Skip to content

Border

Chapter 6 · 7 min read

Border

Chapter 6

6.

Yarın okul var aq

Düşündükçe fenalık geliyo bana bi

Bu bölüm düzyazı olacak çoğunlukla.

Bir daha oy ve yorum demeyeceğim. Bunu sizin vicdanınıza bıraktım.

Uzun bir bölüm olcak.

Hayde bismillah 🙏

--------------------------------------------

Bavulumu da kapattıktan sonra düşünmeye başladım unuttuğum bir şey var mı diye. Yoktu. Her şeyimle tamamdım. Sanırım değildim. Çünkü grupla olan konuşmamızdan sonra içime bir öküz oturmuş. Oradan da kalmak bilmemişti.

Görmezden gelmek çok isterdim ama ne zaman içime bu kahrolasıca öküz otursa kesin bir şey oluyordu. Yine olacaktı. Ama ne olacaktı işte?

Gruba yazsam ne olurdu ki? Zaten onları yeterince endişelendirmiş, ortalığı velveleye vermiştim. Benim yüzümden Yoongi Hyung'u rahatsız etmiş bulundum birde bunu yazıp daha da kimseye yük olmak gibi bir derdim yoktu.

Ama bu sıkıntı içimi kemirip duruyordu. Beynim çoktan en kötü senaryoları çekmeye başlamıştı. Ne olacaksa bana olsundu. Sevdiklerimin başına bir şey gelmesine dayanamazdım.

Saat 12.23 ama o sapık heriften ses seda yoktu.Şimdiye o iğrenç mesajlarının binlercesini dizmiş olmalıydı. Bunu düşündükçe sıcak bastı.

Pencereye ilerledim ve tülü çekip açtım. Bulunduğum mahalle sakin bir yerdi. Kavga gürültü sevmezdim. Sanırım tüm şansımı böyle bir yere taşınarak kullanmıştım. Zaten buraya taşındıktan sonra ne şans kapımı çalmış ne de ben onu aramıştım.

Derin derin nefesler çektim içime. Bu temiz havada olmasa ne bok yiyecektim acaba? Herhalde içimdeki keyfi yerinde olan ama benim keyfimi sikip iyice yerine yerleşen öküzle geberip giderdim.

Düşünce okyanusumda kaybolduğum sırada duyduğum bağırış çağırış sesleriyle yüzümü buruşturdum.

Amınakoyayım, iyiki sakin bir yer dedim. Söylediklerim bana kıçıyla gülerek ters tepmese hayrete düşerdim.

" ALDATIYORSUN BENİ O KIZLA, DEĞİL Mİ? "

" BÖYLE BİR ŞEY NASIL DÜŞÜNÜRSÜN? "

" Niye yalan söylüyorsun kıza? "

Evimin hemen ilerisindeki parkta yaşanan sevgili kavgasına sarışın bir erkek dahil olunca meraklanmadım değil.

Erkeğin sarışın olmasından değil yani.

" S-senin ne işin var burada? "

Kızla tartışan çocuk dahil olan erkeği görünce ruh görmüşe döndü. Sarışın dehşetül vahşet bütün yakışıklılığıyla gülümseyip çocuğu baştan aşağı süzdükten sonra kıza döndü.

" Sana da yazık. Sevgilinin benim adımı inlediği geceler sen ondan mesajına cevap bekliyordun. "

" Ne? "

En az bende kız kadar şaşkındım. Vay anasını. Ama böylede kahpelik olmazki. Söylencek söz mü bu şimdi?

"Kes sesini! "

Çocuk ona yükseldiğinde bile adam hiç istifini bozmamış, aynı alaycıl sesiyle devam etmişti.

" O ona yaşattığım zevkten çığlıklar atarken sen kendini yiyip bitiriyordun. Sevgilisi olduğunu bilmediğimi sanıyordu ama ben her şeyin farkındaydım. Buna rağmen o bana geldiğinde, benim için ıslandığında ona istediğini hep verdim, ona o zevki hep verdim. "

Çocuk tam tescilli gay çıktı amınakoyayım. Ama puşt olanından. Tamam, bende gay bir insancığım ama aldatmak gibi eziklikler yapmadım.

Kızın yüzündeki şaşkınlık ve kırgınlığa ben bile dayanamıyordum. Aldığım oksijeni bile osuruk ettiniz bana be. Hepiniz siktir olup gidin.

Pencereyi kapattım ve tülü bir hışım çektim. Te Allah'ım, karşılaştığım şeye bak!

Yoongi Hyung'a yazma zamanım gelmişti.

Yoongi×Jungkook

----------------------------

Jungkook: Hyung hazırım.

Yoongi çevrimiçi

Yoongi: Tamam, geliyorum.

--------------------------------------------------

Telefonumu kontrol ettim. Mesaj yoktu o sapıktan. Canımı öyle sıkıyorduki bu durum. Sanki fırtına öncesi sessizlik çökmüştü.

Sen böyle kötüyü çağırıp durursan tabii başına kötü şeyler gelir.

İyi şeyler düşün. Çimenler niye yeşil ki? Tavuklar niye uçamıyor? Bence deve kuşları FBI üyeleri. Sivrisinekler neden kan yerine sinekler gibi bokla beslenmiyor?

Bu düşüncelerle evimin bahçesine çıkmış ve Yoongi Hyung'u beklemeye başlamıştım. Düşüncelerde ne kaliteli yalnız.

Ofladım. Şu öküz bir gitmedi be içimden! Lan, öküz bozuntusu, git oğlum artık! Senin keyfinin ceremesini niye benim keyfim çekiyor amk?

Derin ve bir o kadar da vizyonlu düşüncelerimin içinden çıkmama neden olan şey kulaklarıma dolan iki el ateş sesiydi.

Siktir! Bavulu bıraktım ve ellerimi kulaklarıma kapatıp olduğum yere çöktüm.

Devam eden silah sesleriyle nefeslerim ciğerlerime yetmemeye başladı. Hayır, sakin ol Jungkook. Geçmişte kaldı o, geçmişte kaldı. Hayır, sakın. Sakın!

-------------------------------------------------------

Küçük kız pembelerle bezeli odasında oyuncaklarıyla oynuyordu. Abisini de oyununa dahil etmeye çalışıyordu.

" Abi, benimle oynasana. Lütfen, istediğin oyuncağı alırsın, karışmam. Söz. "

" İstemiyorum Lisa. Sen kendin oyna. "

Küçük kız aldığı cevapla kaşlarını çattı. Ayağa kalktı ve oyuncaklarından birini abisine fırlattı. Abisinin deyimiyle cadılık moduna geçmişti.

" Pis Jungkook! Kötü Jungkook! "

" Lisa! Otur oturduğun yerde. Koparırım bebeğinin başını! "

" Koparamazsın ki! Anneme söylerim seni. "

" Bende seni söylerim! "

Jungkook oturduğu koltuktan kalktı ve Lisa'nın yanına gidip onu hafifçe ittirdi.

Bu ittirmeye karşılık küçük kız kendini yere atıp yuvarlanırken tiz bir çığlığı bastı.

" ANNEEEEEEE! JUNGKOOK BENİ DÖVÜYOR! ANNEEEE! "

Oğlan, kardeşinin yaptığıyla dehşetle geri adımladı. Şu dünyada en korktuğu şeylerden biriyse kardeşinin bu oscarlık oyunculuğunu sergilemesiydi. Diğeri ise babasının annesiyle olan kavgaları.

Umut ederdiki bu akşam kavga etmezlerdi.

Annesi odaya bir hışım dalınca başını hızla iki yana salladı.

" Ya anne ben bir şey yapmadım! Sadece hafifçe ittirdim. Yalan söylüyor, dövmedim ben onu! "

Küçük kız yerde sergilediği oscarlık oyunculuğuna son vermiş ve annesine taraf dönmüştü.

" A-anne, hıck! Jungkook, hıck! Dövdü beğniiii! "

Annelerinin kaşları çatıldı. Tam çocuklarını azarlamak üzereydiki aşağıdan gelen sert kapı sesiyle ağzını açtığı gibi kapattı.

" Uslu durun! Çıt ses istemiyorum. Anlaşıldı mı? "

Çocuklar başlarını hızla olumlu anlamda salladı.

Anneleri odadan çıkınca Lisa tekrar oyuncaklarıyla oynamaya başladı. Az önce hiçbir şey olmamış gibi neşeyle cıvıldamaya başladı.

Jungkook kardeşinin bu haline ters bir bakış attı. Küçük cadı!

Aşağıdan gelen bir şeyin kırılma sesiyle irkildi çocuk. Lisa bu sesle oyunundan başını kaldırdı ve endişeyle abisine baktı.

Abiside endişeliydi ama alışılmış bir endişeydi onunkisi. Lisa alışamamıştı halen bu duruma. O daha hassastı. Anne babasına daha düşkündü.

" Abi n'oluyor? "

" Yok bir şey. " dedi çocuk hemen odanın kapısını kapatırken.

" Hadi, bebeklerinle oynayalım."

" Oynamıyordun hani az önce. " dedi küçük kız dolan gözlerine tezat sinirli sesiyle.

" Şimdi oynamak istiyorum. " dedi kardeşinin karşısına yerleşip.

Zaman geçtikçe aşağıdaki sesler artmaya başladı. Buna karşılık küçük kız tutmaya çalıştığı gözyaşlarını serbest bıraktı.

Jungkook hemen ona sarıldı ve teselli etmeye başladı.

Rutin bir şey haline gelmişti artık. Ama her seferinde aynı acı, aynı hüzün, aynı olaylar.

Anlamıyordu çocuk. Anlaşamıyorlarsa niye boşanmıyorlardı? Dokuz yaşındaydı ama boşanmak nedir biliyordu. Annesiyle babası sağ olsun.

Aniden sesler kesilince bir korku sardı bedenini oğlanın. Bu normal değildi. Babasının küfürler savurup kapıyı sertçe çarpıp gitmesi lazımdı. Ne oluyordu aşağıda?

Lisa'yı burada kalması konusunda tembihledi ve sessiz olmaya çalışarak odadan çıkıp merdivenlerden inmeye başladı.

Mutfağın kapısına geldiğinde gördüğü manzarayla kâl geldi küçücük bedenine.

Annesinin elinde kanlı bir bıçak.

Babasının dev bedeni mutfak zeminine boylu boyunca yayılmış.

Annesinin yüzünde deli ve karanlık bir gülümseme.

Annesi...Güzel annesi...Sıcak gülüşlü annesi...

Babası...Güçlü babası...Bir o kadar da sinirli babası...

Annesinin yüzünde o huzur veren, sıcak gülüşü yoktu. Gördüğü bu kadın annesi miydi emin bile değildi.

Şokla geriledi. Sessiz ve hızlı adımlarıyla odalarına çıktı. Hızla Lisa'yı oyuncaklarının başından kaldırdı ve montunu giydirdi.

" Abi iyi misin? "

" Hayaletler gibi olmuşsun abi. "

" Neden konuşmuyorsun abi? "

Lisa'yı ve kendini de giydirdikten sonra odanın çıkışına yöneldi kardeşinin elini tutarak.

Arkasını döndü. Kapının girişinde annesini gördüğünde olduğu yerde kalakaldı.

"Jungkook, oğlum. Kızım. "

Annesinin elinde bıçak yoktu. Oğlanın az önce gördüğü gülümseme yerine sıcak bir tebessüm vardı. Gözleri yaşlarla dolmuştu annesinin.

" Yavrularım..."

" Gelme! " dedi çocuk kardeşini arkasına alırken.

" Oğlum, canım oğlum. Özür dilerim, özür dilerim annecim, özür dilerim... "

Kapının zili çalındığında anneleri dolmuş gözlerini son kez çocuklarının üzerinde gezdirdi. Polis gelmişti. Tekrar ve tekrar. Önceki kavgalarda olduğu gibi komşular yine polisi aramıştı. Ama bu sefer karşılaşacakları görüntü her zamanki gibi olmayacaktı.

" Sizi seviyorum, sizi seviyorum mis kokulularım benim. "

Çıktı odadan kadın. Açtı kapıyı. Sonrası malum.

Biri mapusa biri toprağa. Arkadaysa iki gözü yaşlı pırlanta...

-----------------------------------------------------

Çok derinlerden bir ses duyuyordum. Bir o kadar uzak ama bir o kadar da yakın. Ancak gözlerimi açamıyordum.

Soğuk o kadar işlemiştiki bedenime sanki buzullardaydım. Karanlıktaydım ama korkmuyordum. Alışıktım sanki bu karanlığa. Bedenim özelliklede ruhum tanıyordu sanırım bu karanlığı.

Fakat bu karanlık ışık olmadığı için miydi yoksa yaşanmışlıkların arkasında bıraktığı mıydı?

Sanırım bu sorunun cevabını hiçbir zaman kabullenmek istemeyecektim.

" Jungkook! Uyan, birtanem. Uyan! "

Yoongi Hyung? Sen misin?

Kurtar beni Hyung bu karanlıktan! Korkmuyorum ama bunalıyorum.

Hyung, duy sesimi!

Gözlerim yavaşça açılırken tanıdık bir yüz girdi görüş açıma.

" Tanrım, şükürler olsun sana. "

" Bak ben geldim. Hadi birtanem, kalk. Güçlüsün sen. "

"De-Değilim. Ben güçlü değilim. Bütün gücümü dokuz yaşındayken k-kaybettim ben Hyung... "

Son hatırladığım bunlardı. Sonrası tekrar karanlık. Geçmişimin hatırlatıcısı olan karanlık...

---------------------------------------------

Ay noluyor noluyorrr😶

Dramsız hikayemi olur canım😎😎😎😎

Azcık efkarlanalım bakalım.

Neyse, umarım beğenmişsinizdir❤

BEN KAÇARKİNE😋😋😋

End of chapter

1 comments