseye onları ezdirmeye niyetim yoktu. Mesela neneme kimse köyde söz edemezdi. Mesela kimse Ayşenin konusunu bile açamazdı.

Alnını karışlardım.

Nenem ile köye geri döndüğümüzde yolumuza Şükrü çıktı.

" Uiyy Hanife nenem duydin mi? " diyerek yüzünü garip bir hale sokan adama göz devirdim.

" Yine ne oldu delu uşak? "

Şükrü neneme cevap vermeden dizlerini dövmeye başladı.

" Ula ne dizlerini döveysun delu danalar gibi, korkutaysun beni " dedi nenem. Bende merak etmiştim şimdi.

" Yaylaya sel vurmuş dün. Bizum Nejdet bakmağa gittiydu, senun çayluk göl olmiş diyiler " dediğinde nenem elini kalbine koydu.

Bende çok üzülmüştüm. Babamda bize emanet bir o çaylık kalmıştı.

Tek maddi varlığımız değildi ama manevi bir varlığımızdı.

" Nene hele bir sakin olasun " diyerek Şükrüye baktım.

" Şükrü seni çezeceğum, bir anda söylenirmu kot kafali Sen nenemi eve çotir ben yaylaya gidiyrum "

Nenem " Benda çeliyrum " dediğinde ona cevap verme gereği duymadan Şükrüye döndüm.

" Sen deduğum çibi nenemi eve götir. " dedim. Onlardan önce eve vardım ve ne olur olmaz diyerek iki çift kıyafet, babamdan yadigar tüfek ve mermileri aldım.

Telefonun şarkı fuldu ama çekmezdi. Yine de aldım.

Evden çıktım ve yayla yoluna girdim. Ben alt yoldan giderken üst taraftan konuşma sesleri geliyordu. Merak ettim. Kulak kesildiğimde ise ses olmadığı ve gayipten sesler duyduğunu fark ettim.

" Ula benda gerçekten delurmişim ha! Ses duyiyrum sanayrum! Rabbum sen akluma mukayyet ol "

Yaylaya çıktım. Burada 7 tane yayla evi vardı. Bizimki en sondaykiydi. Çaylıkları gezdim ve hasarı kontrol ettim. Tamda tahmin ettiğim gibi Şükrü biraz abartmıştı. Havanın karardığını fark ettiğimde yaylada kalmaya kadar verdim. Haba hâlâ çiselediği için üstüm başım sırılsıklam olmuştu. Yorgun oldugun için sobayı bile yakmaya üşendim.

Üstümü değiştirip divana yattığımda ise o seslerden tekrar duydum. Allahım sen aklıma mukayyet ol.

Pek takmazken gözlerini yumdum ve kendimi derin bir uykuya bıraktım. Fakat saat kaçtı bilmiyorum ama bir adamın bağırış sesiyle birlikte sıçradım.

" Bırakın lan beni koduğumun piçleri!"

Kimdi bu adam?

Kaçırılmış mıydı?

İçim merakla dolup taşmıştı.

👨‍✈️👩‍🔬👨‍✈️👩‍🔬👨‍✈️👩‍🔬👨‍✈️👩‍🔬👨‍✈️👩‍🔬👨‍✈️👩‍🔬👨‍✈️👩‍🔬👨‍✈️

Bölümü nasıl buldunuz canlarım?

İnşallah beğenmişsinizdur!

Yorumlara yazın.

Takip etmeyi ve beğenmeyi unutmayın! 😗😗😗

End of chapter

The next chapter is locked

Open chapter 3 for 5 coins in the app and carry on where you left off.

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.